AfD’nin zaferi Avrupa için ne anlama geliyor?

Almanya’da AfD’nin tarihi seçim zaferi Avrupa siyasetinde yeni bir dönemin habercisi mi? Aşırı sağın yükselişi neden artık sadece Almanya’nın değil tüm Avrupa’nın sorunu olarak görülüyor? Demokratik partilerin bu yükselişi durdurmak için hâlâ zamanı var mı, yoksa fırsat penceresi kapanıyor mu?

Almanya’da son yılların en dikkat çekici siyasi yükselişlerinden birine imza atan Almanya için Alternatif (AfD), Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yaklaşık yüzde 44 oy alarak tarihî bir sonuç elde etti ve önceki 2021’de yüzde 23,7 olan oy oranını yüzde 43,8’e çıkardı.

Bu sonuç Almanya’da geniş bir kesimde kaygı yaratırken, Avrupa genelinde de aşırı sağın yükselişine ilişkin endişeleri büyüttü. The Far Right Today kitabının yazarı ve Georgia Üniversitesi profesörü Cas Mudde, The Guardian’da yayımlanan makalesinde demokratik partileri ve hareketleri aşırı sağ tehdidine karşı ortak mücadeleye çağırıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Avrupa demokrasisi için kara bir gün

“Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Saksonya-Anhalt seçimlerinde mutlak çoğunluğu kıl payı kaçırdı. Ancak bu sonuç kimseyi rahatlatmamalı. Parti ezici bir zafer elde etti. On yıllardır süren aşırı sağ yükselişi, bu tür sonuçları öylesine olağanlaştırdı ki artık yalnızca en büyük zaferler haber değeri taşıyor. Oysa resmi olarak aşırı sağ olarak sınıflandırılan bir partinin yüzde 44 oy alması normal değildir.

Her ne kadar Doğu Almanya’nın küçük bir eyaletinde gerçekleşmiş olsa da bu seçim, Avrupa demokrasisi açısından kara bir gündür.

Saksonya-Anhalt ve Almanya, AfD’nin Nazi döneminden bu yana ülkenin ilk aşırı sağcı eyalet hükümetini tek başına kurması ihtimalinden şimdilik kurtulmuş olabilir. Ancak bunun bir sonraki seçimlerde de böyle olacağını varsaymak için hiçbir neden yok. İki hafta sonra sandığa gidecek Mecklenburg-Vorpommern gibi diğer Alman eyaletlerinin ya da gelecek yıl seçimlere gidecek Fransa gibi ülkelerin de aynı ölçüde şanslı olacağını varsayamayız. Hiçbir ülke aşırı sağ tehdidinden muaf değildir. Dahası, siyasi başarı elde etmek için artık ‘fazla aşırı’ sayılabilecek bir aşırı sağ parti ya da siyasetçi de yok gibi görünüyor; ABD örneği bunu gösterdi. Bu nedenle analizlerimizi ve stratejilerimizi güncellemek zorundayız.”

Demokratik partiler neden zorlanıyor?

Doğu Almanya özel bir örnek olsa da burada görülen eğilimler Avrupa genelinde yaşanan dönüşümü yansıtıyor. Aşırı sağ partiler güç kazanırken, geleneksel partiler oy kaybediyor ve parti sistemleri giderek parçalanıyor.

Bu durum koalisyon kurmayı zorlaştırıyor. Birçok ülkede demokratik partiler, aşırı sağı dışlamak için geniş ittifaklar kurmak zorunda kalıyor. Ancak bu koalisyonlar çoğu zaman verimsiz ve istikrarsız oluyor. Sonuçta siyasi hoşnutsuzluk artıyor ve aşırı sağ bundan faydalanıyor.

Almanya’nın “güvenlik duvarı” çatlıyor mu?

“Bu sonuçlar Almanya’daki Brandmauer tartışmasını yeniden alevlendirecek. Brandmauer, ana akım partilerin AfD ile işbirliği yapmama ilkesini ifade ediyor.

Almanya, aşırı sağa karşı siyasi tecrit uygulamasını koruyan az sayıdaki Avrupa Birliği ülkesinden biri. Buna karşılık İtalya’dan İsveç’e kadar birçok ülkede aşırı sağ partiler siyasal sistemin olağan aktörleri haline geldi.

Bu işbirliklerini savunan çevreler, aşırı sağın artık radikal değil muhafazakâr bir çizgiye geldiğini öne sürüyor. Ancak bu iddia gerçeklerle desteklenmiyor. Buna rağmen seçmenler, parti üyeleri ve medyanın bir bölümü arasında giderek daha fazla karşılık buluyor.

AfD gerçekten diğer Avrupa partilerinden daha mı radikal?

Almanya’da AfD’yi sıradan bir muhafazakâr parti olarak göstermek kolay değildir. Parti, Avrupa’daki en radikal aşırı sağ hareketlerden biri olarak görülüyorr. Saksonya-Anhalt şubesi ise partinin en sert çizgideki örgütlerinden biri.

Buna rağmen bazı muhafazakâr siyasetçiler AfD’nin sol partiler kadar tehlikeli olmadığını savunuyor. Diğer tarafta ise partinin yasaklanması yönündeki çağrılar yükseliyor. Ancak böyle bir adımın güçlü bir toplumsal tepki yaratma riski bulunuyor.

Sorun yalnızca AfD mi?

Bu iki yaklaşım da sorunu dar bir çerçevede ele alıyor. Güvenlik duvarını koruma fikri, temel sorunun sadece sistem dışındaki aktörlerden kaynaklandığı varsayımına dayanıyor. Oysa sistemin kendisi de ciddi bir temsil krizi yaşıyor.

AfD ve genel olarak aşırı sağ liberal demokrasi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ancak nüfusun hatırı sayılır ve giderek büyüyen bir bölümünün artık siyasetçiler tarafından temsil edildiğini düşünmemesi de aynı derecede tehlikeli.

Birçok seçmen hâlâ demokrasiye bağlı kalıyor fakat giderek daha fazla kişi bir partiye destek vermek için değil, başka bir partiye karşı çıkmak için oy kullanıyor.

Korku siyaseti ne kadar sürdürülebilir?

Ana akım siyasetçilerin önemli bir bölümü artık popüler olmadıklarını kabul etmiş durumda. Buna rağmen iktidarda kalmak için seçmenleri aşırı sağ korkusuyla mobilize etmeye çalışıyorlar.

Kendini sürekli ‘daha az kötü seçenek’ olarak sunan bir siyasetin uzun vadede başarılı olması mümkün değil.

Demokratik partiler yeni bir hikâye yazabilir mi?

“Demokratik partiler iktidarda neyi başarmak istediklerine dair ilham veren projeler ortaya koymazsa, liberal demokrat seçmenlerin bir bölümü sandığa gitmemeyi tercih edecektir. Böyle bir ortamda aşırı sağ partiler toplumun çoğunluğunu temsil etmese bile oyların çoğunluğunu elde edebilir.

Parçalanmış siyasi sistemlerde hiçbir parti tüm programını hayata geçiremez. Ancak bugün öncelikli mesele belirli ideolojilerin değil, liberal demokrasinin korunmasıdır. Demokratik kurumların güçlendirilmesi bütün demokratik partilerin ortak hedefi olmalıdır.”

Demokrasiyi güçlendirmek için ne yapılmalı?

Bu mücadele yalnızca yargı gibi demokratik kurumları korumaktan ibaret değildir. Aynı zamanda aşırı sağa oy vermeyen geniş seçmen kitlesinin kaygılarını da dikkate almayı gerektirir.

Siyasetçilerin gündemi suç ve göç başlıklarının ötesine taşıması gerekiyor. Konut arzının ve kamu harcamalarının artırılması, ekonomik ve gelir eşitsizliğinin sınırlandırılması, iklim kriziyle mücadele ve Avrupa bütünleşmesinin güçlendirilmesi gibi alanlara da odaklanılmalıdır.

Bu aynı zamanda, istediğiniz her şeyi şimdi ya da yakın gelecekte elde edemeyeceğinizi kabul etmek anlamına geliyor.

Zaman gerçekten daralıyor mu?

“Elbette birçok Avrupa ülkesi henüz Saksonya-Anhalt düzeyinde bir tabloyla karşı karşıya değil. Ancak AfD’nin 2021’de eyalette yalnızca yüzde 20 oy aldığı unutulmamalı. Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin ortalama oy oranı bugün yaklaşık yüzde 25 seviyesinde.

Macaristan ve ABD örneklerinin gösterdiği gibi, aşırı sağ iktidarını yerleştirdikten sonra demokratik mücadele hem daha zor hem de daha adaletsiz hâle gelir.

Bu nedenle bugün verilen mücadele partiler arasında değil, demokrasinin geleceği içindir. Ne aşırı sağın yasaklanması ne de normalleştirilmesi tek başına çözüm olabilir. Demokrasi ancak gerçekçilik, dayanıklılık ve ortak çaba ile güçlenebilir. Ve bu mücadelenin zamanı şimdi.”

Bu yazı ilk kez 10 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

Cas Mudde’nin The Guardian’da yayınlanan “The AfD’s win in Germany is a dark day for Europe. Time is running out to stop the far right” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/sep/07/afd-win-germany-far-right-europe-democracy

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

AfD’nin zaferi Avrupa için ne anlama geliyor?

Almanya’da AfD’nin tarihi seçim zaferi Avrupa siyasetinde yeni bir dönemin habercisi mi? Aşırı sağın yükselişi neden artık sadece Almanya’nın değil tüm Avrupa’nın sorunu olarak görülüyor? Demokratik partilerin bu yükselişi durdurmak için hâlâ zamanı var mı, yoksa fırsat penceresi kapanıyor mu?

Almanya’da son yılların en dikkat çekici siyasi yükselişlerinden birine imza atan Almanya için Alternatif (AfD), Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yaklaşık yüzde 44 oy alarak tarihî bir sonuç elde etti ve önceki 2021’de yüzde 23,7 olan oy oranını yüzde 43,8’e çıkardı.

Bu sonuç Almanya’da geniş bir kesimde kaygı yaratırken, Avrupa genelinde de aşırı sağın yükselişine ilişkin endişeleri büyüttü. The Far Right Today kitabının yazarı ve Georgia Üniversitesi profesörü Cas Mudde, The Guardian’da yayımlanan makalesinde demokratik partileri ve hareketleri aşırı sağ tehdidine karşı ortak mücadeleye çağırıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Avrupa demokrasisi için kara bir gün

“Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Saksonya-Anhalt seçimlerinde mutlak çoğunluğu kıl payı kaçırdı. Ancak bu sonuç kimseyi rahatlatmamalı. Parti ezici bir zafer elde etti. On yıllardır süren aşırı sağ yükselişi, bu tür sonuçları öylesine olağanlaştırdı ki artık yalnızca en büyük zaferler haber değeri taşıyor. Oysa resmi olarak aşırı sağ olarak sınıflandırılan bir partinin yüzde 44 oy alması normal değildir.

Her ne kadar Doğu Almanya’nın küçük bir eyaletinde gerçekleşmiş olsa da bu seçim, Avrupa demokrasisi açısından kara bir gündür.

Saksonya-Anhalt ve Almanya, AfD’nin Nazi döneminden bu yana ülkenin ilk aşırı sağcı eyalet hükümetini tek başına kurması ihtimalinden şimdilik kurtulmuş olabilir. Ancak bunun bir sonraki seçimlerde de böyle olacağını varsaymak için hiçbir neden yok. İki hafta sonra sandığa gidecek Mecklenburg-Vorpommern gibi diğer Alman eyaletlerinin ya da gelecek yıl seçimlere gidecek Fransa gibi ülkelerin de aynı ölçüde şanslı olacağını varsayamayız. Hiçbir ülke aşırı sağ tehdidinden muaf değildir. Dahası, siyasi başarı elde etmek için artık ‘fazla aşırı’ sayılabilecek bir aşırı sağ parti ya da siyasetçi de yok gibi görünüyor; ABD örneği bunu gösterdi. Bu nedenle analizlerimizi ve stratejilerimizi güncellemek zorundayız.”

Demokratik partiler neden zorlanıyor?

Doğu Almanya özel bir örnek olsa da burada görülen eğilimler Avrupa genelinde yaşanan dönüşümü yansıtıyor. Aşırı sağ partiler güç kazanırken, geleneksel partiler oy kaybediyor ve parti sistemleri giderek parçalanıyor.

Bu durum koalisyon kurmayı zorlaştırıyor. Birçok ülkede demokratik partiler, aşırı sağı dışlamak için geniş ittifaklar kurmak zorunda kalıyor. Ancak bu koalisyonlar çoğu zaman verimsiz ve istikrarsız oluyor. Sonuçta siyasi hoşnutsuzluk artıyor ve aşırı sağ bundan faydalanıyor.

Almanya’nın “güvenlik duvarı” çatlıyor mu?

“Bu sonuçlar Almanya’daki Brandmauer tartışmasını yeniden alevlendirecek. Brandmauer, ana akım partilerin AfD ile işbirliği yapmama ilkesini ifade ediyor.

Almanya, aşırı sağa karşı siyasi tecrit uygulamasını koruyan az sayıdaki Avrupa Birliği ülkesinden biri. Buna karşılık İtalya’dan İsveç’e kadar birçok ülkede aşırı sağ partiler siyasal sistemin olağan aktörleri haline geldi.

Bu işbirliklerini savunan çevreler, aşırı sağın artık radikal değil muhafazakâr bir çizgiye geldiğini öne sürüyor. Ancak bu iddia gerçeklerle desteklenmiyor. Buna rağmen seçmenler, parti üyeleri ve medyanın bir bölümü arasında giderek daha fazla karşılık buluyor.

AfD gerçekten diğer Avrupa partilerinden daha mı radikal?

Almanya’da AfD’yi sıradan bir muhafazakâr parti olarak göstermek kolay değildir. Parti, Avrupa’daki en radikal aşırı sağ hareketlerden biri olarak görülüyorr. Saksonya-Anhalt şubesi ise partinin en sert çizgideki örgütlerinden biri.

Buna rağmen bazı muhafazakâr siyasetçiler AfD’nin sol partiler kadar tehlikeli olmadığını savunuyor. Diğer tarafta ise partinin yasaklanması yönündeki çağrılar yükseliyor. Ancak böyle bir adımın güçlü bir toplumsal tepki yaratma riski bulunuyor.

Sorun yalnızca AfD mi?

Bu iki yaklaşım da sorunu dar bir çerçevede ele alıyor. Güvenlik duvarını koruma fikri, temel sorunun sadece sistem dışındaki aktörlerden kaynaklandığı varsayımına dayanıyor. Oysa sistemin kendisi de ciddi bir temsil krizi yaşıyor.

AfD ve genel olarak aşırı sağ liberal demokrasi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ancak nüfusun hatırı sayılır ve giderek büyüyen bir bölümünün artık siyasetçiler tarafından temsil edildiğini düşünmemesi de aynı derecede tehlikeli.

Birçok seçmen hâlâ demokrasiye bağlı kalıyor fakat giderek daha fazla kişi bir partiye destek vermek için değil, başka bir partiye karşı çıkmak için oy kullanıyor.

Korku siyaseti ne kadar sürdürülebilir?

Ana akım siyasetçilerin önemli bir bölümü artık popüler olmadıklarını kabul etmiş durumda. Buna rağmen iktidarda kalmak için seçmenleri aşırı sağ korkusuyla mobilize etmeye çalışıyorlar.

Kendini sürekli ‘daha az kötü seçenek’ olarak sunan bir siyasetin uzun vadede başarılı olması mümkün değil.

Demokratik partiler yeni bir hikâye yazabilir mi?

“Demokratik partiler iktidarda neyi başarmak istediklerine dair ilham veren projeler ortaya koymazsa, liberal demokrat seçmenlerin bir bölümü sandığa gitmemeyi tercih edecektir. Böyle bir ortamda aşırı sağ partiler toplumun çoğunluğunu temsil etmese bile oyların çoğunluğunu elde edebilir.

Parçalanmış siyasi sistemlerde hiçbir parti tüm programını hayata geçiremez. Ancak bugün öncelikli mesele belirli ideolojilerin değil, liberal demokrasinin korunmasıdır. Demokratik kurumların güçlendirilmesi bütün demokratik partilerin ortak hedefi olmalıdır.”

Demokrasiyi güçlendirmek için ne yapılmalı?

Bu mücadele yalnızca yargı gibi demokratik kurumları korumaktan ibaret değildir. Aynı zamanda aşırı sağa oy vermeyen geniş seçmen kitlesinin kaygılarını da dikkate almayı gerektirir.

Siyasetçilerin gündemi suç ve göç başlıklarının ötesine taşıması gerekiyor. Konut arzının ve kamu harcamalarının artırılması, ekonomik ve gelir eşitsizliğinin sınırlandırılması, iklim kriziyle mücadele ve Avrupa bütünleşmesinin güçlendirilmesi gibi alanlara da odaklanılmalıdır.

Bu aynı zamanda, istediğiniz her şeyi şimdi ya da yakın gelecekte elde edemeyeceğinizi kabul etmek anlamına geliyor.

Zaman gerçekten daralıyor mu?

“Elbette birçok Avrupa ülkesi henüz Saksonya-Anhalt düzeyinde bir tabloyla karşı karşıya değil. Ancak AfD’nin 2021’de eyalette yalnızca yüzde 20 oy aldığı unutulmamalı. Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin ortalama oy oranı bugün yaklaşık yüzde 25 seviyesinde.

Macaristan ve ABD örneklerinin gösterdiği gibi, aşırı sağ iktidarını yerleştirdikten sonra demokratik mücadele hem daha zor hem de daha adaletsiz hâle gelir.

Bu nedenle bugün verilen mücadele partiler arasında değil, demokrasinin geleceği içindir. Ne aşırı sağın yasaklanması ne de normalleştirilmesi tek başına çözüm olabilir. Demokrasi ancak gerçekçilik, dayanıklılık ve ortak çaba ile güçlenebilir. Ve bu mücadelenin zamanı şimdi.”

Bu yazı ilk kez 10 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.

Cas Mudde’nin The Guardian’da yayınlanan “The AfD’s win in Germany is a dark day for Europe. Time is running out to stop the far right” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/sep/07/afd-win-germany-far-right-europe-democracy

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x