Nörosiyaset: Siyasetçiler beynimizi nasıl okuyor?

İnsanların duygu ve düşüncelerini kalpleri mi, beyinleri mi yönetiyor? Siyasal beyin nasıl çalışıyor? Siyasal konularda akıl ve duygu çarpışınca hangisi kazanıyor? Siyasal algılar beyin görüntüleme teknikleri ile ölçülebiliyor mu? Liberallerin ve muhafazakarların beyinleri farklı mı? Dr. Nil Çokluk yazdı.

İnsan zihni ve davranışları ilk çağdan beri irdelenen bir konu. Platon’dan Locke’a kadar birçok filozof, insan zihnini ve düşüncesini sorguladı. Bu süreçte önemli bir soru ortaya çıktı: İnsanların duygu ve düşüncelerini kalpleri mi, beyinleri mi yönetiyor?

Zamanla bu sorunun yanıtının beyin olduğu anlaşıldı. Yapılan tüm çalışmalar da insanların duygu ve düşüncelerinin merkezinin beyin olduğunu ortaya koydu.

Bu durum, siyasal beyni önemli bir araştırma nesnesi haline getirerek nörosiyaset çalışmalarına önem kazandırdı.

Nörosiyaset nedir?

Nörosiyaset insanların nasıl oy verdiklerine, neden oy verdiklerine ışık tutmak için nörobilim ve beyin görüntüleme tekniklerinden faydalanıyor. İnsanın karmaşık bir varlık olması nörosiyaset gibi yeni alanların önemini artırıyor. Siyasetçiler seçmenlerin verilerini elde etmek ve iktidar olmak için her yola başvuruyor.

Tartışmalı bir alanı ifade etse de nörosiyaset araştırmalarının sağladığı verilere başvuranlar, bu bilimsel bulgular manipüle edilemediği için siyasetçilere önemli veriler sunuyor. Zira, bir siyasetçi için seçmeni anlamak, zihnini yönetip kazanmak çok önemli.

Nörosiyaset disiplinler arası bir alan. Siyasal bilgiyi işleme ve karar vermenin altında bulunan sinir mekanizmalarını çözümleme imkânı sunuyor.

Nörosiyaset, bireyi sadece biyolojik bir varlık olarak görmüyor. Kültürel yaşamı beden/beyin süreçlerine dahil eden bir alan. Nörobilim teknikleri beynin farklı bölgelerinde meydana gelen değişimleri ölçmeye imkân veriyor. Bu da beynin siyasal düşünceyle ilgili kısımlarını tanımlamaya olanak sunuyor. Bu teknikleri kullanırken bireyin gereksinim, güdü, kişilik, algı, tutum, inanç ve değerlerinin yanı sıra bireyin içinde bulunduğu kültür, sınıf, referans çevresi ve aile gibi toplumsal yapılar da dikkate alınıyor.

Siyasal beyin duygusal beyindir

İnsanın duygusal mı, rasyonel mi olduğu ilk çağlardan beri sorgulanıyor. Homo economicus yaklaşımı insanı rasyonel kabul ediyordu. Ancak son dönem araştırmaları insanın duygusal kararlar veren bir varlık olduğunu gösteriyor.

ABD’li psikolog Drew Westen’in Siyasal Beyin isimli kitabında bahsettiği beyin duygusal. Birçok düşünür beynin bilinçli düşünmediğini öne sürüyor. Beyinde gerçekleşen süreçler otomatik. Bu durum da düşünceden ziyade duyguların etkili olduğu fikrini kuvvetlendiriyor.

Siyasal konularda akıl ve duygu çarpışınca duygu hep kazanıyor. Bu durum siyasal karar ve davranışın duygusal süreçlerin etkisinde olduğunu gösteriyor. Çünkü insanın öğrenme süreci ve dünyayla iletişimin temeli duygulara dayalı. Otomatik hareket eden beyin bilişsel değil daha çok duygusal beyin.

Nörolog ve psikologlar beynin iki karar dairesiyle çalıştığını öne sürüyor. Beyin karar alırken durumu inceleyip hızlıca iki karar dairesinden birine gönderiyor. Birinci karar dairesi limbik sistem tarafından yönetiliyor. İkinci karar dairesi beynin ön tarafında yer alan prefrontal korteks tarafından idare ediliyor. Birinci karar dairesi, hızlı karar veriyor, otomatik ve kolaya kaçıyor. Duyguların yer aldığı limbik sistem tarafından yönetilen bu karar dairesi fazla düşünmek istemeyen bireylerin siyasal kararlarında etkili oluyor. Çünkü duygusal ve seçici olan beyin basitleştirmeyi seviyor.

Siyasal karar ve davranışlarımız kültürel yaşamımızdan bağımsız mı?

İnsanın toplumsal yaşamdaki ilişki deneyimleri beyin üzerinde büyük bir etkiye sahip.

İnsanın toplumsal algıdan sorumlu devreleri duyguları ayarlamayı, belleği düzenlemeyi, iletişimi kontrol etmeyi sağlayan devreleriyle aynı. Bu nedenle toplumsal iletişim, insan beyninin yapısını ve gelişimini belirleyen bir unsur.

İnsan beyni, toplumsal olarak gelişmiş bir varlık. İnsan, başkalarının dünyasını ve diğer şeyleri başkalarının etkisiyle algılıyor. Bireyi toplumsal, biyolojik ve psikolojik bir varlık olarak ele alan nörosiyaset işte tam bu noktada seçmen davranışlarını belirlemede etkili bir alan olarak karşımıza çıkıyor.

Nörosiyaset teknolojik gelişmelerin bir ürünü mü?

1990’lı yıllardan sonra nörobilim bronz çağına geçti. Freudçuluk ve davranışçılığın gölgede kalmasıyla bu alanın kullanımı sosyal bilimlerde hız kazandı. İlk beyin araştırmaları frenoloji ile başladı. Frenoloji, Napolyon Savaşları’nın sona erdiği dönemde insanın karakterini ve kişiliğini saptamak için kullanılıyordu. Frenologlar insan kafasını elle muayene ederek özel tasarlanmış aletlerle ölçüm yapıyordu. Bu yöntemle kişinin masum mu, yoksa suçlu mu olduğu tespit edilmeye çalışılıyordu.

Alman Fizikçi Ernst Heinrich Weber’in ortaya koyduğu psikofizik alanıyla insanların duyumsayabildikleri, algılayabildikleri, tepki verdikleri şeylerin sayısallaştırılabileceği keşfedildi. Weber’in ortaya koyduğu bu yaklaşımla algıların ilk kez bilimsel kurallar eşliğinde ölçülebileceği fikri ortaya çıktı. Siyasal algıların beyin görüntüleme teknikleri ile ölçümü için önemli bir gelişme oldu.

Beyin hakkında bilinenlerin büyük bölümü son yüzyılda yapılan bilimsel araştırmalara dayanıyor. Bunu sağlayan son 30 yılda geliştirilen modern görüntüleme yöntemleri. Özellikle 1950’li yıllarda güçlü manyetik alanların bedenle etkileşime girdiği fikri ortaya çıkıyor. Bu etkileşimi görüntüye dönüştüren manyetik rezonans canlı bedenin görüntülenmesi konusunda önemli bir gelişme. Bu gelişmeler, nörogörüntüleme tekniklerini kullanan bugünkü nörosiyaset çalışmaları için öncü niteliğinde.

Nörosiyaset araştırmalarında sıkça kullanılan nörobilim teknikleri biyometrik ve nörometrik ölçümler. İnsanın bilişsel ve duygusal tepkilerini analiz etmek için beyindeki nöral aktivetinin ölçülmesinde nörometrik ölçümler kullanılıyor. Nörometrik ölçümler genellikle; fMRI, EEG, PET, MEG gibi ölçüm tekniklerini içeriyor. Biyometrik ölçümler, bilinçdışı tepkilerin sinirler aracılığıyla vücuda ilettiği sinyalleri ölçüyor. Yüz kasları, kalp ritmi, cilt iletkenliği, göz bebeklerinin hareketleri, terleme ve solunum fonksiyonlarında yaşanan değişim ölçülüyor. Bu ölçümler arasında Göz Takibi, FACS, EKG ve PPG, GSR gibi teknikler var. Bunlara duygulanım ve tutumları anlamaya yardımcı olan psikografik testleri de eklemek mümkün.

Nörosiyasetin kullandığı tekniklere baktığımızda bu alanın teknolojik gelişmelere paralel gelişim gösterdiği ortada. Teknolojik aletlerden yararlanarak ölçüm yapan nörosiyaset deneklerin sözlü beyanlarında karşılaşılan yanıltma, doğru ifade edememe gibi tutarlılık sorunlarını ortadan kaldırıyor. Bu da seçmenlerle ilgili doğru veriler elde etmek isteyen siyasetçiler için önemli bir avantaj.

Nörosiyaset nasıl başladı, nereye ulaştı?

Peki, nörosiyaset nasıl ortaya çıktı? Yakın tarihe dayanan bu çalışma alanı tıp alanındaki gelişmelerle keşfedildi. 1979 yılında, Amerikalı nöropsikolog Roger Sperry ve meslektaşları yaptıkları bir deneyde insanların siyasal bilişlerinin anlaşılabileceğini keşfetti. Sperry ve arkadaşları sağ ve sol beyni birbirine bağlayarak bu yarıküreler arasında iletişimi sağlayan korpus-kallosumları kopmuş ciddi iletişim bozukluğu olan beyin hastalarıyla bir deney yaptı.

Deneyde siyasi liderlerin fotoğrafları iki beyin yarıküresi bölünmüş hastaların her birine ayrı ayrı gösterildi. Araştırmacılar deneklerin gösterilen fotoğraflara “beğenme” veya “beğenmeme” değerlendirmesi yapmalarını istedi. Denekler Adolf Hitler ve Fidel Castro için başparmaklarını aşağı indirirken, Winston Churchill için başparmaklarını yukarı kaldırdı. Bu araştırma bireylerin liderler hakkında politik bir tavır sergileyebildiğini ortaya koydu.

Siyasal kampanyalarda nörosiyaset alanında karşımıza çıkan ilk uygulamalardan biri Meksika’da. 2012 yılında Başkan Enrique Peña Nieto’nun kampanyası sırasında seçmenlerin beyin dalgaları, cilt iletkenliği, kalp atış hızları ve yüz ifadeleri ölçüldü. Nieto’nun partisi, en iyi adayları seçmek için de seçmenlerin yüz ifadelerini inceledi.

Liberallerin ve muhafazakarların beyinleri farklı

Siyasal kampanyaların yanı sıra bilimsel birçok nörosiyaset araştırması var. Yapılan araştırmalar farklı siyasal görüşlere sahip insanların beyninin farklı çalıştığını ortaya koyuyor. Özellikle liberaller ve muhafazakârlar üzerine yapılan araştırmalar yaygın. Bunlar insanlar arasındaki bilişsel ve duygusal farkları gösteriyor.

Nörosiyaset araştırmalarıyla muhafazakârların ortalama olarak daha yapılandırılmış ve kalıcı bilişsel özelliklere sahip olduğu ortaya konuyor. Liberaller ise bilgi karmaşıklığı, belirsizlik ve yeniliğe daha duyarlı. Bilişsel nörobilim alanında çalışan Ryota Kanai ve arkadaşlarının çalışmalarına göre, liberallerde duyguları düzenleyerek bilişsel kontrolü sağlayan ön singulate korteks karar verici.  Ancak muhafazakârların karar verme süreçleri limbik sistemle bağlantılı. Muhafazakârlar duygusal hatıralara önem veren sağ amigdala ile karar veriyor.  Liberaller için ise duygular karar verme üzerinde ikincil planda.

İdeolojinin yanı sıra grup etkisini ölçen birçok araştırma da var. Bunlardan bir tanesi, psikoloji alanında çalışmalar yapan Jay Van Bavel, Dominic Packer ve William Cunningham’ın araştırması. Yaptıkları çalışmada katılımcıları karışık ırklardan oluşan deney gruplarına rastgele ayırdılar. Katılımcıların ırklarına bakmaksızın kendi gruplarından olan üyelere duyguların yer aldığı amigdalalarının harekete geçtiğini ortaya koydular. Yine aynı katılımcılar yüz tanıma sistemi olan fusiform gyri’de artan bir aktivite sergiledi.

Bu çalışmalar nörosiyasetin birçok farklı konuda siyasal kampanyalara öngörü sağlayabileceğini açıkça ortaya koyuyor.

Nörosiyaset toplumsal ve siyasal çürümenin önüne geçebilir mi?

Nörosiyaset kavramını 1977 yılında ilk kez kullanan Timothy Francis Leary birey ve toplumu bir arada ele alıyor. Leary, nörosiyaseti toplumsal ve bireysel sorunlar açısından değerlendiriyor. Bireyin ve toplumun düzenini sağlamak için nörobilimsel çalışmaların önemli olabileceğini de öne sürüyor. Bu fikir nörosiyaset çalışmalarının sadece kampanyalar için değil toplumsal yaşamı düzenlemek için de önemli olduğunu gösteriyor.

Nörosiyaset sadece kitlelerinin zihnini manipüle etmek amacıyla kullanılacak bir alanı ifade etmiyor. Toplumsal yaşamı düzenlemek gibi bir işleve de sahip olabilir. Beynin işleyişini anlamak, siyasal davranış ve duygulanım kadar sosyal ve demokratik çürümeyle mücadeleye de yardımcı olabilir. Nörosiyasetin sağladığı imkanları kullanarak sosyal sorunlar ve toplumsal çürümeyle ilgili veriler toplanabilir. Bu verilerle sorunlara ilişkin çözümler üretilebilir. Böylece nörosiyaset sadece davranışı anlama ve yönlendirmeyi değil, toplumları iyileştirmeyi ve demokrasinin geliştirilmesini de sağlayabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 11 Mart 2024’te yayımlanmıştır.

Nil Çokluk
Nil Çokluk
NİL ÇOKLUK1987 yılında Hatay Antakya’da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Hatay’da tamamlayan Nil Çokluk, 2012’de Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden dereceyle mezun olmuştur. Burada devam eden lisans eğitimi sırasında Anadolu Üniversitesinde başladığı Felsefe lisans eğitimini 2014 yılında tamamlayarak lisans derecesi almaya hak kazanmıştır. 2016’da İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde TÜBİTAK desteğiyle hazırladığı “Kitle Psikolojisi ve Yönetimi Bağlamında 2014 Yerel Seçimleri” adlı tezi ile yüksek lisans derecesini almıştır. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde doktoraya başlamış, 2020’de de “Nörosiyaset: Siyasal Karar Oluşturmada Siyasal İletişimin Bilinçdışına Etkileri” başlıklı doktora tezini TÜBİTAK desteğiyle tamamlamıştır. Siyasal iletişim, dijital iletişim, yeni iletişim teknolojileri, toplumsal cinsiyet gibi konularda ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar yapan Çokluk, İngilizce ve Arapça dillerini bilmektedir. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nde başladığı araştırma görevliliğine İstanbul Üniversitesinde devam etmiştir. Halen Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nde doçent olarak çalışmaktadır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Nörosiyaset: Siyasetçiler beynimizi nasıl okuyor?

İnsanların duygu ve düşüncelerini kalpleri mi, beyinleri mi yönetiyor? Siyasal beyin nasıl çalışıyor? Siyasal konularda akıl ve duygu çarpışınca hangisi kazanıyor? Siyasal algılar beyin görüntüleme teknikleri ile ölçülebiliyor mu? Liberallerin ve muhafazakarların beyinleri farklı mı? Dr. Nil Çokluk yazdı.

İnsan zihni ve davranışları ilk çağdan beri irdelenen bir konu. Platon’dan Locke’a kadar birçok filozof, insan zihnini ve düşüncesini sorguladı. Bu süreçte önemli bir soru ortaya çıktı: İnsanların duygu ve düşüncelerini kalpleri mi, beyinleri mi yönetiyor?

Zamanla bu sorunun yanıtının beyin olduğu anlaşıldı. Yapılan tüm çalışmalar da insanların duygu ve düşüncelerinin merkezinin beyin olduğunu ortaya koydu.

Bu durum, siyasal beyni önemli bir araştırma nesnesi haline getirerek nörosiyaset çalışmalarına önem kazandırdı.

Nörosiyaset nedir?

Nörosiyaset insanların nasıl oy verdiklerine, neden oy verdiklerine ışık tutmak için nörobilim ve beyin görüntüleme tekniklerinden faydalanıyor. İnsanın karmaşık bir varlık olması nörosiyaset gibi yeni alanların önemini artırıyor. Siyasetçiler seçmenlerin verilerini elde etmek ve iktidar olmak için her yola başvuruyor.

Tartışmalı bir alanı ifade etse de nörosiyaset araştırmalarının sağladığı verilere başvuranlar, bu bilimsel bulgular manipüle edilemediği için siyasetçilere önemli veriler sunuyor. Zira, bir siyasetçi için seçmeni anlamak, zihnini yönetip kazanmak çok önemli.

Nörosiyaset disiplinler arası bir alan. Siyasal bilgiyi işleme ve karar vermenin altında bulunan sinir mekanizmalarını çözümleme imkânı sunuyor.

Nörosiyaset, bireyi sadece biyolojik bir varlık olarak görmüyor. Kültürel yaşamı beden/beyin süreçlerine dahil eden bir alan. Nörobilim teknikleri beynin farklı bölgelerinde meydana gelen değişimleri ölçmeye imkân veriyor. Bu da beynin siyasal düşünceyle ilgili kısımlarını tanımlamaya olanak sunuyor. Bu teknikleri kullanırken bireyin gereksinim, güdü, kişilik, algı, tutum, inanç ve değerlerinin yanı sıra bireyin içinde bulunduğu kültür, sınıf, referans çevresi ve aile gibi toplumsal yapılar da dikkate alınıyor.

Siyasal beyin duygusal beyindir

İnsanın duygusal mı, rasyonel mi olduğu ilk çağlardan beri sorgulanıyor. Homo economicus yaklaşımı insanı rasyonel kabul ediyordu. Ancak son dönem araştırmaları insanın duygusal kararlar veren bir varlık olduğunu gösteriyor.

ABD’li psikolog Drew Westen’in Siyasal Beyin isimli kitabında bahsettiği beyin duygusal. Birçok düşünür beynin bilinçli düşünmediğini öne sürüyor. Beyinde gerçekleşen süreçler otomatik. Bu durum da düşünceden ziyade duyguların etkili olduğu fikrini kuvvetlendiriyor.

Siyasal konularda akıl ve duygu çarpışınca duygu hep kazanıyor. Bu durum siyasal karar ve davranışın duygusal süreçlerin etkisinde olduğunu gösteriyor. Çünkü insanın öğrenme süreci ve dünyayla iletişimin temeli duygulara dayalı. Otomatik hareket eden beyin bilişsel değil daha çok duygusal beyin.

Nörolog ve psikologlar beynin iki karar dairesiyle çalıştığını öne sürüyor. Beyin karar alırken durumu inceleyip hızlıca iki karar dairesinden birine gönderiyor. Birinci karar dairesi limbik sistem tarafından yönetiliyor. İkinci karar dairesi beynin ön tarafında yer alan prefrontal korteks tarafından idare ediliyor. Birinci karar dairesi, hızlı karar veriyor, otomatik ve kolaya kaçıyor. Duyguların yer aldığı limbik sistem tarafından yönetilen bu karar dairesi fazla düşünmek istemeyen bireylerin siyasal kararlarında etkili oluyor. Çünkü duygusal ve seçici olan beyin basitleştirmeyi seviyor.

Siyasal karar ve davranışlarımız kültürel yaşamımızdan bağımsız mı?

İnsanın toplumsal yaşamdaki ilişki deneyimleri beyin üzerinde büyük bir etkiye sahip.

İnsanın toplumsal algıdan sorumlu devreleri duyguları ayarlamayı, belleği düzenlemeyi, iletişimi kontrol etmeyi sağlayan devreleriyle aynı. Bu nedenle toplumsal iletişim, insan beyninin yapısını ve gelişimini belirleyen bir unsur.

İnsan beyni, toplumsal olarak gelişmiş bir varlık. İnsan, başkalarının dünyasını ve diğer şeyleri başkalarının etkisiyle algılıyor. Bireyi toplumsal, biyolojik ve psikolojik bir varlık olarak ele alan nörosiyaset işte tam bu noktada seçmen davranışlarını belirlemede etkili bir alan olarak karşımıza çıkıyor.

Nörosiyaset teknolojik gelişmelerin bir ürünü mü?

1990’lı yıllardan sonra nörobilim bronz çağına geçti. Freudçuluk ve davranışçılığın gölgede kalmasıyla bu alanın kullanımı sosyal bilimlerde hız kazandı. İlk beyin araştırmaları frenoloji ile başladı. Frenoloji, Napolyon Savaşları’nın sona erdiği dönemde insanın karakterini ve kişiliğini saptamak için kullanılıyordu. Frenologlar insan kafasını elle muayene ederek özel tasarlanmış aletlerle ölçüm yapıyordu. Bu yöntemle kişinin masum mu, yoksa suçlu mu olduğu tespit edilmeye çalışılıyordu.

Alman Fizikçi Ernst Heinrich Weber’in ortaya koyduğu psikofizik alanıyla insanların duyumsayabildikleri, algılayabildikleri, tepki verdikleri şeylerin sayısallaştırılabileceği keşfedildi. Weber’in ortaya koyduğu bu yaklaşımla algıların ilk kez bilimsel kurallar eşliğinde ölçülebileceği fikri ortaya çıktı. Siyasal algıların beyin görüntüleme teknikleri ile ölçümü için önemli bir gelişme oldu.

Beyin hakkında bilinenlerin büyük bölümü son yüzyılda yapılan bilimsel araştırmalara dayanıyor. Bunu sağlayan son 30 yılda geliştirilen modern görüntüleme yöntemleri. Özellikle 1950’li yıllarda güçlü manyetik alanların bedenle etkileşime girdiği fikri ortaya çıkıyor. Bu etkileşimi görüntüye dönüştüren manyetik rezonans canlı bedenin görüntülenmesi konusunda önemli bir gelişme. Bu gelişmeler, nörogörüntüleme tekniklerini kullanan bugünkü nörosiyaset çalışmaları için öncü niteliğinde.

Nörosiyaset araştırmalarında sıkça kullanılan nörobilim teknikleri biyometrik ve nörometrik ölçümler. İnsanın bilişsel ve duygusal tepkilerini analiz etmek için beyindeki nöral aktivetinin ölçülmesinde nörometrik ölçümler kullanılıyor. Nörometrik ölçümler genellikle; fMRI, EEG, PET, MEG gibi ölçüm tekniklerini içeriyor. Biyometrik ölçümler, bilinçdışı tepkilerin sinirler aracılığıyla vücuda ilettiği sinyalleri ölçüyor. Yüz kasları, kalp ritmi, cilt iletkenliği, göz bebeklerinin hareketleri, terleme ve solunum fonksiyonlarında yaşanan değişim ölçülüyor. Bu ölçümler arasında Göz Takibi, FACS, EKG ve PPG, GSR gibi teknikler var. Bunlara duygulanım ve tutumları anlamaya yardımcı olan psikografik testleri de eklemek mümkün.

Nörosiyasetin kullandığı tekniklere baktığımızda bu alanın teknolojik gelişmelere paralel gelişim gösterdiği ortada. Teknolojik aletlerden yararlanarak ölçüm yapan nörosiyaset deneklerin sözlü beyanlarında karşılaşılan yanıltma, doğru ifade edememe gibi tutarlılık sorunlarını ortadan kaldırıyor. Bu da seçmenlerle ilgili doğru veriler elde etmek isteyen siyasetçiler için önemli bir avantaj.

Nörosiyaset nasıl başladı, nereye ulaştı?

Peki, nörosiyaset nasıl ortaya çıktı? Yakın tarihe dayanan bu çalışma alanı tıp alanındaki gelişmelerle keşfedildi. 1979 yılında, Amerikalı nöropsikolog Roger Sperry ve meslektaşları yaptıkları bir deneyde insanların siyasal bilişlerinin anlaşılabileceğini keşfetti. Sperry ve arkadaşları sağ ve sol beyni birbirine bağlayarak bu yarıküreler arasında iletişimi sağlayan korpus-kallosumları kopmuş ciddi iletişim bozukluğu olan beyin hastalarıyla bir deney yaptı.

Deneyde siyasi liderlerin fotoğrafları iki beyin yarıküresi bölünmüş hastaların her birine ayrı ayrı gösterildi. Araştırmacılar deneklerin gösterilen fotoğraflara “beğenme” veya “beğenmeme” değerlendirmesi yapmalarını istedi. Denekler Adolf Hitler ve Fidel Castro için başparmaklarını aşağı indirirken, Winston Churchill için başparmaklarını yukarı kaldırdı. Bu araştırma bireylerin liderler hakkında politik bir tavır sergileyebildiğini ortaya koydu.

Siyasal kampanyalarda nörosiyaset alanında karşımıza çıkan ilk uygulamalardan biri Meksika’da. 2012 yılında Başkan Enrique Peña Nieto’nun kampanyası sırasında seçmenlerin beyin dalgaları, cilt iletkenliği, kalp atış hızları ve yüz ifadeleri ölçüldü. Nieto’nun partisi, en iyi adayları seçmek için de seçmenlerin yüz ifadelerini inceledi.

Liberallerin ve muhafazakarların beyinleri farklı

Siyasal kampanyaların yanı sıra bilimsel birçok nörosiyaset araştırması var. Yapılan araştırmalar farklı siyasal görüşlere sahip insanların beyninin farklı çalıştığını ortaya koyuyor. Özellikle liberaller ve muhafazakârlar üzerine yapılan araştırmalar yaygın. Bunlar insanlar arasındaki bilişsel ve duygusal farkları gösteriyor.

Nörosiyaset araştırmalarıyla muhafazakârların ortalama olarak daha yapılandırılmış ve kalıcı bilişsel özelliklere sahip olduğu ortaya konuyor. Liberaller ise bilgi karmaşıklığı, belirsizlik ve yeniliğe daha duyarlı. Bilişsel nörobilim alanında çalışan Ryota Kanai ve arkadaşlarının çalışmalarına göre, liberallerde duyguları düzenleyerek bilişsel kontrolü sağlayan ön singulate korteks karar verici.  Ancak muhafazakârların karar verme süreçleri limbik sistemle bağlantılı. Muhafazakârlar duygusal hatıralara önem veren sağ amigdala ile karar veriyor.  Liberaller için ise duygular karar verme üzerinde ikincil planda.

İdeolojinin yanı sıra grup etkisini ölçen birçok araştırma da var. Bunlardan bir tanesi, psikoloji alanında çalışmalar yapan Jay Van Bavel, Dominic Packer ve William Cunningham’ın araştırması. Yaptıkları çalışmada katılımcıları karışık ırklardan oluşan deney gruplarına rastgele ayırdılar. Katılımcıların ırklarına bakmaksızın kendi gruplarından olan üyelere duyguların yer aldığı amigdalalarının harekete geçtiğini ortaya koydular. Yine aynı katılımcılar yüz tanıma sistemi olan fusiform gyri’de artan bir aktivite sergiledi.

Bu çalışmalar nörosiyasetin birçok farklı konuda siyasal kampanyalara öngörü sağlayabileceğini açıkça ortaya koyuyor.

Nörosiyaset toplumsal ve siyasal çürümenin önüne geçebilir mi?

Nörosiyaset kavramını 1977 yılında ilk kez kullanan Timothy Francis Leary birey ve toplumu bir arada ele alıyor. Leary, nörosiyaseti toplumsal ve bireysel sorunlar açısından değerlendiriyor. Bireyin ve toplumun düzenini sağlamak için nörobilimsel çalışmaların önemli olabileceğini de öne sürüyor. Bu fikir nörosiyaset çalışmalarının sadece kampanyalar için değil toplumsal yaşamı düzenlemek için de önemli olduğunu gösteriyor.

Nörosiyaset sadece kitlelerinin zihnini manipüle etmek amacıyla kullanılacak bir alanı ifade etmiyor. Toplumsal yaşamı düzenlemek gibi bir işleve de sahip olabilir. Beynin işleyişini anlamak, siyasal davranış ve duygulanım kadar sosyal ve demokratik çürümeyle mücadeleye de yardımcı olabilir. Nörosiyasetin sağladığı imkanları kullanarak sosyal sorunlar ve toplumsal çürümeyle ilgili veriler toplanabilir. Bu verilerle sorunlara ilişkin çözümler üretilebilir. Böylece nörosiyaset sadece davranışı anlama ve yönlendirmeyi değil, toplumları iyileştirmeyi ve demokrasinin geliştirilmesini de sağlayabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 11 Mart 2024’te yayımlanmıştır.

Nil Çokluk
Nil Çokluk
NİL ÇOKLUK1987 yılında Hatay Antakya’da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Hatay’da tamamlayan Nil Çokluk, 2012’de Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden dereceyle mezun olmuştur. Burada devam eden lisans eğitimi sırasında Anadolu Üniversitesinde başladığı Felsefe lisans eğitimini 2014 yılında tamamlayarak lisans derecesi almaya hak kazanmıştır. 2016’da İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde TÜBİTAK desteğiyle hazırladığı “Kitle Psikolojisi ve Yönetimi Bağlamında 2014 Yerel Seçimleri” adlı tezi ile yüksek lisans derecesini almıştır. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde doktoraya başlamış, 2020’de de “Nörosiyaset: Siyasal Karar Oluşturmada Siyasal İletişimin Bilinçdışına Etkileri” başlıklı doktora tezini TÜBİTAK desteğiyle tamamlamıştır. Siyasal iletişim, dijital iletişim, yeni iletişim teknolojileri, toplumsal cinsiyet gibi konularda ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar yapan Çokluk, İngilizce ve Arapça dillerini bilmektedir. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nde başladığı araştırma görevliliğine İstanbul Üniversitesinde devam etmiştir. Halen Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nde doçent olarak çalışmaktadır.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x