Jeo-politika

24 Ocak 2024

Yazdır

Alman demokrasisinin radikal sağ ile zorlu imtihanı

Almanya bugünlerde kritik bir eşikten geçiyor.

Yakın tarihinde soykırım gibi bir leke olan ve siyasal sistemini ‘bir daha asla’ gibi bir ilkenin üzerine kurmaya çalışan Almanya’da giderek güçlenen aşırı radikal sağ, yalnızca Almanya’yı değil, tüm Avrupa’yı ve dünyayı endişelendiriyor.

Bu konudaki tartışmalar uzun süreden beri var olsa da, Berlin yakınlarında bulunan Potsdam kentinde geçen yıl kasım ayında göçmen karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partili üst düzey siyasetçilerin katıldığı bir toplantıda, AfD’nin iktidara gelmesi halinde milyonlarca göçmeni sınır dışı etme planlarının tartışılmasının basına sızması ülkede geniş yankı uyandırdı.

Toplantının ortaya çıkmasıyla, Almanya’daki aşırı sağa karşı kitlesel protesto gösterileri yapılsa da Almanya’nın yüzleşmek zorunda olduğu bir gerçek var: Aşırı sağ partiler gittikçe destek kazanıyor, bu tip partileri ve grupları destekleyenler artık marjinal kişiler değiller. Eskiden, bu partilere oy verdiğini gizleyen ya da protesto oyu verdiğini iddia edenler artık bilinçli bir biçimde bu partileri tercih ettiklerini söylemekten kaçınmıyorlar. Dahası, aşırı sağın söylemleri, siyasetin her alanına sirayet ediyor.

Özetle, Alman demokrasisi aşırı sağ ile zorlu bir imtihandan geçiyor. Üstelik bu sene birçok eyaletin meclisi ve Avrupa Parlamentosu için seçim yapılacak.

Seçimler yaklaşırken Alman demokrasinin verdiği bu zorlu imtihanın izlerini her yerde görmek mümkün, özellikle ülkede ekonomik yeni düzenlemeler yapılırken.

Buraya nasıl gelindi?

Örneğin, Alman çiftçiler ocak ayında hükümetin tarımsal mazot sübvansiyonunu kaldıracak ve araç vergisi muafiyetini sonlandıracak olmasını protesto etti. Ülkenin çeşitli şehirlerinde traktör konvoyları ve mitinglerle hükümetin tarım politikasını protesto eden çiftçiler, son eylemlerini başkentte gerçekleştirdi. Berlin’e gelen yaklaşık 10 bin çiftçi, traktör ve tırlarla tarihi Brandenburg Kapısı önünde, parlamento binası Reichstag, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Köşkü yakınında toplanarak, başkentte trafiği felce uğrattı (14 Ocak 2024).

Çiftçilerin protesto eylemlerine destek veren nakliyatçıların başlıca talepleri ise otoyol ücretlerinin azaltılması, köprü ve yolların modernize edilmesi.

Federal Maliye Bakanı Christian Lindner (FDP, Hür Demokratik Parti) Brandenburg Kapısı önündeki mitingde kurulan kürsüye çıktığında ve konuşması sırasında göstericiler tarafından protesto edildi, sözleri ıslık ve sözlü sataşmalarla kesildi. Geçen ay yapılan bir gösteride ise Federal Tarım Bakanı Cem Özdemir (B’90/Die Grünen, Birlik 90/Yeşiller) konuşması sırasında çiftçiler tarafından uzun süre yuhalanmıştı.

Çiftçi protestoları: Ekonomik hak talebi ve hükümet karşıtlığı kıskacında

Protesto gösterilerinde, “Yemeğinizi çiftçiler veriyor” gibi ekonomik içerikli pankartların yanı sıra, “Hükümet gitmeli” yazılı siyasi içerikli pankartlar da taşındı.

“Önce ülkemiz” yazılı ve benzeri içerikli pankartların çokluğu ise radikal ve aşırı sağın desteklediği “Önce Almanya” söyleminin giderek daha geniş bir kesimin ilgisini çekmeye başladığını gösteriyor.

“Önce Almanya” söylemleri aşırı sağ parti AfD’nin önde gelen isimleri tarafından sık sık tekrarlanıyor. Protesto gösterilerine ve mitinglere çiftçilerin yanı sıra ırkçı, aşırı sağcı hatta Reichsbürger gibi monarşist grupların da katıldığı gözlemlendi.

Telegram kanallarında, hükümetin parçalanmasına ve yıkılmasına yardımcı olabilecek kitlesel bir direnişin ortaya çıkarılması gerektiği yönünde hararetli paylaşımların yapıldığına dair haberler yer aldı basında.

Özgür Saksonlar, Üçüncü Yol ve Vatan gibi aşırı sağcı gruplar sosyal medya üzerinden mitinglere katılım sağladılar. Öyle ki, Çiftçiler Birliği Başkanı Joachim Rukwied protesto haftasının başında aşırı sağcılarla arasına mesafe koyma ve “biz çiftçiler dürüst demokratlarız” şeklinde açıklama yapma ihtiyacını hissetti.

Doğu Alman kenti Cottbus’da gerçekleştirilen gösterinin üst düzey bir organizatörü İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye yaptığı açıklamada, aşırı sağcı olarak bilinen kişilerin, çiftçi topluluğunun çok ötesinde bir kesitten oluşan yüzlerce kişilik kalabalığın içinde kaldığını sonradan öğrendiklerini söyledi. Landvolkbewegung olarak bilinen ve 1920’lerden kalma antisemit bir tarım hareketiyle bağlantılı bir bayrağın açıldığı da gözlemlendi. BBC’de çıkan bir haberde, Cottbus’taki gösteride birçok katılımcının “Dünyanın her yerindeki insanlar için para var ama kendi insanlarımız için yok” yakınmasına katıldığı ifade edildi.

Kuşkusuz çiftçi mitingleri amaç ve talepleri bakımından aşırı sağ bir eylem değil. Aşırı sağın tek başına mobilize ettiği bir protesto hareketi de değil. Ancak gözlemler sağ grupların ve özellikle de AfD’nin protesto gösterilerinde kabul gördüğü, sempatiyle karşılandığı yönünde. Örneğin, izleme kuruluşu CeMAS’ın araştırmacılarından Miro Dittrich, aşırı sağcı grupların gösterilere kendi “yorumlarını” katmaya çalıştıklarını, popüler olmayan pozisyonlarını dayatmak yerine kitlelere mal olmuş konular üzerinden iletişim kurmayı denediklerini tespit ediyor.

Afd’nin oyu yüzde 23’e dayandı

Yasaklanması yönünde tartışmaların odağındaki aşırı sağ parti AfD siyasal rüzgârı arkasına almış görünüyor, anketlerde ikinci sırada. INSA’nın yaptığı 16 Ocak 2024 tarihli ankete göre AfD’nin oyları Almanya genelinde yüzde 23 ve bu oy oranıyla Federal Meclis’te (Bundestag) çıkaracağı milletvekili sayısı ise 170, yani meclisteki sandalyelerin (630) dörtte birinden fazlasını kazanabilecek bir desteğe sahip.

2024 Almanya’nın süper seçim yılı; Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yanı sıra, sekiz eyalette yerel (ilçe belediyeleri ve belediye meclisleri), dört eyalette – Saksonya, Brandenburg, Türingen – ise eyalet parlamentosu seçimleri için sandığa gidilecek.

Yerel seçimlerin çoğu ve eyalet meclisi seçimlerinin hepsinin AfD’nin güçlü olduğu – bazı yerlerde birinci parti – eski Doğu Almanya bölgesinde olması sağ tehlikenin boyutlarını gösteriyor.

Göç sorununa kalıcı çözüm bulunamaması, ekonomik durgunluğun ve karamsarlığın aşılamaması durumunda, merkez sağ ve sol partilerin yenilgiye uğraması güçlü bir olasılık.

İktidardaki Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), Yeşiller (Bündnis90/Die Grünen) ve Hür Demokratik Parti (FDP) anketlerde uzun zamandır geriliyor. Çiftçilerin talep ve argümanlarını ciddiye aldığını ifade eden Şansölye Olaf Scholz, bakanların sübvansiyonlarla ilgili onlara “iyi bir uzlaşma” önerdiklerini açıkladı.

Göç ve mülteci karşıtlığı artıyor

Son yıllarda federal hükümetin göç ve mültecilik politikalarına duyulan memnuniyetsizlik arttı.

Almanya’da nüfusun neredeyse üçte ikisi, ülkeye daha az mülteci kabul edilmesini istiyor. Bununla bağlantılı olarak demokrasinin işleyişine ve federal hükümete duyulan memnuniyetsizlik de artıyor.

DeutschlandTrend’e göre Almanların yüzde 78’i mültecilerin topluma ve işgücü piyasasına entegre olamadıklarını; yüzde 68’i ise Almanya’nın göçten olumsuz etkilendiğini düşünüyor. Almanların yüzde 82’si daha sıkı sınır kontrolleri gibi göçün ve mülteci akınının sınırlandırılmasına yönelik tedbirlerden yana.

Almanya’yı sarsan skandal

Aşırı sağın kitleleri mobilize etmeye çalıştığı konuların başında da göç ve mültecilik geliyor. Almanya’da, Correctiv adlı medya kuruluşu büyük bir skandalı ortaya çıkardı.

Avrupa’nın önde gelen ırkçı ideologlarından Avusturyalı Martin Sellner’in, Almanya’nın Potsdam kentinde birçok AfD üyesinin ve Hristiyan Demokratik Birlik (CDU) partili iki isimin de katıldığı toplantıda AfD’nin iktidara gelmesi durumunda, aralarında göçmen kökenli Alman vatandaşlarının da olduğu milyonlarca yabancıyı sınır dışı etme planı konuşuldu.

Basına yansıyan toplantıyla ilgili haberlere bakılırsa aşırı sağcılar, Almanya’yı terk etmesi gereken üç göçmen grubu olduğunu düşünüyor; sığınmacılar, oturma hakkına sahip olmayanlar ve asimile olmamış Alman vatandaşları.

Toplantıda ayrıca Kuzey Afrika’daki isimsiz bir ülkeye 2 milyon göçmeni sınır dışı etme önerisinin tartışıldığı da anlaşılıyor.

Almanya’nın gündemine bomba gibi düşen bu haber, kamuoyunda ve politikacılardan büyük tepki aldı. AfD Milletvekili René Springer ise, eleştirilere meydan okudu, 10 Ocak’ta, X hesabından “Milyonlarca yabancıyı ülkelerine geri göndereceğiz. Bu gizli plan değil, bir söz” paylaşımında bulundu.

İç istihbarattan sorumlu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) Başkanı Thomas Haldenwang aşırı sağın demokrasiye yönelik büyük bir tehdit olduğunu, halkın bunu ciddiye alması gerektiğini açıkladı. Şansölye Scholz, Nazi dönemine hatırlatma yaparak demokratları hep birlikte hareket etmeye davet etti.

Güçlü demokratik refleks

Toplumdaki göçmen karşıtlığının birçok nedeni var.

Bunların başında enflasyon, ekonomik durgunluk ve Alman sanayisinin karşı karşıya kaldığı sorunlar ve bütün bunların geniş kitlelerde işsizlik, statü ve refah kaybı, kültürel yabancılaşma kaygılarını tetiklemesi geliyor. Toplumun neredeyse tamamına yayılan bir hoşnutsuzluk söz konusu. Bu durum göçün beraberinde getirdiği sorunlarla birleşince göç karşıtlığı için verimli bir toplumsal iklim oluşuyor.

Almanya’da aşırı sağı harekete geçiren bir başka etken ise Almanya’nın bir göç toplumu olmasının hukuki olarak da tahkim edilmesi olduğu söylenebilir. Örneğin bir taraftan bütün bu göç karşıtı, radikal sağ hareketlilik yaşanırken, diğer taraftan da yeni bir vatandaşlık yasası federal mecliste (Bundestag) kabul edildi. Yeni yasa Alman vatandaşlığına geçişi kolaylaştırırken, çifte vatandaşlığı da herkes için serbestleştiriyor. Aşırı sağ tepkinin temelinde, birazda Almanya’nın birçok konuda kendi toplum tasavvurlarından uzaklaşmakta olduğu gerçeğinin yattığı söylenebilir. AfD vatandaşlığın doğum ve toprak ilkesi yerine 2000 öncesinde olduğu gibi yeniden kan bağı ve köken esasına göre düzenlenmesinden yana.

21 Ocak’ta birçok şehirde geniş katılımlı – Berlin’de 200.000, Almanya genelinde ise 1,4 milyon katılımcıdan söz ediliyor – aşırı sağ karşıtı mitingler gerçekleştirildi.

Söz konusu mitingler ve basında ve sosyal medya mecralarında güçlü bir tepki gösterilmesi, her şeye rağmen toplumda güçlü demokratik reflekslerin mevcut olduğuna dair bir gösterge. Bu gelişme Alman demokrasisinin gücünü ve aşırı uçlara, özellikle de aşırı sağa karşı direncini yitirmediğini ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra kapsayıcı bir ulusal birlik duygusuna da ihtiyaç olduğu söylenebilir. Francis Fukuyama’dan alıntılayacak olursak, demokratik ilkelerle şekillendirilmiş, liberal özlemleri yansıtan ve geniş halk kitlelerine topluluk duygusu aşılayacak bir ulusal kimlik geçerliliğini koruyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Ocak 2024’te yayımlanmıştır.

Yaşar Aydın

Dr. Yaşar Aydın - Göç araştırmaları, Almanya ve Türk dış politikası uzmanı, Hamburg Protestan Yüksekokulu’nda görev yapıyor. Aydın, sosyoloji ve ekonomi dalındaki lisans ve mastır eğitimini Hamburg (Almanya) ve Lancaster (İngiltere) üniversitelerinde tamamladı, sonrasında ise Hamburg Üniversitesi’nden doktorasını aldı. Uluslararası İlişkiler, Türk dış politikası, milliyetçilik ve diaspora konuları üzerinde çalışan Aydın’ın, bilimsel makaleleri dışında üç telif kitabı bulunuyor. (Türkei, 2017). Aydın Alman ve Türk gazetelerine de yorumlar yazıyor.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend