Ankara’da, Temmuz ayında yapılacak NATO Zirvesi, 2004’teki İstanbul Zirvesi’nden sonra, NATO tarihinde Türkiye’de düzenlenecek ikinci zirve olacak.
Bu zirve, ittifakın Avrupalı üyeleriyle ABD arasında ciddi bir güven krizinin yaşandığı bir dönemde ve NATO’nun sonunun gelip gelmediği tartışmaları devam ederken yapılacak. Ayrıca Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla tetiklenen bir dizi kriz de gündemi işgal ediyor.
Türkiye de hem İttifak’ın kendi sorunları hem de mevcut uluslararası krizler nedeniyle, Ankara Zirvesi’ni çok önemsiyor ve büyük anlamlar yüklüyor. Öyle ki, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Belki NATO tarihinin en önemli ama en önemli zirvesi olacak”[1] cümlesini sarfetti.
Zirve’ye heyecanlı bir biçimde hazırlanmakla birlikte Ankara’nın kafası çok da rahat değil. Ankara’da, bir yandan gelecek yabancı liderlerin uçaklarının ineceği Etimesgut Havalimanı’nda ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık uçağının rahat inebilmesi için pistin uzatılması çalışması yapılırken bir yandan da “Trump gelecek mi?” sorusunun cevabı bekleniyor.[2] Zira Trump’ın Zirve’ye katılması henüz kesinleşmiş değil, hatta gelmeme ihtimali de var.[3] Trump, Zirve’ye katılmayarak, NATO hakkındaki eleştirel görüşlerinin ciddiye alınması için dikkat çekmeye çalışabilir.
NATO’nun Türkiye için anlamı
Peki, NATO kendisi için ne ifade ediyor ki Türkiye Zirve’ye bu kadar önem atfediyor?
Türkiye, NATO’yu bir siyasi-askerî ittifak olmasının yanı sıra demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlere ve bunların savunulmasına bağlılığının simgesi olarak görüyor. NATO üyeliği, Türkiye için bir ittifakın müttefiki olmaktan öte, “Batılı” kimliğinin vücut bulmuş hali.[4] Bu bakış, NATO üyeliğinin, Türkiye’nin yalnızca güvenlik mülahazaları gereğince yaptığı bir tercih değil, Osmanlı Devleti’nde 18. yüzyılın sonunda başlayan Batılılaşma sürecinin belki de en ileri aşaması olması itibariyle genel olarak doğru sayılabilir.
NATO’yla ilişkiler, uzun yıllar Türk dış politikasının en önemli dinamiklerinden biri olmakla birlikte, bugünkü uluslararası konjonktürde İttifak, Türkiye için artık eskisi gibi bir kerteriz de değil. Devletlerin realizme ve jeopolitiğe keskin bir dönüş yaptıkları bir dünyada, daha fazla ulusal çıkar odaklı ve stratejik özerklik hedefli hareket etmek kaçınılmaz.
Türkiye NATO’ya ne veriyor, NATO’dan ne alıyor?
Türkiye, NATO’yla ilişkiler konusunda karşılıklı iyi niyetin var olduğunu düşünüyor: “İttifaka üye olduğumuz 1952 yılından bu yana NATO, ülkemizin güvenliğinin temininde merkezi bir role sahip olmuş; ayrıca Avrupa-Atlantik yapılarıyla bütünleşme hedefimize muhtelif açılardan kayda değer katkılarda bulunmuştur. Ülkemiz de kapsamlı askeri yeteneklerinden bilistifade diğer Müttefiklerle paylaştığı ortak değerlerin savunulması yönünde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmiştir.”[5] Bu meyanda, İttifak içerisinde külfet paylaşımının mali boyutları açısından bakıldığında, Türkiye’nin İttifak’a her yıl artan biçimde katkı sağladığı da görülüyor.
Türkiye’nin savunma harcamalarının GSYİH’ye (Gayrisafi Yurtiçi Hasıla) oranı 2023 yılında %1,50[6] olurken, 2025 yılında önemli bir yükselişle %2,33[7] oldu ve Türkiye, bu oranla NATO’nun her müttefik ülkenin GSYİH’sinin en az %2’sini savunma için harcaması şartını aştı (Ancak geçen yılki Lahey Zirvesi’nde, İttifak, %2 şartını %5’e çıkardı, bunun için de 2035 yılını hedef koydu fakat Türkiye için bunu gerçekleştirmek kolay görünmüyor). GSYİH temelinde hesaplanarak müttefiklere paylaştırılan katkı payı ödemelerinde de Türkiye 32 ülke arasında sekizinci sırada bulunuyor.[8]
Maddi boyutun ötesinde Türkiye, özellikle AK Parti döneminde, Afganistan’dan Libya’ya, Irak’tan Kosova’ya kadar çeşitli coğrafyalarda NATO’ya kriz yönetim süreçlerinde harekât, personel, lojistik başta olmak üzere çeşitli konularda önemli destek sağladı, NATO operasyonlarında ve misyonlarında görev aldı ve halen almaya devam ediyor. Bunun anlamı, Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zaman zaman üyelikten ayrılmaktan söz ettiği NATO’nun aslında en sadık, yükümlülüklerini en fazla yerine getiren, aynı zamanda İttifak’ın kendisine en fazla güvendiği, diğer müttefiklere göre nispeten daha fazla görev ve sorumluluk verilen bir müttefiki olduğudur.
Buna karşılık Türkiye, İttifak’la ilişkisinde kendini “kârlı” görüyor.[9] Örneğin, Müttefiklerin farklı oranlardaki katkılarıyla oluşan NATO Güvenlik Yatırım Programı’na (NSIP) üye olduğundan beri katkıda bulunan Türkiye, 1952’den bugüne kadarki 420 milyon avroluk katkısına karşılık, NATO tesis ve altyapısı finansmanı kapsamında yaklaşık beş milyar avro ödenek kullanmak suretiyle ödediği meblağın takriben 11 katını geri almıştır.[10] Fakat elbette ki bir ittifakla müttefiklik ilişkisi yalnızca maddi çıkar bağlamında değerlendirilemez.
Türkiye NATO’yu sevmiyor fakat onsuz da yapamıyor
NATO’nun Türk kamuoyundaki itibarı çok düşük, zira İttifak’ın gerektiği zamanlarda Türkiye’ye yeterince destek vermediğine inanılıyor. Mali olarak Türkiye’nin kazanımı fazla görünse de örneğin, terörle mücadele gibi konularda müttefiklerin uzun yıllardır Türkiye’nin yanında tavır koymamaları söz konusu.
NATO’nun geçen yılki Lahey Zirvesi öncesinde yapılan bir ankette, Türkiye’de NATO hakkında olumlu düşünenlerin oranı %30 olarak belirlenmişti ki bu oran, anketin yapıldığı ülkeler arasında yalnızca %28 orana sahip olan Yunanistan’dan daha yüksek.[11] Fakat zaten Türkiye, tarihsel olarak NATO’ya kamuoyu desteği Yunanistan’la birlikte en düşük iki ülkeden biri. Bu minvalde olmak üzere, son haftalarda, Adana’da NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhı’nın (MNC-TÜR) ve İstanbul Beykoz’da da Deniz Unsur Komutanlığı’nın faaliyete geçirileceği haberleri NATO’nun yeniden tartışılmasına neden oldu. Fakat bu, İttifak’ın Türk kamuoyunda yeterince ve doğru biçimde tanınmadan eleştirilmesinin yalnızca yeni bir örneği. Nitekim söz konusu iki komutanlığın kurulması da, Türkiye’de kurulması da esas olarak 2022 Madrid Zirvesi’nde kabul edilen yeni NATO Stratejik Konsepti ve 2023 Vilnius Zirvesi kararlarının bir sonucu.[12]
Kamuoyu desteği her daim düşük olmakla birlikte, Türkiye’nin NATO üyeliğini sürdürmesinin en önemli nedeni, eleştirilecek çok yönü olsa da NATO yerine ikame edeceği üyesi olduğu başka bir örgüt olmamasından kaynaklanıyor.
Türkiye, İttifak’ta sahip olduğu “veto” hakkına da bu derecede önemli başka hiçbir uluslararası kuruluşta sahip değil. Türkiye, bu hakkını Yunanistan’ın ve Fransa’nın İttifak’ın askerî kanadına dönmeleri, İsveç ve Finlandiya’nın İttifak’a dahil olmaları gibi konularda yeterince stratejik kullanamamışsa da kontrol ettiği bazı süreçler de var. Örneğin, Türkiye’nin veto hakkı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin NATO üyesi olmasının önündeki en önemli bariyer.
NATO’da kalmak: Katolik evliliği mi?
Türkiye ile NATO arasındaki ilişki esasen karşılıklı bağımlılık niteliği haiz olmakla birlikte, Türkiye’nin NATO’ya olan ihtiyacından daha fazla NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı olduğu söylenebilir. İttifak içinde ABD’den sonra en fazla askere sahip ikinci ülke olan Türkiye, örneğin, NATO’nun bazı mevcut ve yeni kurulmakta olan komutanlıklarını, NATO füze kalkanının önemli bir parçası olan Kürecik radar üssünü, bazı erken uyarı sistemi AWACS üslerini topraklarında konuşlandırması hasebiyle NATO açısından stratejik bir coğrafyadır. İttifak’ın güneydoğu kanat ülkesi ve buradan gelecek tehditleri ilk karşılayan müttefik olarak Türkiye’nin, özellikle Orta Doğu’da yaşanan olumsuzlukları absorbe ederek Avrupa’ya sirayet etmemesinde oynadığı rol ise tartışılmazdır.
Türkiye’nin, son yıllarda her şeye rağmen en istikrarlı biçimde seyreden dış politika alanının NATO’yla ilişkiler olduğu söylenebilir.[13] Yalnızca bu nedenle bile, Türk karar alıcıların özellikle İttifak’la ilişkiler gerildiği kimi zamanlarda -bazen tehditvari bir tonda- sarfettikleri NATO’dan çıkma yönündeki söylemler rasyonel ve realist değildir. Nitekim bu nedenle Türkiye, bir yandan NATO’da demirlemek bir yandan da yeni ufuklara yelken açmak istiyor. Türkiye’nin zaman zaman BRICS ya da Şangay İşbirliği Örgütü gibi yapılara katılmayı dile getirmesi ise alternatif bir arayış değil geleneksel denge/dengeleme stratejisinin tezahürü; yoksa NATO’dan ayrılıp başka bir mecrada güvenlik arayışına girmesi bugünün dünyasında pek mümkün ve gerçekçi değil.
Ankara Zirvesi, özellikle iki önemli kazanım için fırsat olarak değerlendirilebilir. İlk olarak, tüm müttefikler, bundan sonra, gerektiği zaman Türkiye’ye karşı İttifak’ın kurucu antlaşmasının hükümlerini mesela bir üye saldırıya uğradığında diğerlerinin de kendilerine saldırılmış gibi davranmasını öngören beşinci maddesini yerine getirmeyi taahhüt etmelidirler. İkinci olarak da NATO’nun Türk kamuoyunun nezdindeki itibarı yükseltilmeli. NATO liderleri, Zirve’yi İttifak’ın mevcut sorunlarını çözmek ve İttifak’a uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasına daha fazla katkıda bulunacak bir işlevsellik kazandırmak için uygun zaman ve uygun zemin olarak değerlendirebilirler. Bu meyanda Ankara Zirvesi, Türkiye ile NATO arasındaki rabıtanın yeniden tanzimi için eşref saati olabilir. Yoksa İsmet İnönü’yü hatırlamakta yarar var: “Yeni şartlarda yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini bulur.”
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 1 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.
[1] Tuğba Altun ve Sümeyye Dilara Dinçer, “Dışişleri Bakanı Fidan: Ankara Zirvesi, belki NATO tarihinin en önemli zirvesi olacak” 13 Nisan 2026, https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-fidan-ankara-zirvesi-belki-nato-tarihinin-en-onemli-zirvesi-olacak/3903383 (18 Nisan 2026).
[2] Murat Yetkin, “Trump Ankara Zirvesi İçin Ankara’ya Gelecek Mi? F-35 Müjdesi Verecek Mi?”, 21 Nisan 2026, https://yetkinreport.com/2026/04/21/trump-nato-zirvesi-icin-ankaraya-gelecek-mi-f-35-mujdesi-verecek-mi/ (28 Nisan 2026).
[3] Gülsen Solaker, “NATO Ankara zirvesi: İttifak’taki kriz çözülebilir mi?” 6 Nisan 2026, https://www.dw.com/tr/nato-ankara-zirvesi-i%CC%87ttifaktaki-kriz-%C3%A7%C3%B6z%C3%BClebilir-mi/a-76677563 (30 Nisan 2026).
[4] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “NATO Genel Bilgi Notu”, https://www.mfa.gov.tr/data/nato-bilgi–notu.pdf (20 Nisan 2026).
[5] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı.
[6]Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “NATO Genel Bilgi Notu”, https://www.mfa.gov.tr/data/nato-bilgi–notu.pdf (20 Nisan 2026).
[7] NATO, “Defence Expenditure of NATO Countries” (2014-2025), https://www.nato.int/content/dam/nato/webready/documents/finance/def-exp-2025-en.pdf (20 Nisan 2026).
[8] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “NATO Genel Bilgi Notu”, https://www.mfa.gov.tr/data/nato-bilgi–notu.pdf (20 Nisan 2026).
[9] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “NATO Genel Bilgi Notu”, https://www.mfa.gov.tr/data/nato-bilgi–notu.pdf, (20 Nisan 2026).
[10] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “NATO Genel Bilgi Notu”, https://www.mfa.gov.tr/data/nato-bilgi–notu.pdf, (20 Nisan 2026).
[11] “NATO Viewed Favorably Across 13 Member Nations”, June 23, 2025, https://www.pewresearch.org/global/2025/06/23/nato-viewed-favorably-across-13-member-nations/ (21 Nisan 2026)
[12] Ceylan.
[13] Sedat Ergin, “Adana’da kurulacak NATO kolordusunun şifreleri”, Oksijen, s. 31.



