14 Nisan 2020

Toplum

Yorum yap

Yazdır

Bir halk sağlığı sorunu olarak cahil cesareti döngüsü

Ülkemizde, en azından şehirlerimizde belli bir yaş aralığında olup da sosyal medya kullanıcısı olmayan neredeyse kalmadı. 2020 istatistiklerine göre Türkiye’de 37 milyon Facebook, 38 milyon Instagram, 11,5 milyon Twitter kullanıcısı bulunuyor1. Sosyal medya herhangi bir söylenti veya haberin en hızlı yayıldığı mecra olarak bilinir. Tecrübeli bir sosyal medya kullanıcısı okuduğu bir haberin doğru olup olmadığını, nasıl teyit etmesi gerektiğini de bilir. Ancak bu mecrada tecrübesizseniz dezenformasyondan etkilenebilirsiniz. Diğer yandan amacınız dezenformasyon ise bu mecrayı amacınıza uygun olarak da kullanabilirsiniz.

Yanlış bilginin infodemisi2 (infodemic) özellikle COVID-19 pandemisiyle global olarak ön plana çıkan bir sorun haline geldi. Öyle ki Birleşmiş Milletler infodemi ile mücadeleyi gündemine almak zorunda kaldı3. Ancak görünen o ki birçok gelişmiş ülkede infodemi sorununu, sosyal medyada kaynağı belirsiz bilgilerin yayılması oluşturuyor4. Diğer bir ifade ile sorun toplumun bilim insanlarından gelen bilgiden ziyade kaynağı belirsiz bilgiye maruz kalmasıyla ortaya çıkıyor.

Bir diğer problem ise, bilim insanlarının medya ile iletişimdeki zorlukları veya medya ile iletişime geçmek istemiyor olmalarından kaynaklanıyor5. Fakat Türkiye’de biz başka bir sorundan daha muztaribiz: Yanlış bilgi infodemisinin önemli bir kaynağı da akademik unvanlara sahip “uzman”lar.

Yüksek öğrenim cehaleti ortadan kaldırır mı?

Son birkaç yıldır ülkemizde giderek artan düzeyde dikkati çeken bir sorun, COVİD-19 pandemisi ile ana akım medyanın elinde ve öncülüğünde bir halk sağlığı tehdidi haline geldi: Cahil cesareti.

Her bir uzmanlık konusu ayrı bir öğrenme, emek, tecrübe süreci gerektirir, her sahanın kendine has ayrıntıları, dikkat edilmesi gereken özellikleri vardır. Bir analoji yapmak gerekirse dünyanın en başarılı beyin cerrahı veya bilgisayar mühendisi, aşçılık kitabını okuyup, mutfağında birkaç deneme yapmakla şeflik, aşçılık konusunda mesleki görüş bildirebilecek hale gelemez. Bir konunun “uzmanı” kendi uzmanlık konusu dışındaki bir sahada o konunun uzmanıymışcasına konuşuyorsa, uzmanlık diploma/sertifikası aldığı alandaki uzmanlığı ve yetkinliği dahi sorgulanmalıdır. Ne yazık ki, bu çerçevede bir konuda üst düzey öğrenim görmüş olmak, cehaleti her zaman ortadan kaldıramıyor.

Peki, o halde nasıl oluyor da bir kardiyoloji uzmanı, bir kalp damar cerrahı, bir kulak burun boğaz uzmanı, bir fizyolog, bir onkolog televizyonlara çıkıp SARS-CoV2 enfeksiyonunun toplumda nasıl yayılacağı, bunu önlemek için nelerin yapılması gerektiği ile ilgili görüş bildirebiliyor? Ve keza bir gazeteci, bir haber spikeri veya yorumcusu hangi algoritmayı kullanarak uzmanlık gerektiren bir konuda o konunun uzmanını buluyor? Bu “cahil cesareti” döngüsünde sorumlu olan konuşan mıdır yoksa konuşturan mı?

Konu uzmanı bilim insanına nasıl ulaşılır?

Bir örnek üzerinden yola çıkılırsa, bu satırların yazarı bir biyolog, moleküler biyoloji ve genetik sahasında doktorası olan ve kolon kanserinin genetiği üzerine çalışan bir öğretim üyesi/bilim insanı. Aldığı eğitimler ve edinmiş olduğu tecrübeler çerçevesinde yaşanan pandeminin nedeni olan SARS-CoV2 virüsünün genomuna (kendisini oluşturan genlerin bütünü) dair yazılanları, bunların nasıl yorumlanabileceğini değerlendirebilecek yeterliliğe sahip ancak bu enfeksiyonun yayılım dinamikleri ve tedavisi ile ilgili yorum yapma yetkinliğine sahip değildir. O halde alanın uzmanı olmayan bir kişi, örneğin bir gazeteci bir programda kamuoyu önüne çıkaracağı doğru uzmanın kim olduğunu nasıl bilecek?

Aslında çok da zor değil bu sorunun cevabını bulmak, internete bağlı bir bilgisayarı nasıl kullanacağını bilmek ama en önemlisi doğru uzmanı bulmanın öneminin farkında olmak yeterli olabilir.

COVİD-19 pandemisini anlamak, yönetmek, yorumlamak, analiz etmek hangi uzmanlık alanlarının işi olabilir?

  • Bu bir enfeksiyon olduğuna göre bir enfeksiyon uzmanı
  • Enfeksiyon etkeni virüs olduğuna göre bir tıbbi mikrobiyolog, virolog
  • Bir pandemi olduğu için halk sağlığı uzmanı, epidemiyolog
  • Hastalığın en etkili olduğu organ akciğer olduğuna göre bir göğüs hastalıkları uzmanı
  • Bu enfeksiyonla mücadelede etkin olması gereken immün sistem olduğuna göre bir immünolog
  • Tedavisine ve önlenmesine yönelik olarak farmakolog, aşı uzmanı
  • Virüslerin genomu sürekli mutasyona uğradığı için virüsün genomunu anlamak, analiz etmek üzere bir moleküler biyolog, genetik uzmanı, evrimsel genetikçi.

Yukarıda belirttiğim uzmanlıkların dışındaki kişilerin bu sorular içinde karşılığı yok. Ancak elbette “Kalp/kanser hastalarında COVİD-19 nasıl seyrediyor?” gibi çok daha spesifik sorular kendilerine yöneltilebilir. Fakat bugüne dek bu hastalığın, pandeminin genel özelliklerini, yayılım dinamiklerini çoğu kez bütün bu alan dışı uzmanlardan da dinledik.

Uzmanların mesleki/akademik nitelikleri nasıl incelenebilir?

Bir bilim insanının o sahadaki yeterliliği, sahadaki yayınlarının niteliği ve sayısı ile ölçülebilir. Yayınların hangi dergilerde yayınlandığı incelemek, ilk aşamada bir fikir verir. Bilimsel dergilerin uluslararası atıf endekslerinde yer bulması (Web of Science, Scopus gibi), ilgili dergide yayınlanan herhangi bir yayının bir yılda aldığı ortalama atıf sayısı (diğer bir ifade ile etki faktörü) ile değerlendirilir.

Bu verilere en kolay ve en akademik olmayan şekilde ulaşma yolu, Google Akademik (Scholar), Microsoft Academic araması yapmaktır. Daha akademik bir analiz için Web of Science (Publons) veya Scopus arayüzleri kullanılabilir.

Diğer yandan şu soruların cevaplarını arayarak da bir bilim insanının nitelikleri hakkında fikir sahibi olmak mümkündür: Bir bilim insanı ile ilgili internet üzerinden araştırma yaptığınızda karşınıza çıkan veriler daha ziyade akademik nitelikte mi yoksa medyatik nitelikte mi? Bu bilim insanının uluslararası iş birlikleri var mı? Araştırma projeleri yürütme tecrübesi bulunuyor mu?

Medya uzman konuk seçimini nasıl yapıyor?

Ana akım medya doğru uzmanları, bilirkişileri, bilim insanlarını kamu ile buluşturabiliyor mu?

Koronavirüs pandemisine karşı pandeminin özellikle ilk günlerinde “kelle paça yiyelim”, “Bizde Türk geni var, bize bir şey olmaz” gibi hiçbir bilimsel temeli olmayan ifadeleri duyduk, izledik. Yine ana akım medyanın televizyon kanallarının birinde yer alan bir sabah haberi programında, “uzman” görüşleri sorulan bir yazar virüsün mikroskopla görülemediğini, fotoğrafının çekilemediğini belirterek genom dizilimi ortaya çıkarılmış bu virüsü “bu (virus) delili olmayan bir insanın bir teorisi” şeklinde niteleyerek virüsün gerçekliğinin sorgulanabilir olduğunu yüksek sesle ifade edebildi. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de özellikle alan dışı uzmanlar SARS-CoV2’nin laboratuvar üretimi bir virüs olduğuna dair bilimsel kanıttan uzak komplo teorilerini dile getirmekten çekinmediler.6

Hangi mesleki nitelikleri ile COVİD-19 pandemisi ile ilgili görüşlerinin sorulduğu belli olmayan akademisyenleri, “halkın anlayacağı dilde konuşuyorlar” bahanesini kullanarak ekranlara çıkaran ve bilimsel temeli olmayan görüşlerinin izleyiciyle buluşmasını sağlayan ana akım medyanın uzman belirlerken bir algoritma takip etmediği açıktır.

Bir konunun uzmanı nasıl bulunur?

Oysa bilim insanlarının kamuoyuna görüş bildirmeleri büyük bir sorumluluk gerektirir ve kendi alanlarındaki yayınlarda da hassas denetim süreçlerinden geçer.

Bilimsel araştırma sonuçlarını bilimsel bir dergide yayınlamak isteyen bir bilim insanı sonuçları içeren makalesini içerik ve nitelik olarak uygun gördüğü bilimsel dergiye yayınlamak üzere gönderir. İlgili derginin editoryal heyetindeki editör ve/veya yardımcıları yayını kısaca değerlendirdikten sonra alan uzmanı olan (diğer bir ifade ile akran/”peer” olan) bilim insanlarına hakemlik değerlendirmesi yapmak üzere gönderirler. İlgili yayın hakemlerden gelen çoğunluk görüşlerine göre, olduğu gibi, küçük veya büyük düzeltmelerin ardından yayınlanır veya reddedilir.

Peki, bu süreçte objektiflik ve liyakat nasıl gözetilir?

Bunu da bir örnek üzerinden görmek açıklayıcı olabilir. Halen akademik editörlük yaptığım İngiltere menşeili bir bilimsel dergiye (PeerJ) akademik editör olarak davet edilip bu daveti kabul ettiğimde, dergi yönetimi benden akademik kimlik numarası olarak tanımlanabilecek ORCID’mi7 istedi. Ardından yayınlarımın içinden uzmanlık sahamı en iyi tanımlayan 5 tanesini seçip kendileri ile paylaşmamı talep ettiler. Bu aşamadan sonra derginin kullandığı bilgisayar algoritması eğitimim ve seçili 5 ana yayın üzerinden benim uzmanlık sahamı belirledi. Dergide kendi profilime girdiğim zaman uzmanlığım ile yüksek, orta ve düşük seviyede eşleşen, değerlendirilmek üzere dergiye gönderilmiş yayın listesini görüyor ve yayınların özetlerini okuyarak editörlüğünü layıkıyla yapabileceğim yayın(lar)ı seçiyorum. Editörlüğü alınan makalelerin gönderileceği hakemler seçilirken de dergi akademik editörlere konu üzerinde çalışan bilim insanlarını yapılan yayınlar üzerinden bulabilecek algoritmalar sunuyor. Derginin belirlemiş olduğu editoryal strateji bu şekli ile olabildiğince yansız ve liyakat esas alınarak yürütülmeye çalışılıyor.

Bilim gazeteciliği neden önemli?

Gelişmiş ülkelerde basın, araştırma fonlayıcı kuruluşlar, sivil toplum örgütleri uzmanlarla nasıl buluşuyor diye kısa bir sorgulama yaptığınızda ise karşınıza çıkan organizasyonlardan biri Science Media Centre (sciencemediacentre.org). Bu organizasyon, basın ile uzman bilim insanlarının bir araya gelmesini sağlayan bir hizmeti sağlıyor. Önemli bir bilim yayınevi olan Elsevier “Uzmanını Bul” olarak çevrilebilecek “Expert Lookup” (https://www.elsevier.com/solutions/expert-lookup) hizmetini sunuyor. Benzer şekilde Google Scholar ve/veya Microsoft Academic arayüzleri uzman bilim insanlarının aranabileceği ücretsiz hizmeti ilgilenen herkese sunuyor.

Bütün bu arayüzler, bilimsel literatür, proje veritabanlarını tarayarak ilgili alanda belli bir ağırlığı olan bilim insanlarını nitelik ve nicelik parametrelerine göre bulunmasını sağlıyor. Bu parametrelerin içinde “polemik yaratabilme”, “reyting getirme” gibi “nitelikler” yer almıyor.

Diğer yandan bu bilgilere ulaşabilmek ve bu bilgileri tarayabilmek için, arama yapan tarafta akademik yapılanma, bilimsel yayın sistematiği ile ilgili bir farkındalığın oluşmuş olması gerekiyor. Bu çerçevede bilim gazeteciliği batıda eğitimi verilen bir meslek olarak karşılık bulurken ülkemizde henüz yeni tartışılan bir konu olarak tanımlanabilir. Google’da “bilim gazeteciliği” sorgulaması 1770 sonuç verirken, “science journalism” 837.000, “journalisme de science” ise 31.800 sonuç veriyor.

Neler yapılabilir?

Yüksek Öğretim Kurumu’nun akademik amaçlarla kurmuş olduğu YÖKSİS veritabanı, son birkaç yıldır ülkemizdeki akademisyenlerin tüm akademik faaliyetlerini giderek daha takip edilebilir formatta bir araya getirdiği bir arayüz haline geldi. Bu arayüzdeki belli verilerin, uygun bir algoritma ile doğru/gerçek uzmanlara ulaşılabilmesi için basın kuruluşlarına (keza özel sektör veya sivil toplum örgütlerine) kısmen açılması kamunun doğru bilgiye ulaşmasını sağlayabilir.

Basın yayın kuruluşlarının da bilim gazeteciliğinin ayrı bir “iş” olduğunu ve bilimin bir reyting aracı değil kamu bilgilendirmesi misyonu ile basında yer alması gerektiğini kavraması gerekiyor. Mevcut düzen devam ettikçe medya kamuya halk sağlığına zarar verebilecek bilgileri yaymaya devam edecektir.

Özetle, akademik unvan (Dr, Doçent, Profesör) kişiyi bir bilen haline getirmez. Çağımız her şeyi bilenin değil, bir konuyu iyi bilenin çağıdır. Her zaman bir sorun olan dezenformasyon, bir pandeminin ortasında artık önemli bir halk sağlığı sorunudur. Konuşanın da konuşturanın da sorumluluk alma zorunluluğu vardır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 14 Nisan 2020’de yayımlanmıştır.

  1. https://medyaakademi.com.tr/2020/02/03/2020-sosyal-medya-kullanici-sayilari/
  2. infodemi: Bir problem ile ilgili çözümü bulmayı zorlaştıracak şekilde aşırı bir bilginin yayılması (Collins dictionary’den tercüme edilmiştir YN)
  3. https://www.un.org/en/un-coronavirus-communications-team/un-tackling-%E2%80%98infodemic%E2%80%99-misinformation-and-cybercrime-covid-19
  4. Petersen A.M., Vincent E.M, Westerling A.L, 2019, https://www.nature.com/articles/s41467-019-09959-4
  5. Peters HP, 2013, https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3752168/pdf/pnas.201212745.pdf
  6. Dezenformasyon ve COVID19 etrafındaki komplo teoriler
  7. https://orcid.org/0000-0001-7940-2499

Hilal Özdağ

Prof. Dr. Hilal Özdağ - Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden lisans derecesini 1993 yılında aldı. Özdağ, 1995 yılında biyoteknoloji alanında yüksek lisans derecesini almasının ardından doktorasını kalıtımsal meme kanseri genetiği üzerine Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünde yaptı. 2000-2004 yılları arasında Cambridge Üniversitesi Onkoloji Departmanı Hutchison-MRC Araştırma Merkezi’nde epitelyal kanserlerde kromatin modifiye edici genlerin etkileri üzerinde çalıştı. 2005 yılından itibaren Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü’nde çalışmaya başladı. Kolorektal kansere yönelik teranostik biyobelirteçlerin keşfine yönelik araştırmaları kendi ekibi ile Ankara Ü. Biyoteknoloji Enstitüsü Sistem Biyoteknolojisi İleri Araştırma Birimi’nde yürütüyor. Uluslararası atıf indeksine kayıtlı 38 yayını bulunan Özdağ’ın bu yayınlarına aldığı toplam atıf sayısı 1791, araştırmacının h indeksi 18’dir. https://publons.com/researcher/403691/hilal-ozdag/ https://orcid.org/0000-0001-7940-2499 http://scholar.google.com.tr/citations?user=K9OHajkAAAAJ&hl=tr&oi=ao

1
Yorumu Gör

avatar
Haluk ÖZSARI
Ziyaretçi
Haluk ÖZSARI

Emeğinize sağlık, saptamalarınızın her biri çok önemli, kanal kanal dolaşanlar da okusa keşke…

Send this to a friend