NATO devreye girmeden Hürmüz krizi çözülebilir mi?

ABD ve İsrail’in başlattığı kriz tüm dünyayı köşeye sıkıştırdı. Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik küresel ekonomiyi tehdit ederken, çözümü NATO’nun müdahalesinde arayanlar var.

İran savaşı, Hürmüz Boğazı’nın açık olup olmaması meselesine kilitlenmiş durumda. Boğaz bir açılıyor, bir kapanıyor. Küresel enerji akışının kalbinde yer alan bu dar geçit, artık sadece bölgesel bir sorun değil, sistemik bir kriz haline gelmiş durumda. Peki, bütün dünyayı etkileyen bu açmazdan nasıl kurtulacağız?

Uluslararası analist Thomas L. Friedman, New York Times’taki köşe yazısında sorunun ancak NATO üyelerinin Hürmüz konusunda ABD ve İsrail yanında durmasıyla çözülebileceğini ileri sürdü. Yazıdan öne çıkan bölümleri, dünyada tartışılan fikirleri yansıtması açısından aktarıyoruz.

Sevgili NATO Üyeleri: Anlıyorum. Başkan Trump’ı tüm haklı nedenlerle hor görüyorsunuz. Ukrayna’yı yüzüstü bıraktı. Grönland’ı ele geçirmekle ve Kanada’yı ilhak etmekle tehdit etti. Vladimir Putin’i şımarttı. Amerika’nın demokratik kurumlarını ve normlarını aşındırıyor. Her birinizi o kadar çok aşağıladı ki, Almanya Başbakanı geçtiğimiz günlerde Trump’ın Amerika’sının İran tarafından “aşağılanmakta” olduğunu haykırdı. Anlıyorum.

Ama şimdi bunları bir kenara bırakma zamanı.

Tüm donanmalarınızı bir araya getirin ve derhal Basra Körfezi’ne ilerleyerek Amerikan donanmasına katılın.  İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan kimin geçeceğine tek taraflı karar verme girişimine kesin bir yanıt verin. Aksi halde bu mesele yalnızca ABD ve İsrail’in değil, tüm Batı ittifakının karşı karşıya kaldığı bir meydan okumaya dönüşecektir.

Kenarda oturup, zehirli ideolojisiyle İran’ın kötü niyetli rejiminin Hürmüz Boğazı’nı (ve onu çevreleyen çağdaşlaşan Körfez ülkelerini) rehin almasına izin vermeniz, dünyanın en kritik petrol can damarını kalıcı bir istikrarsızlığa sürükler.

Özellikle enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü Körfez kaynaklarından karşılayan Avrupa için bu durum, Rusya bağımlılığına geri dönüş riskini de beraberinde getirir.

Bu elbette büyük bir talep. Üstelik Trump yönetimi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, NATO ile istişare yürütmeden ve uluslararası meşruiyet oluşturmadan bu süreci başlatmış olması işleri daha da zorlaştırıyor.

Kriz neden bu kadar derinleşti?

Ne yazık ki, kendilerini sandıkları kadar zeki olmayan bu iki pervasız egomanyak, artık kendilerini köşeye sıkıştırmış durumda. Daha da kötüsü, attıkları adımlar yalnızca kendilerini değil, tüm küresel sistemi bu krize sürükledi.

Sorunun temelinde, savaşın nasıl sona ereceğine dair bir yol haritasının bulunmaması yatıyor. İran’ın zenginleştirilmiş uranyum programını sınırlayacak bir anlaşma, aynı zamanda yaptırımların gevşetilmesini ve Tahran’a ekonomik alan açılmasını gerektirir.

Ancak böyle bir anlaşmanın İran’a Hürmüz üzerinden fiilî kontrol sağlaması, kabul edilmesi en zor senaryodur. Tahran’ın tam da bu yönde adımlar attığı görülüyor.

Lloyd’s List Intelligence verilerine göre İran, “İran Körfezi Boğazı Otoritesi” adlı yeni bir yapı kurarak boğazdan geçen gemilere izin verme ve ücretlendirme yetkisini fiilen üstlenmeye çalışıyor. Bu, deniz ticaretinde tehlikeli bir emsal oluşturabilir. Eğer bu ya da buna benzer bir uygulama Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler için yeni normal haline gelirse, kim bilir kıyılarındaki kritik deniz yollarına başka hangi ülkeler de geçiş gişeleri ekleyecek?

NATO neden devreye girmiyor?

Trump ve Bibi, Hürmüz’ün geleceği ittifakın her üyesini bu kadar doğrudan etkiliyor olmasına rağmen, NATO’nun bu kadar yüksek düzeyde desteğini hak edecek hiçbir şey yapmadılar. Bu da beni şu üzücü sonuca götürüyor: NATO müttefiklerimiz bu çağrıyı neredeyse kesin olarak reddedecekler.

Gerekli olan şey artık imkânsız olabilir. Trump, NATO’yu o kadar sık sık karaladı, ittifakın Rusya’ya karşı caydırıcılığını o kadar çok zayıflattı, en ufak bir istişare yapmadan İran savaşını başlattı ve savaşın NATO üyelerine verdiği yıkıcı enflasyonist etkiler ve enerji kıtlıklarına o kadar kayıtsız kaldı ki, bu ülkelerdeki halklar, liderlerinin bize yardım etmesine izin vermeyebilir.

Bu, Trump’ın her geçen gün daha da dengesiz konuştuğu bir dönemde özellikle olasıdır. Kabinesindeki ve partisindeki dalkavuklar dışında kim onun yanında durmak ister ki?

Diplomasi neden çöktü?

Trump’ın İranlı yetkililerle yürüttüğü müzakerelere yönelik söylemi de ciddi çelişkiler barındırıyor. “Sözde temsilciler” ifadesini kullanırken aynı aktörlerle haftalarca görüşme yürütülmesi, stratejik tutarsızlığa işaret ediyor.

Dahası, İran’daki karar verici kadroların hedef alınması, müzakere edilebilir aktörlerin ortadan kaldırılmasına yol açmış olabilir. Beklenenin aksine rejimin zayıflaması değil, sertleşmesi söz konusu.

Ortadoğu’nun geleceği Dahiya mı Dubai mi?

Trump, çevresindeki pek çok kişinin mali ya da etik açıdan yozlaşmış görünmesi nedeniyle herkesin yozlaşmış olduğundan o kadar emin ki, bir papa ya da molla kendi iradesine boyun eğmediğinde buna inanamıyor. Onlar “deliler” olmalı, diyor. Hayır. Aslında onlar inançları uğruna bu işin içindeler.

Endişelendiğim sadece NATO müttefiklerimiz değil. Bu savaşın en büyük kaybedenleri olabilecek Arap Körfezi müttefiklerimiz de var.

Bugün Ortadoğu’nun geleceği için iki baskın model mücadele ediyor. “Seçim ya Dahiya  ya da Dubai,” dedi bana Birleşik Arap Emirlikleri’nden Lübnanlı yazar ve stratejist Nadim Koteich.

Dahiya, Hizbullah’ın güçlü olduğu Beyrut’un güney banliyösünü temsil ediyor ve İran’ın bölgeye yaymaya çalıştığı kapalı, ideolojik ve merkeziyetçi modeli simgeliyor.

Buna karşılık Dubai modeli; ekonomik açıklık, kurumsal yönetim, dini çoğulculuk ve küresel entegrasyon üzerine kurulu.

Körfez ülkeleri neden risk altında?

Birleşik Arap Emirlikleri, başlangıçta Dubai’nin etrafında inşa edilen farklı bir modelin öncülüğünü yaptı. Geleceğin, yolsuzluktan uzak, sorumlu bürokrasiler oluşturan ve ılımlı İslam’ı, dini çoğulculuğu ve dünyaya ve yeteneklerini ortaya koymak isteyen herkese açık olan hükümetlere ait olduğunu ilan etti. Son birkaç on yıldır, Arap dünyasının her yerinden ve ötesinden insanlar iş, turizm ve fırsatlar için Dubai’ye akın etti. Bu da işe yaradı.

Emirlikler ile modernleşen Suudiler, Bahreynliler, Kuveytliler ve Katarlılar mükemmel olmaktan uzaktır. Bazen çok kötü şeyler yaparlar. Ancak öncüllerine ve bölgedeki diğer ülkelere kıyasla, Körfez’in bu yeni nesil liderleri, Arap dünyası genelinde kıskanılan ve giderek daha fazla taklit edilen bir modernlik modeli sunuyorlar.

Bu savaş onlar için bir felaket oldu; yabancı yatırımcıları, turistleri ve yetenekli insanları kaçırdı ve ABD’nin ayrılmasından sonra İran’ı caydırmak için devasa yeni savunma harcamaları yükünü omuzlarına yükledi. Tüm bu para ekonomik kalkınmadan başka yerlere aktarılacak. ABD ile İran arasında sözde bir ateşkes olsa da, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne füze ve insansız hava araçlarıyla saldırdığı bildiriliyor; İran ise bunu reddediyor.

Kim fırtınayı biçecek?

Dubai modeli, tam da Tahran’ın yok etmek istediği modeldir.

“Arap dünyasında genç bir insansanız, BAE’yi hukukun üstünlüğüne saygı duyan, bu savaşı önlemek için çok çalışan ve refah içinde yaşamak isteyen herkese — hatta İranlılara bile — kapılarını açan bir ülke olarak görmüşsünüzdür,” dedi Abu Dabi merkezli Birleşik Arap Emirlikleri’nin İngilizce günlük gazetesi The National’ın editörü Mina Al-Oraibi. “Hatta İranlılar tarafından işletilen bir hastane, bir İranlılar okul ve bir İranlılar kulübü bile vardı.” Bu arada, aynı Dubai’de, caddenin aşağısında “İsrailliler düğünler yapıyordu” diye ekledi.

“Eğer bu model kimse gözünü bile kırpmadan zarar görürse,” diye ekledi Oraibi — ve özellikle Küresel Güney, İran’ı Trump ve Netanyahu’ya karşı duran ve Gazze’nin yıkımından onları sorumlu tutan tek ülke olarak görmeye başlarsa — bu, tüm bölgeyi zayıflatacak bir trajedi olacaktır.

Öyleyse, başladığım yerden bitiriyorum. NATO müttefiklerimizin Trump ve Netanyahu’nun ektiğini biçmelerini izlemek istemelerini anlıyorum. Ancak bu iki berbat lider rüzgâr ekti — ve İran bu durumdan daha güçlü çıkarsa hepimiz fırtınayı biçeceğiz.

Bu yazı ilk kez 15 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

Thomas L. Friedman’ın New York Times’da yayınlanan “NATO, Please Help. Trump Has No Strategy for Iran.” Başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.nytimes.com/2026/05/12/opinion/israel-united-states-iran-hormuz-nato.html

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

NATO devreye girmeden Hürmüz krizi çözülebilir mi?

ABD ve İsrail’in başlattığı kriz tüm dünyayı köşeye sıkıştırdı. Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik küresel ekonomiyi tehdit ederken, çözümü NATO’nun müdahalesinde arayanlar var.

İran savaşı, Hürmüz Boğazı’nın açık olup olmaması meselesine kilitlenmiş durumda. Boğaz bir açılıyor, bir kapanıyor. Küresel enerji akışının kalbinde yer alan bu dar geçit, artık sadece bölgesel bir sorun değil, sistemik bir kriz haline gelmiş durumda. Peki, bütün dünyayı etkileyen bu açmazdan nasıl kurtulacağız?

Uluslararası analist Thomas L. Friedman, New York Times’taki köşe yazısında sorunun ancak NATO üyelerinin Hürmüz konusunda ABD ve İsrail yanında durmasıyla çözülebileceğini ileri sürdü. Yazıdan öne çıkan bölümleri, dünyada tartışılan fikirleri yansıtması açısından aktarıyoruz.

Sevgili NATO Üyeleri: Anlıyorum. Başkan Trump’ı tüm haklı nedenlerle hor görüyorsunuz. Ukrayna’yı yüzüstü bıraktı. Grönland’ı ele geçirmekle ve Kanada’yı ilhak etmekle tehdit etti. Vladimir Putin’i şımarttı. Amerika’nın demokratik kurumlarını ve normlarını aşındırıyor. Her birinizi o kadar çok aşağıladı ki, Almanya Başbakanı geçtiğimiz günlerde Trump’ın Amerika’sının İran tarafından “aşağılanmakta” olduğunu haykırdı. Anlıyorum.

Ama şimdi bunları bir kenara bırakma zamanı.

Tüm donanmalarınızı bir araya getirin ve derhal Basra Körfezi’ne ilerleyerek Amerikan donanmasına katılın.  İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan kimin geçeceğine tek taraflı karar verme girişimine kesin bir yanıt verin. Aksi halde bu mesele yalnızca ABD ve İsrail’in değil, tüm Batı ittifakının karşı karşıya kaldığı bir meydan okumaya dönüşecektir.

Kenarda oturup, zehirli ideolojisiyle İran’ın kötü niyetli rejiminin Hürmüz Boğazı’nı (ve onu çevreleyen çağdaşlaşan Körfez ülkelerini) rehin almasına izin vermeniz, dünyanın en kritik petrol can damarını kalıcı bir istikrarsızlığa sürükler.

Özellikle enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü Körfez kaynaklarından karşılayan Avrupa için bu durum, Rusya bağımlılığına geri dönüş riskini de beraberinde getirir.

Bu elbette büyük bir talep. Üstelik Trump yönetimi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, NATO ile istişare yürütmeden ve uluslararası meşruiyet oluşturmadan bu süreci başlatmış olması işleri daha da zorlaştırıyor.

Kriz neden bu kadar derinleşti?

Ne yazık ki, kendilerini sandıkları kadar zeki olmayan bu iki pervasız egomanyak, artık kendilerini köşeye sıkıştırmış durumda. Daha da kötüsü, attıkları adımlar yalnızca kendilerini değil, tüm küresel sistemi bu krize sürükledi.

Sorunun temelinde, savaşın nasıl sona ereceğine dair bir yol haritasının bulunmaması yatıyor. İran’ın zenginleştirilmiş uranyum programını sınırlayacak bir anlaşma, aynı zamanda yaptırımların gevşetilmesini ve Tahran’a ekonomik alan açılmasını gerektirir.

Ancak böyle bir anlaşmanın İran’a Hürmüz üzerinden fiilî kontrol sağlaması, kabul edilmesi en zor senaryodur. Tahran’ın tam da bu yönde adımlar attığı görülüyor.

Lloyd’s List Intelligence verilerine göre İran, “İran Körfezi Boğazı Otoritesi” adlı yeni bir yapı kurarak boğazdan geçen gemilere izin verme ve ücretlendirme yetkisini fiilen üstlenmeye çalışıyor. Bu, deniz ticaretinde tehlikeli bir emsal oluşturabilir. Eğer bu ya da buna benzer bir uygulama Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler için yeni normal haline gelirse, kim bilir kıyılarındaki kritik deniz yollarına başka hangi ülkeler de geçiş gişeleri ekleyecek?

NATO neden devreye girmiyor?

Trump ve Bibi, Hürmüz’ün geleceği ittifakın her üyesini bu kadar doğrudan etkiliyor olmasına rağmen, NATO’nun bu kadar yüksek düzeyde desteğini hak edecek hiçbir şey yapmadılar. Bu da beni şu üzücü sonuca götürüyor: NATO müttefiklerimiz bu çağrıyı neredeyse kesin olarak reddedecekler.

Gerekli olan şey artık imkânsız olabilir. Trump, NATO’yu o kadar sık sık karaladı, ittifakın Rusya’ya karşı caydırıcılığını o kadar çok zayıflattı, en ufak bir istişare yapmadan İran savaşını başlattı ve savaşın NATO üyelerine verdiği yıkıcı enflasyonist etkiler ve enerji kıtlıklarına o kadar kayıtsız kaldı ki, bu ülkelerdeki halklar, liderlerinin bize yardım etmesine izin vermeyebilir.

Bu, Trump’ın her geçen gün daha da dengesiz konuştuğu bir dönemde özellikle olasıdır. Kabinesindeki ve partisindeki dalkavuklar dışında kim onun yanında durmak ister ki?

Diplomasi neden çöktü?

Trump’ın İranlı yetkililerle yürüttüğü müzakerelere yönelik söylemi de ciddi çelişkiler barındırıyor. “Sözde temsilciler” ifadesini kullanırken aynı aktörlerle haftalarca görüşme yürütülmesi, stratejik tutarsızlığa işaret ediyor.

Dahası, İran’daki karar verici kadroların hedef alınması, müzakere edilebilir aktörlerin ortadan kaldırılmasına yol açmış olabilir. Beklenenin aksine rejimin zayıflaması değil, sertleşmesi söz konusu.

Ortadoğu’nun geleceği Dahiya mı Dubai mi?

Trump, çevresindeki pek çok kişinin mali ya da etik açıdan yozlaşmış görünmesi nedeniyle herkesin yozlaşmış olduğundan o kadar emin ki, bir papa ya da molla kendi iradesine boyun eğmediğinde buna inanamıyor. Onlar “deliler” olmalı, diyor. Hayır. Aslında onlar inançları uğruna bu işin içindeler.

Endişelendiğim sadece NATO müttefiklerimiz değil. Bu savaşın en büyük kaybedenleri olabilecek Arap Körfezi müttefiklerimiz de var.

Bugün Ortadoğu’nun geleceği için iki baskın model mücadele ediyor. “Seçim ya Dahiya  ya da Dubai,” dedi bana Birleşik Arap Emirlikleri’nden Lübnanlı yazar ve stratejist Nadim Koteich.

Dahiya, Hizbullah’ın güçlü olduğu Beyrut’un güney banliyösünü temsil ediyor ve İran’ın bölgeye yaymaya çalıştığı kapalı, ideolojik ve merkeziyetçi modeli simgeliyor.

Buna karşılık Dubai modeli; ekonomik açıklık, kurumsal yönetim, dini çoğulculuk ve küresel entegrasyon üzerine kurulu.

Körfez ülkeleri neden risk altında?

Birleşik Arap Emirlikleri, başlangıçta Dubai’nin etrafında inşa edilen farklı bir modelin öncülüğünü yaptı. Geleceğin, yolsuzluktan uzak, sorumlu bürokrasiler oluşturan ve ılımlı İslam’ı, dini çoğulculuğu ve dünyaya ve yeteneklerini ortaya koymak isteyen herkese açık olan hükümetlere ait olduğunu ilan etti. Son birkaç on yıldır, Arap dünyasının her yerinden ve ötesinden insanlar iş, turizm ve fırsatlar için Dubai’ye akın etti. Bu da işe yaradı.

Emirlikler ile modernleşen Suudiler, Bahreynliler, Kuveytliler ve Katarlılar mükemmel olmaktan uzaktır. Bazen çok kötü şeyler yaparlar. Ancak öncüllerine ve bölgedeki diğer ülkelere kıyasla, Körfez’in bu yeni nesil liderleri, Arap dünyası genelinde kıskanılan ve giderek daha fazla taklit edilen bir modernlik modeli sunuyorlar.

Bu savaş onlar için bir felaket oldu; yabancı yatırımcıları, turistleri ve yetenekli insanları kaçırdı ve ABD’nin ayrılmasından sonra İran’ı caydırmak için devasa yeni savunma harcamaları yükünü omuzlarına yükledi. Tüm bu para ekonomik kalkınmadan başka yerlere aktarılacak. ABD ile İran arasında sözde bir ateşkes olsa da, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne füze ve insansız hava araçlarıyla saldırdığı bildiriliyor; İran ise bunu reddediyor.

Kim fırtınayı biçecek?

Dubai modeli, tam da Tahran’ın yok etmek istediği modeldir.

“Arap dünyasında genç bir insansanız, BAE’yi hukukun üstünlüğüne saygı duyan, bu savaşı önlemek için çok çalışan ve refah içinde yaşamak isteyen herkese — hatta İranlılara bile — kapılarını açan bir ülke olarak görmüşsünüzdür,” dedi Abu Dabi merkezli Birleşik Arap Emirlikleri’nin İngilizce günlük gazetesi The National’ın editörü Mina Al-Oraibi. “Hatta İranlılar tarafından işletilen bir hastane, bir İranlılar okul ve bir İranlılar kulübü bile vardı.” Bu arada, aynı Dubai’de, caddenin aşağısında “İsrailliler düğünler yapıyordu” diye ekledi.

“Eğer bu model kimse gözünü bile kırpmadan zarar görürse,” diye ekledi Oraibi — ve özellikle Küresel Güney, İran’ı Trump ve Netanyahu’ya karşı duran ve Gazze’nin yıkımından onları sorumlu tutan tek ülke olarak görmeye başlarsa — bu, tüm bölgeyi zayıflatacak bir trajedi olacaktır.

Öyleyse, başladığım yerden bitiriyorum. NATO müttefiklerimizin Trump ve Netanyahu’nun ektiğini biçmelerini izlemek istemelerini anlıyorum. Ancak bu iki berbat lider rüzgâr ekti — ve İran bu durumdan daha güçlü çıkarsa hepimiz fırtınayı biçeceğiz.

Bu yazı ilk kez 15 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

Thomas L. Friedman’ın New York Times’da yayınlanan “NATO, Please Help. Trump Has No Strategy for Iran.” Başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısı ile yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.nytimes.com/2026/05/12/opinion/israel-united-states-iran-hormuz-nato.html

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x