Ukrayna savaşı beşinci yılında: Neler değişti?

Dördüncü yılını tamamlayan Ukrayna-Rusya savaşı hangi kalıcı değişikliklere yol açtı? Avrupa güvenlik mimarisi ve dünya düzeni savaştan nasıl etkilendi? Barışın koşulları neler? Dr. Habibe Özdal yazdı.

24 Şubat 2022’de başlayan savaş, yalnızca Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü hedef alan bir saldırı değil, Avrupa güvenlik mimarisini temelden sorgulatan, Transatlantik ilişkilerin sınırlarını gösteren ve küresel güç rekabetini bir kez daha gözler önüne seren bir kırılma niteliğinde oldu. Savaş dördüncü yılını tamamlarken, bir yandan Avrupa güvenliğindeki zafiyetler, öte yandan Transatlantik ilişkilerde hem yük paylaşımı hem de caydırıcılık konusundaki anlaşmazlıklar gün yüzüne çıkmış görünüyor.

Savaşın en yıkıcı etkileri de şüphesiz Ukrayna’da yaşanıyor. Şubat 2022’de başlayan savaştan bu yana -sahadaki askerî duruma göre değişiklik göstermekle birlikte- Ukrayna topraklarının yaklaşık beşte biri Rus işgali altında bulunuyor. Savaşla birlikte Ukrayna sadece toprak bütünlüğünü yitirmedi, toplumsal yapısında da geri döndürülemez bazı değişiklikler ortaya çıktı.

Bütünleşen Ukrayna yönünü tam olarak Batı’ya çevirdi

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Ukrayna, yalnızca askerî direniş kapasitesiyle değil, devlet ve toplum bütünlüğünü koruma biçimiyle de dikkat çekici bir dönüşüm yaşadı. Savaş, Ukrayna’da yurttaşlık temelli bir ulusal kimlik inşasını hızlandırdı; Rusça konuşan nüfusun önemli bir bölümünün de devletin egemenliği etrafında konsolide olması, kimlik siyasetinde belirgin bir kırılmaya işaret etti. Bu süreç, Ukrayna’nın Sovyet sonrası dönemdeki bölgesel ve dilsel ayrışmalarını kısmen aşarak, güvenlik tehdidi karşısında daha bütünleşmiş bir siyasal topluluk üretmesine zemin hazırladı.

Dış politika düzleminde ise Ukrayna’nın yönelimi net biçimde Avrupa-Atlantik eksenine sabitlendi. Dış politikada Rusya ile iyi ilişkilere sahip olmak ya da denge siyaseti izlemek gibi siyasi tercihler tamamen rafa kaldırıldı. Haziran 2022’de Avrupa Birliği tarafından aday ülke statüsü verilmesi ve NATO ile artan askerî entegrasyon, Kiev’in stratejik tercihini kurumsal bir çerçeveye oturttu. Ukrayna için kısa vadede bir NATO üyeliği söz konusu olmasa bile, bu durum Ukrayna’nın gelecekteki güvenlik mimarisinin Batı kurumlarıyla daha derin bir bütünleşmeye dayanacağını gösteriyor. Ancak bu entegrasyon süreci, aynı zamanda Rusya ile uzun vadeli jeopolitik gerilim hattının da kalıcılaşmasını beraberinde getirecek.

Savaşın maliyeti de son derece ağır: milyonlarca insanın yerinden edilmesi, altyapının tahribi ve ekonomik daralma, Ukrayna’yı kapsamlı bir yeniden inşa süreciyle karşı karşıya bırakıyor. Güvenlik reformu, savunma sektörünün yeniden yapılandırılması ve savaş sonrası toplumsal rehabilitasyon, ülkenin istikrarı açısından belirleyici olacak.

Rusya’nın dış politika yönelimi ve stratejik izolasyon

Ukrayna’yı işgal etmesinden sonra Rusya dış politika ve güvenlik stratejisini daha açık biçimde saldırgan ve çatışmacı bir çerçeveye oturttu.

Moskova savaşı yalnızca Ukrayna ile sınırlı bir mesele olarak değil, özellikle NATO’nun doğuya doğru yayılmasına karşı “varoluşsal” bir mücadele olarak tanımladı. Bu söylemle iç politikada güvenlikçi yaklaşımın konsolidasyonu güçlendi, dış politikada da hem AB ile hem de ABD ile ilişkilerin yapısal olarak bozulduğu yeni bir dönem başladı. Rusya’nın Avrupa ile enerji temelli karşılıklı bağımlılık modeli ciddi biçimde zayıfladı; yaptırımlar ve diplomatik izolasyon, Moskova’nın manevra alanını daralttı.

Hal böyle olunca Rusya stratejik yönelimini Batı dışı aktörlere doğru kaydırdı. Özellikle Çin ile ekonomik ve jeopolitik işbirliğinin derinleşmesi, yaptırımların etkisini dengeleme arayışının merkezinde yer aldı.

Ancak bu yakınlaşma, Rusya açısından artan bir asimetri riskini de beraberinde getiriyor; enerji ihracatının yön değiştirmesi ve finansal alternatiflerin sınırlılığı, Moskova’yı daha dar bir ekonomik çevreye bağımlı kılıyor.

Aynı zamanda BRICS ve Küresel Güney söylemi üzerinden Batı merkezli düzene meydan okuma çabası, Rusya’nın sistem içi konumunu yeniden tanımlama girişimi olarak okunabilir. Yine de bu noktada Çin ve Hindistan gibi Batı dışı güçlerin alternatif bir ittifak gibi görünmesinin mümkün olmadığını eklemek gerekir.

Güvenlik alanında ise savaş, Rus askerî kapasitesinin sınırlarını ve yapısal sorunlarını görünür kıldı. Uzayan çatışma, insan gücü ve savunma sanayi kapasitesi üzerinde ciddi baskı yarattı; buna karşılık Kremlin, kısmi seferberlik ve savunma üretiminde devlet kontrolünü artırma gibi adımlarla savaş ekonomisine yöneldi. Bu süreç, Rusya’nın daha militarize, daha kapalı ve Batı ile uzun süreli bir jeopolitik rekabeti kabullenmiş bir stratejik hatta yerleştiğini gösteriyor. Dolayısıyla savaş, Rusya’yı yalnızca dış politikada değil, devlet-toplum ilişkileri ve ekonomik model bakımından da daha güvenlik merkezli bir yapıya doğru itti.

ABD’de Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla savaşın sona erdirilmesine yönelik beklentiler ve girişimler arttıysa da beklenen sonuç ortaya çıkmadı. Trump’ın doğrudan Rusya Devlet Başkanı Putin’i muhatap alan ve ABD-Rusya görüşmeleriyle savaşı sona erdirmeye çalışan yaklaşımı “büyük güç siyaseti” söylemini alevlendirdiyse de, Rusya’nın maksimalist talepleri, Trump’ın çabalarının sonuçsuz kalmasını beraberinde getirdi. Ateşkes ve kalıcı barış henüz ufukta görünmüyor.

Olası ateşkes ve sürdürülebilir barışın koşulları

Rusya’nın askerî olarak ele geçiremediği bölgeler üzerinde de hak iddia etmesi ve kendisine bırakılması gibi maksimalist talepleri, çatışmanın sona erdirilmesi, ateşkesin sağlanması ve sürdürülebilir barışın tesisi önünde ciddi engel olarak duruyor. Bir diğer önemli husus Ukrayna’ya çok taraflı ve hukuki bağlayıcılığı olan güvenlik garantilerinin sağlanması.

Ukrayna açısından bakıldığında ise gerekli koşulların sağlanmaması halinde ABD tarafından dayatılan bir uzlaşı sadece Rus saldırganlığını normalleştirmeyecek, aksine cesaretlendirecektir. Halihazırda ABD’nin Venezuela müdahalesi ile bir kez daha yok sayılan uluslararası hukuk ilkeleri de göz önüne alındığında kuvvet kullanımının yasaklanması ilkesi üzerinden tesis edilen uluslararası düzen tamamen geçerliliğini yitirecektir.

Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden tanımlanması

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Avrupa ortak değerler üzerinden şekillenmişti. Avrupa Birliği çatısı altında daha ziyade ekonomik ve siyasi entegrasyon; NATO çatısı altında kolektif güvenlik yapılanması inşa edilmişti. Zaman içinde AB’nin normatif değerlerinin erozyona uğradığı eleştirileri de, NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiş eski bir yapı olduğu ya da NATO üyesi ülkelerin ittifakın politikaları dışında hareket ederek ittifakı zafiyete uğrattıkları eleştirileri de gündeme geldi. Ancak her iki yapılanma da Avrupa güvenlik mimarisinin önemli yapı taşları olmayı sürdürdüler.

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, yakın tarihte Avrupa güvenliğine yönelik en büyük meydan okumalardan biri oldu. Bunu Şubat 2022’deki Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekün saldırı izledi. Nihayetinde NATO, 2014 Kırım ilhakı sonrasında başlattığı “geliştirilmiş ileri mevcudiyet” (enhanced forward presence) politikasını, 2022 sonrasında çok daha kapsamlı bir caydırıcılık ve savunma stratejisine dönüştürmek durumunda kaldı. Haziran 2022’de Madrid Zirvesi’nde üyeliğe davet edilen Finlandiya ve İsveç, sırasıyla 2023 ve 2024’te NATO üyesi oldular. Finlandiya’nın üyeliği ve İsveç’in katılım süreci, NATO’nun kuzey kanadını tahkim ederek Baltık Denizi’ni fiilen bir NATO iç denizi haline getirdi. Bu durum, Rusya’nın çevrelenme algısını daha da keskinleştirdi. İttifakın doğu kanadında konuşlandırılan çok uluslu birlikler ve savunma planlarının güncellenmesi, kolektif savunmanın yeniden merkezileştiğini gösterdi.

Öte yandan Avrupa Birliği, savaşla birlikte “jeopolitik bir aktör” olma iddiasını güçlendirdi. Ukrayna ile ortak savunma fonlarının genişletilmesi, AB’nin güvenlik alanında daha proaktif bir çizgiye yöneldiğini ortaya koydu. Almanya’nın “Zeitenwende” (dönüm noktası) ilan ederek savunma bütçesini dramatik biçimde artırması, savaşın Avrupa devletlerinin stratejik kültüründe yarattığı zihinsel kırılmayı sembolize etti.

Transatlantik ilişkilerde yeniden konsolidasyon

Savaş öncesinde ABD-Avrupa ilişkileri, stratejik özerklik tartışmaları ve yük paylaşımı gerilimleri nedeniyle görece kırılgan bir zemindeydi. Ancak savaş ABD liderliğindeki Transatlantik dayanışmayı Biden döneminde yeniden tahkim etti. Washington, Ukrayna’ya sağladığı askerî ve mali destekle Avrupa güvenliğinde belirleyici aktör konumunu pekiştirdi. Bu süreçte ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığı arttı; Polonya ve Romanya gibi ülkeler ileri karakol işlevi görmeye başladı. Stratejik özerklik tartışmaları tamamen ortadan kalkmamış olsa da, savaş koşullarında kolektif savunma refleksi öncelik kazandı.

ABD’de başkanlık koltuğuna Trump’ın oturmasıyla birlikte Transatlantik ilişkiler başkaca bir dönüşüm geçirdi; Soğuk Savaş sonrası kullanılagelen “değer temelli ortaklık” söyleminden ziyade daha al-verci (transactional) ve maliyet–fayda odaklı bir çerçeveye kaydı. Washington’un özellikle NATO bağlamında müttefiklerin savunma harcamalarını artırmaları yönündeki sert baskısı, ittifak içi yük paylaşımı tartışmalarını derinleştirdi; Avrupa’da “stratejik özerklik” arayışlarını hızlandırdı. Aynı dönemde ticaret tarifeleri, İran nükleer anlaşmasından çekilme ve çok taraflı kurumlardan uzaklaşma gibi adımlar, ABD–Avrupa Birliği ilişkilerinde güven aşınmasına yol açtı. Yine de güvenlik alanındaki kurumsal bağlar tamamen kopmadı; özellikle Rusya kaynaklı tehdit algısı, yapısal düzeyde transatlantik güvenlik mimarisinin devamlılığını ağır-aksak da olsa sağlamaya devam ediyor.

Uluslararası sisteme etkileri: Küresel güç rekabeti ve sistemik dönüşüm

Savaş adeta büyük güç rekabetinin Avrupa sahnesine geri dönüşünü simgeliyor. ABD-Çin rekabeti zaten yükselen bir trenddi; Ukrayna savaşı da Rusya’yı sistemik çatışmanın merkezine yerleştirdi. Böylece uluslararası sistem, daha açık bir güç siyaseti dönemine girdi. Nükleer caydırıcılık söyleminin yeniden görünür hale gelmesi, silah kontrol rejimlerinin zayıflaması ve savunma harcamalarının küresel ölçekte artması, güvenlik ikileminin derinleştiğini gösteriyor. Özellikle taktik nükleer silahların kullanımı konusundaki retorik, Soğuk Savaş sonrası dönemin görece düşük nükleer gerilim düzeyinden uzaklaşıldığını ortaya koyuyor.

Savaşın dikkat çekici sonuçlarından bir diğeri, orta güçlerin ve bölgesel aktörlerin artan diplomatik görünürlüğü. Özellikle Karadeniz bağlamında Türkiye’nin oynadığı rol, savaşın tamamen iki bloklu bir çerçevede okunamayacağını gösterdi. Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması, askerî çatışma ortamında dahi işlevsel diplomatik alanların açılabileceğini gösterdi. Türkiye’nin hem NATO üyesi hem de Rusya ile açık iletişim kanallarına sahip olması, çok boyutlu dış politikanın kriz dönemlerinde nasıl bir manevra alanı yaratabildiğine önemli bir örnek teşkil etti. Benzer şekilde Körfez ülkeleri ve bazı Asya devletleri, yaptırımlar konusunda temkinli pozisyonlar alarak daha pragmatik bir denge siyaseti izlemeyi tercih ettiler. Bu durum, uluslararası sistemin yalnızca büyük güçler arasında sert bir bölünmeye gitmediğini; aksine esnek ve çok katmanlı bir hizalanma modeli ürettiğini gösteriyor.

Sonuç olarak, dördüncü yılını geride bıraktığımız savaş Ukrayna’ya hem dış politika ve güvenlik hem de toplumsal, kültürel ve sosyal-ekonomik açıdan büyük zarar vermiş durumda. Rusya, iç ve dış politikasında daha güvenlikçi bir çizgiye kaydı. Savaş hem Rusya hem de Ukrayna için dış politikada yapısal değişiklikleri beraberinde getirdi.

Bu değişiklikler Avrupa güvenlik mimarisi bakımından geri döndürülmesi güç dinamiklere işaret ediyor. Kırım’ın ilhakı ile başlayan ve 2022’de Rusya’nın topyekûn saldırısı ile devam eden savaş, Avrupa’nın 1945 sonrasında kurulan ve bugüne dek ağır aksak da olsa işleyen güvenlik mimarisinin temelden sarsılmasına yol açtı.

Gelinen aşamada kalıcı ve sürdürülebilir barışın tesis edilmesinin önünde üç temel başlık bulunuyor. 1) Ukrayna için elzem bulunan güvenlik garantileri, 2) Avrupa ile siyasi, ekonomik ve askeri entegrasyonun kurumsallaşarak sürdürülmesi, 3) Rusya’ya yönelik caydırıcılık önlemlerinin belirlenmesi ve uygulanması.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

Habibe Özdal
Habibe Özdal
Dr. Habibe Özdal - İstanbul Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkileri Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Dr. Habibe Özdal Lisans derecesini Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden, Yüksek Lisans derecesini London Metropolitan Üniversitesi İnsan Hakları ve Sosyal Adalet Bölümü’nden, Doktora derecesini ise Anakara Üniversitesi SBE’de Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden almıştır. Doktora tezi “Rus Dış Politikasında Ukrayna” başlığı ile 2016 yılında kitaplaştırılan Özdal çalışmalarında Rus dış politikası, Türkiye-Rusya ilişkileri, Avrasya’da siyaset alanlarına yoğunlaşmaktadır. Özdal ayrıca Dış Politikada Kadınlar (DPK) İnisiyatifi üyesidir.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Ukrayna savaşı beşinci yılında: Neler değişti?

Dördüncü yılını tamamlayan Ukrayna-Rusya savaşı hangi kalıcı değişikliklere yol açtı? Avrupa güvenlik mimarisi ve dünya düzeni savaştan nasıl etkilendi? Barışın koşulları neler? Dr. Habibe Özdal yazdı.

24 Şubat 2022’de başlayan savaş, yalnızca Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü hedef alan bir saldırı değil, Avrupa güvenlik mimarisini temelden sorgulatan, Transatlantik ilişkilerin sınırlarını gösteren ve küresel güç rekabetini bir kez daha gözler önüne seren bir kırılma niteliğinde oldu. Savaş dördüncü yılını tamamlarken, bir yandan Avrupa güvenliğindeki zafiyetler, öte yandan Transatlantik ilişkilerde hem yük paylaşımı hem de caydırıcılık konusundaki anlaşmazlıklar gün yüzüne çıkmış görünüyor.

Savaşın en yıkıcı etkileri de şüphesiz Ukrayna’da yaşanıyor. Şubat 2022’de başlayan savaştan bu yana -sahadaki askerî duruma göre değişiklik göstermekle birlikte- Ukrayna topraklarının yaklaşık beşte biri Rus işgali altında bulunuyor. Savaşla birlikte Ukrayna sadece toprak bütünlüğünü yitirmedi, toplumsal yapısında da geri döndürülemez bazı değişiklikler ortaya çıktı.

Bütünleşen Ukrayna yönünü tam olarak Batı’ya çevirdi

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Ukrayna, yalnızca askerî direniş kapasitesiyle değil, devlet ve toplum bütünlüğünü koruma biçimiyle de dikkat çekici bir dönüşüm yaşadı. Savaş, Ukrayna’da yurttaşlık temelli bir ulusal kimlik inşasını hızlandırdı; Rusça konuşan nüfusun önemli bir bölümünün de devletin egemenliği etrafında konsolide olması, kimlik siyasetinde belirgin bir kırılmaya işaret etti. Bu süreç, Ukrayna’nın Sovyet sonrası dönemdeki bölgesel ve dilsel ayrışmalarını kısmen aşarak, güvenlik tehdidi karşısında daha bütünleşmiş bir siyasal topluluk üretmesine zemin hazırladı.

Dış politika düzleminde ise Ukrayna’nın yönelimi net biçimde Avrupa-Atlantik eksenine sabitlendi. Dış politikada Rusya ile iyi ilişkilere sahip olmak ya da denge siyaseti izlemek gibi siyasi tercihler tamamen rafa kaldırıldı. Haziran 2022’de Avrupa Birliği tarafından aday ülke statüsü verilmesi ve NATO ile artan askerî entegrasyon, Kiev’in stratejik tercihini kurumsal bir çerçeveye oturttu. Ukrayna için kısa vadede bir NATO üyeliği söz konusu olmasa bile, bu durum Ukrayna’nın gelecekteki güvenlik mimarisinin Batı kurumlarıyla daha derin bir bütünleşmeye dayanacağını gösteriyor. Ancak bu entegrasyon süreci, aynı zamanda Rusya ile uzun vadeli jeopolitik gerilim hattının da kalıcılaşmasını beraberinde getirecek.

Savaşın maliyeti de son derece ağır: milyonlarca insanın yerinden edilmesi, altyapının tahribi ve ekonomik daralma, Ukrayna’yı kapsamlı bir yeniden inşa süreciyle karşı karşıya bırakıyor. Güvenlik reformu, savunma sektörünün yeniden yapılandırılması ve savaş sonrası toplumsal rehabilitasyon, ülkenin istikrarı açısından belirleyici olacak.

Rusya’nın dış politika yönelimi ve stratejik izolasyon

Ukrayna’yı işgal etmesinden sonra Rusya dış politika ve güvenlik stratejisini daha açık biçimde saldırgan ve çatışmacı bir çerçeveye oturttu.

Moskova savaşı yalnızca Ukrayna ile sınırlı bir mesele olarak değil, özellikle NATO’nun doğuya doğru yayılmasına karşı “varoluşsal” bir mücadele olarak tanımladı. Bu söylemle iç politikada güvenlikçi yaklaşımın konsolidasyonu güçlendi, dış politikada da hem AB ile hem de ABD ile ilişkilerin yapısal olarak bozulduğu yeni bir dönem başladı. Rusya’nın Avrupa ile enerji temelli karşılıklı bağımlılık modeli ciddi biçimde zayıfladı; yaptırımlar ve diplomatik izolasyon, Moskova’nın manevra alanını daralttı.

Hal böyle olunca Rusya stratejik yönelimini Batı dışı aktörlere doğru kaydırdı. Özellikle Çin ile ekonomik ve jeopolitik işbirliğinin derinleşmesi, yaptırımların etkisini dengeleme arayışının merkezinde yer aldı.

Ancak bu yakınlaşma, Rusya açısından artan bir asimetri riskini de beraberinde getiriyor; enerji ihracatının yön değiştirmesi ve finansal alternatiflerin sınırlılığı, Moskova’yı daha dar bir ekonomik çevreye bağımlı kılıyor.

Aynı zamanda BRICS ve Küresel Güney söylemi üzerinden Batı merkezli düzene meydan okuma çabası, Rusya’nın sistem içi konumunu yeniden tanımlama girişimi olarak okunabilir. Yine de bu noktada Çin ve Hindistan gibi Batı dışı güçlerin alternatif bir ittifak gibi görünmesinin mümkün olmadığını eklemek gerekir.

Güvenlik alanında ise savaş, Rus askerî kapasitesinin sınırlarını ve yapısal sorunlarını görünür kıldı. Uzayan çatışma, insan gücü ve savunma sanayi kapasitesi üzerinde ciddi baskı yarattı; buna karşılık Kremlin, kısmi seferberlik ve savunma üretiminde devlet kontrolünü artırma gibi adımlarla savaş ekonomisine yöneldi. Bu süreç, Rusya’nın daha militarize, daha kapalı ve Batı ile uzun süreli bir jeopolitik rekabeti kabullenmiş bir stratejik hatta yerleştiğini gösteriyor. Dolayısıyla savaş, Rusya’yı yalnızca dış politikada değil, devlet-toplum ilişkileri ve ekonomik model bakımından da daha güvenlik merkezli bir yapıya doğru itti.

ABD’de Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla savaşın sona erdirilmesine yönelik beklentiler ve girişimler arttıysa da beklenen sonuç ortaya çıkmadı. Trump’ın doğrudan Rusya Devlet Başkanı Putin’i muhatap alan ve ABD-Rusya görüşmeleriyle savaşı sona erdirmeye çalışan yaklaşımı “büyük güç siyaseti” söylemini alevlendirdiyse de, Rusya’nın maksimalist talepleri, Trump’ın çabalarının sonuçsuz kalmasını beraberinde getirdi. Ateşkes ve kalıcı barış henüz ufukta görünmüyor.

Olası ateşkes ve sürdürülebilir barışın koşulları

Rusya’nın askerî olarak ele geçiremediği bölgeler üzerinde de hak iddia etmesi ve kendisine bırakılması gibi maksimalist talepleri, çatışmanın sona erdirilmesi, ateşkesin sağlanması ve sürdürülebilir barışın tesisi önünde ciddi engel olarak duruyor. Bir diğer önemli husus Ukrayna’ya çok taraflı ve hukuki bağlayıcılığı olan güvenlik garantilerinin sağlanması.

Ukrayna açısından bakıldığında ise gerekli koşulların sağlanmaması halinde ABD tarafından dayatılan bir uzlaşı sadece Rus saldırganlığını normalleştirmeyecek, aksine cesaretlendirecektir. Halihazırda ABD’nin Venezuela müdahalesi ile bir kez daha yok sayılan uluslararası hukuk ilkeleri de göz önüne alındığında kuvvet kullanımının yasaklanması ilkesi üzerinden tesis edilen uluslararası düzen tamamen geçerliliğini yitirecektir.

Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden tanımlanması

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Avrupa ortak değerler üzerinden şekillenmişti. Avrupa Birliği çatısı altında daha ziyade ekonomik ve siyasi entegrasyon; NATO çatısı altında kolektif güvenlik yapılanması inşa edilmişti. Zaman içinde AB’nin normatif değerlerinin erozyona uğradığı eleştirileri de, NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiş eski bir yapı olduğu ya da NATO üyesi ülkelerin ittifakın politikaları dışında hareket ederek ittifakı zafiyete uğrattıkları eleştirileri de gündeme geldi. Ancak her iki yapılanma da Avrupa güvenlik mimarisinin önemli yapı taşları olmayı sürdürdüler.

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, yakın tarihte Avrupa güvenliğine yönelik en büyük meydan okumalardan biri oldu. Bunu Şubat 2022’deki Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekün saldırı izledi. Nihayetinde NATO, 2014 Kırım ilhakı sonrasında başlattığı “geliştirilmiş ileri mevcudiyet” (enhanced forward presence) politikasını, 2022 sonrasında çok daha kapsamlı bir caydırıcılık ve savunma stratejisine dönüştürmek durumunda kaldı. Haziran 2022’de Madrid Zirvesi’nde üyeliğe davet edilen Finlandiya ve İsveç, sırasıyla 2023 ve 2024’te NATO üyesi oldular. Finlandiya’nın üyeliği ve İsveç’in katılım süreci, NATO’nun kuzey kanadını tahkim ederek Baltık Denizi’ni fiilen bir NATO iç denizi haline getirdi. Bu durum, Rusya’nın çevrelenme algısını daha da keskinleştirdi. İttifakın doğu kanadında konuşlandırılan çok uluslu birlikler ve savunma planlarının güncellenmesi, kolektif savunmanın yeniden merkezileştiğini gösterdi.

Öte yandan Avrupa Birliği, savaşla birlikte “jeopolitik bir aktör” olma iddiasını güçlendirdi. Ukrayna ile ortak savunma fonlarının genişletilmesi, AB’nin güvenlik alanında daha proaktif bir çizgiye yöneldiğini ortaya koydu. Almanya’nın “Zeitenwende” (dönüm noktası) ilan ederek savunma bütçesini dramatik biçimde artırması, savaşın Avrupa devletlerinin stratejik kültüründe yarattığı zihinsel kırılmayı sembolize etti.

Transatlantik ilişkilerde yeniden konsolidasyon

Savaş öncesinde ABD-Avrupa ilişkileri, stratejik özerklik tartışmaları ve yük paylaşımı gerilimleri nedeniyle görece kırılgan bir zemindeydi. Ancak savaş ABD liderliğindeki Transatlantik dayanışmayı Biden döneminde yeniden tahkim etti. Washington, Ukrayna’ya sağladığı askerî ve mali destekle Avrupa güvenliğinde belirleyici aktör konumunu pekiştirdi. Bu süreçte ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığı arttı; Polonya ve Romanya gibi ülkeler ileri karakol işlevi görmeye başladı. Stratejik özerklik tartışmaları tamamen ortadan kalkmamış olsa da, savaş koşullarında kolektif savunma refleksi öncelik kazandı.

ABD’de başkanlık koltuğuna Trump’ın oturmasıyla birlikte Transatlantik ilişkiler başkaca bir dönüşüm geçirdi; Soğuk Savaş sonrası kullanılagelen “değer temelli ortaklık” söyleminden ziyade daha al-verci (transactional) ve maliyet–fayda odaklı bir çerçeveye kaydı. Washington’un özellikle NATO bağlamında müttefiklerin savunma harcamalarını artırmaları yönündeki sert baskısı, ittifak içi yük paylaşımı tartışmalarını derinleştirdi; Avrupa’da “stratejik özerklik” arayışlarını hızlandırdı. Aynı dönemde ticaret tarifeleri, İran nükleer anlaşmasından çekilme ve çok taraflı kurumlardan uzaklaşma gibi adımlar, ABD–Avrupa Birliği ilişkilerinde güven aşınmasına yol açtı. Yine de güvenlik alanındaki kurumsal bağlar tamamen kopmadı; özellikle Rusya kaynaklı tehdit algısı, yapısal düzeyde transatlantik güvenlik mimarisinin devamlılığını ağır-aksak da olsa sağlamaya devam ediyor.

Uluslararası sisteme etkileri: Küresel güç rekabeti ve sistemik dönüşüm

Savaş adeta büyük güç rekabetinin Avrupa sahnesine geri dönüşünü simgeliyor. ABD-Çin rekabeti zaten yükselen bir trenddi; Ukrayna savaşı da Rusya’yı sistemik çatışmanın merkezine yerleştirdi. Böylece uluslararası sistem, daha açık bir güç siyaseti dönemine girdi. Nükleer caydırıcılık söyleminin yeniden görünür hale gelmesi, silah kontrol rejimlerinin zayıflaması ve savunma harcamalarının küresel ölçekte artması, güvenlik ikileminin derinleştiğini gösteriyor. Özellikle taktik nükleer silahların kullanımı konusundaki retorik, Soğuk Savaş sonrası dönemin görece düşük nükleer gerilim düzeyinden uzaklaşıldığını ortaya koyuyor.

Savaşın dikkat çekici sonuçlarından bir diğeri, orta güçlerin ve bölgesel aktörlerin artan diplomatik görünürlüğü. Özellikle Karadeniz bağlamında Türkiye’nin oynadığı rol, savaşın tamamen iki bloklu bir çerçevede okunamayacağını gösterdi. Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması, askerî çatışma ortamında dahi işlevsel diplomatik alanların açılabileceğini gösterdi. Türkiye’nin hem NATO üyesi hem de Rusya ile açık iletişim kanallarına sahip olması, çok boyutlu dış politikanın kriz dönemlerinde nasıl bir manevra alanı yaratabildiğine önemli bir örnek teşkil etti. Benzer şekilde Körfez ülkeleri ve bazı Asya devletleri, yaptırımlar konusunda temkinli pozisyonlar alarak daha pragmatik bir denge siyaseti izlemeyi tercih ettiler. Bu durum, uluslararası sistemin yalnızca büyük güçler arasında sert bir bölünmeye gitmediğini; aksine esnek ve çok katmanlı bir hizalanma modeli ürettiğini gösteriyor.

Sonuç olarak, dördüncü yılını geride bıraktığımız savaş Ukrayna’ya hem dış politika ve güvenlik hem de toplumsal, kültürel ve sosyal-ekonomik açıdan büyük zarar vermiş durumda. Rusya, iç ve dış politikasında daha güvenlikçi bir çizgiye kaydı. Savaş hem Rusya hem de Ukrayna için dış politikada yapısal değişiklikleri beraberinde getirdi.

Bu değişiklikler Avrupa güvenlik mimarisi bakımından geri döndürülmesi güç dinamiklere işaret ediyor. Kırım’ın ilhakı ile başlayan ve 2022’de Rusya’nın topyekûn saldırısı ile devam eden savaş, Avrupa’nın 1945 sonrasında kurulan ve bugüne dek ağır aksak da olsa işleyen güvenlik mimarisinin temelden sarsılmasına yol açtı.

Gelinen aşamada kalıcı ve sürdürülebilir barışın tesis edilmesinin önünde üç temel başlık bulunuyor. 1) Ukrayna için elzem bulunan güvenlik garantileri, 2) Avrupa ile siyasi, ekonomik ve askeri entegrasyonun kurumsallaşarak sürdürülmesi, 3) Rusya’ya yönelik caydırıcılık önlemlerinin belirlenmesi ve uygulanması.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.

Habibe Özdal
Habibe Özdal
Dr. Habibe Özdal - İstanbul Okan Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkileri Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Dr. Habibe Özdal Lisans derecesini Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden, Yüksek Lisans derecesini London Metropolitan Üniversitesi İnsan Hakları ve Sosyal Adalet Bölümü’nden, Doktora derecesini ise Anakara Üniversitesi SBE’de Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden almıştır. Doktora tezi “Rus Dış Politikasında Ukrayna” başlığı ile 2016 yılında kitaplaştırılan Özdal çalışmalarında Rus dış politikası, Türkiye-Rusya ilişkileri, Avrasya’da siyaset alanlarına yoğunlaşmaktadır. Özdal ayrıca Dış Politikada Kadınlar (DPK) İnisiyatifi üyesidir.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x