Tarih boyunca küresel hegemonya; inşa edilen ticaret yolları, limanlar ve demiryollarıyla yaratıldı. Fakat 21. yüzyılın güç mücadelesi, fiziksel altyapılardan ziyade dijital ağlar üzerinden yürütülüyor. Yapay zekâ devrimi sadece teknolojik bir sıçrama değil, aynı zamanda yeni bir jeopolitik mücadele anlamına da geliyor. Amerika, bu devrimi; en gelişmiş çiplere ve en sofistike yapay zekâ modellerine sahip olmanın belirlediği bir ‘ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlük’ yarışı olarak görürken, Çin çok daha asimetrik ve etkili bir strateji izliyor: Teknolojiyi tabana yayarak tekelleri kırmak ve gelişmekte olan dünyanın dijital altyapısını sessizce oluşturmak.
Foreign Policy internet sitesinde yayımlanan ve Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde jeoekonomi ve teknoloji konularında kıdemli araştırmacı olan Agathe Demarais tarafından kaleme alınan yazı, Batılı ülkelerin en gelişmiş çiplere ve maliyetli yapay zekâ modellerine odaklandığı bir dönemde, Çin’in ucuz ve açık kaynaklı yapay zekâ ekosistemiyle küresel yarışı nasıl sessizce kendi lehine çevirmeye çalıştığını inceliyor. Yazı, Pekin yönetiminin bu stratejiyi yeni nesil ve görünmez bir ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ olarak kurguladığına, böylece Amerikan sistemlerini karşılayamayan Küresel Güney ülkelerine teknolojik altyapıyı uygun maliyetlerle sunarak on yıllar sürecek kalıcı bir nüfuz ve endüstri standardı inşa ettiğine dikkat çekiyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
“Bugünlerde en popüler yapay zekâ modeli hangisi? Amerika veya Avrupa’da kime sorarsanız sorun, muhtemelen OpenAI’ın ChatGPT‘si, Anthropic’in Claude’u ya da Google’ın Gemini’ı hakkında bir şeyler duymuş olabilirsiniz. Aslında bu modellerin hiçbiri değil. Son iki haftada dünyada en çok kullanılan yapay zekâ, çoğu Batılının adını bile duymadığı bir model oldu: OpenRouter listesinin zirvesine yerleşen açık kaynaklı bir Çin modeli, Kimi K2.6.
Bu tablo, çip performanslarına ve en gelişmiş yapay zekâ modelinin hangisi olduğuna odaklanan Batılı liderlerin ve CEO’ların aslında yanlış hedefin peşinden koşuyor olabileceğini gösteriyor. Çin ise bu sırada sessizce farklı bir sistem kuruyor: Çoğu ihtiyaç için hem ucuz hem de oldukça yeterli olan açık kaynaklı yapay zekâ modellerinden oluşan dev bir ekosistem. Batılı ülkeler durumu fark edene kadar, Çin yapımı yapay zekâ modelleri çoktan küresel standart haline gelmiş ve daha üstün teknolojilerle bile tahtlarından indirilmeleri zorlaşmış olabilir.
Çin’in uygun maliyetli ve açık kaynaklı yapay zekâ stratejisi
Batı’daki genel kanıya göre Amerika Birleşik Devletleri’nin ihracat kısıtlamaları, Çin’in en yeni nesil çiplere erişmesini engelleyerek Çinli yapay zekâ şirketlerinin hızını kesiyor. Bu doğru olsa da hikâyenin can alıcı bir kısmını gözden kaçırıyor: Eğer Pekin’in yapay zekâ vizyonu herkesin erişebileceği, uygun maliyetli çözümler sunmaksa, Çinli şirketlerin küresel yarışı kazanmak için en son teknoloji çiplere zaten ihtiyacı yok.
Pekin merkezli Moonshot AI’ın açık kaynaklı amiral gemisi Kimi K2.6’yı ele alalım. Sektör testlerinde bu yapay zekâ modeli, Anthropic’in Claude Opus 4.7 ve OpenAI’ın GPT-5.5 gibi en gelişmiş Batılı yapay zekâ modellerinin hemen ensesinde. Fiyat konusuna gelince ise durum tamamen farklı: Kimi’nin maliyeti milyon çıktı tokeni (yapay zekânın girdi ve çıktılarını ölçen birim) başına yaklaşık 4 dolar. Yani Opus 4.7 ve GPT-5.5’ten yaklaşık altı ila sekiz kat daha ucuz. Sıradan bir kullanıcı için bu fark pek göze batmayabilir ancak yüzlerce yapay zekâ asistanı çalıştıran bir şirket için hayati önem taşıyor.
Kimi tek örnek de değil. Moonshot yapay zekâ modeli arayüz kullanımlarında listelerin başında yer alırken, Alibaba’nın Qwen adlı diğer yapay zekâ modeli, firmaların kendi sunucularında barındırdığı yapay zekâ sistemleri için hızla varsayılan seçenek haline geliyor. İki istatistik bu durumu çok net açıklıyor. İlk olarak Qwen, 2025’in sonlarında en büyük Batılı rakibi Meta’nın Llama’sını tahtından ederek Mart ayına kadar küresel açık kaynak indirmelerinin yüzde 50’sinden fazlasını tek başına üstlendi. İkincisi, Qwen bugüne kadar yaklaşık 1 milyar kez indirildi. Üstelik Qwen’e olan bu ilgi sadece maliyetleri düşünen şirketlerle sınırlı kalmadı. Geçtiğimiz Kasım ayında Singapur hükümeti, Llama’yı bırakıp kendi egemen yapay zekâ modelini Qwen altyapısıyla kuracağını duyurmuştu.
Yeni nesil ‘Kuşak ve Yol’: Görünmez ve ücretsiz yapay zekâ altyapısı
Açık kaynak stratejisiyle Pekin, meşhur Kuşak ve Yol Girişimi‘nin felsefesini güncelliyor; fakat önemli bir farkla. Kuşak ve Yol, diğer ülkeleri Çin’in yörüngesine çekmek için tamamen finanse edilmiş dev altyapı projeleri sunmayı içeriyordu. Çin’in açık kaynaklı yapay zekâ modelleri piyasaya sürmesi de tamamen aynı mantığa dayanıyor, fakat bu kez kurulan altyapı hem görünmez hem de tamamen ücretsiz. Yapay zekâyı yaymanın ek maliyeti neredeyse sıfır (sunucular ve harcanan elektrik gibi ana masrafları kullanan ülke karşılıyor). Bu durum, yapay zekâ açılımını Pekin için liman, demiryolu veya enerji santrali inşa etmekten çok daha masrafsız bir yatırım haline getiriyor. Dahası, Kuşak ve Yol zaman zaman tepki çeken, somut ve Çin’e ait altyapılar yaratmıştı. Yapay zekâ bağımlılığı ise hem politikacılar hem de halk için görünmez olduğundan dolayı olası tepkilerin önüne geçiyor.
Çin’in yapay zekâ hamlesi, nihai hedefi çok net olan uzun vadeli bir stratejiden oluşuyor: Kendi yapay zekâ modellerinin küresel standartlar haline gelmesini ve geleceği şekillendirmesini sağlamak. Bu plan, varsayılan olarak kabul gören bir aracın hızla sektörün değişmez standardına dönüşeceği mantığına dayanıyor. Geliştiriciler ve şirketler sistemlerini bir kez Çin yapımı mimariler üzerine kurduklarında, otomatik olarak Çin’in teknik standartlarını benimsemiş oluyorlar; bu da Pekin’e kalıcı bir etki alanı yaratıyor. Bu, çok daha büyük bir oyun planının sadece bir parçası. Pekin, ‘Standartlar 2035’ vizyonunda, yeni nesil teknolojilerin standartlarını belirlemek adına Çin ürünlerini küresel çapta varsayılan tercih haline getirmeyi hedefliyor. Bunun çok benzer bir örneğini lojistik sektöründe gördük: Çin, son yıllarda Logink adlı nakliye yazılımını ücretsiz olarak kullanıma sundu. 24 ülkede en az 86 limana kurulan bu platform, kısa sürede sektörün vazgeçilmezlerinden biri haline geldi.
Yapay zekâ rekabetinin asıl savaş alanı: Küresel Güney
Küresel yapay zekâ standartlarını belirleme savaşı büyük ölçüde Küresel Güney‘de yaşanacak. Batılı ekonomiler Amerikan yapımı yapay zekâ modellerine kilitlenmiş durumdalar, Çin ise kendi sistemleriyle ilerliyor. Geriye kalan diğer tüm bölgeler ise bu yarışın asıl belirleyicisi konumundalar.
Çin yapımı yapay zekâ modellerinin buralarda öne çıkmasını sağlayan üç temel faktör var. Birincisi, Amerikan yapımı yapay zekâ, maliyete duyarlı gelişmekte olan ülkelerde geniş çapta kullanılmak için fazla pahalı. İkincisi, Amerikan yapay zekâ modelleri genellikle Batı verileriyle eğitildiğinden, Küresel Güney’in yerel dinamiklerini ve bağlamını anlamada yetersiz kalıyorlar. Buna karşılık, Çin’in açık kaynaklı yapay zekâ modellerini indirip ülkeye özgü verilerle uyarlamak çok daha kolay. Bunun en net örneği, Afrika verileriyle eğitilip 20 Afrika diline uyarlanan Qwen tabanlı AfriqueQwen-14B yapay zekâ modeli. Batı’nın önde gelen açık kaynak yapay zekâ modeli Llama ise Küresel Güney dillerini ancak bölük pörçük destekliyor.
Üçüncüsü, dünya çapında Amerika’ya karşı artan tepkiler Çin’in stratejisini güçlendiriyor. Üstelik Pekin’in bu durumdan faydalanmak için parmağını bile kıpırdatmasına gerek yok. Washington, küresel yapay zekâ rekabetini Çin’e karşı kazanılması gereken bir ulusal güvenlik meselesi olarak görürken, uygun fiyatlı ve iş görecek araçlara ihtiyaç duyan üçüncü ülkelere hiçbir alternatif sunmuyor.
Küresel Güney ekonomileri için düzenlenen iki büyük yapay zekâ zirvesinin sonuçları bu tabloyu çok iyi özetliyor. Geçtiğimiz Nisan ayında Ruanda’nın başkenti Kigali’de düzenlenen Afrika Küresel Yapay Zekâ Zirvesi ve oradan çıkan Afrika Yapay Zekâ Bildirgesi, yapay zekânın etik, sürdürülebilirlik ve sorumluluk temelleri üzerine kurulması çağrısında bulundu. Bu muhtemelen Silikon Vadisi yöneticilerine epey yabancı gelen bir yaklaşım.
Şubat ayındaki Hindistan Yapay Zekâ Etki Zirvesi’nde ise Küresel Güney liderleri bu tutumlarını daha da netleştirdiler. Yeni Delhi, konferansın gündemini sosyal güçlendirme, kalkınma ve kapsayıcılığı öne çıkaran ‘İnsan, Gezegen ve İlerleme’ çerçevesine oturttu. Hindistan’ın eski G-20 temsilcisi Amitabh Kant’ın konferans sırasında söylediği şu sözler durumu özetliyor: ‘OpenAI’a Amerika’dan daha fazla veri sağlıyoruz. Küresel Güney’den gelen veriler bu yapay zekâ modellerinin gelişmesine yardımcı oluyor. Sonra da bu şirketler dönüp bize yüksek maliyetli ürünler satıyorlar. İşte bu yüzden Hindistan’ın kendi verileriyle kendi yapay zekâ modellerini kurması gerekiyor.’
Bu gidişata yönelik en yaygın itiraz olan ‘Küresel Güney ülkeleri güvenlik endişeleriyle Çin yapay zekâsını reddedebilir’ argümanı pek gerçekçi durmuyor. Bu ülkeler zamanında Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yapılan Çin limanlarını, demiryollarını veya elektrik santrallerini de güvenlik gerekçesiyle reddetmemişlerdi. Ufukta ucuz bir Batılı yapay zekâ alternatifi görünmezken (Amerikalı yapay zekâ şirketleri nakit sıkıntısı yaşadığı için fiyat düşürmeleri pek olası görünmüyor), bu kez farklı bir tepki beklemek için ortada pek bir neden yok. Üstelik Çin’in sunduğu yapay zekâ fırsatını geri çevirmek çok daha zor. Açık kaynaklı yapay zekâ modellerinin tek bir sahibinin olmaması işleri oldukça kolaylaştırıyor; bu sistemler manşetleri süsleyen devletler arası anlaşmalarla değil, herkese açık internet siteleri üzerinden sessiz sedasız yayılıyorlar.
Çin yapay zekâlarına yönelik güvenlik ve sansür endişeleri neden karşılık bulmuyor?
Şüpheyle yaklaşanlar, Pekin’in yapay zekâ modellerinde Çin Komünist Partisi sansürünün kodlara işlemiş olduğuna da dikkat çekebilirler. Çin’in DeepSeek yapay zekâ modeli, kendi sunucularınızda kursanız bile bazen hassas soruları yanıtlamaktan kaçınıyor. Fakat bu sansür genellikle Tayvan, Tiananmen, Tibet ve Sincan gibi Çin’in iç meselelerini hedef alıyor; yani Küresel Güney’in yerel ihtiyaçlarıyla pek bir ilgisi yok. Elbette Pekin, örneğin Tayvan ile yakınlaşan ülkelerin güncellemelere erişimini keserek yapay zekâ modellerinin fişini çekmekle tehdit edebilir. Fakat Washington’ın Donald Trump yönetiminde öngörülemez ve tutarsız bir hale gelmesiyle birlikte, Küresel Güney liderlerinin Çin yapay zekâsına bel bağlamayı, uzun vadede Amerikan teknolojisine bağımlı olmaktan daha güvenli bulması için pek çok sebebi var.
Asıl yapay zekâ rekabeti, en yeni çiplere sahip olanın kazandığı bir donanım savaşı olmayabilir. Aksine bu küresel yarış, tarafını henüz seçmemiş ülkelerde hangi yapay zekâ modellerinin ve standartların kalıcı altyapıya dönüşeceğini belirleme mücadelesi. Çin’in bu yarışı kazanması için en gelişmiş yapay zekâ modellerine hükmetmesi gerekmiyor. Çin’in yapay zekâ modelleri gelişmekte olan pazarlarda uygun fiyatlı ve iş gören standart seçeneklere dönüşürse, Pekin önümüzdeki on yıllar boyunca sürecek sarsılmaz bir etki alanı kurmuş olacak.
Batılı liderler, ChatGPT, Claude ve Gemini arasındaki yapay zekâ yarışına odaklanmak yerine, standartlar tamamen oturmadan önce Küresel Güney’e kendi alternatiflerini nasıl sunacaklarını düşünmek isteyebilirler. Onlar bunu düşünedursun, Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki geliştiriciler kendi Kimi, Qwen ve DeepSeek yapay zekâ asistanlarını geliştirmeye çoktan devam ediyor olacaklar.”
Bu yazı ilk kez 20 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.




