İdlib’de ateşkesin 6 ayı: Yeni çatışma ne kadar yakın?

Son günlerde İdlib tekrar şiddet olaylarıyla gündeme geliyor. Bu nedenle rejim güçleriyle muhalifler arasında 3,5 ay süren ağır çatışmalardan sonra Rusya ve Türkiye’nin 5 Mart’ta imzaladığı ateşkesin sona ereceği söylemleri yoğunlaştı.

Birçok yorumcu bu ateşkesin daha mürekkebi kurumadan “kırılgan”, “sürdürülemez” ve “saha gerçekleri”yle uyumsuz olduğunu söylemiş; kısa sürede sona ereceğini iddia etmişti.

Oysa sahaya yakından bakınca son günlerde artan şiddet olaylarına rağmen yeni bir rejim operasyonunun beklendiği kadar yakında olmadığı; İdlib’de Türkiye için büyüyen tehlikenin, bu yazıda açıklamaya çalışacağım gibi, başka bir şey olduğu görülebilir.

Ateşkes ne kadar uygulandı?

Hatırlanabileceği gibi anlaşma maddeleri çok detaylı değildi. En basit ifadeyle; silahlar susacak; M4 yolunun güney ve kuzeyindeki 6 km. genişliğinde bir hatta güvenli koridor kurulacak ve Serakib’in batısından yolun sonuna kadar Türkiye ve Rusya ortak devriyeler düzenleyecek idi.

Peki, bunlar gerçekleşti mi? Çok küçük bir kısmı. Silahlar susmadı. Ateşkesin ertesi gününden başlayarak taraflar karşılıklı olarak küçük çaplı saldırılar düzenledi. Suriye Ordusu topçu ve roket atışlarıyla çoğunlukla cephe hattı sayılabilecek köyleri vurdu. Temmuz sonuna doğru Rejim ve Rusya nadiren de olsa hava kuvvetlerini de kullanmaya başladı. Rejim karşıtı gruplar da sızma operasyonları gerçekleştirdiler. Fakat bunlar zaten bekleniyordu. O nedenle, dengeleri değiştirecek bir gelişme yaşanmadı.

Güvenlik koridoru neden kurulamadı?

Gelelim güvenli koridora kavramına. Anlaşmada gerçekleşmeye en uzak madde buydu. Zaten gerçekleşmedi. Yolun 6 km. güney ve kuzeyi, bırakın Rusya’yı, bazı bölgelerde Türkiye için bile güvenli değil. Radikal gruplar varlığını sürdürüyor. Anlaşmanın bozulmasının mazereti de uzun vadede bu sorun olacak gibi duruyor.

Bölgenin güvenliğini sağlamak için düşünülen mekanizma olan ortak devriyeler ise zorlukla da olsa devam ediyor. Başlangıçta Heyet Tahrir Eş Şam’ın (HTŞ) yönlendirdiği siviller devriyeyi engellemek için gösteriler yaparak zorluklar çıkardılar. Bu durum devriyelerin zaman zaman planlanan süreyi ve mesafeyi tamamlayamamasına neden oldu. Fakat, ağustos ayı ortasından itibaren başka bir faktör devreye girdi. HTŞ’den daha radikal ve Suriye’de El Kaide’nin asıl mirasçısı Hurraseddin’e doğrudan ya da “gönül bağı”yla bağlı olduğu bilinen veya onunla aynı operasyon odası içinde bulunan gruplar, ya yeni isimlerle ya da eski isimleri kısmen değiştirerek devriyelere saldırı düzenlemeye başladılar. Başlangıçta sadece devriyedeki Rus araçlarına saldırıyor görüntüsü verseler de sonraları doğrudan TSK’yı hedef almaya başladılar.

Özetle, iki ülkenin ateşkesi koruma hedefi sürüyor, mekanizma ağır aksak işliyor, ancak ateşkes maddelerinin tam olarak uygulandığı söylenemez.

Çatışma barometresi: Libya, Doğu Akdeniz, PYD

Hemen basitçe kestirip atayım; eğer 1-2 ay içinde İdlib’de çatışma bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Rusya ve Rejim güçlerinin İdlib’e yönelik operasyonunu belirleyen faktörler sadece M4 yolu ve onun güvenliğinin nasıl sağlandığıyla sınırlı değil. Meraklıları için küçük bir çatışma barometresi hazırladım. Bu çatışma barometresinde bir kısmı daha geniş ve stratejik düzlemde; bir kısmı ise taktik ve saha şartları bağlamında bir kontrol listesi bulacaksınız. Stratejik düzlemden başlayalım:

İki ülkenin rakip olduğu ya da benzer çıkarlara sahip olduğu alanlarda hızlı ama karmaşık gelişmeler yaşanıyor. Örneğin, Libya’da her iki ülke karşı taraflarda yer alıyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan başkent Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklerken, Rusya açıkça Halife Hafter’in yanında. Birkaç ay öncesine kadar bu iki taraf ciddi anlamda çatışırken her iki ülkenin karşı karşıya geldiği konuşuluyordu. Çatışma Sirte’ye varınca gerginlik doruğa çıktı. Şimdilik, Libya’da askeri çatışma durmuş görünüyor. Fakat siyasi hamleler, ayak oyunları ve ittifakı genişletme çabaları devam ediyor.

Diplomatik ve siyasi anlamda Fransa’dan ABD’ye Batı ülkelerinin girişimlerinde artış görünse de sahada çatışma çıktığında bunun asli aktörleri Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye oluyor. Şimdilik Libya cephesi diplomatik olarak hareketli, askeri olarak sakin. Ancak, Libya’da askeri hareketlilik başlarsa bunun İdlib’e yansıması çok güçlü olur. O yüzden barometrenin önemli göstergelerinden birisi Libya. Libya’da askeri hareketlilik hızlanmazsa ve çatışmaya dönüşmezse İdlib’de bir çatışma zor görünüyor.

Stratejik düzlemin diğer bir konusu, Akdeniz ve Karadeniz’deki gelişmeler. Türkiye’nin bulduğu gaz rezervi Karadeniz’deki güç dengesini değiştirmeye başlarsa bunu bir çatışma işareti olarak algılamak gerekebilir. Fakat iki ülkenin Akdeniz’de tam olarak karşı cephelerde yer aldığını söylemek zor. Türkiye’ye yönelik asıl tehdit, Batı bloku ve Avrupa Birliği’nin (AB) oluşturduğu ittifaktan geliyor. Akdeniz’de gerginlik sürerken Türkiye, Rusya’yı bir denge unsuru olarak görüyor. Rusya’nın yakın tutma olanağı bulduğu Türkiye’yi, İdlib’de yapacağı bir harekâtla uzaklaştırmasını beklemek pek mantıklı değil. Ancak şunun da altı çizilmeli; eğer Doğu Akdeniz’de her şey Türkiye’nin aleyhine dönerse ve denge bozulursa, Rusya, Türkiye’nin yeni bir cephe açmak istemeyeceğini düşünerek İdlib’de Rejim güçlerine yeşil ışık yakabilir.

Stratejik düzlemin son ayağıysa Suriye’deki dengelerle ilişkili. Rusya, son birkaç aydır ABD’nin güdümündeki PYD’yi kendi safına çekmek için ilginç hamleler yapıyor. Rusya, PYD dışındaki Suriyeli diğer Kürt grupların içinde yer aldığı çatı örgütü Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SKUK) ile PYD arasındaki görüşmelere baştan itibaren destek verdi. Son günlerdeyse PYD’yi başka bir grup üzerinden Suriye’nin geleceği için yapılacak müzakerelere dahil etme formülü geliştirdi. Bu süreç devam ederken ortaya çıkabilecek komplikasyonlar nedeniyle İdlib’e ayırabilecek çok fazla enerjisi yok. O nedenle bu gösterge açısından bakıldığında da İdlib hâlâ ısınmış değil.

Rejim saldırabilecek güçte mi?

Şimdi taktik düzeye ve biraz daha Suriye’nin içine inelim. Öncelikle, şu anda İdlib civarında Rejim güçleri ve Rusya’nın askeri gücü, uzun süreli bir operasyon yürütebilecek seviyede değil. Bunun iki nedeni var; birincisi, Rejim’in iç sorunu gibi yansıtılan Esad-Mahluf çekişmesi. Türkiye’de bu konu üzerinde kısa bir süre duruldu ama sonrasında unutuldu. Bu çekişme Rejim güçleri üzerinde hafif bir etkiden fazlasına neden oldu. Sorun açıkça İran-Rusya rekabetiydi. Rusya görünüşte ve şimdilik bu rekabetin kazananı gibi duruyor. Ancak bu kazancın bir de bedeli var. Rusya, İran yanlısı milis gruplar ile Rejim güçleri içinde olup İran’ın etkisi altında bulunan askeri güçlerin hareket alanını sınırlandırmak istiyor. Bu nedenle, ülkenin güneyinde ve doğusunda Sünni Araplardan oluşan yeni birimler oluşturmaya veya mevcutları canlandırmaya girişti. Ayrıca, tüm kritik operasyonlarda doğrudan kendisine bağlı olan grupları kullanmaya çalışıyor. Bunun için önceki İdlib Operasyonu’nun asli aktörleri olan Rejim’in vurucu güçleri sayılabilecek ordu birimleri ile milis gruplarını bir oraya bir buraya yönlendiriyor. Bu güçlerin önemli bir kısmı Rakka ve Deir ez Zor’da YPG’yi hizaya getirmeye; bir kısmı Suriye-Irak sınırı ile Cezire’nin güneyinde İran etkisini azaltmaya ve bir kısmı da Humus’un doğusundan Irak sınırına kadar çöl alanında IŞİD’i yeniden etkisiz hale getirmeye çalışıyor.

İşte ikinci neden de bu noktada devreye giriyor: IŞİD faktörü.

Suriye’de IŞİD faktörü hâlâ çok önemli

IŞİD faktörünü küçümsemeyin. Son iki ayda çölde son derece etkili ve o kadar tehlikeli eylemler yaptılar. Bazı bölgelerin kontrolü Rejim güçlerinin elinden çıktı. Bazı yerlerde ise harita gündüzleri kırmızı (Rejim) gibi görünse de geceleri simsiyah (IŞİD) oluyor. Şunu unutmayalım; Rusya, Suriye’de diğer cepheleri tam olarak güvene almadan hiçbir zaman İdlib’e saldırmadı. 2017 sonundaki Ebu Zuhur Operasyonu’ndan beri bu böyle. Ülkenin orta, doğu ve kuzeydoğu cephesinde sürekli askeri hareketliliğin olduğu bir ortamda Rusya’nın İdlib’e saldırması güç. Rusya şu anda stratejik faktörleri bir yana bırakarak İdlib’e saldırmak istese bile cepheye sürebileceği nitelikli birlik sıkıntısı çekiyor. 5. Kolordu’nun en çok 1 belki 2 tugayı İdlib’de işe yarayabilecek durumda. 25. Tümen Suriye’nin her tarafına dağıldı. Kudüs Tugayı ve Ulusal Savunma Güçleri gibi unsurlar da aynı durumda. 1. Tümen ancak gözetleme yapabilecek halde. İran yanlısı olanlara da güvenmiyor.

Özetle, YPG’nin elindeki Sünni Arap bölgelerde ciddi huzursuzluk yaratıp PYD’yi ciddi ölçüde hizaya getirinceye ve IŞİD’i Irak’a geri gönderinceye kadar İdlib’de yeni operasyon başlatması zor. Yani burada da barometre pek ısınmış görünmüyor.

Barometre’nin bir göstergesi daha var. O da Türkiye’nin İdlib’de yüzleştiği sorunun ciddiliği. Onu değerlendirmeden İdlib’e yönelik operasyon ihtimali hakkında değerlendirme yapmak eksik kalır.

Türkiye’nin İdlib’de radikaller sorunu

5 Mart Anlaşması’nın en önemli sonuçlarından birisi, İdlib’deki radikaller sorununu sessiz sedasız Türkiye’nin omuzlarına yüklemek oldu. Aslında olan biten çok basit. İdlib’de başta El Kaide’nin Suriye’deki asıl devamı olan Hurraseddin olmak üzere çok sayıda radikal unsur bulunuyor. Bunlar, ateşkesi kabul etmediklerini ve ona direneceklerini mart ayının ortasında açıklamışlardı. Başlangıçta, bu tehditler dikkate alınmadı. Fakat, hazirandan itibaren TSK’ya yönelik bir saldırı dalgası başladı. Devriyelerin yolunun kesilmesinden gösterileri bastırmaya giden araçlara roket atılmasına; yol üzerinde araçlara pusu kurulmasından devriyelere roketli saldırılara; üs bölgelerimize bombalı araçlı saldırıdan halkın arasında alışveriş yapan geçen askerlerimize yapılan saldırılara kadar değişik biçim ve ölçeklerde saldırılar gerçekleşti. Bu saldırıların sayısında, sıklığında ve öldürücülüğünde ciddi artış görülüyor. Bu gruplar, sadece Rusya ile yapılan devriyelere değil, Türkiye’nin İdlib’deki varlığına yönelik tehdide dönüşmüş durumdalar. Bu tehdidin yükselişi, Rusya’nın İdlib’e operasyonunu şimdilik ertelemesine neden oluyor. Sorunun çözümünü Türkiye’ye yıkıyor.

Özetle, Rusya ve Rejim güçlerinin İdlib’i tamamen kontrol altına almak istediklerine hiç şüphe yok. Hatta, Rusya’nın uzun vadede Türkiye’nin Suriye’deki varlığını adım adım geriletmek için elinden geleni yapacağı da söylenebilir. Fakat, mevcut konjonktürde Rusya’nın İdlib Operasyonu’nu başlatması ihtimali çok ama çok düşük. İdlib’e yönelik her saldırıda ‘operasyon başladı mı?’ diye düşünmek yerine buradaki barometre birkaç parametre daha eklenerek ilgilisi için iyi bir izleme aracı sunabilir. Suların şimdilik ısınmaması operasyonun hiç başlamayacağı anlamına gelmez. Fakat, kim bilir belki de Rusya’nın İdlib Operasyonu’ndan önce Türkiye’nin İdlib’in güneyinde bir temizlik operasyonuna girişmesinden konuşuruz.

Twitter: @SerhatErkmen

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 8 Eylül 2020’de yayımlanmıştır.

Serhat Erkmen

Doç. Dr. Serhat Erkmen, JSGA Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) ve Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü gibi düşünce kuruluşlarında çalıştı. Terörizm ve Orta Doğu konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend