“Biz başlangıç yapıyoruz, ancak güneş sadece Doğu’da doğmayacak, tüm Almanya’nın üzerinde parlayacak.”
Bu sözler Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Saksonya-Anhalt eyaletindeki yerel seçimlerdeki başbakan adayı Ulrich Siegmund’a ait. Karizmatik söylemleriyle ve seçmenlerle yakın diyaloğuyla dikkati çeken Siegmund, bu cümleleri seçim kampanyasının 18 Temmuz tarihli ilk mitinginde dile getirdi. Bu kısa alıntı, aslında, Saksonya-Anhalt’ta 6 Eylül Pazar günü yapılan seçimlerin Alman iç siyasetinde yol açtığı siyasi depremin sembol cümlelerinden biri olarak nitelenebilir.
Eyalette yapılan yerel seçimler Alman siyasetinde büyük bir sarsıntıya yol açtı. Aşırı sağcı ve göçmen karşıtı AfD, oyların yüzde 44’ünü alarak büyük bir rekora imza attı. Daha önce 2021’de yapılan seçimlere göre oylarını iki kattan daha fazla artırmayı başardı. Böylece kurulduğu 2013’ten bu yana AfD’nin ülke çapında aldığı en fazla destek Saksonya-Anhalt’te gerçekleşti. Üstelik, Alman istihbaratının, Saksonya-Anhalt’taki AfD’nin aşırı sağcı olduğunu tescillediği bir ortamda bu sonuç gerçekleşti.
Almanya’nın en büyük anaakım partileri olan Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar ise söz konusu seçimlerde büyük bir hezimete uğradı. Hristiyan Sosyal Demokrat Partisi’nin (CDU) oyları yüzde 17,5’a düşerken, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) oyları yüzde 9’da kaldı. Yeşiller ve Sol Parti de yaklaşık yüzde 9 oy aldı. Sol popülist Sahra Wagenknecht İttifakı’nı (BSW) temsilen seçimlere giren Saksonya-Anhalt Yurttaş Girişimi ise yüzde 5 oya ulaşarak eyalet parlamentosuna girmeye hak kazandı ve anahtar parti konumuna yükseldi.
AfD’nin oyları, kendisinden sonra gelen dört partinin oylarının toplamına denk geliyor. Dolayısıyla Saksonya-Anhalt bağlamında AfD’ye yakın bir rakip şu anda yok. Yerel düzeyde yaşanan bu tarihi zaferin ulusal düzeyde de elbette bir anlamı var.
Bu arada, Saksonya-Anhalt seçimlerinde katılım oranı yüzde 78 olarak kayda geçti. 2021 seçimlerinde katılım sadece yüzde 60’tı. Almanya’nın birleşmesinden bu yana eyaletteki yerel seçimlerde en büyük katılım oranı 6 Eylül seçimlerinde gerçekleşti.
Seçim sonuçlarına göre 83 üyeli eyalet parlamentosunda hükümet kurulabilmesi için toplam 42 sandalyeye sahip olunması gerekiyor. AfD’nin ise şu anda 39 sandalyesi var, dolayısıyla tek başına iktidara gelebilmesi mümkün değil. Her ne kadar AfD’nin eyaletteki lideri Ulrich Siegmund, tek başlarına iktidara gelmek istediklerini ya da muhalefette kalacaklarını belirtmiş olsa da, önümüzdeki günlerde yapılacak müzakereler AfD-BSW arasında bir ittifak gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini gösterecek.
Bu seçimler neden önemli?
Eski Doğu Almanya eyaletlerinden biri olan Saksonya-Anhalt’taki seçimler, hem yerel hem de ulusal düzeyde önemli. Birinci olarak, AfD’nin yerel düzeydeki en büyük başarısı. 2024’te Thüringen’da yapılan seçimlerde de AfD birinci olmuştu. Oy oranı yüzde 33’te kalmıştı. Ancak bu kez oy oranlarını ciddi oranda artırmış durumda. Saksonya-Anhalt’taki seçmenlerin neredeyse yarısı artık AfD’yi destekliyor.
Ayrıca, Almanya federal bir ülke. 16 eyaletten oluşuyor. Karar alma sistemi merkezi federal hükümetle eyaletler arasında paylaşılmış durumda. Eyaletlerin; eğitim, kültür ve iç güvenlik konularında kendi yetkileri var. Bu konulardaki kararları kendileri alabiliyor.
Aynı zamanda, Almanya’da iki kamaralı bir meclis sistemi var. Federal hükümeti temsil eden Bundestag ve eyaletleri temsil eden Bundesrat. Yasama sürecinde her iki meclis de etkili. Dolayısıyla Almanya’daki yerel seçimler ve yerel siyaset, her daim ulusal düzeydeki siyaset için de büyük önem taşıyor. Bu bağlamda, Saksonya-Anhalt seçimlerini önemsemek gerekiyor.
AfD neden yükselişte?
Almanya için Alternatif Partisi, son yıllarda hem eyalet seçimlerinde arka arkaya başarılar kazanıyor hem de ulusal seçimlerde desteğini artırıyor. 2024’te yapılan Thüringen seçimlerinde birinci, aynı tarihte Saksonya’da yapılan seçimlerde ise ikinci parti olmuştu. Geçtiğimiz yıl yapılan federal seçimlerde de yüzde 21 oy alarak ikinci siyasi parti olmuştu.
Bugün, AfD, Alman Federal Meclisi’nde en büyük muhalefet partisi durumunda. Üstelik seçimlerden bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları partinin oy oranlarını daha da artırarak yüzde 28’e çıkarttığını gösteriyor. AfD, bugün itibariyle Almanya’nın en çok desteklenen partisi. Kısacası, AfD hem yerel hem de ulusal siyasette giderek daha fazla destek alıyor.
İki dünya savaşı geçirmiş, Yahudi soykırımını yaşamış Almanya gibi bir ülkede tüm ülke çapında seçmenlerin üçte birinin aşırı sağ ve göçmen karşıtı bir partiye oy vermesi, hem ülke içinde hem de uluslararası alanda ciddi kaygılara yok açıyor.
Peki, nedir AfD’nin oylarını sürekli yükseltmesinin nedenleri?
Üç başlık altında toplayabiliriz: Öncelikle küreseldeki çatışma ortamının Almanya’ya etkilerini vurgulamak gerekiyor. Çok da uzak olmayan bir coğrafyada yaşanan savaş ve savaşın başlamasından bu yana Alman karar alıcıların Rusya tehdidini vurgulamaları insanların onlarca yıldan beri sahip olduğu barış ve güven dolu coğrafya algısına büyük darbe vurdu. Yeniden klasik jeopolitik anlayışın, güç savaşlarının ve rekabet politikalarının kendini göstermesi, insanlardaki korku ve belirsizlik duygusunu artırmış gözüküyor.
İkinci olarak, Alman ekonomisinde yaşanan sorunlar giderek kendini daha fazla gösteriyor. Alman şirketleri, küreselde yaşanan teknolojik gelişmeleri üretim süreçlerine hızlı entegre etmekte zorlanıyor. Örneğin, Alman ekonomisinin lokomotiflerinden biri olan otomotiv sanayii, elektrikli otomobillerin yaygınlaşmasıyla küresel rekabette zorlanmaya başladı. Volkswagen fabrikası önümüzdeki yıllarda dünya çapında 50 bin kişiyi işten çıkarmayı planladığını açıkladı. Şirketin Almanya’daki dört fabrikasının da kapanma ihtimali bulunuyor. Alman ekonomisi de geçtiğimiz birkaç yılda eksi büyüme rakamlarına sahne olmuştu. Bu yıl büyüme bekleniyor, ancak bunun da yüzde 1,3 ile sınırlı olması bekleniyor. Bu da halkın beklentilerine karşılık olacak bir büyüme olacak gibi görünmüyor.
Üçüncü olarak, 2015’ten bu yana Almanya’ya özellikle Suriye’den ve Ukrayna’dan mülteciler geldi. Suriye’den 1 milyon, Ukrayna’dan da yaklaşık 1,3 milyon mülteci geldi. Yaşanan mülteci akınlarının ardından Almanya’da göç konusu AfD başta olmak üzere sağcı partiler tarafından ağırlıklı olarak güvenlikleştirilmeye başlandı. 2000’de yüzde 9 olan göçmen kökenli insan sayısı günümüzde yüzde 31’e çıktı. Her ne kadar Alman ekonomisinin Alman halkı ortalaması giderek yaşlandığı için pek çok sektörde yeni iş gücüne ihtiyacı olsa da yine de “yabancılar” konusu artık iç siyasetin en önde gelen gündem maddelerinden biri oldu.
Aslında temel meselenin Alman seçmenlerinin yaşadığı güvensizlik ve belirsizlik duygusu olduğunu belirtebiliriz. Yukarıda belirtilen üç neden de aslında bu duruma işaret ediyor. Küreseldeki savaş ortamı ve savaşın ülkeye sıçrama korkusu, ekonomik meydan okumalar ve artan yabancı sayısının bazı siyasiler tarafından güvenlikleştirilmesi, Alman halkının geleceğe yönelik kaygılarını artırıyor.
AfD seçimleri kazandığı eyalette neler yapabilir?
AfD’nin Saksonya-Anhalt için programı, eyaletin yerel politikalarında ciddi değişiklikler öngörüyor.
AfD’nin ilan ettiği “vaatler” arasında yasadışı mültecilerin hemen sınır dışı edilmesi var. Ayrıca, okullardaki gökkuşağı bayraklarının yerine Alman bayraklarının getirileceğini ifade ediyor. Alman ulusal marşının okullarda okutulmasını istiyor. Aile kavramına vurgunun artacağını ve çocuk yapan ailelere ekstra destek verileceğini vurguluyor.
Sığınmacı ailelerin çocuklarının Alman çocuklarıyla birlikte değil, ayrı sınıflarda okutulacağını belirtiyor. Böylece bu çocuklara ve ailelere “geçici” oldukları mesajı verilecek. Aynı zamanda bu çocukların Alman toplumuna entegre olmalarının önüne geçilecek. Dolayısıyla, Alman kimliğine ve Alman ulusal sembollerine daha çok vurgu yapılması ve yabancı düşmanı olarak adlandırılabilecek politikalar AfD’nin Saksonya-Anhalt planları arasında.
Bundan sonra ne olabilir?
Saksonya-Anhalt’ta AfD hükümet kurabilse de kuramasa da aslında 6 Eylül Almanya tarihine bir dönüm noktası olarak geçecek. Almanya gibi AB’nin en güçlü motor ülkelerinden biri olan bir ülke de bile AB şüpheciliğinin ne kadar prim yapabileceği ortaya çıktı. Ayrıca merkez partilerin ve uzlaşı siyasetinin 1949’dan bu yana hakim olduğu bir ülkede bile, marjinal bir partinin görüşlerinin nasıl yüksek oranda destek alabileceğini gösterdi.
Saksonya-Anhalt gibi nüfusu ve ekonomisi itibariyle küçük olarak nitelenebilecek bir eyalette yapılan seçimler, Berlin’de de şimdiden yankılanmaya başlandı. Destek oranı giderek düşen CDU/CSU-SPD koalisyon hükümeti, bu sarsıntıdan payını alacaktır. CDU içinde Başbakan Friedrich Merz’e yönelik muhalefet muhtemelen daha da artacak.
Bir yandan, bu süreç Almanya’nın içindeki kutuplaşmayı da artıracak. Almanların üçte biri AfD’ye oyu vereceğini söylese de ciddi bir kısmı hâlâ İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Alman devletinin temel değerlerini savunmaya devam ediyor. AB’nin hâlâ Almanya’nın kimliğinin parçası olduğunu savunuyor. Mültecilerin entegrasyonunu ve gerekli olan durumlarda yeni göçmenlerin ülkeye gelmesini savunuyor. AfD karşıtı olan bu gruplar muhtemelen önümüzdeki zamanlarda sokaklarda kendini daha fazla gösterecek. İki hafta sonra 20 Eylül’de Berlin’de ve Mecklenburg-Vorpommern’de yapacak yerel seçimlerin sonuçlarını da bu bağlamda sadece Almanya değil tüm dünya dikkatle izleyecek.
Almanya AfD meydan okuması karşısında ciddi bir dönüm noktasında bulunuyor. Merkezdeki siyasi partilerin, yerel seçim sonuçlarından gerekli dersleri çıkartıp çıkartamayacağını zaman gösterecek. Sadece AfD’yle ilişkilere mesafe koymak ve ittifak yapmayacaklarını açıklamak, demokrasinin korunması için yeterli olmayacak gibi duruyor. Halka yeniden güven duygusu aşılayacak ve refahı artıracak politikaları inşa etmek için henüz geç değil.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 9 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.



