ABD Başkanı Donald Trump, NATO’yu zayıflatan açıklamalarını sürdürürken, Avrupa Birliği yarım asırlık ataletten sıyrılıp kendi güvenliğini yeniden inşa etme arayışına girdi. Kendi savunma sanayisini yeniden ayağa kaldırmak bu arayışın temel yollarından biri. Ancak bu süreç zaman alacak. Bu nedenle Türkiye gibi dinamik savunma sanayine sahip ülkelerle iş birliği seçenekleri öne çıkıyor.
Ancak Türkiye konusunda Avrupa’da net bir tutum yok. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ankara ziyareti öncesinde Alman gazetesi Die Zeit’a verdiği röportajda Türkiye’yi, Rusya ve Çin ile birlikte ‘tehdit oluşturan ülkeler’ arasında anarken, aynı dönemde daha yapıcı mesajlar da verdi. Mart ayında Türkiye “Made in Europe”[1] kapsamına alınırken, Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komitesi (SEDE)[2] Ankara’yı 2028–2034 dönemi Horizon Europe[3] programının savunma bileşenlerinin dışında bıraktı.
Peki, ne oluyor? İyimserlik ile belirsizlik arasında gidip gelen Türkiye-AB ilişkileri ortak bir savunma çatısı altında buluşabilir mi? Türkiye, Orta Doğu ve Kafkasya odaklı bölgesel güvenlik konusunda uzmanlaşmış bir siyaset bilimci ve analist olan Natalia Adrianna Potera, Defence24’teki makalesinde bu konuyu kapsamlı biçimde irdeliyor.
Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:
Türkiye gerçekten dışlandı mı?
“SEDE’deki oylama, Türkiye’nin Horizon Europe programından tamamen çıkarıldığı anlamına gelmiyor. Bu karar, Avrupa Birliği’nin uzun ve çok aşamalı karar alma sürecinde yalnızca bir aşamayı temsil ediyor ve nihai bir karar niteliği taşımıyor. Buna rağmen bazı medya organlarının Ankara’nın programdan tamamen “dışlandığı” yönündeki yorumları gerçeği yansıtmıyor.
Alınan karar yalnızca savunma, güvenlik ve çift kullanımlı teknolojilere ilişkin projeleri kapsıyor. Türkiye, bilim, sağlık, iklim, dijital teknolojiler ve sanayi araştırmaları gibi sivil alanlarda programa katılmayı sürdürüyor. Ancak bu oylama, siyasi düzlemde daha derin bir ayrışmaya işaret ediyor. Avrupa’nın Türkiye ile ilişkilerinde giderek belirginleşen iki farklı yaklaşım bulunuyor. Bir tarafta Türkiye’yi zor ama vazgeçilmez bir stratejik ortak olarak görenler, diğer tarafta ise Ankara’yı Avrupa güvenlik mimarisinin en hassas alanlarından uzak tutulması gereken bir aktör olarak değerlendirenler yer alıyor.
AB neden savunma ve teknolojiye odaklanıyor?
Avrupa Birliği’nin bir bütün olarak şu anda kendi askeri ve endüstriyel kapasitelerini geliştirme konusunda artan bir baskı altında olduğu unutulmamalı. Rusya-Ukrayna savaşı, ABD’nin güvenlik garantilerinin geleceğine dair artan belirsizlik ve “stratejik özerklik” tartışmalarının yeniden canlanması, Avrupa Birliği’ni savunma kapasitesini artırmaya yöneltti. Bu süreçte araştırma ve inovasyon politikaları da doğrudan güvenlik stratejisinin parçası haline geldi.
Askeri teknolojiler, yapay zekâ, siber güvenlik, uzay sistemleri ve çift kullanımlı projeler artık yalnızca teknik iş birliği alanları değil, aynı zamanda jeopolitik rekabetin merkezinde yer alıyor. Bu nedenle bu programlara hangi ülkelerin dahil edileceği konusu teknik bir tercih olmaktan çıkıp siyasi bir karar haline geliyor.
Aslında ne kabul edildi?
Güney Kıbrıslı Avrupa Parlamentosu üyesi Costas Mavrides (Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı üyesi) tarafından önerilen ve kabul edilen değişiklik, Türkiye’nin 2028–2034 dönemi için planlanan gelecekteki Horizon Europe programının savunma bileşenlerine katılımını sınırlıyor. Değişiklik, 29 lehte, 5 aleyhte ve bir çekimser oyla ezici bir çoğunlukla desteklendi. Siyasi açıdan bu, sadece sembolik bir jest değil, Avrupa Parlamentosu’nda güvenlik ve savunma alanında Ankara’ya karşı daha kısıtlayıcı bir yaklaşıma yönelik güçlü bir destek olduğunun güçlü bir işaretiydi.
Ancak tartışmalı değişiklik, gelecekteki programın yalnızca savunma, güvenlik ve çift kullanımlı teknolojilerle ilgili daha fazla projeyi ilk kez içerecek olan kısmını ilgilendiriyor.
Bu ayrım son derece önemlidir. Mesele, Türkiye’yi Avrupa araştırma işbirliğinden tamamen dışlamak değil, daha çok bu işbirliğinin en stratejik ve siyasi açıdan hassas kısmından hariç tutmaya yönelik bir girişimdir. Bu ayrıntı, konunun nasıl yorumlanması gerektiğini belirler. Bu, Avrupa savunma araçlarının gelecekteki şekli konusundaki anlaşmazlığın bir parçasıdır; AB ile Türkiye arasındaki araştırma ve geliştirme ilişkilerinin tamamen kesilmesi değildir.
Türkiye Avrupa için neden kritik bir aktör?
Türkiye, Avrupa güvenliği için giderek daha kritik hale geliyor. NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip Ankara, Avrupa, Orta Doğu, Karadeniz ve Doğu Akdeniz arasında stratejik bir konumu kontrol ediyor. Son on yılda savunma sanayini büyüten Türkiye’nin ihracatının 2025’te 10 milyar doları aşması bekleniyor. Türk şirketleri, Batı Avrupa’da yürütülen maliyetli ve yavaş ilerleyen projelere karşı giderek daha cazip bir alternatif olarak görülen İHA, füze, gemi ve elektronik çözümler sunuyor.
Tamamen askeri ve jeostratejik bir bakış açısıyla, Türkiye’nin Avrupa için önemi tartışılmaz. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Nisan 2026’da Ankara’yı ziyareti bu önemi teyit etti.
Ne var ki Türkiye-AB ilişkileri yapısal çelişkiler taşıyor. Resmen aday olan Ankara’nın üyelik süreci donmuş durumda. Schengen’e vizesiz giriş alamayan Türkiye, BAE gibi ülkelerin bu hakkı kazanmasıyla hayal kırıklığı yaşıyor. Bu yüzden ortaklık çıkar odaklı hale geldi; 2015 göç krizinden sonra ilişkiler ad hoc anlaşmalara dayandı, ancak bu model savunmada yetersiz kalıyor.
Bu nedenle, Türkiye’nin AB ile ortaklığının neden giderek daha fazla çıkar odaklı hale geldiği açık. 2015 göç krizinden sonra, Türkiye-AB ilişkileri büyük ölçüde gerçek bir siyasi yakınlaşmadan ziyade ad hoc anlaşmalara ve çıkar alışverişine dayalı hale gelmiştir. Bu model bir süre işe yarayabilir, ancak savunma alanında yetersiz kaldığı ortaya çıkmıştır.
Güvenlik ve savunma güven, öngörülebilirlik ve stratejik uyum gerektiriyor. Avrupa’nın Türkiye politikasındaki temel çelişki şu: AB, Türkiye’nin askeri potansiyeline her zamankinden çok ihtiyaç duyuyor, ancak Kıbrıs, Ege, Doğu Akdeniz, hukukun üstünlüğü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikasındaki anlaşmazlıklar, bazı AB üyelerinin Türkiye’yi hassas güvenlik projelerinin dışında bırakmasına yol açıyor.
Avrupa, itiraf edemese de Türkiye’nin yeteneklerine ihtiyaç duyuyor
Bazı AB ülkeleri, özellikle daha esnek sanayi ortaklıkları arayanlar için Türkiye, art arda yapılan kamu alım sözleşmeleri ve ortak projelerin de gösterdiği gibi değerli bir ortak olarak görünüyor. Birçok Avrupa silah programının maliyetli, yavaş ve iç siyasi anlaşmazlıkların yükü altında olduğu bir dünyada, Türk sektörü hız, ölçek, ortak üretim fırsatları ve NATO çözümleriyle artan birlikte çalışabilirlik sunuyor. Bu açıdan bakıldığında, Ankara’nın savunma kapasitesi geliştirme alanlarından tamamen dışlanması dikkat çekicidir – ancak Türk dış politikasının dengeleyici ve bazen kışkırtıcı tarzı göz önüne alındığında anlaşılabilir bir durumdur.
Kıbrıs, Yunanistan ve Ankara’nın siyasi ablukasının mantığı
Türkiye, çoğunlukla bölgesel çatışmalar ve uluslararası hukuk anlaşmazlıkları üzerinden algılanıyor. Yunanistan ve Kıbrıs bu algıda kilit rol oynuyor. Bu ülkelerin siyasetçileri yıllardır Türkiye’yi iyi komşuluk ilkelerine aykırı bir ülke olarak gösteriyor. Sınır statüsü, adaların militarizasyonu ve Erdoğan’ın “Bir gece ansızın gelebiliriz” sözü de gerilimi artırdı.
Costas Mavrides’in argümanları, Kıbrıs’taki Türk askerleri, Akdeniz’deki MEZ anlaşmazlıkları ve “Mavi Vatan” doktrini üzerinden sıkça gündeme geliyor.
Ancak AB üyeleri arasında bakış açısı farkları net. Yunanistan, Kıbrıs, Fransa ve Avusturya Türkiye’yi gerilimler ve hukukun üstünlüğü prizmasından görüyor. İspanya, İtalya ve kısmen Almanya ise daha pragmatik davranıp Ankara’yı Avrupa güvenliği için vazgeçilmez bir ortak olarak görmeye başlıyor.
SEDE oylaması AB’nin uzun vadeli siyasi yönünü yansıtıyor mu?
Bu soru oylamanın kendisinden daha önemli. SEDE Komitesi nihai karar almaz, siyasi tartışmaya yön verir. Komitenin görüşü sonraki aşamalarda diğer AP organlarınca pekiştirilir ve bütçe müzakerelerine yansırsa, Türkiye’ye yönelik daha kısıtlayıcı bir yaklaşım kurumsallaşabilir. Ancak bunun olacağı kesin değil. AB yasama süreci uzun, çok aşamalı ve müzakereye açık. Üye devletlerin çıkarları, Komisyon’un tutumu ve jeopolitik bağlam da belirleyici olacak. Bugünkü oylama güçlü bir sinyal veriyor ama nihai karar değil.
Türkiye, tam dışlanma haberlerinin yanlış olduğunu söyleyerek yanıt verdi. Yine de Ankara, siyasi yorumun hükümler kadar önemli olduğunu kabul ediyor. Türkiye’nin dışlandığı algısı, Horizon Europe’un ötesinde sonuçlar doğurabilir.
Horizon Europe’un ötesinde
Türkiye, gelişen Avrupa güvenlik mimarisinde kilit rol oynamak istiyor. Bu sadece endüstriyel işbirliğini değil, SAFE gibi yeni AB araçlarına erişimi de kapsıyor. Sorun şu: Ankara’ya yönelik siyasi abluka yapısal hale geliyor. Türkiye NATO üyesi, bölgenin en önemli güvenlik aktörlerinden, ancak AB’nin en stratejik mekanizmalarından düzenli olarak dışlanıyor. Bu da iki tarafta da hayal kırıklığı yaratıyor. Sonuç istikrarsız bir ilişki modeli: Avrupa, Türkiye’nin potansiyelini kullanmak istiyor ama tam masa vermiyor; Türkiye stratejik ortak muamelesi bekliyor ama ayrımcı koşulları kabul etmiyor.
Avrupa Türkiye ile nasıl bir gelecek kuracak?
Avrupa’da stratejik özerklik tartışması henüz çözülmedi. Stratejik özerklik, sadece bütçe artırmak değil, Avrupa’nın gelecekteki gücünü kiminle inşa edeceğine de cevap vermeyi gerektirir. Cevap sorunsuz ortaklarla sınırlıysa, AB’nin manevra alanı sandığından çok dar olur. Ama Avrupa güvenlik çıkarlarıyla yönlenecekse, zorlu, ama vazgeçilmez ortaklarla işbirliği yapmayı öğrenmek zorunda kalacak.”
Bu yazı ilk kez 28 Nisan 2026’da yayımlanmıştır.

[1] Made in Europe: AB’nin savunma ve sanayi alanında üretimi Avrupa içinde teşvik etmeyi amaçlayan politika çerçevesi.
[2] SEDE (Security and Defence Committee): Avrupa Parlamentosu’nun güvenlik ve savunma politikalarından sorumlu komitesi.
[3] Horizon Europe: AB’nin 2021–2027 dönemini kapsayan, araştırma ve inovasyonu destekleyen ana finansman programı; yeni dönemde savunma ve çift kullanımlı teknolojileri de daha fazla kapsaması planlanmaktadır.



