Bilim

18 Ekim 2022

Yazdır

Güneş tutulması: Depremin habercisi mi?

Ne zaman bir Güneş tutulmasının Türkiye’den gözlenebileceği haberi duyulsa, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden kalan acı anılarımız yeniden canlanıyor. Marmara depremini 11 Ağustos’ta meydana gelen tam Güneş tutulmasına bağlayan kurguları hatırlıyoruz.

25 Ekim 2022’de Ülkemiz’den de gözlenecek olan bir parçalı Güneş tutulması meydana gelecek. Güneş tutulması olacağı duyulunca tutulma ile depremleri ilişkilendiren insanların kehanetleri yayıldı gene. Peki depremlerle Güneş veya ay tutulmalarının ilişkisi var mı? Olabilir mi?

Hadi, kuyudaki taşı çıkarmaya çalışalım…

Baştan söyleyeyim, 11 Ağustos 1999 tam Güneş tutulması sadece Türkiye’de değil, Dünya’nın başka birçok yerinde de gözlenmişti, 25 Ekim 2022’deki parçalı Güneş tutulması da birçok yerden gözlenecek.Zaten güneş tutulmaları birçok yerden gözleniyor. Halbuki tutulma gözlenen her yerde deprem olmuyor.

Doğru, Güneş tutulmaları öncesi ve sonrasında depremler olduğu oluyor ama depremlerin Güneş veya Ay tutulmaları ile ilişkili olduğunu gösteren bilimsel bir veri yok, üstelik böyle bir ilişkiyi öngören kuramsal bir çalışmayı da -en azından ben- duymadım. Benden bu konuda yazmam istenince 2005’te yazdığım bir yazıyı hatırladım. Değişen bir şey olmadı, oradaki bilgileri yeniden hatırlayalım.

Bilimsel araştırmaların sonuçları neler?

Veri elde etmek için 1900-2005 yılları arasında meydana gelmiş 6.0 ve üzerindeki büyüklüğe sahip depremlerin ve Güneş tutulmalarının meydana geldikleri tarihleri topladık. Böylece bir tutulma takvimimiz oldu.

1900 ile 2005 yılları arasında meydana gelmiş binlerce depremin tarihleri ile bu aralıkta gözlenen 239 Güneş tutulması karşılaştırıldığında, Güneş tutulmalarının yaklaşık %85’inde, tutulmadan önceki veya sonraki 10 günlük dönemde yeryüzünün herhangi bir yerinde 6.0 veya üzerinde büyüklüğe sahip en az bir deprem olduğunu tespit ettik. İlk bakışta, Güneş tutulmalarının ne zaman meydana geleceğinin son derecede dakik bir şekilde hesaplanabildiği düşünülürse, “tutulmalardan önceki ve sonraki 10’ar günlük dönemde kendimizi sakınalım yeter” diye düşünebiliriz.

Ama o kadar basit değil. Bazen iki olay teadüfi olarak ilişkili görünebilir. Öncelikle bu ilişkinin gerçek olup olmadığını anlamak için bir kontrol mekanizması kurmamız gerekiyordu. Bunun için bir bilgisayar yazılımı sayesinde, incelediğimiz yıllar arasında her yıl meydana gelmiş Güneş tutulması sayısı kadar rastgele tarih tespit ederek suni bir tutulma takvimi de oluşturduk. Yani 1900-2005 arasında kafadan atılmış tarihlere karşılık gelen 239 adet suni Güneş tutulması tarihi. Verileri incelediğimizde, rastgele suni Güneş tutulması tarihlerinin yaklaşık %85’inde, her suni tarihten önceki veya sonraki 10 günlük dönemde yeryüzünün herhangi bir yerinde 6.0 veya üzerinde büyüklüğe sahip en az bir deprem olduğu görüldü. Bu yüzdelik değer tanıdık geldi mi? Evet, yukarıda gerçek verilerden bulunanla aynı orandı.

Yeniden düşünelim ve akıl yürütelim: depremler öyle sık oluyor ki tutulmalardan önce ve sonraki 10’ar günü temsil eden 20 günlük döneme denk gelen bir deprem bulmak pekala mümkün. Tutulmanın gözlendiği koordinatlara da denk gelmiyor. Depremler genellikle okyanus tabanlarının derinlerinde meydana geliyor. Dolayısı ile, yukarıda bulunan ilişki tesadüfidir, aldatıcıdır. Depremler jeolojik olaylardır; her yıl çok sayıda deprem olur ve eğer bir yıl içinde rastgele tarihler tahmin edersek, bu tarihler civarına tesadüfen depremler rast gelebilir. Depremlerle Güneş tutulmaları arasında ilişki görünmüyor.

Başka bir şekilde akıl yürütelim. Her yıl en az 2 en fazla 5 Güneş tutulması olabilirken, büyüklüğü 6.0’ın üzerinde onlarca deprem olabilir. Örneğin, 1974 yılında Dünya genelinde büyüklüğü 6.0 veya üzerinde 97 adet, 1990 yılında ise böyle 88 adet deprem kaydedilirken, aynı yıllarda sadece 2’şer Güneş tutulması olmuştur. Sadece 4 tutulmaya karşılık toplam 185 deprem! Üstelik bu depremler yılın değişik zamanlarına ve Yeryüzü’nün değişik yerlerine yayılmış durumda. Yani tutulma görülen yerlerle sınırlı depremler değildir bunlar. Depremlerle Güneş tutulmaları arasında ilişki gene görünmüyor…

Hâlâ inanmadınız mı?Bilim insanları garanti bizden bir şeyler saklıyor, değil mi? Peki… O zaman basit bir araştırmanın daha sonucunu anlatayım.

Güneş ve Ay tutulmaları ile deprem arasında ilişki var mı?

İlk bulgunun üzerine biraz daha gidelim ve işin içine biraz daha astronomik veri sokalım. Biliyoruz ki tutulma sırasında Güneş, Ay ve Dünya’nın merkezleri neredeyse aynı doğru üzerine gelir, dizilirler. Ay’ın her yeniay ve dolunay evresinde kabaca böyle olur. Zaten Güneş tutulmaları yeniay evresinde, Ay tutulmaları ise dolunay evresinde meydana gelir. O zaman, eğer tutulma-deprem ilişkisi varsa, Ay’ın yeniay ve dolunay evrelerindeki deprem sayısında bir artış meydana gelmelidir.

Uzun zaman önce, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Ökten ile birlikte yaptığımız benzer bir araştırma için 1971-1996 yılları arasında, yeryüzü genelinde büyüklüğü 6.5 veya üzerinde olan 683 adet deprem seçilmiş ve her depremin olduğu tarihte Ay’ın evresi hesaplanmıştı. Evre, Ay’ın aydınlanan yüzeyinin gözlenebilen tüm yüzeyine oranı ile sayısal olarak gösterilir. Yani yeniay evresi 0 ile, dolunay evresi de 1 ile ifade edilir. Bunun yanısıra her depremin olduğu zaman için Ay’ın elongasyonu yani Yer’den bakan gözlemci için Ay ile Güneş arasındaki açı da hesaplandı. Güneş tutulması ve yeniay evresi dolayında Ay’ın elongasyonu 0 derece civarında, dolunay evresi ve Ay tutulması dolayında da 180 derece civarındadır.

1971-1996 yılları arası için topladığımız bu verilerden Ay’ın her evre aralığına karşılık, Ay bu evre aralığında iken yeryüzü genelinde meydana gelmiş 6.5 veya üzeri büyüklükteki depremler sayıldı. Evre aralığına karşılık deprem sayısının grafiği çizildi. İşte bu durumu gösteren histogram Şekil-1’de gösterilmiştir.

İşte gene korkutucu bir veriyle karşı karşıyayız, değil mi! Şekil-1’deki evre-deprem sayısı histogramına bakılırsa, Ay’ın yeniay ve dolunay evrelerinde deprem sayısında dikkate değer bir artış görülür. Ama gene aldatıcı bir veriyle karşı karşıyayız; astronomi almanakları incelenirse, yeniay ve dolunay evrelerinin diğer evrelere göre daha uzun bir dönemi kapsadığı, yani daha uzun sürdükleri görülür. Depremleri yıl içine rastgele dağıtırsak, zaten yılın uzun bir dönemi yeniay ve dolunay evresinde geçtiğinden, depremlerin çoğu da bu evrelere rastgelecektir.

Madem evre verisine güvenemedik, bunun yerine, bize düzenli değişen bir parametre lazım. İşte o parametre Ay’ın elongasyonudur. Eğer Güneş tutulması ile depremler ilişkili ise, Ay’ın elongasyonunun 0 derece civarında olduğu zamanlarda deprem sayısı artmalıdır. Üstelik, Ay’ın elongasyonu 180 derece civarındayken de deprem sayısında bir artış gözlersek, bu sefer Ay tutulması ile depremler arasında bir ilişki olduğu sonucuna da ulaşabiliriz. Yani Ay’ın elongasyonunun kullanılması sayesinde artık Ay tutulmaları araştırmaya dahil edilmiş olur. Ay’ın belli elongasyon aralıklarında meydana gelmiş depremlerin sayısını gösteren histogramı Şekil-2’de gösteriyoruz.

Bu histogramda herhangi bir elongasyon aralığında belirgin bir yığılma görülmediğinden, Ay’ın elongasyonu ile depremler arasında bir ilişki olmadığı ortaya çıkmıştır. Demek ki gerek Güneş gerekse Ay tutulmaları ile depremler arasında bir ilişki yoktur.

Raslantılar ilişkiyi doğrular mı?

Şimdi ben bunları söylemişken 25 Ekim 2022’deki parçalı Güneş tutulması civarında bir yerlerde deprem olursa, bilin ki bunun tutulma ile ilişkili olma ihtimali son derecede azdır. Yüzlerce tutulma içinden biri ikisi önemli bir depreme denk gelebilir. Ama bu rastlantı aralarında ilişki olduğu anlamına gelmez.

Doğrusunu isterseniz Ay’ın etkisi ile meydana gelen gel-git olayı sırasında sadece okyanuslar değil yeryüzündeki karalar da onlarca santimetre hareket eder, ama depremler onlarca kilometre derinde olur ve eğer bununla deprem arasında kuvvetli bir korelasyon olsaydı her ay iki sefer yıkıcı depremlerle karşılaşırdık.

Sonuç olarak söylemek gerekirse, elimizdeki verilerden tutulma-deprem ilişkisini gösteren bir bulgu elde edilememiştir. Üstelik bunlar son derecede güvenilir verilerdir. Ayrıca, bilim insanları sizden böyle şeyleri saklamaz!

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 18 Ekim 2022’de yayımlanmıştır.

Tansel Ak

Prof. Dr. Tansel Ak - 1966'da İzmit'te doğdu. Sakarya Endüstri Meslek Lisesi Elektrik Bölümü'nden 1983'te, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nden 1990'da mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını İÜ Fen Bilimler Enstitüsü'nde Astronomi alanında aldıktan sonra, 2006'da Fizik-Astrofizik alanında doçent unvanı aldı. Akademik yaşamı lisans mezunu olduğu Bölüm'de 1990 yılında araştırma görevlisi olarak başladı, 2012'de profesör unvanı aldı. Uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış çok sayıda araştırma makalesine ve ulusal projelere katkıda bulunan Prof. Dr. Tansel AK, anabilim dalı başkanlığı ve bölüm başkanlığı görevlerinin yan ısıra halen İÜ Fen Fakültesi dekanı olarak görev yapıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend