7 Ağustos 2019

Suriye

Yorum yap

Yazdır

Gözler Fırat’ın doğusundayken, İdlib’de ne oluyor?

İdlib, Suriye’nin, dolayısıyla bölgenin geleceği ve Türkiye’ye bakan yönüyle de potansiyel riskleri açısından, kilit önemdeki yerlerden biri. Daha çok rejimin bombardımanları nedeniyle insani dramlara sahne olduğu için haberlerin konusu olan İdlib’de neler yaşandığını, olası gelişmeleri ve bunların Türkiye’ye yansımalarını, bu hafta bölgede çalışma şansı elde ettikten sonra değerlendirmek istiyorum.

Fakat önce bir hatırlatmayla başlayayım.

Suriye’de, 2018 ortalarına gelindiğinde dört ayrı bölge göze çarpıyordu: Ülkenin yarısından çoğunu Rusya’nın desteklediği Suriye hükümeti; kuzeydoğusu ve doğusundaki bir bölümü ABD’nin desteklediği PYD; kuzeyini ise Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) kontrol ediyordu. Dördüncü bölgeyse, kuzeybatıda yer alan ve tek bir grubun denetiminde olmayan İdlib idi.

Peki, Suriye’de adeta düğüm haline gelmiş bir sorun olan, 6 bin km2’lik İdlib’de hangi gruplar var? Neden tek bir grubun denetimi söz konusu değil?

Bu bölgede ilk göze çarpan El Kaide’ye biatlı gruplar, kökünü El Kaide’de bulan fakat yeni bir yapıya bürünmüş Heyet Tahrir Eş Şam (HTŞ) ve ideolojik benzerliklere rağmen El Kaide’nin parçası olmamış farklı gruplar. Ayrıca İdlib’de Müslüman Kardeşler tabanlı silahlı hareketler, laik-milliyetçi gruplar ve başka şehirlerden son kale olarak İdlib’e sığınanları da var.

Şam neden İdlib’e yöneldi?

Muhaliflerin kalelerini teker teker düşüren Şam, ülkenin tamamını yeniden denetimi altına almayı hedeflese de Türkiye ve ABD gibi iki güçlü ülkenin etkisi altında tuttuğu bölgelere operasyon yapmanın maliyeti çok yüksek olduğundan, İdlib’e yönelmeyi tercih etti. Bu tercihinin başka nedenleri de var.

Şam yönetimi açısından, Suriye ekonomisinin kalbi olan Halep’in yeniden ayağa kaldırılabilmesi için Halep-Lazkiye ve Halep-Şam bağlantısının tam, güvenli ve en düşük maliyetle sağlanması göz ardı edilemeyecek kadar önemli. Bunun yanı sıra, İdlib’in Suriye Hükümeti’nin kontrolüne geçmesiyle silahlı muhalifler için sığınacak alan neredeyse kalmayacak. Son olarak, İdlib ve civarı farklı grupların denetiminde kaldığı sürece Suriye’deki en önemli Rus askeri üslerinden birisi olan Humeim ve rejimin belkemiği olan Lazkiye vilayetinin önemli bir kesimi sürekli olarak tehdit altında bulunacak.

Bu nedenle, son büyük askeri zaferi ile masaya oturmak ve uluslararası kamuoyuna “kazanan taraf olarak benimle uzlaşmanız gerek” mesajını vermek isteyen Şam, Doğu Guta, Deraa, Kalamun, Hums civarında işe yarayan stratejisini İdlib’de de hayata geçirmeyi istedi. İşte, İdlib’de gerginlik ilk olarak 2018 yaz aylarında böyle yükseldi.

Akabindeyse İdlib’de olası bir çatışmanın neden olabileceği devasa göç, insani kriz ve Şam’ın bu bölgedeki başarısı sonrası Türkiye’ye ‘Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı hatlarından çık’ mesajı vermek isteyebileceği gerekçeleri, Türkiye’yi İdlib’de sorumluluk almaya itti. Böylece, Türkiye ve Rusya arasında Soçi’de varılan mutabakatla gerginliği azaltma bölgesi oluşturuldu.

HTŞ, Şam ve Moskova’nın değirmenine nasıl su taşıdı?

Fakat 2018 sonbaharından itibaren askeri bir operasyon için hep bir geri sayım vardı. Önce Ekim ortası için verilen uygulama mühleti; sonra 2018 sonuna kadar gerçekleşmesi beklenen M4 ve M5 yollarının güvenliğinin sağlanması bu geri sayımın köşe taşları idi. Ancak, bölgede sadece Şam merkezli bir çatışmaya gerekçe yaratma arayışı yoktu. HTŞ, eski ortakları ile yaptığı işbirliği sayesinde diğer silahlı grupları ve siyasi muhalefeti elimine ederken, askeri güç kullanmaktan hiç çekinmedi. 2019 başlarında Nureddin Zengi ve Ahrar eş Şam gibi bölgenin önde gelen gruplarını bazı yerlerden operasyonla çıkardıktan ve kendisini kabul etmeye hazır olmayan yerleşimlerde güç gösterisiyle baskı kurduktan sonra, HTŞ Şam ve Moskova’nın “Kaide İdlib’i kontrol ediyor” söylemine su taşıdı.

Sonuçta, geri sayım hızlandı. Eylül’de zor bir mutabakat ve Türkiye’nin sorumluluk almasıyla durdurulan çatışma engellenemez hale geldi. 26 Nisan’da operasyon sinyalleri gelmeye başladı, 6 Mayıs’ta ise Suriye Ordusu Kuzey Hama ve Lazkiye cephesinden kara harekatını başlattı.

İdlib Operasyonu’nun başladığı 6 Mayıs tarihi neden önemli?

Operasyonun başlangıç günü olan 6 Mayıs aslında bölgede pek çok kritik gelişmenin yaşandığı bir tarih. Şam yönetimi tarafından tesadüfi olarak seçilmiş olması da imkansız.

Hafızalarımızı biraz zorladığımızda, 6 Mayıs’ta İstanbul’daki yerel seçimlerin yenilenme kararının alındığı ve Abdullah Öcalan’ın Suriye’yi de içeren mektubunun yayınlandığı gün olduğunu hatırlayabiliriz.

İdlib’de Rusya destekli Suriye Ordusu’nun başlattığı askeri operasyon; Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki kritik dönüm noktaları, Suriye’de rejimin ayakta kalma çabası; Rusya ile ABD’nin Suriye’deki çekişmesi ve elbette İdlib – Fırat’ın doğusu denklemlerinde okunmalı.

Aynı günlerde ABD’nin YPG/PKK’ya da yaptığı baskı sonucunda Şam Yönetimi’nin kontrolü altındaki bölgelerdeki yakıt sıkıntısının dayanılmaz boyutlara ulaştığı ve halktaki hoşnutsuzluğun yeni gerginlikler yaratmasının an meselesi olduğu da bir köşeye yazılmalı. Son olarak yine aynı 10 günlük diliminde Washington-Ankara hattında S-400 ve Suriye’deki güvenli bölge merkezli gerginliğin tonunun azaldığı, hatta ABD Başkanı Trump’un Türkiye’yi ziyaret edebileceği söyleminin gündemde olduğunu da unutmamak lazım.

Yani, İdlib’de Rusya destekli Suriye Ordusu’nun başlattığı askeri operasyon; Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki kritik dönüm noktaları, Suriye’de rejimin ayakta kalma çabası; Rusya ile ABD’nin Suriye’deki çekişmesi ve elbette İdlib – Fırat’ın doğusu denklemlerinde okunmalı.

Peki, 6 Mayıs’tan itibaren İdlib’de neler oldu? 2 başarısız ateşkes girişimi, 35 kez sivillere yönelik katliam; 10 kez Türk gözlem noktalarına saldırı girişimi; yüzbinlerce zorunlu göçe tabi tutulmuş insan.

6 Mayıs’tan itibaren İdlib’de 4 ana cephe oluştu ve buralarda çok şiddetli çatışmalar yaşandı. (Bu cephelerde kimler var, hangisinde hangi güç etkin, stratejik önemleri ne? Bu vb. soruların yanıtlarını, cephelere dair tüm detayları öğrenmek için tıklayın)

Fakat Operasyon İdlib’deki dengeyi değiştirecek askeri sonuçlar üretmedi. Suriye ordusu, bazı yerlerde kısmi olarak üstünlüğü sağlasa da bu durum genel sonucu değiştirmiyor. Üstelik çok sayıda kayıp verdi, bazı birlikleri önemli ölçüde dağıldı.
Yanı başımızdaki insani dram

Operasyon, Suriye Ordusu’na şu ana kadar önemli bir başarı getirmese de bölgede bazı önemli taşları yerinden oynattı.

Kısa vadede yaptığı en önemli etki, demografik değişiklik ve insani dram oldu.

Çatışmanın yaşandığı alanların çoğu hayalet kasabalara döndü. Özellikle Rus/Suriye hava kuvvetlerinin neredeyse her gün bombaladığı çatışma bölgeleri ile topçu ateşine tutulan yerlerde halkın büyük bir kısmı kuzeye ve iç bölgelere doğru kaçtı. Bazı uluslararası örgüt raporlarında savaş nedeniyle son 3 ayda İdlib’in içinde yer değiştirenlerin sayısı 450 bin civarında olarak belirtiliyor. Ancak, yerel hükümet bu sayının 770 bine yaklaştığını söylüyor.

Bölgede operasyondan önce de altyapı çok zayıftı. Şimdi Cilvegözü Kapısı’ndan girdiğiniz anda zeytin ağaçlarının altında yaşamaya çalışan siviller görüyorsunuz. Güvenli bir alan olarak görülen ve Türkiye sınırının neredeyse dibinde bulunan Atme Kampı’nda nüfus inanılmaz artmış durumda. Dağ tepe, çadır, geçici barınak ya da kamplardan taşanların kurduğu derme çatma kulübe kaynıyor. Her ne kadar düzenli olarak yardım ulaştırılması için büyük bir gayret olsa da, bu denli çok sayıda insanın ihtiyacını karşılamak kolay değil. Üstelik, Suriye Ordusu’nun bazı yerleşim yerlerine ilerlemesi ya da ele geçirmesiyle bu sayının bir anda tırmanması da mümkün. Dahası, önümüz sonbahar ve sonrası kış, yağmurların düşmesiyle birlikte bölge yaşanmaz hale gelecek.

Rus ve Suriye hava kuvvetleri, ilerleme olmayınca ilk büyük örneğini 25 Mayıs’ta gördüğümüz bir biçimde tarım alanlarına saldırmaya başladı. Yani sadece sivil ya da askeri hedefler değil, gıda temini sağlayacak alanlar da hedef alınıyor ki; hızlı bir göç tetiklensin.

Bu durum Suriye Ordusu için orta vadede avantaj sağlayabilir. İlk günlerde büyük ölçüde çatışma sahalarına odaklanan Rus ve Suriye hava kuvvetleri, ilerleme olmayınca ilk büyük örneğini 25 Mayıs’ta gördüğümüz bir biçimde tarım alanlarına saldırmaya başladı. Yani sadece sivil ya da askeri hedefler değil, gıda temini sağlayacak alanlar da hedef alınıyor ki; hızlı bir göç tetiklensin. Kış aylarına doğru kuzeyde çatışmalardan kaçanların doğrudan hedef alındığı yeni saldırılar yaşanırsa, Türkiye, sınırını zorlayan yüzbinlerle yüzleşmek zorunda kalabilir.

ÖSO – HTŞ dengesi nasıl değişti?

İkinci önemli değişim, ÖSO-HTŞ dengesinde yaşandı. HTŞ’nin silah zoruyla çıkardığı bazı gruplar operasyon başladıktan sonra geri döndü ve en kritik yerlerde görev almaya başladı. Yerli gruplardan bazıları ise çatışmanın belkemiğini oluşturuyor.

Kuzey Hama cephesinde Suriye Ordusu’nu durduran Jeyş el Izze’den başkası değil. Bu grubun HTŞ ile ilişkisini tanımlamak için kullanılabilecek en hafif ifade ise rekabet. Yani, İdlib’in tamamı HTŞ ya da Kaide kökenli grupların tekelinde değil. Doğru; HTŞ’nin etkisi kuzeyden başlayarak güneye ve batıya gittikçe hissediliyor. Fakat, gerek çatışma bölgesinde gerekse sivil alanlarda HTŞ’nin söz geçiremediği pek çok yer var. Bunlardan bazılarında Kaide yanlısı gruplar etkili, bazılarında ise ÖSO. Ancak ortaya çıkan en önemli gerçek, HTŞ’nin demir yumrukla İdlib’i idare edemeyeceği.

Şimdilerde ise HTŞ’nin daha radikal grupları elemine edip, kendi içinde ön plana çıkan radikalleri en azından görünmeyen yerlere çekerek yeni ve ılımlı bir yapı olarak yeniden yapılanma çabası içinde olduğu konuşuluyor. Gittikçe güçlenen ve her şeyi tekelinde toplayan HTŞ’den ılımlılaşmak zorunda kalan bir yapıya dönüşüm Operasyon ile birlikte gerçekleşti.

Ateşkesler neden sonuç vermiyor?

Üçüncü dikkat çekici gelişme ise ateşkeslerin sonuç vermemesi.

İki ateşkes de kısa ömürlü oldu. Taraflar çatışmayı yarıda kesmek istemiyor. Suriye ordusunun bir sonuca ulaşmadan operasyonu durdurması, Şam’da taşların yerinden oynamasına neden olabilir. Şu ana kadar bahsetmesek de dikkatlerden kaçmayan önemli bir olgu var.

Rusya, Suriye’de neden İran’ı devre dışı bırakmak istiyor?

Astana Süreci’nin 3. ayağı İran, operasyonda tek tük milislerin dışında neredeyse hiç görülmedi. İran’ın operasyona katılmak istememesi, ABD’nin olası yaptırımlarına karşı Türkiye’nin tepkisini çekmek istememesi ile açıklanabilir.

Fakat ortada daha önemli bir gerçek daha var. Suriye ordusunda son birkaç aydır Rusya, İran yanlısı grup ve komutanları devre dışı bırakmak için birçok örtülü hamle yaptı. Gerek Şam’daki kritik mevkilerde İran’a yakınlığı ile bilinen üst düzey yetkililer gerekse sahada İran yanlısı bilinen bazı komutan ve kişiler bir şekilde konumlarını kaybetti.

Nitekim, çatışma İdlib’in güney ve güneybatısında yoğunlaşırken, İran’ın güçlü olduğu Halep’in batısından nerdeyse önemli haber gelmedi. Oysa, İran’ın devreye girmesi, muhaliflerin hem gücünün bölünmesine hem de yeni cephelerde savaşmasına neden olabileceğinden Şam için önemli bir katkı sağlayabilirdi.

Fırat’ın doğusuna operasyon İdlib’i nasıl etkiler?

İdlib’i kısa ve orta vadede üç faktörün etkileyeceği söylenebilir.

Bunlardan ilki, bölgesel dinamikler. Bunların başında, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna düzenleyebileceği operasyon geliyor. Türkiye’nin diplomatik, siyasi ve askeri gücü olmasaydı, İdlib’de durum çok daha farklı olabilirdi. Fakat, eğer Fırat’ın doğusuna bir harekat başlarsa, Türkiye-Rusya-ABD ilişkilerinde yaşanabilecek yeni gerginlik/işbirliği olasılıkları İdlib’in kaderini etkileyebilir.

Yaşanabilecek bir göç dalgasının doğrudan adresinin Türkiye olacağı dikkate alındığında, Türkiye dikkatini Fırat’ın doğusuna bile odaklasa İdlib’de olan biteni ihmal edemez. Yüzbinlerce yeni sığınmacının kapılara dayanmasının maliyeti ne insani ne siyasi ne de stratejik olarak kolaylıkla çözülebilir.

Elbette, Türkiye İdlib’deki hassasiyetinden vazgeçecek değil. Yaşanabilecek bir göç dalgasının doğrudan adresinin Türkiye olacağı dikkate alındığında, Türkiye dikkatini Fırat’ın doğusuna bile odaklasa İdlib’de olan biteni ihmal edemez. Yüzbinlerce yeni sığınmacının kapılara dayanmasının maliyeti ne insani ne siyasi ne de stratejik olarak kolaylıkla çözülebilir.

Ancak şunun altını da çizmek gerekir; Fırat’ın doğusunda Türkiye ile Rusya’nın tam işbirliği, İdlib’de geçen üç aydan daha farklı bir sürecin yaşanmasına neden olacaktır.

İdlib çatışması ne kadar sürdürülebilir?

İkinci faktör, yerel dinamiklerin olası etkileri. İdlib’de uzun süreli bir ateşkes sağlanacağa benzemiyor. Ancak, savaş ve çatışma sonuçta kaynakların yönetimi ve yeterliliğiyle ilişkili bir süreç. Ne Şam’ın ne de İdlib’deki grupların kaynağı sonsuz değil.

Şam insan kaybına rağmen teknolojik üstünlük ve Rusya’nın desteğiyle bir süre daha dayanabilir. Ancak, muhalifler üstün bir insan gücüne ve çatışma iradesine rağmen, kış aylarındaki olası kaynak sıkıntıları nedeniyle çatışmayı yürütmekte zorlanabilir.

İdlib’de yakın zamanda çatışmanın durması halinde radikallerin geri plana itileceği, ılımlıların öne çıkabileceği bir süreç yaşanabilir.

Elbette, böyle bir coğrafyada kötü hava koşulları savunmada olan tarafın yanındadır. Ancak, sivil halkın bu çatışmayı sürdürme iradesinin sonsuz olduğu da düşünülmemeli.

İdlib’de radikaller geri plana itilebilir mi?

Son olarak, İdlib’de yakın zamanda çatışmanın durması halinde radikallerin geri plana itileceği, ılımlıların öne çıkabileceği bir süreç yaşanabilir.

Bu, hem görünüşte hem söylemde karşımıza çıkacaktır. HTŞ’nin adının ve yüzünün değişmesi şaşırtıcı olmaz. Fakat bunun dünyayı nasıl ikna edeceği belirsiz. Her halükarda, önümüzdeki üç ay İdlib’e barıştan ziyade çatışma ve sorun vadediyor. Bu nedenle, eğer Fırat’ın doğusunun gölgesinde kalmazsa İdlib’de yaşananlar mercekte kalmaya devam edecektir.

Twitter: @SerhatErkmen

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Ağustos 2019’da yayımlanmıştır.

Doç. Dr. Serhat Erkmen

Doç. Dr. Serhat Erkmen, JSGA Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) ve Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü gibi düşünce kuruluşlarında çalıştı. Terörizm ve Orta Doğu konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend