Dünya genelinde kanser vakaları hızla artarken, sağlık sistemleri bu büyüyen talebe yanıt vermekte giderek daha fazla zorlanıyor. Buna rağmen bilim dünyasında kaydedilen yeni gelişmeler, özellikle hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi alanındaki ilerlemeler, umutları canlı tutuyor. Edinburgh Üniversitesi Küresel Halk Sağlığı Bölümü Başkanı ve How Not to Die (Too Soon) kitabının yazarı Devi Sridhar, The Guardian gazetesi için kaleme aldığı yazıda kanserde “büyük resmi” ortaya koyuyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“Kanser, her yıl dünya çapında yaklaşık 10 milyon kişinin ölümüne neden oluyor ve bu da tüm ölümlerin yaklaşık altıda birine karşılık geliyor. Ancak bu çarpıcı tablo, tüm kanser türlerinin aynı derecede ölümcül olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin melanom ve prostat kanserinde erken teşhis ve tedavi yöntemleri önemli ölçüde gelişmiş durumda; bu nedenle birçok yüksek gelirli ülkede beş yıllık sağkalım oranı yüzde 90’ın üzerine çıkmış durumda. Buna karşın pankreas kanseri gibi bazı türler hâlâ çok daha ölümcül seyrediyor. İngiltere’de pankreas kanseri teşhisi konulan her 20 kişiden yalnızca biraz fazlası beş yıl sonra hayatta kalabiliyor.
Bu nedenle, Chicago’da düzenlenen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında duyurulan daraxonrasib adlı yeni ilaç büyük heyecan yarattı. Günde bir kez kullanılan ağızdan alınan bu ilaç, yaklaşık 500 kişiyle yürütülen klinik çalışmada hastaların yaşam süresini iki katına çıkarırken geleneksel kemoterapiye kıyasla daha az yan etki gösterdi. İlaç, kanser hücrelerinin büyümesini tetikleyen KRAS proteinini etkisiz hale getirerek çalışıyor. Uzun yıllardır kanser araştırmaları yapan bir bilim insanının sonuçları okurken gözyaşlarını tutamadığını söylemesi, bu gelişmenin önemini ortaya koyuyor. Kanser tedavisinde etkili ilaç seçenekleri uzun yıllar son derece sınırlıyken, bu ilaç gerçekten büyük değişim getirebilir.
Ancak kanser araştırmalarından gelen her haberde olduğu gibi, tüm bu gelişmeleri anlamlandırmak; “Gerçekten ilerleme kaydediyor muyuz?” sorusuna yanıt arayanlar ve hem kendileri hem de sevdikleri için ne anlama geldiğini merak edenler adına hiç de kolay değil. Kimi zaman potansiyel bir “tedavi” veya hastalığın tamamen kökünün kazınacağı yönünde aşırı iyimser söylemler duyuyoruz. Kimi zamansa kansere karşı asla kesin ve mutlak bir zafer kazanılamayacağı iddia ediliyor. Ben bu karmaşayı biraz olsun çözmeye; madalyonun önünü, arkasını ve tüm çıplak gerçeklerini önünüze sermeye çalışacağım.
Kanser tek bir hastalık mı, yoksa yüzlercesi mi?
Kanser aslında tek bir hastalık değil; ortak noktası kontrolsüz hücre çoğalması olan 200’den fazla farklı hastalığın genel adı. Her bir kanser türünün kendine özgü biyolojik mekanizmaları, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri bulunuyor. Örneğin meme kanseri bile, tedavi kararlarını belirleyen çok sayıda moleküler alt tipe ayrılıyor. Bu nedenle kanser için tek bir “mucize tedavi” bulma olasılığı oldukça düşük. Bunun yerine farklı kanser türleri için önleme, erken teşhis ve tedavi yöntemlerini ayrı ayrı geliştirmek gerekiyor.
Yeni tedaviler gerçekten oyun değiştiriyor mu?
Son yıllarda umut verici gelişmeler yaşanıyor. Gerek hastalara sunulan yeni ilaçlar gerekse bu tedavilerin daha geniş kitlelere ulaştırılması sayesinde, çoğu kanser türünde hayatta kalma oranlarını artırma konusunda her geçen gün daha iyiye gidiyoruz. Daraxonrasib ile elde edilen sonuçların ötesinde, en sık görülen altı kanser türünden biri olan baş ve boyun kanserine karşı geliştirilen yeni bir aşının (amivantamab) müjdesi de verildi.
Yeni ilaçların yanı sıra, bu tedavilerin doğru hastalara uygulanmasını sağlayan “hassas tıp” (precision medicine) yaklaşımı da önem kazanıyor. Örneğin baş ve boyun kanserine karşı geliştirilen yeni bir tedavinin (amivantamab) müjdesi de verildi. Bir klinik çalışmada hastaların üçte birinden fazlasında tümörleri küçülttü. Bu tür tedaviler bağışıklık sistemini aktive ederek tümöre saldırmasını sağlıyor ve tümör büyümesinde rol oynayan proteinleri hedef alıyor.
Ayrıca genetik testler sayesinde hangi hastanın belirli bir tedaviden fayda göreceği daha iyi tahmin edilebiliyor. Yeni bir uluslararası araştırma, bir DNA testinin meme kanseri hastalarında belirli kemoterapi ilaçlarından fayda görmeyecek kişileri ayırt edebildiğini ortaya koydu. Bu sayede bazı hastalar gereksiz yan etkilerden korunabiliyor.
Sağlık sistemleri neden bu kadar zorlanıyor?
Tüm bu ilerlemelere rağmen sağlık sistemleri büyük bir baskı altında. Her gün yaklaşık 100 bin kişiye kanser teşhisi konuluyor, ancak bu hastaları tedavi edecek yeterli sağlık personeli bulunmuyor. 2050 yılına kadar dünya genelinde yaklaşık 100 milyon kanser bakım çalışanı açığı oluşabileceği tahmin ediliyor.
Erken teşhis ve hızlı tedavi, hayatta kalma oranlarını belirleyen en kritik faktörler arasında yer alıyor. Ancak dünya genelinde her üç kanser vakasından biri teşhis edilemiyor. Gelişmiş ülkelerde bile ciddi gecikmeler yaşanıyor. Örneğin İngiltere’de hastaların önemli bir bölümü hedeflenen süre içinde tedaviye başlayamıyor. Oysa her dört haftalık gecikme, hayatta kalma olasılığını ortalama yüzde 10 azaltıyor.
Gençlerde kanser neden artıyor?
Endişe verici bir diğer gelişme ise kanser vakalarının giderek daha genç yaş gruplarında görülmesi. Araştırmalar, sanayileşmiş ülkelerde genç yetişkinlerde kanser oranlarının son yıllarda belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Daha geç doğan kuşakların yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde kansere yakalanma riskinin daha yüksek olabileceği belirtiliyor.
Bunun tek bir nedeni yok. Ancak aşırı işlenmiş gıdalar, obezite, alkol tüketimi, kronik stres ve düzensiz uyku gibi yaşam tarzı faktörlerinin etkili olduğu düşünülüyor.
Tüm bu tabloya rağmen umut var mı?
Tüm zorluklara rağmen ilerleme inkâr edilemez. Son 20–25 yıl içinde geniş spektrumlu kemoterapiden, daha hedefe yönelik ve bağışıklık sistemini harekete geçiren tedavilere doğru önemli bir geçiş yaşandı. Bu gelişmeler sayesinde birçok kanser türünde sağkalım oranları belirgin şekilde arttı.
Bugün hâlâ tüm kanserleri ortadan kaldıracak tek bir tedaviye sahip değiliz. Ancak bilimsel gelişmeler ve sağlık sistemlerine yapılan yatırımlar sürdüğü sürece, daha fazla insanın kanseri yenme şansına sahip olacağı açık. Bu nedenle kanserle mücadeleye dair tablo, bugün hem olumlu hem olumsuz yönler barındırsa da iyinin ağır bastığı gerçeğini gözden kaçırmamak gerekiyor.”
Bu yazı ilk kez 9 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.




