ABD öncülüğündeki DAEŞ karşıtı koalisyonun Irak’taki askeri misyonu 30 Eylül 2026’da sona erecek. Fakat 30 Eylül’ün Irak açısından tek önemi bu değil.
Irak hükümeti, silahlı tüm grupların silah bırakması için de 30 Eylül’ü son tarih olarak belirlemişti. Bu tarihten sonra, çoğu İran destekli olan devlet dışı silahlı örgütler de yasadışı kabul edilecek.
Dolayısıyla Irak’ta son aylarda en fazla tartışılan konulardan biri, devlet dışındaki silahlı yapıların geleceği ve silahların devletin elinde toplanması meselesi.
Ancak gelinen aşamada belki de artık 30 Eylül’den değil, 30 Eylül sonrasında başlayacak yeni dönemden söz etmek gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca İran’a yakın Şii silahlı grupların silah bırakması veya devlet kurumlarına entegrasyonundan ibaret değil.
Irak’ta silahlı yapıların ortaya çıkışı yalnızca iç gelişmelerle açıklanamaz. Ülke içindeki şartların ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle farklı dönemlerde, farklı gerekçeler ve isimler altında kurulan çok sayıda silahlı yapı bulunuyor. Dolayısıyla silahın devletin elinde toplanması meselesi, bunların geleceğini de kapsayan daha geniş bir egemenlik sorunu.
Bu dosyanın en önemli ayaklarından birini de Sincar’daki PKK bağlantılı silahlı yapıların geleceği oluşturuyor. Henüz silahların toplanmasının sahada tam bir karşılığı bulunmasa da Bağdat’ın önümüzdeki dönemde uygulamak istediği modelin siyasi ve kurumsal altyapısının oluşturulmaya başlandığı söylenebilir.
Sincar’da neden hâlâ normalleşme sağlanamadı?
Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki kavşakta yer alan Sincar, DAEŞ’in Ağustos 2014’te bölgeyi işgal etmesinin ve Ezidilere yönelik katliamın üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen Irak’ın çözülemeyen güvenlik ve idari sorunlarından biri olmaya devam ediyor. DAEŞ’in bölgeden çıkarılmasının ardından oluşan boşluğun devlet tarafından tam olarak doldurulamaması, birden fazla silahlı ve siyasi aktörün bölgede yerleşmesine yol açtı.
Bugün Sincar’da Irak ordusu ve federal güvenlik kurumlarının yanında DAEŞ ile mücadele sırasında kurulan ve 2016’da Irak güvenlik kurumlarının parçası haline getirilen, bünyesinde İran’a yakın milis gruplarını barındıran paramiliter Haşdi Şabi, PKK ile bağlantılı Sincar Direniş Birlikleri (YBŞ) ve farklı yerel Ezidi güvenlik unsurları bulunuyor.
Sincar’ın Bağdat ile Erbil arasında statüsü tartışmalı bölgelerden biri olması da bölgedeki rekabeti derinleştiriyor.
Bağdat ile Erbil arasında 9 Ekim 2020’de imzalanan Sincar Anlaşması aslında bu çok başlılığı sona erdirmeyi amaçlıyordu. Anlaşma, silahlı yapıların bölgeden çıkarılmasını, güvenliğin devlet kurumlarına devredilmesini, yerel polisin güçlendirilmesini, yeni bir yerel idarenin oluşturulmasını ve zorla yerinden edilenlerin geri dönüşünü öngörüyordu. Ancak önemli hükümleri uygulanamadı.
Bunun nedeni yalnızca PKK/YBŞ varlığı değil. Sincar’ın jeopolitik konumu, Bağdat-Erbil arasındaki anlaşmazlıklar, Haşdi Şabi bağlantılı yapıların sahadaki varlığı ve 2014 tecrübesinin Ezidi toplumunda yarattığı güvenlik endişeleri de sürecin bugüne kadar çözülememesine neden oldu.
Eylül 2026’da başlayan yeni bir girişim ise, altı yıldır büyük ölçüde askıda kalan Sincar’ın silahsızlandırılması dosyasının yeniden açıldığını gösteriyor.
Bağdat ne yapmak istiyor?
Başbakan Ali Falih el-Zeydi’nin talimatıyla 1 Eylül’de yapılan üst düzey toplantıda Sincar’daki birliklerin yeniden konuşlandırılması, yerel polisin güçlendirilmesi, güvenlik kararının tek merkezde toplanması ve yerel yönetimin yeniden işler hâle getirilmesi ele alındı.
Ardından 11 Eylül’de Zeydi, Ezidi Davası İttifakı ve YBŞ temsilcilerini kabul etti. Başbakanlık Basın Ofisi’nin açıklamasına göre Zeydi, YBŞ’nin silahlarını devlete teslim etmeye başlayacağını, Sincar Dağı’nın federal hükümetin güvenlik ve idari kurumlarının tam otoritesi altına gireceğini ve devlet dışında herhangi bir askerî veya güvenlik otoritesine izin verilmeyeceğini söyledi. Ayrıca şartları uygun YBŞ ve kadın birlikleri mensuplarının Irak güvenlik kurumlarına dahil edilmesinden söz etti[1].
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Bu, henüz sahada uygulanmış bir silahsızlandırma değil; hükümetin izleyeceği yola ilişkin açıklaması. Sincar’daki gelişmelerde de Irak’ın diğer silahlı gruplar dosyasında olduğu gibi siyasi irade ile sahadaki uygulama arasında önemli bir mesafe bulunuyor.
Ancak sahadan gelen son bilgilere göre, PKK’ya bağlı veya yakın üç yapıya Sincar’daki mevzilerini boşaltmaları için Eylül başından itibaren bir aylık süre verildi. Ancak bu konuda ayrıntılı bir federal karar kamuoyuna açıklanmış değil. Bu nedenle Ekim ayının ilk haftası, Bağdat’ın siyasi baskıyı fiili uygulamaya dönüştürüp dönüştürmeyeceğinin görülmesi açısından önem taşıyor.
Fakat yine de Sincar’ın silahsızlandırılmasına ilişkin yöntemin giderek belirginleştiği söylenebilir: Yerel Ezidi unsurlarla PKK’nın örgütsel yapısını birbirinden ayırmak, uygun yerel unsurları devlet kurumlarına almak ve bağımsız silahlı karar merkezlerini ortadan kaldırmak.
Bağdat’ın doğrudan askerî çatışmadan ziyade ayrıştırma, silahsızlandırma ve entegrasyona dayalı bir yöntem aradığı anlaşılıyor.
Bu entegrasyonun kaç kişiyi kapsayacağı ise henüz net değil. Farklı kaynaklarda devlet kurumlarına alınabileceği öne sürülen YBŞ mensuplarının sayısı 1.500 ile 2.300 arasında değişirken, bazı kaynaklarda bu rakam 3.000’e kadar çıkıyor. Dolayısıyla üzerinde uzlaşılmış resmî bir personel sayısından söz etmek henüz mümkün değil.
Konuyla ilgili çelişkili haberler olsa da bu haberlerin mutabık olduğu nokta PKK’nın Sincar’daki mevcut örgütsel yapısını sürdürmesinin giderek zorlaştığı. Bağdat’ın devlet dışı silahlı yapıları kontrol altına alma politikası, Türkiye’nin PKK konusundaki baskısı ve Erbil’in uzun süredir PKK’nın Sincar’dan çıkarılmasını istemesi aynı noktada birleşiyor.
Sincar, Kandil ve Bağdat-Erbil-Ankara dengesi
Fikir Turu’nda daha önce yayınlanan “Suriye’de SDG’nin tasfiyesi sonrasında Kandil’e ne olacak?” başlıklı yazımda Sincar’ın Suriye ile Kandil arasındaki yapının stratejik ara düğümlerinden biri olduğunu ve burada devlet otoritesinin güçlenmesinin Kandil’in Irak içindeki hareket alanını daraltacağını belirtmiştim. Bugünkü gelişmeler tam da bu nedenle yalnızca yerel bir Sincar meselesi olarak okunmamalı.
Ancak Sincar dosyasını yalnızca PKK üzerinden değerlendirmek de eksik olur. Ezidi toplumunun 2014’te yaşadığı güvenlik çöküşü, PKK’nın ve ona bağlı yapıların bölgede nasıl hareket alanı bulabildiğini anlamak açısından önemli. Irak güvenlik güçleri ve Peşmerge’nin çekilmesinin ardından DAEŞ saldırılarıyla karşı karşıya kalan bölgede oluşan güvenlik boşluğu, PKK’nın kendisini Ezidilerin güvenliğini sağlayan bir aktör olarak konumlandırmasına ve bazı yerel unsurları kendi örgütsel yapısına dahil etmesine imkân sağlamıştı. Ancak 2014’te ortaya çıkan şartlar, bugün Sincar’da devlet dışında kalıcı bir silahlı yapının varlığını sürdürmesinin gerekçesi olarak görülemez.
Bu nedenle Bağdat açısından yapılması gereken ayrım, PKK’nın örgütsel varlığı ile bu yapı içerisinde yer alan Irak vatandaşı yerel Ezidi unsurlar arasındadır.
PKK’nın Sincar’daki bağımsız askerî ve örgütsel varlığının sona erdirilmesi, buna karşılık silah bırakmayı ve devlet otoritesine girmeyi kabul eden yerel unsurların gerekli güvenlik incelemelerinin ardından bireysel olarak Irak kurumlarına dahil edilmesi, silahın devletin elinde toplanması hedefiyle daha uyumlu bir yol olacaktır.
Sincar aynı zamanda Bağdat-Erbil-Ankara güvenlik üçgeninin kesiştiği bir alan. Ankara açısından bölgenin önemi PKK’nın Irak-Suriye hattındaki hareket alanından kaynaklanıyor. Erbil ve özellikle KDP açısından PKK’nın Sincar’daki varlığının sona erdirilmesi uzun süredir temel taleplerden biri. Bağdat ise PKK konusunda Ankara ve Erbil ile aynı noktada buluşuyor ve ayrıca Sincar üzerindeki nihai güvenlik ve idari kararın federal hükümete ait olduğunu göstermek istiyor.
Tam da burada yeni dönemin önemli bir çelişkisi ortaya çıkıyor. PKK/YBŞ’nin Sincar’daki etkisinin zayıflaması, Sincar’ın merkezi hükümetin kontrolündeki Ninova Vilayeti’ne bağlı ama fiilen KDP denetimi altında olduğu 2014 öncesi duruma dönüleceği anlamına gelmiyor.
Batı Ninova Operasyonlar Komutanı Korgeneral Ali Fadıl İmran’ın geçici olarak Sincar Kaymakamlığı görevini üstlenmesinin gündeme gelmesi bunun işaretlerinden biri. Kaymakamlık uzun yıllar KDP’nin Sincar’daki önemli idari ve siyasi nüfuz araçlarından biriydi. Bağdat’ın güvenliğin yanında yerel idareyi de doğrudan ele alması halinde, federal hükümetin 2014 öncesine göre daha güçlü olduğu yeni bir Sincar dengesi ortaya çıkabilir. Bu dengede PKK’nın yeri de olmayabilir.
Bu durumda PKK/YBŞ’nin zayıflamasının asıl siyasi kazananı KDP’den ziyade Bağdat olabilir.
Bununla birlikte Sincar’ın normalleşmesi yalnızca güvenlik düzenlemesiyle mümkün değil. DAEŞ saldırılarının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen çok sayıda Sincarlı hâlâ bölge dışında yaşıyor. Konut, tazminat, altyapı ve temel hizmet sorunları geri dönüşü zorlaştırıyor. Bu nedenle Bağdat’ın güvenlik ile yeniden imar ve göçmenlerin dönüşünü birlikte ele alması önem taşıyor.
Sincar’daki başarının gerçek göstergesi de kaç silahın teslim edildiğinden çok, devlet otoritesinin kalıcı hale gelmesi ve insanların güvenli biçimde geri dönebilmesi olacaktır.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 16 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.
[1] Irak Başbakanlık Basın Ofisi, “Başbakan Sayın Ali Falih el-Zeydi, Ezidi Davası İttifakı yönetim heyetini kabul etti”, 11 Eylül 2026, Irak Başbakanlığı resmî internet sitesi. (11.09.2026)



