Vladimir Putin’in Çin ziyareti nasıl okunmalı?

Putin, Trump’ın hemen ardından Çin’i ziyaret etti. Putin’in amacı neydi? Ziyaretin sonuçları neler oldu? İki lider hangi mesajları verdi? Rusya-Çin ilişkilerinin görünür ve görünmez yüzlerinde neler var? Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu yazdı.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, 19-20 Mayıs 2026 tarihinde, Çin’i ziyaret etti. Ziyaretin resmî amacı olarak İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nın 25. yıldönümü gösterilse de Rus liderin ziyaretinin ABD Başkanı Donald Trump’ın ziyaretinin hemen sonrasına denk gelmesi, ziyaretle ilgili çok farklı yorumların yapılmasına neden oldu.

26 yıllık iktidarında 25. kez Çin’i ziyaret eden Putin’e çok sayıda bakanla valilerin ve iş insanlarının eşlik etmesini ve görüşmeler sonucunda 42 anlaşmanın imzalanmasını, Moskova’nın Trump’ın ziyaretini gölgede bırakma niyetiyle de açıklamak mümkün. Nitekim Putin’in sözcüsü Dmitriy Peskov karşılanma törenlerinin değil ziyaretlerin içeriklerinin tartışılması gerektiğini vurguladı.

Diğer taraftan birkaç gün arayla ABD ve Rusya liderlerinin Çin’i ziyaret etmesi, “Nihayet Çin, dünya siyasetinin merkezi haline mi geliyor?” sorusunu da beraberinde getirdi.

Rusya-Çin ilişkilerinin iki yüzü

Rusya – Çin ilişkilerinin aslında görünür ve görünmeyen tarafları var.

İlişkilerin görünür yüzünde, iki ülke arasında başta enerji ve ekonomi alanlardaki çok yönlü iş birliği ile tarafların uzun yıllardır tek kutuplu dünya düzenine karşı birlikte hareket etme politikası yer alıyor.

İlişkilerin görünmeyen yüzünde, başta Orta Asya için olmak üzere bölgesel rekabet ile yine uzun yıllardır gündemde olan Sibirya’da Çinli nüfus artışı gibi sorunlar ön plana çıkıyor. Yine gerek Şangay İşbirliği Örgütü gibi örgütler çerçevesinde gerekse de genel olarak tek kutuplu dünya düzenine karşı çıkarken, Moskova askerî iş birliğini arttırmak istiyor ama Pekin ekonomi konularla sınırlı kalmak istiyor.

Ukrayna Savaşı’nın Rusya-Çin ilişkilerine etkisi

Ukrayna Savaşı ise Rusya’nın diğer bölgelerdeki konumunu etkilediği gibi Çin ile ilişkilerine de yansıdı. Son yılları yaptırımlarla geçiren Moskova bu süreçte enerji pazarı için yönünü daha fazla başta Çin olmak üzere Uzak Doğu’ya çevirdiği gibi Pekin’e daha fazla bağımlı hale geldi.

Ukrayna konusunda aslında tüm taraflar farklı görüşe sahip. Kremlin, Çin’in Rusya’ya Ukrayna konusunda açıkça destek vermemesinden yakınırken, Çin bu sorunda kendisini tarafsız ülke ilan etti. Batı ise Pekin’in Rusya ile ilişkilerini ve ticareti kesmeyerek Moskova’ya dolaylı destek verdiği görüşünde.

Diğer taraftan gerek Ukrayna’daki gelişmeler gerekse de genel olarak uluslararası arenadaki dengeler hem bu iki ülkeyi hem de Batı’nın bu iki ülkeyle ilişkilerini belirli seviyede tutmasını gerektiriyor. Nitekim Rusya’nın Çin’e fazla yakınlaşması ABD’nin işine yaramazken, Rusya’nın Batı karşısında fazla zayıf düşmesi de Çin’in çıkarına değil. Bundan dolayı Çin’in Rusya’ya destek oranı da Rusya’nın Ukrayna’daki konumuna bağlı. Rusya’nın Ukrayna meselesi ile daha uzun süre meşgul olması da Çin’in lehine. Zira Rusya ile Çin, yukarıda da belirtildiği üzere Orta Asya’daki çıkarları dolayısıyla birbirlerinin fazla güçlenmesini de istemiyorlar. Onun için şimdiye kadar Moskova ile Pekin kendi çıkarlarını da gözeterek kontrollü ilişkiler sürdürmeyi başardı.

Görüşmenin gündemi: Yeni tip uluslararası ilişkiler

Peki, Rus Devlet Başkanı sözcüsünün “önemli olan görüşülen konular” dediği içerikte neler vardı?

En başta taraflar, çok yönlü stratejik iş birliği ve komşuluk ile dostluk ilişkilerinin devam ettirilmesi konusunda mutabık kaldılar ve çok kutuplu dünya düzeni ve yeni tip uluslararası ilişkilerin kuruluşuna dair ortak deklarasyon imzaladılar.

Diğer bir deyişle Rusya ile Çin bugüne kadar savundukları tezlerini bir kez daha dile getirmiş oldular: Her iki ülke de ABD başkanlığındaki tek kutuplu dünya düzenine karşı çıkıyor ve bu çerçevede çok yönlü iş birliğini sürdürerek ikinci bir kutup daha yaratmaya çalışıyorlar.

Yeni “eski” ortak düşman: Japonya

Yine iki lider nükleer silaha sahip bir gücün başka bir nükleer gücü tehdit etmesini ve bu yöndeki provokasyonları kınadılar, nükleer silaha sahip olmayan bazı AB ülkelerinin nükleer silah geliştirme istekleri ve Japonya’nın nükleer malzeme biriktirme süreci ile ilgili kaygı duyduklarını belirttiler ve Ukrayna Savaşı’nın sebebinin ortadan kaldırılması gerektiği konusunda mutabakata vardılar.

İki lider ayrıca ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarının uluslararası hukuku ve uluslararası ilişkiler normlarını bozduğunu, Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırdığını belirttiler. Diğer bir deyişle Moskova ile Pekin, uluslararası gündemi işgal eden konularda Trump ile Şi’nin görüşmelerinin gündemine bakılmaksızın aynı görüşü paylaştıklarını bir kez daha dile getirdiler.

Görünen o ki, Japonya konusu da önümüzdeki yıllarda Rusya ile Çin’i daha fazla yakınlaştıracak.

Sibirya’nın gücü

Görüşülen ekonomi ve enerji konularının başında Rus enerji kaynaklarının Çin’e ihracatının artarak devam etmesi geliyor. Taraflar Eylül 2025’te Sibirya’nın Gücü – 2 doğalgaz projesinin hayata geçirilmesi konusunda mutabakata varmış, ancak imzalar atılmamıştı. Öyle anlaşılıyor ki iki lider bu projenin hayata geçirilmesi konusunda hemfikirler.

Ancak şimdilik Çin ile Rusya fiyat ve diğer şartlar konusunda anlaşamıyorlar. Bu boru hattı ile Batı Sibirya’daki yataklardan Moğolistan üzerinden Çin’e yılda yaklaşık 50 milyon metre küp gazın taşınması planlanıyor. Sibirya’nın Gücü -1 boru hattı ise daha 2019’da hayata geçirilmişti. Moskova böylece aslında yakın zamanda AB ülkelerine ihraç ettiği gazın tamamını Çin’e yönlendirmek istiyor. Nitekim şimdiden Rusya’nın en büyük iki doğalgaz tedarikçisi Çin ile Türkiye’dir. Bu projenin hayata geçirilmesi Rusya için daha büyük önem arz ettiğinden dolayı Çin sıkı pazarlıkları sürdürüyor ve son imzayı atmak için acele etmiyor.

Yine taraflar 240 milyar dolara ulaşan ticarî ilişkilerde yerel para birimlerini kullanma konusundaki kararlılıklarını bir kez daha vurguladılar. Vizesiz rejimin 2027 sonuna kadar uzatılması da iki ülke arasında her seviyede temasların artacağının işaretidir.

2026 Rusya-Çin Eğitim Yılı

Rus yetkililer imzalanan anlaşma sayısını 42 olarak verseler de bunların çoğu üniversite ile araştırma merkezleri arasında iş birliğini öngören belgelerdir. Nitekim 2026 yılı Rusya-Çin Eğitim Yılı olarak kutlanıyor. Moskova Devlet Üniversitesi ile Pekin Üniversitesi 2026-2030 iş birliği yol planını kararlaştırdılar. İki ülkenin önde gelen diğer üniversiteleri arasında da çifte diploma programları kabul edildi. Ayrıca Ortak Rus-Çin Teknoloji Üniversitesi’nin kuruluşu ve ortak belgesel filmlerin çekimi kararlaştırıldı. Öyle anlaşılıyor ki iki ülkenin yönetimi de Rus ve Çinli gençlerin birbirlerini daha fazla tanımalarını ve ikili ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha sorunsuz devam etmesi için çaba sarf ediyorlar.

Kaybeden yine AB mi?

Gerek Trump’ın gerekse de Putin’in ziyaretleri çerçevesinde şüphesiz kamuoyu ile paylaşılmayan gündem de olmuştur. Önümüzdeki günlerde İran, Tayvan ve Ukrayna cephelerindeki gelişmeler, muhtemelen söz konusu gizli gündemle ilgili bize ipuçları verecek. Rusya’nın Ukrayna’da, ABD’nin İran’da baskıyı arttırmaları, bu meselelerde Çin’i daha fazla yanlarına aldıkları anlamına gelir.

Diğer taraftan şimdiden Rus ve Avrupa basınında yapılan yorumlara göre söz konusu iki ziyaret de son yıllarda gittikçe zayıflayan AB’ni iyice büyük oyunun dışına itiyor. Kaldı ki önümüzdeki günlerde Amerikan heyetinin de Moskova’yı ziyaret etmesi planlanıyor. Bu üçlüden Rusya, Ukrayna meselesi nedeniyle, ABD ise İran konusunda kendisine destek verilmemesinden dolayı AB’ni hem cezalandırmak hem de iyice zayıflatmak istiyorlar. Tüm gelişmelerin dışında kalan AB daha fazla cepheye karşı mücadele vermek zorunda kalacak gibi görünüyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 22 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

İlyas Kemaloğlu
İlyas Kemaloğlu
Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu - 2001’de Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisansını, 2003’te aynı üniversitede yüksek lisansını, 2008’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 2012’de doçent, 2017’de profesör oldu. Rusça, İngilizce, Farsça ve çeşitli Slav ve Türk lehçelerini bilen Kemaloğlu, 2004-2008 yılları arasında Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde Rusya-Ukrayna Masası’nda görev yaptı. 2009-2012’de Türk Tarih Kurumu’nda çalıştı. 2009-2013 yılları arasında Orta Doğu Stratejik Araştırmaları Merkezi’nde Avrasya Danışmanı olarak görev yaptı. 2013 yılından itibaren MSGSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi olarak çalışıyor. 2013 ve 2018 yıllarında TC Başbakanlık Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu’na aslî üye seçildi. Çalışmaları, Rusya tarihi, Türk-Rus münasebetleri ve günümüz Avrasya coğrafyasındaki güncel gelişmeler ile ilgilidir. Telif, çeviri ve edit olmak üzere otuza yakın kitap çalışması yayımlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Vladimir Putin’in Çin ziyareti nasıl okunmalı?

Putin, Trump’ın hemen ardından Çin’i ziyaret etti. Putin’in amacı neydi? Ziyaretin sonuçları neler oldu? İki lider hangi mesajları verdi? Rusya-Çin ilişkilerinin görünür ve görünmez yüzlerinde neler var? Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu yazdı.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, 19-20 Mayıs 2026 tarihinde, Çin’i ziyaret etti. Ziyaretin resmî amacı olarak İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nın 25. yıldönümü gösterilse de Rus liderin ziyaretinin ABD Başkanı Donald Trump’ın ziyaretinin hemen sonrasına denk gelmesi, ziyaretle ilgili çok farklı yorumların yapılmasına neden oldu.

26 yıllık iktidarında 25. kez Çin’i ziyaret eden Putin’e çok sayıda bakanla valilerin ve iş insanlarının eşlik etmesini ve görüşmeler sonucunda 42 anlaşmanın imzalanmasını, Moskova’nın Trump’ın ziyaretini gölgede bırakma niyetiyle de açıklamak mümkün. Nitekim Putin’in sözcüsü Dmitriy Peskov karşılanma törenlerinin değil ziyaretlerin içeriklerinin tartışılması gerektiğini vurguladı.

Diğer taraftan birkaç gün arayla ABD ve Rusya liderlerinin Çin’i ziyaret etmesi, “Nihayet Çin, dünya siyasetinin merkezi haline mi geliyor?” sorusunu da beraberinde getirdi.

Rusya-Çin ilişkilerinin iki yüzü

Rusya – Çin ilişkilerinin aslında görünür ve görünmeyen tarafları var.

İlişkilerin görünür yüzünde, iki ülke arasında başta enerji ve ekonomi alanlardaki çok yönlü iş birliği ile tarafların uzun yıllardır tek kutuplu dünya düzenine karşı birlikte hareket etme politikası yer alıyor.

İlişkilerin görünmeyen yüzünde, başta Orta Asya için olmak üzere bölgesel rekabet ile yine uzun yıllardır gündemde olan Sibirya’da Çinli nüfus artışı gibi sorunlar ön plana çıkıyor. Yine gerek Şangay İşbirliği Örgütü gibi örgütler çerçevesinde gerekse de genel olarak tek kutuplu dünya düzenine karşı çıkarken, Moskova askerî iş birliğini arttırmak istiyor ama Pekin ekonomi konularla sınırlı kalmak istiyor.

Ukrayna Savaşı’nın Rusya-Çin ilişkilerine etkisi

Ukrayna Savaşı ise Rusya’nın diğer bölgelerdeki konumunu etkilediği gibi Çin ile ilişkilerine de yansıdı. Son yılları yaptırımlarla geçiren Moskova bu süreçte enerji pazarı için yönünü daha fazla başta Çin olmak üzere Uzak Doğu’ya çevirdiği gibi Pekin’e daha fazla bağımlı hale geldi.

Ukrayna konusunda aslında tüm taraflar farklı görüşe sahip. Kremlin, Çin’in Rusya’ya Ukrayna konusunda açıkça destek vermemesinden yakınırken, Çin bu sorunda kendisini tarafsız ülke ilan etti. Batı ise Pekin’in Rusya ile ilişkilerini ve ticareti kesmeyerek Moskova’ya dolaylı destek verdiği görüşünde.

Diğer taraftan gerek Ukrayna’daki gelişmeler gerekse de genel olarak uluslararası arenadaki dengeler hem bu iki ülkeyi hem de Batı’nın bu iki ülkeyle ilişkilerini belirli seviyede tutmasını gerektiriyor. Nitekim Rusya’nın Çin’e fazla yakınlaşması ABD’nin işine yaramazken, Rusya’nın Batı karşısında fazla zayıf düşmesi de Çin’in çıkarına değil. Bundan dolayı Çin’in Rusya’ya destek oranı da Rusya’nın Ukrayna’daki konumuna bağlı. Rusya’nın Ukrayna meselesi ile daha uzun süre meşgul olması da Çin’in lehine. Zira Rusya ile Çin, yukarıda da belirtildiği üzere Orta Asya’daki çıkarları dolayısıyla birbirlerinin fazla güçlenmesini de istemiyorlar. Onun için şimdiye kadar Moskova ile Pekin kendi çıkarlarını da gözeterek kontrollü ilişkiler sürdürmeyi başardı.

Görüşmenin gündemi: Yeni tip uluslararası ilişkiler

Peki, Rus Devlet Başkanı sözcüsünün “önemli olan görüşülen konular” dediği içerikte neler vardı?

En başta taraflar, çok yönlü stratejik iş birliği ve komşuluk ile dostluk ilişkilerinin devam ettirilmesi konusunda mutabık kaldılar ve çok kutuplu dünya düzeni ve yeni tip uluslararası ilişkilerin kuruluşuna dair ortak deklarasyon imzaladılar.

Diğer bir deyişle Rusya ile Çin bugüne kadar savundukları tezlerini bir kez daha dile getirmiş oldular: Her iki ülke de ABD başkanlığındaki tek kutuplu dünya düzenine karşı çıkıyor ve bu çerçevede çok yönlü iş birliğini sürdürerek ikinci bir kutup daha yaratmaya çalışıyorlar.

Yeni “eski” ortak düşman: Japonya

Yine iki lider nükleer silaha sahip bir gücün başka bir nükleer gücü tehdit etmesini ve bu yöndeki provokasyonları kınadılar, nükleer silaha sahip olmayan bazı AB ülkelerinin nükleer silah geliştirme istekleri ve Japonya’nın nükleer malzeme biriktirme süreci ile ilgili kaygı duyduklarını belirttiler ve Ukrayna Savaşı’nın sebebinin ortadan kaldırılması gerektiği konusunda mutabakata vardılar.

İki lider ayrıca ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarının uluslararası hukuku ve uluslararası ilişkiler normlarını bozduğunu, Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırdığını belirttiler. Diğer bir deyişle Moskova ile Pekin, uluslararası gündemi işgal eden konularda Trump ile Şi’nin görüşmelerinin gündemine bakılmaksızın aynı görüşü paylaştıklarını bir kez daha dile getirdiler.

Görünen o ki, Japonya konusu da önümüzdeki yıllarda Rusya ile Çin’i daha fazla yakınlaştıracak.

Sibirya’nın gücü

Görüşülen ekonomi ve enerji konularının başında Rus enerji kaynaklarının Çin’e ihracatının artarak devam etmesi geliyor. Taraflar Eylül 2025’te Sibirya’nın Gücü – 2 doğalgaz projesinin hayata geçirilmesi konusunda mutabakata varmış, ancak imzalar atılmamıştı. Öyle anlaşılıyor ki iki lider bu projenin hayata geçirilmesi konusunda hemfikirler.

Ancak şimdilik Çin ile Rusya fiyat ve diğer şartlar konusunda anlaşamıyorlar. Bu boru hattı ile Batı Sibirya’daki yataklardan Moğolistan üzerinden Çin’e yılda yaklaşık 50 milyon metre küp gazın taşınması planlanıyor. Sibirya’nın Gücü -1 boru hattı ise daha 2019’da hayata geçirilmişti. Moskova böylece aslında yakın zamanda AB ülkelerine ihraç ettiği gazın tamamını Çin’e yönlendirmek istiyor. Nitekim şimdiden Rusya’nın en büyük iki doğalgaz tedarikçisi Çin ile Türkiye’dir. Bu projenin hayata geçirilmesi Rusya için daha büyük önem arz ettiğinden dolayı Çin sıkı pazarlıkları sürdürüyor ve son imzayı atmak için acele etmiyor.

Yine taraflar 240 milyar dolara ulaşan ticarî ilişkilerde yerel para birimlerini kullanma konusundaki kararlılıklarını bir kez daha vurguladılar. Vizesiz rejimin 2027 sonuna kadar uzatılması da iki ülke arasında her seviyede temasların artacağının işaretidir.

2026 Rusya-Çin Eğitim Yılı

Rus yetkililer imzalanan anlaşma sayısını 42 olarak verseler de bunların çoğu üniversite ile araştırma merkezleri arasında iş birliğini öngören belgelerdir. Nitekim 2026 yılı Rusya-Çin Eğitim Yılı olarak kutlanıyor. Moskova Devlet Üniversitesi ile Pekin Üniversitesi 2026-2030 iş birliği yol planını kararlaştırdılar. İki ülkenin önde gelen diğer üniversiteleri arasında da çifte diploma programları kabul edildi. Ayrıca Ortak Rus-Çin Teknoloji Üniversitesi’nin kuruluşu ve ortak belgesel filmlerin çekimi kararlaştırıldı. Öyle anlaşılıyor ki iki ülkenin yönetimi de Rus ve Çinli gençlerin birbirlerini daha fazla tanımalarını ve ikili ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha sorunsuz devam etmesi için çaba sarf ediyorlar.

Kaybeden yine AB mi?

Gerek Trump’ın gerekse de Putin’in ziyaretleri çerçevesinde şüphesiz kamuoyu ile paylaşılmayan gündem de olmuştur. Önümüzdeki günlerde İran, Tayvan ve Ukrayna cephelerindeki gelişmeler, muhtemelen söz konusu gizli gündemle ilgili bize ipuçları verecek. Rusya’nın Ukrayna’da, ABD’nin İran’da baskıyı arttırmaları, bu meselelerde Çin’i daha fazla yanlarına aldıkları anlamına gelir.

Diğer taraftan şimdiden Rus ve Avrupa basınında yapılan yorumlara göre söz konusu iki ziyaret de son yıllarda gittikçe zayıflayan AB’ni iyice büyük oyunun dışına itiyor. Kaldı ki önümüzdeki günlerde Amerikan heyetinin de Moskova’yı ziyaret etmesi planlanıyor. Bu üçlüden Rusya, Ukrayna meselesi nedeniyle, ABD ise İran konusunda kendisine destek verilmemesinden dolayı AB’ni hem cezalandırmak hem de iyice zayıflatmak istiyorlar. Tüm gelişmelerin dışında kalan AB daha fazla cepheye karşı mücadele vermek zorunda kalacak gibi görünüyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 22 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

İlyas Kemaloğlu
İlyas Kemaloğlu
Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu - 2001’de Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisansını, 2003’te aynı üniversitede yüksek lisansını, 2008’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 2012’de doçent, 2017’de profesör oldu. Rusça, İngilizce, Farsça ve çeşitli Slav ve Türk lehçelerini bilen Kemaloğlu, 2004-2008 yılları arasında Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde Rusya-Ukrayna Masası’nda görev yaptı. 2009-2012’de Türk Tarih Kurumu’nda çalıştı. 2009-2013 yılları arasında Orta Doğu Stratejik Araştırmaları Merkezi’nde Avrasya Danışmanı olarak görev yaptı. 2013 yılından itibaren MSGSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi olarak çalışıyor. 2013 ve 2018 yıllarında TC Başbakanlık Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu’na aslî üye seçildi. Çalışmaları, Rusya tarihi, Türk-Rus münasebetleri ve günümüz Avrasya coğrafyasındaki güncel gelişmeler ile ilgilidir. Telif, çeviri ve edit olmak üzere otuza yakın kitap çalışması yayımlandı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x