Kızıldeniz’de dengeler neden değişiyor?

Husilerin Mokha ve Perim Adası’nı ele geçirmesi Kızıldeniz’deki güç dengesini nasıl değiştirebilir? İran savaşıyla Hürmüz Boğazı’na alternatif hâle gelen bu güzergâh neden yeni bir cepheye dönüşüyor? Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı baskı altına girerken Yemen’deki çatışma Orta Doğu’daki savaşı daha da genişletebilir mi?

Dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın “İran’daki savaşı bitirecek” dediği adımı beklerken Ortadoğu’nun bir başka köşesinden sürpriz bir hamle geldi. Husiler, Yemen ve çevresinde askeri üstünlük sağlamak için yeni ve büyük çaplı bir girişim başlattı. 8 Eylül’de Suudi Arabistan’a insansız hava araçları ve balistik füzelerle saldırarak ülkenin güneyindeki petrol tesislerini hedef aldılar. 10 Eylül’de ise Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Mokha Limanı’nı ele geçirdiler. Yemen hükümeti, 11 Eylül’de, Husilerin Babülmendep Boğazı’nın girişindeki Perim Adası’nı da kontrol altına aldığını açıkladı.

Bu gelişmeler, Yemen’deki güç dengesini değiştirmekle kalmıyor, Kızıldeniz üzerinden gerçekleşen küresel enerji ve ticaret akışını da tehdit ediyor. Eski BM Yemen Özel Temsilcisi Kıdemli Siyasi Danışmanı April Longley Alley ile eski ABD Yemen Özel Temsilci Yardımcısı Allison Minor, Foreign Affairs’ta yayımlanan makalelerinde Husilerin son hamlelerinin Orta Doğu’daki savaşların seyrini değiştirebileceğini savunuyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Mokha’nın düşüşü neden bu kadar önemli?

“Mokha, Husi karşıtı koalisyonun önemli kalelerinden biri ve Husi ilerleyişine karşı bir kalkandı.  Şehrin düşmesi, 2022’den beri büyük ölçüde devam eden ateşkesi sarstı ve Husilerin kuzeydeki hâkimiyetini güçlendirmesi için yeni bir alan açtı.

Ancak kazanımın anlamı Yemen sınırlarını aşıyor. Husilerin hem Perim Adası’nı hem de Babülmendep’e (hüzün kapısı) 80 km’den daha yakın mesafedeki Mokha’yı kontrol etmesi, grubun bu kritik boğazda belirleyici bir aktör hâline gelmesini ve gemi trafiğini daha kolay tehdit etmesini sağlıyor.

Husiler neden şimdi harekete geçti?

Husilerin Temmuz ayında Suudi çıkarlarına yönelik saldırılarla başlayan tırmanışının zamanlaması özellikle dikkat çekici. Çünkü İran savaşıyla birlikte Kızıldeniz, Suudi petrolü için Hürmüz Boğazı’na önemli bir alternatif haline geldi.

Suudi gemilerine ve Suudi Arabistan topraklarına yönelik saldırılar, İran savaşında fiilen ikinci bir cephe açtı. Böylece çatışma genişlerken küresel enerji ve finans piyasaları üzerindeki baskı da arttı. Husi saldırılarının yeniden başlamasından bu yana Babülmendep yoluyla yapılan Suudi petrol ihracatı yüzde 95 azaldı. Husiler şimdi Mısır üzerinden kuzeye yapılan petrol ihracatını da tehdit ediyor.

İranlı yetkililer, ABD ile bir anlaşmaya varılabilmesi için Yemen ablukasının kaldırılmasını talep ediyor. Bu, Suudi Arabistan’ın Husi kontrolündeki bölgelere yönelik transit kısıtlamalarını kaldırması ve Yemen hükümetine verdiği desteği sonlandırması anlamına geliyor. İran ve müttefikleri böylece Orta Doğu’nun kritik deniz geçiş noktalarında yeni bir statüko kurmaya çalışıyor.

Husilerin hedefleri neden daha da büyüdü?

ABD’nin İran’la savaşı, Husilerin Yemen’deki maksimalist hedeflerine yeni bir ivme kazandırdı. Grup, ateşkesin ardından ortaya çıkan “ne savaş ne barış” durumundan rahatsız ve 12 yıldır süren iç savaşın siyasi çözümünü geciktirmekle Riyad’ı suçluyor.

Oysa 2023’te BM’nin desteklediği yol haritası, kalıcı ateşkes ve siyasi süreç karşılığında Husilerin kamu sektörü maaşlarını ödemesine ve petrol ve doğalgaz gelirlerinden pay almasına olanak sağlayacaktı.

Ancak grup anlaşmayı kabul etmek yerine Gazze savaşında Hamas’a destek vermek amacıyla Kızıldeniz’deki gemilere saldırmaya başladı ve daha sonra müzakere masasına dönebileceğini düşündü.

Askeri saldırılar Husileri neden zayıflatmadı?

Gazze savaşının son aşamasında İsrail ve ABD, Yemen’deki Husi hedeflerine ağır askeri ve ekonomik darbeler vurdu. 2025 ilkbaharında Trump yönetimi “Rough Rider Operasyonu” kapsamında 1.000’den fazla hava saldırısı düzenledi. Birkaç ay sonra İsrail de Husi altyapısını hedef aldı ve grubun fiili başbakanı ile genelkurmay başkanını öldürdü.

Ancak bu operasyonlar Husileri zayıflatmak yerine cesaretlendirmiş görünüyor. Küresel deniz taşımacılığına yönelik saldırılar, grubun İran’ın direniş eksenindeki önemini artırdı. Husiler ayrıca ABD ve İsrail’le mücadele ederek bölgesel aktör imajlarını pekiştirdi.

Bunun ardından daha güçlü askeri kapasite edinmeye yöneldiler. Rusya, Gazze savaşı sırasında Husilere gemileri hedef almaları için istihbarat sağladı ve gelişmiş silahlar vermeyi değerlendirdi. Sonunda Riyad’ın baskısıyla bundan vazgeçse de Husiler bugün iç üretim kapasitelerini geliştiriyor, çeşitlendirilmiş tedarik zincirlerinden ve gizli finans ağlarından yararlanıyor. Böylece İran’dan doğrudan silah transferi olmadan da cephaneliklerini büyütebiliyorlar.

Husilerin kazanımları yeni bir pazarlık gücü mü yaratıyor?

Husiler, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e artan bağımlılığı nedeniyle Riyad’ın taleplerine hızla boyun eğeceğini düşünmüş olabilir. Ancak gelişmeler tam tersine, Suudi yönetiminin Husilere karşı koyma kararlılığını güçlendirmiş görünüyor.

Yine de grup kendi içinde de ciddi ekonomik baskıyla karşı karşıya. Kamu sektörü maaşlarının ödenmesi ve kötüleşen yaşam koşullarının düzeltilmesi yönündeki beklentiler artıyor. Yemen nüfusunun yarısından fazlası akut gıda güvensizliği yaşıyor; yaklaşık altı milyon kişi ise kıtlığın eşiğine işaret eden “acil durum” düzeyinde yoksullukla karşı karşıya.

Mekke Anlaşması Türkiye’yi savaşa dahil eder mi?

Washington’daki öngörülemez yönetim nedeniyle Riyad güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye yöneldi. 30 Temmuz’da Türkiye, Pakistan, Mısır, Sudan ve Cibuti’nin de bulunduğu 14 ülkeli bir Kızıldeniz deniz savunma koalisyonu kurulduğunu açıkladı. Bir hafta sonra Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Türkiye ve Pakistan ile karşılıklı savunma anlaşması imzaladı.

Bu anlaşmaların askeri değerinin ne olacağı henüz bilinmiyor. Dahası, Husi saldırıları bu yeni güvenlik düzeninin ilk sınavı oldu. Şimdiye kadar sonuçlar Riyad açısından tatmin edici değil. Türkiye ve Pakistan Yemen’deki çatışmaya doğrudan dahil olmazken, Pakistan Mekke Anlaşması’nın Yemen savaşına yanıt olarak devreye sokulmadığını açıkladı.

Washington’un ise İran savaşı nedeniyle Ortadoğu’daki askerî unsurlarının önemli bir bölümünün Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlarla meşgul olması ve Husilerle mevcut ateşkesi korumaya çalışması, doğrudan müdahale ihtimalini şimdilik sınırlıyor.

İran’ın asıl hedefi Kızıldeniz’i de kontrol etmek mi?

İran’ın ABD karşısındaki en önemli kozlarından biri Hürmüz Boğazı’nı kapatma kapasitesi. Savaşın büyük bölümünde Suudi Arabistan, Kızıldeniz limanlarından günde 3 ila 5 milyon varil petrol ihraç etti. Bu güzergâh hem Riyad hem de küresel petrol piyasaları için hayati önem taşıyor.

İran, Husiler aracılığıyla artık bu ihracatı da kısıtlayabiliyor. Tahran’ın uzun vadeli hedefi, Husilerin Babülmendep üzerindeki kontrolünü İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetiyle birleştirmek olabilir. Böyle bir düzen sürdürülebilirse İran ve bölgesel ortağı, her yıl trilyonlarca dolarlık ticaretin geçtiği iki stratejik boğazın fiili bekçileri haline gelebilir.

Tahran, Husiler üzerinde doğrudan komuta ve kontrol sahibi olmasa da grup üzerinde büyük bir etkiye sahip. Nitekim Temmuz ayında Sanaa’ya uçak gönderme kararı mevcut gerilimin fitilini ateşlerken, Iraklı milislerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarda devreye sokulması Yemen çatışmasını İran savaşıyla daha da iç içe geçirdi.

Husilerin Somali, Sudan ve Afrika Boynuzu’ndaki silahlı gruplarla artan ittifakları da çatışmanın çok daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceğine işaret ediyor.

İsrail, Rusya, Türkiye ve ABD’nin dahil olmasıyla Yemen, yalnızca bölgesel nüfuz mücadelesinin değil, kritik bir deniz geçiş noktası çevresinde şekillenen büyük güç rekabetinin de sahnesine dönüşebilir.

Tırmanıştan çıkış için hâlâ bir fırsat var mı?

Tehlikeli bir tırmanma döngüsü başladı ve bundan sonra atılacak adımlar belirleyici olacak. Sonu belirsiz askerî bir tırmanış Husilerin işine yarayabilir ve İran’ın bölgedeki stratejik geçiş noktalarını kontrol etme politikasını güçlendirebilir. Yemen’de devam eden savaş, ABD’nin İran’la uzlaşma arayışını da zorlaştırabilir.

Öte yandan Suudi Arabistan’ın Husilerin taleplerine boyun eğmesi, Husi karşıtı koalisyona ağır darbe vurabilir ve grubun bölgesel hedeflerini büyütebilir. Yine de tırmanışı durdurup müzakere masasına dönmek için dar bir fırsat penceresi var. Suudi Arabistan ve Yemen hükümeti, bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla birlikte siyasi bir çözüm için güvenilir bir plan üzerinde anlaşmalı. Ancak böyle bir uzlaşma için önce Husilerin ilerleyişinin durdurulması ve onları anlaşmaya yöneltecek etkili bir askeri baskının oluşturulması gerekecek. Husiler de Yemen’deki ağır ekonomik baskı nedeniyle müzakerelerden fayda sağlayabilir. Kalıcı bir çözüm ise Husilerin, bölgenin ve Yemen hükümetinin temel kaygılarını dikkate alan, uygulanabilir bir yönetim yapısını kabul etmesini gerektiriyor.

Yemen’in sorunlarını kısa vadeli askeri tırmanışlar ve baskı kampanyalarıyla çözmeye yönelik başarısız stratejiyi sonlandırmanın zamanı çoktan gelmiştir. Aksi halde yeniden alevlenen, uzun süren ve giderek bölgesel bir savaşa sürüklenebiliriz.

2021’de Husilerin müzakereleri bırakıp büyük bir kara harekâtına girişmesinin ardından Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri, grubu tamamen yenmekten ziyade yeniden müzakere masasına döndürmeyi amaçlayan koordineli bir askerî baskı uygulamıştı. Bugün de askeri baskının amacı Husileri ezmek değil, onları yeniden müzakereye zorlamak olmalı.

Bu planın Husi karşıtı koalisyon içindeki bölünmeleri gidermesi ve koalisyonu parçalayan siyasi meseleleri çözmesi, aynı zamanda maksimalist askerî hedeflerden kaçınması gerekiyor.”

Bu yazı ilk kez 16 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

April Lpngley Alley ile Allison Minor’un Foreign Affaires’te yayınlanan “Iran’s Second Front: The Houthis’ Bold Advance Has Transformed the Middle East’s Wars” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Kızıldeniz’de dengeler neden değişiyor?

Husilerin Mokha ve Perim Adası’nı ele geçirmesi Kızıldeniz’deki güç dengesini nasıl değiştirebilir? İran savaşıyla Hürmüz Boğazı’na alternatif hâle gelen bu güzergâh neden yeni bir cepheye dönüşüyor? Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı baskı altına girerken Yemen’deki çatışma Orta Doğu’daki savaşı daha da genişletebilir mi?

Dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın “İran’daki savaşı bitirecek” dediği adımı beklerken Ortadoğu’nun bir başka köşesinden sürpriz bir hamle geldi. Husiler, Yemen ve çevresinde askeri üstünlük sağlamak için yeni ve büyük çaplı bir girişim başlattı. 8 Eylül’de Suudi Arabistan’a insansız hava araçları ve balistik füzelerle saldırarak ülkenin güneyindeki petrol tesislerini hedef aldılar. 10 Eylül’de ise Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Mokha Limanı’nı ele geçirdiler. Yemen hükümeti, 11 Eylül’de, Husilerin Babülmendep Boğazı’nın girişindeki Perim Adası’nı da kontrol altına aldığını açıkladı.

Bu gelişmeler, Yemen’deki güç dengesini değiştirmekle kalmıyor, Kızıldeniz üzerinden gerçekleşen küresel enerji ve ticaret akışını da tehdit ediyor. Eski BM Yemen Özel Temsilcisi Kıdemli Siyasi Danışmanı April Longley Alley ile eski ABD Yemen Özel Temsilci Yardımcısı Allison Minor, Foreign Affairs’ta yayımlanan makalelerinde Husilerin son hamlelerinin Orta Doğu’daki savaşların seyrini değiştirebileceğini savunuyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Mokha’nın düşüşü neden bu kadar önemli?

“Mokha, Husi karşıtı koalisyonun önemli kalelerinden biri ve Husi ilerleyişine karşı bir kalkandı.  Şehrin düşmesi, 2022’den beri büyük ölçüde devam eden ateşkesi sarstı ve Husilerin kuzeydeki hâkimiyetini güçlendirmesi için yeni bir alan açtı.

Ancak kazanımın anlamı Yemen sınırlarını aşıyor. Husilerin hem Perim Adası’nı hem de Babülmendep’e (hüzün kapısı) 80 km’den daha yakın mesafedeki Mokha’yı kontrol etmesi, grubun bu kritik boğazda belirleyici bir aktör hâline gelmesini ve gemi trafiğini daha kolay tehdit etmesini sağlıyor.

Husiler neden şimdi harekete geçti?

Husilerin Temmuz ayında Suudi çıkarlarına yönelik saldırılarla başlayan tırmanışının zamanlaması özellikle dikkat çekici. Çünkü İran savaşıyla birlikte Kızıldeniz, Suudi petrolü için Hürmüz Boğazı’na önemli bir alternatif haline geldi.

Suudi gemilerine ve Suudi Arabistan topraklarına yönelik saldırılar, İran savaşında fiilen ikinci bir cephe açtı. Böylece çatışma genişlerken küresel enerji ve finans piyasaları üzerindeki baskı da arttı. Husi saldırılarının yeniden başlamasından bu yana Babülmendep yoluyla yapılan Suudi petrol ihracatı yüzde 95 azaldı. Husiler şimdi Mısır üzerinden kuzeye yapılan petrol ihracatını da tehdit ediyor.

İranlı yetkililer, ABD ile bir anlaşmaya varılabilmesi için Yemen ablukasının kaldırılmasını talep ediyor. Bu, Suudi Arabistan’ın Husi kontrolündeki bölgelere yönelik transit kısıtlamalarını kaldırması ve Yemen hükümetine verdiği desteği sonlandırması anlamına geliyor. İran ve müttefikleri böylece Orta Doğu’nun kritik deniz geçiş noktalarında yeni bir statüko kurmaya çalışıyor.

Husilerin hedefleri neden daha da büyüdü?

ABD’nin İran’la savaşı, Husilerin Yemen’deki maksimalist hedeflerine yeni bir ivme kazandırdı. Grup, ateşkesin ardından ortaya çıkan “ne savaş ne barış” durumundan rahatsız ve 12 yıldır süren iç savaşın siyasi çözümünü geciktirmekle Riyad’ı suçluyor.

Oysa 2023’te BM’nin desteklediği yol haritası, kalıcı ateşkes ve siyasi süreç karşılığında Husilerin kamu sektörü maaşlarını ödemesine ve petrol ve doğalgaz gelirlerinden pay almasına olanak sağlayacaktı.

Ancak grup anlaşmayı kabul etmek yerine Gazze savaşında Hamas’a destek vermek amacıyla Kızıldeniz’deki gemilere saldırmaya başladı ve daha sonra müzakere masasına dönebileceğini düşündü.

Askeri saldırılar Husileri neden zayıflatmadı?

Gazze savaşının son aşamasında İsrail ve ABD, Yemen’deki Husi hedeflerine ağır askeri ve ekonomik darbeler vurdu. 2025 ilkbaharında Trump yönetimi “Rough Rider Operasyonu” kapsamında 1.000’den fazla hava saldırısı düzenledi. Birkaç ay sonra İsrail de Husi altyapısını hedef aldı ve grubun fiili başbakanı ile genelkurmay başkanını öldürdü.

Ancak bu operasyonlar Husileri zayıflatmak yerine cesaretlendirmiş görünüyor. Küresel deniz taşımacılığına yönelik saldırılar, grubun İran’ın direniş eksenindeki önemini artırdı. Husiler ayrıca ABD ve İsrail’le mücadele ederek bölgesel aktör imajlarını pekiştirdi.

Bunun ardından daha güçlü askeri kapasite edinmeye yöneldiler. Rusya, Gazze savaşı sırasında Husilere gemileri hedef almaları için istihbarat sağladı ve gelişmiş silahlar vermeyi değerlendirdi. Sonunda Riyad’ın baskısıyla bundan vazgeçse de Husiler bugün iç üretim kapasitelerini geliştiriyor, çeşitlendirilmiş tedarik zincirlerinden ve gizli finans ağlarından yararlanıyor. Böylece İran’dan doğrudan silah transferi olmadan da cephaneliklerini büyütebiliyorlar.

Husilerin kazanımları yeni bir pazarlık gücü mü yaratıyor?

Husiler, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e artan bağımlılığı nedeniyle Riyad’ın taleplerine hızla boyun eğeceğini düşünmüş olabilir. Ancak gelişmeler tam tersine, Suudi yönetiminin Husilere karşı koyma kararlılığını güçlendirmiş görünüyor.

Yine de grup kendi içinde de ciddi ekonomik baskıyla karşı karşıya. Kamu sektörü maaşlarının ödenmesi ve kötüleşen yaşam koşullarının düzeltilmesi yönündeki beklentiler artıyor. Yemen nüfusunun yarısından fazlası akut gıda güvensizliği yaşıyor; yaklaşık altı milyon kişi ise kıtlığın eşiğine işaret eden “acil durum” düzeyinde yoksullukla karşı karşıya.

Mekke Anlaşması Türkiye’yi savaşa dahil eder mi?

Washington’daki öngörülemez yönetim nedeniyle Riyad güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye yöneldi. 30 Temmuz’da Türkiye, Pakistan, Mısır, Sudan ve Cibuti’nin de bulunduğu 14 ülkeli bir Kızıldeniz deniz savunma koalisyonu kurulduğunu açıkladı. Bir hafta sonra Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Türkiye ve Pakistan ile karşılıklı savunma anlaşması imzaladı.

Bu anlaşmaların askeri değerinin ne olacağı henüz bilinmiyor. Dahası, Husi saldırıları bu yeni güvenlik düzeninin ilk sınavı oldu. Şimdiye kadar sonuçlar Riyad açısından tatmin edici değil. Türkiye ve Pakistan Yemen’deki çatışmaya doğrudan dahil olmazken, Pakistan Mekke Anlaşması’nın Yemen savaşına yanıt olarak devreye sokulmadığını açıkladı.

Washington’un ise İran savaşı nedeniyle Ortadoğu’daki askerî unsurlarının önemli bir bölümünün Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlarla meşgul olması ve Husilerle mevcut ateşkesi korumaya çalışması, doğrudan müdahale ihtimalini şimdilik sınırlıyor.

İran’ın asıl hedefi Kızıldeniz’i de kontrol etmek mi?

İran’ın ABD karşısındaki en önemli kozlarından biri Hürmüz Boğazı’nı kapatma kapasitesi. Savaşın büyük bölümünde Suudi Arabistan, Kızıldeniz limanlarından günde 3 ila 5 milyon varil petrol ihraç etti. Bu güzergâh hem Riyad hem de küresel petrol piyasaları için hayati önem taşıyor.

İran, Husiler aracılığıyla artık bu ihracatı da kısıtlayabiliyor. Tahran’ın uzun vadeli hedefi, Husilerin Babülmendep üzerindeki kontrolünü İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetiyle birleştirmek olabilir. Böyle bir düzen sürdürülebilirse İran ve bölgesel ortağı, her yıl trilyonlarca dolarlık ticaretin geçtiği iki stratejik boğazın fiili bekçileri haline gelebilir.

Tahran, Husiler üzerinde doğrudan komuta ve kontrol sahibi olmasa da grup üzerinde büyük bir etkiye sahip. Nitekim Temmuz ayında Sanaa’ya uçak gönderme kararı mevcut gerilimin fitilini ateşlerken, Iraklı milislerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarda devreye sokulması Yemen çatışmasını İran savaşıyla daha da iç içe geçirdi.

Husilerin Somali, Sudan ve Afrika Boynuzu’ndaki silahlı gruplarla artan ittifakları da çatışmanın çok daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceğine işaret ediyor.

İsrail, Rusya, Türkiye ve ABD’nin dahil olmasıyla Yemen, yalnızca bölgesel nüfuz mücadelesinin değil, kritik bir deniz geçiş noktası çevresinde şekillenen büyük güç rekabetinin de sahnesine dönüşebilir.

Tırmanıştan çıkış için hâlâ bir fırsat var mı?

Tehlikeli bir tırmanma döngüsü başladı ve bundan sonra atılacak adımlar belirleyici olacak. Sonu belirsiz askerî bir tırmanış Husilerin işine yarayabilir ve İran’ın bölgedeki stratejik geçiş noktalarını kontrol etme politikasını güçlendirebilir. Yemen’de devam eden savaş, ABD’nin İran’la uzlaşma arayışını da zorlaştırabilir.

Öte yandan Suudi Arabistan’ın Husilerin taleplerine boyun eğmesi, Husi karşıtı koalisyona ağır darbe vurabilir ve grubun bölgesel hedeflerini büyütebilir. Yine de tırmanışı durdurup müzakere masasına dönmek için dar bir fırsat penceresi var. Suudi Arabistan ve Yemen hükümeti, bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla birlikte siyasi bir çözüm için güvenilir bir plan üzerinde anlaşmalı. Ancak böyle bir uzlaşma için önce Husilerin ilerleyişinin durdurulması ve onları anlaşmaya yöneltecek etkili bir askeri baskının oluşturulması gerekecek. Husiler de Yemen’deki ağır ekonomik baskı nedeniyle müzakerelerden fayda sağlayabilir. Kalıcı bir çözüm ise Husilerin, bölgenin ve Yemen hükümetinin temel kaygılarını dikkate alan, uygulanabilir bir yönetim yapısını kabul etmesini gerektiriyor.

Yemen’in sorunlarını kısa vadeli askeri tırmanışlar ve baskı kampanyalarıyla çözmeye yönelik başarısız stratejiyi sonlandırmanın zamanı çoktan gelmiştir. Aksi halde yeniden alevlenen, uzun süren ve giderek bölgesel bir savaşa sürüklenebiliriz.

2021’de Husilerin müzakereleri bırakıp büyük bir kara harekâtına girişmesinin ardından Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri, grubu tamamen yenmekten ziyade yeniden müzakere masasına döndürmeyi amaçlayan koordineli bir askerî baskı uygulamıştı. Bugün de askeri baskının amacı Husileri ezmek değil, onları yeniden müzakereye zorlamak olmalı.

Bu planın Husi karşıtı koalisyon içindeki bölünmeleri gidermesi ve koalisyonu parçalayan siyasi meseleleri çözmesi, aynı zamanda maksimalist askerî hedeflerden kaçınması gerekiyor.”

Bu yazı ilk kez 16 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

April Lpngley Alley ile Allison Minor’un Foreign Affaires’te yayınlanan “Iran’s Second Front: The Houthis’ Bold Advance Has Transformed the Middle East’s Wars” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x