Suriye’de kuzen kavgası ne anlama geliyor?

Suriye’de gündemin İdlib, Fırat’ın doğusu ve siyasi çözüm gibi uluslararası sorunlara odaklandığı bir dönemde rejim içinde siyasi/ekonomik elitler arasında yaşanan bir güç mücadelesi su yüzüne çıktı.

Beşar Esad’ın kuzeni, Suriye ekonomisinin yarısından fazlasını kontrol eden ve rejimin resmi/gayrı resmi birçok güvenlik biriminin finansörü konumundaki Rami Mahluf kendi sosyal medya hesabı üzerinden, Suriye güvenlik güçleri tarafından şirketlerine dönük bir saldırıya maruz kaldığını belirttiği bir video yayınladı. Mahluf, sahibi olduğu telekomünikasyon şirketi SyriaTel’a vergi kaçırma suçlamasının yöneltildiğini, iddiaların gerçeği yansıtmadığını ama 180 milyon dolarlık vergi borcunu ödemeye hazır olduğunu da ekledi. Mahluf 20 Mayıs’taki son sosyal medya paylaşımında ise, kendisinin ve ailesinin mal varlıklarına el konulduğunu, rejimin kararıyla 5 yıl boyunca ihalelerden men edildiğini duyurdu.

Mahluf’un açıklamaları ile gündeme gelen rejim içi mücadelenin arka planına dair birçok iddia gündeme geldi. Analizlerin bir kısmı olayı Suriye’de artan Rusya-İran rekabeti bağlamında açıklamaya çalıştı. Diğer bir düşünceye göre ise mesele dış etkenlerden bağımsız olarak Suriyeli siyasi ve ekonomik elitlerin kendi arasındaki güç ve iktidar mücadelesi ile ilgili. Gerçeklik ise muhtemelen bunların hepsini içeriyor.

Rami Mahluf olayı derinlemesine incelemeyi hak ediyor zira Mahluf Suriye ekonomisinin kontrol eden bir iş insanı olmanın ötesinde rejimin güvenlik yapılanması içinde nüfuzu olan, 2011 sonrasında rejimin olayları güç yolu ile bastırma konusundaki kararının arkasında yer alan ve yine rejimin savaşçı açığını kendi finanse ettiği milis yapılar ile kapatan bir figür konumunda. Ve en önemlisi, başta İran olmak üzere dış bağlantıları da güçlü bir isim. Bu nedenlere bağlı olarak Rami Mahluf vakası, Suriye’de iktidar mücadelesi, Rusya-İran rekabeti, Suriye ekonomisinin durumu ve gelecekte rejimin kendi içinde yaşanması muhtemel daha büyük bir çatışmaya dair işaretler sunması açısından incelemeye değer.

Rusya-İran rekabeti üzerinden Rami Mahluf vakası

Rusya’nın Suriye’de önceliklerinden biri, ülkenin güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılması. Rusya, Suriye ordusunun 2011 öncesinde olduğu gibi merkezi ve profesyonel olmasını istiyor. Buna karşın iç savaş sürecinde Suriye ordusu giderek zayıfladı ve hem Suriyeli hem de yabancı milis güçlere bağımlılığı arttı. Bu milis yapılanmaların arkasındaki başlıca güç ise İran.

İran aynen Irak ve Lübnan’da olduğu üzere, merkezi otoritenin zayıflamasını fırsata çevirerek ortaya çıkan boşluğu kendi kurduğu, eğittiği, desteklediği Şii milis yapılarla doldurmayı başardı. Şii milis güçler Suriye rejiminin kara gücü açığını kapattı ve Şam’ın kazandığı birçok askeri başarıda kritik rol oynadı. Rusya her ne kadar Şii milis güçlerle sahada iş birliği yapsa da, Suriye güvenlik yapılanmasının bu güçler dolayısıyla da İran kontrolüne geçmesini kendi nüfuzu açısından bir tehdit olarak gördü. Rusya bu çerçevede Şii milislerin etkisini dengeleyecek adımlar attı ve doğrudan kendisine yakın askeri birimler planladı. Rusya ilk olarak 4. ve ardından 5. Kolordu’yu kurarak eğitim verdi, askeri olarak destekledi, Suriye kökenli düzensiz milis yapıları bu çatılar altında topladı.

Rusya bunun yanı sıra Suriye ordusunun elit birliği olarak kabul edilen “Kaplan Güçleri” ve başındaki Süheyl Hasan’a destek verdi. Kaplan Güçleri rejimin son yıllarda bütün kritik operasyonlarında en ön safta yer alan birlik oldu. Kaplan Güçleri’nin komutanı Süheyl Hasan ise Rus ordusuna en yakın isim olarak öne çıkıyor.

Buna karşın İran, başta Lübnan Hizbullah’ı olmak üzere, Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı ve Pakistanlı Şiilerden oluşturduğu milis yapıları desteklemeye devam ediyor. Halen Suriye güvenlik yapılanması içindeki temel ayrımın Rusya ve İran destekli/yanlısı kesimler arasında yaşandığı söylenebilir. Suriye’de zaman zaman Rusya ve İran tarafından desteklenen askeri birimlerin kendi arasında çatıştığı durumlar dahi söz konusu oluyor.

Rusya’nın İran’ı dengelemek adına diğer girişimi, İsrail’in Suriye’deki hava saldırılarına karşı verdiği üstü örtülü destek. Rusya’nın Suriye’ye 2015 yılında müdahalede bulunmasının ardından Rusya lideri Putin ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasında çok sık görüşmeler gerçekleşti. Bunlar neticesinde İsrail, Suriye hava sahasını kontrol eden Rusya’nın engellemelerine maruz kalmadan Suriye’ye düzenli olarak hava saldırısı gerçekleştiriyor. Ancak Rusya’nın en büyük hassasiyeti, bu operasyonların İran destekli grupları hedef alması; bu da İran kanadında Rusya’ya karşı bir güvensizlik oluşmasına neden oluyor.

Rami Mahluf vakasının, Suriye’de giderek daha fazla su yüzüne çıkan Rusya-İran rekabeti ile bağlantılı bir boyutu da söz konusu.

Rami Mahluf İran’a daha yakın bir figür ve bazı Şii milis grupların finansmanını üstlendiği de biliniyor. Mahluf’un sosyal medya videosundaki dolaylı mezhepsel vurguların da bununla bağlantılı olduğu söylenebilir. Rusya iç savaşın kazanılmasında kendi katkısının belirleyici olduğunu düşündüğü bir ortamda siyasi ve ekonomik nüfuz olarak İran’ın daha fazla pay almasından rahatsızlık duyuyor. Bu çerçevede yazılanlar, konuşulanlar ise çok. Rusya’nın İdlib’deki operasyonlar için Şam’dan daha fazla maddi katkı yapması ve gerekli finansmanı bulması yönünde baskı yaptığı da iddia ediliyor. Bu bağlamda, Rusya’nın İran destekli milis yapılara akan kaynakların kendisine yönlendirilmesi yönünde bir baskısı söz konusu olabilir.

Rusya’dan Esad’a “patron benim” hatırlatması

Rami Mahluf olayı ile paralel diğer bir gelişme, Rusya’nın Beşar Esad’a dönük rahatsızlığının arttığı ve hatta ondan vazgeçmeye hazır olduğu yönünde çıkan haberlerdir. Bu iddiaların dillendirilmeye başlanmasının nedeni, Rusya’da devlete yakınlığı ile bilinen kurumların birbiri ardına yayınladığı araştırmalar oldu. Bu çalışmalarda Suriye rejiminin rüşvet ve yolsuzluğa bulaştığı, yönetim becerisi sergileyemediği, ekonomik sorunlarla baş edemediği gibi eleştiriler dile getirildi.

Ek olarak, Putin’e yakın olarak bilinen Yevgeny Prigozhin ile bağlantılı bir merkez tarafından yürütülen bir araştırmanın sonuçları açıklandı. Şam’ın kontrolündeki bölgelerde yürütülen araştırmaya göre, Beşar Esad’a destek verenlerin oranının %32 olduğu ortaya kondu. Yine Moskova merkezli bir araştırma merkezinde görev yapan emekli bir Rus diplomat ise “Kremlin’in Suriyeli baş ağrısından kurtulması gerektiğini ve problemin Esad ve yakın çevresi olduğunu” söyledi.

Bu yayınlar üzerinden yola çıkarak Putin’in Esad’dan vazgeçtiği gibi sonuçlara ulaşmak abartılı olabilir. Ancak doğrudan Kremlin’e yakın kaynaklardan çıkan bu eleştirilerin mesaj niteliği taşımadığını düşünmek de fazla iyimser olur. Rusya’nın şu anda Beşar Esad’ın yerine ikame edebileceği bir isim yok. Ayrıca Rusya’nın Şam’da en son isteyeceği şey istikrarsızlık. Rusya böyle bir baskının Şam’da büyük iktidar kavgalarına yol açabileceğini hesaplıyor. Dolayısıyla Rusya kaynaklı eleştirileri Esad’a mesaj vermek olarak görmek daha doğru bir yaklaşım olabilir. Moskova muhtemelen Esad rejiminin ekonomik konular ve siyasi çözüm gibi konularda Rusya baskısını dikkate almasını, yani kabaca “gerçek patronunun” kim olduğunu hatırlatmak istiyor. Bununla bağlantılı bir iddiada da Rusya’nın İdlib’deki askeri operasyonların maliyeti nedeniyle Şam’dan 3 milyar dolar talep ettiği söyleniyor.

Rusya’nın İran’a akan Suriye kaynaklarının kendisine yönlendirilmesi konusunda talepte bulunmuş olması mümkün. Zira Rusya’da gayrı resmi çevreler tarafından Suriye’ye dönük getirilen eleştirilen başında rüşvet ve yolsuzluk geliyor. Suriye’de rüşvet ve yolsuzluğun merkezinde ise Rami Mahluf yer alıyor. Rusya’nın Esad’dan rahatsızlığının altında ekonomik nedenlerin yanı sıra Şam’ın siyasi çözüme ayak diremesi de yatıyor olabilir. Moskova Esad’a alternatifsiz olmadığını göstererek siyasi çözüm konusundaki direncini zayıflatmak istiyor olabilir.

Ekonomik iktidar mücadelesi

Rami Mahluf olayına iç etkenler açısından bakıldığında ise daha farklı çelişkiler ortaya çıkıyor. Buna göre Şam’da yaşanan güç mücadelesinin arkasında Suriye ekonomisini büyük ölçüde kontrol eden Rami Mahluf’a karşı ekonomik iktidarı ele geçirmek isteyen Samer Foz ve diğer bazı aileler arasındaki rekabet yatıyor. Kampanyanın arkasındaki isimlerin başında Beşar Esad’ın eşi, Humuslu önde gelen Sünni bir ailenin kızı olan Esma Esad var.

Rami Mahluf’un video açıklamasında mezhepsel vurgulara yer vermesinin temel nedeni de karşısındaki Sünni kökenli iş insanlarına karşı rejim içindeki Alevi kesimlerin desteğini alabilmek. Rami Mahluf’un kuzeni Sameeh Roubh da bu iddiayı destekler biçimde “Esad’ın rüşvete bulaşmış rejim destekçisi Sünnileri görmezden gelirken kendi Alevi mezhebine mensup kesimlere saldırdığını” belirttiği bir açıklama yaptı.

Son olarak operasyonun arkasında yatan nedenlerden biri Şam’ın yaşadığı ekonomik zorluklar olabilir. Suriye ekonomisi, yıllardır devam eden iç savaş, artan ABD ekonomik önlemleri, Rami Mahluf’un dahil olduğu çok sayıda Suriyeli iş insanlarına dönük yaptırımlar gibi nedenlerle büyük bir ekonomik kriz içinde. Bütün bu nedenlerle rejimin savaşı finanse etmek adına Rami Mahluf’un servetinin bir kısmını almak niyetinde olduğu söylenebilir. Hatta rejimin sadece Mahluf’un servetinden ziyade en büyük nakit akışı sağlayan SyriaTel şirketine de göz koymuş olması da ihtimal dahilinde.

Çatlak derinleşirse ne olur?

Rami Mahluf olayı muhtemelen iç ve dış etkenlerin etkisiyle ortaya çıkmış bir mesele ve sonuçları açısından da rejim içi güç dağılımı ve Suriye’de Rusya-İran rekabetinin seyri konusunda sonuçlar doğuracak. Olası senaryo, sistemin en güçlü bileşenlerinden olan Rami Mahluf’un ekonomik pastadaki baskın rolünün farklı aktörler tarafından paylaşılması ve elindeki finansal kaynakların bir kısmına devletin el koyması. Bunun İran destekli milislere aktarılan finansal kaynaklar açısından bir kesintiye yol açması kaçınılmaz.

Mahluf vakası Türkiye’nin etki edebileceği ve Türkiye açısından doğrudan sonuçları olacak bir konu değil. Ama Türkiye meseleye büyük ihtimalle fırsat odaklı yaklaşacaktır. Birincisi, bu olay Suriye rejiminin ekonomik anlamda içinde bulunduğu zor durumu göstermesi açısından önemli. İkincisi, Rami Mahluf olayı, rejimin elitleri arasında sert bir iktidar savaşı olduğunu ortaya koydu. Rejim içindeki çatlak zaman içinde derinleşebilir ve süreç rejimin zayıflamasına neden olabilir. Türkiye bunu da rejim karşısında elini güçlendirecek bir gelişme olarak görecektir.

Türkiye için son fırsat alanı da İran’ın Suriye’deki etkisi ile bağlantılı. Türkiye için birinci öncelik olmamakla birlikte Suriye’deki İran etkisinin dengelenmesi ve Şii milislerin ülke dışına çıkarılması önemli. Şam’da yaşanan güç mücadelesi bu açıdan da Türkiye’ye fırsat kapısı açabilir.

Twitter’dan takip edin: @oytunorhn

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 1 Haziran 2020’de yayımlanmıştır.

Oytun Orhan

Oytun Orhan, Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Ortadoğu Masası’nda 10 yıl boyunca araştırmacı olarak çalıştı. 2009’dan bu yana ORSAM'da görev yapan Orhan, Suriye ve Lübnan konularına yoğunlaşıyor. Başta Suriye, Irak, Lübnan ve Ürdün olmak üzere Ortadoğu bölgesinde çok sayıda saha çalışması yürüten Orhan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora çalışmalarını sürdürüyor.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend