Karabağ Mutabakatı: Silahlı çözümden siyasi çözüme

Karabağ mutabakatının satır aralarında ne var? Rus Barış Gücü neden Azerbaycan’ı endişelendiriyor, Ermenistan’ı sevindiriyor? Bundan sonraki süreçte neler beklenebilir ve gelecekte Türkiye’nin rolü ne olacak? Dr. Ramin Sadıgov yazdı.

27 Eylül’de Ermenistan’ın saldırması ile başlayan Karabağ çatışmalarının 3.safhası 10 Kasım’da varılan mutabakatla sona erdi. Ermenistan yenilgisini itiraf etti, bir süredir Azerbaycan tarafınca ileri sürülen Ağdam, Laçin ve Kelbecer şehirlerinden çekilme takvimini de kabul etti. Bu temeller üzerinde, Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir ateşkes imzalandı. Varılan anlaşma gereğince Ermenistan ordularının 15 Kasım’da Kelbecer’den (süre 25 Kasım’a kadar uzatıldı), 20 Kasım’da Ağdam’dan ve 1 Aralık’ta Laçin’den çekilmesi konusunda mutabakata varıldı.

Azerbaycan ve Ermenistan’ın Rus Barış Gücü’ne yaklaşımı

Silahlar 10 Kasım mutabakatı ile sustu. Anlaşma ile bölgeye Rus Barış Gücü askerlerinin yerleştirilmesi kararı alındı. Rus Barış Gücü derhal Karabağ’a doğru yola çıktı. Ancak Azerbaycan halkı daha önce Transdinyester, Abhazya ve Güney Osetya’ya yerleşmiş Rus Barış Gücü’nün söz konusu bölgelerde nasıl bir izlenim bıraktığını bildiğinden alınan zaferin sevincini doyasıya yaşayamadı.

Bilindiği gibi Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde Moldova bağımsızlığını ilan etti. Ancak nüfusunun çoğunluğu Ruslardan ibaret Transdinyester bölgesi Moldova’ya tabi olmak istemedi. Hal böyle olunca Moldova Mart 1992’de bölgeye askeri operasyon yaptı. 21 Temmuz 1992’de Rusya ve Moldova başkanları sorunun barış yoluyla çözülmesi konusunda mutabakata vardılar. Akabinde çatışan taraflar ile Rusya’nın askerlerinden ibaret bir barış gücünün bölgede bulunması kararlaştırıldı. Dolayısıyla 1992 yılında bölgeye giren Rus askeri BM’nin 2018’de Rusya’ya yaptığı çağrıya rağmen oradan çıkmadı.

SSCB’nin dağılması sürecinde Gürcistan’da da benzer ayrılıkçılık girişimleri görüldü. Nitekim Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık talebi Gürcistan’ın sert tepkisiyle karşılandı. Taraflar arasında 1992’nin yazına kadar çatışmalar yaşandı. Ardından varılan anlaşmayla her iki bölgeye Rus Barış Gücü’nün yerleştirilmesi üzerinde mutabakata varıldı. Lakin 8 Ağustos 2008’de Gürcistan’ın Güney Osetya’nın merkezi Tshinvali’ye saldırmasıyla Rusya barıştan taraf olmak yerine, açıkça ayrılıkçılarla birlikte Gürcistan’a karşı savaşmaya başladı. 5 gün boyunca yaşanan Gürcü-Rus savaşında Gürcistan mağlup oldu. Fransa’nın da arabuluculuğuyla çatışmalar durdu. Savaşın ardından Rusya, Abhazya ve Güney Osetya’nın başvurusu üzerine her iki ayrılıkçı cumhuriyetin bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Böylece Rusya, Gürcistan’ın uluslararası sınırları içinde yer alan bölgelerini bir oldu bitti ile kendine bağlayarak dünyada “barış adına” pek de güvenilir bir iz bırakmadığını gösterdi.

Karabağ’a Rus Barış Gücü’nün gelmesi Ermenistan tarafında büyük sevince neden oldu. Zira tarih boyu imdadına koşan Rusya, yeniden onu kurtarmak için harekete geçmişti. Aslında çatışmaların yaşandığı sırada Ermenistan yetkilileri sürekli yaptıkları açıklamalarda Karabağ’da sadece Rus Barış Gücü’nün olmasını arzu ettiklerini açıklamışlardı. Azerbaycan ordusu Şuşa’nın ardından Hankenti kapısına dayanınca Rusya harekete geçti. Haliyle gerek Ermeni yetkililer gerekse de Rus basınının önemli isimleri Rusya’nın Ermenistan ordusunu ve Karabağ Ermenilerini kurtardığını ifade etti. Böylece çatışmaların başından beri ne yapacağı merakla beklenen, son dönemde ise izlediği politikalarla eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) sınırlarında etkinliğini arttırmaya çalışan Rusya, bir kez daha “Ermenistan’ın kurtarıcısı” rolüne soyundu.

Mutabakatın Azerbaycan için önemi ne?

44 günlük savaş Azerbaycan’ın tam zaferi, Ermenistan’ın kapitülasyonu ile sonuçlandı. Çatışmalarda sahada büyük bir başarı gösteren Azerbaycan 5 şehir, 4 kasaba, 300 civarında köy ve önemli yükseklikleri işgalden kurtardı. Böylece I. Karabağ Savaşı’nda kaybedilen toprakların büyük kısmı kurtarılırken stratejik önemdeki tarihî şehir Şuşa alınarak Karabağ’ın tamamının kontrol altında tutulması sağlandı. Kremlin’e yakın Rus politolog Gleb Kuznetsov’un söylediği gibi aslında Şuşa’nın kontrol altına alınması ve Ermeni ordusunun dağılması sözde Karabağ Cumhuriyeti’ni de tarihe gömdü. Ayrıca Azerbaycan’ın sahadaki zaferi 30 yıldır sorunu çözmek yerine uzatmayı tercih eden AGİT Minsk grubunun planlarını da bozdu. Sahadaki başarıya paralel olarak Dağlık Karabağ’ın yüksek statüye kavuşması için Azerbaycan’a yönelen baskılar ortadan kalktı. Azerbaycan sınırları içinde ikinci bir Ermeni devleti oluşturma projesi hayali tamamen çöktü.

Mutabakatla Ermenistan, Azerbaycan’ın isteklerine boyun eğmek zorunda kaldı. Ateşkesi imzalamasıyla ağır bir darbe alan ordusunun yenildiğini de resmen tescillemiş oldu. Dolayısıyla yıllardır hem Ermenilerin hem de destekçilerinin övündüğü “yenilmez ordu” gibi söylemlerin sadece laftan ibaret olduğu anlaşıldı. 2020 yılı itibariyle dünyanın 64. askerî gücü olan Azerbaycan, Güney Kafkasya’nın en kuvvetli ordusuna sahip olduğunu kanıtlarken, 30 yıla yakındır “yenilmiş” millet damgasıyla yaşayan Azerbaycanlılar, “galip” millet olma gururuna kavuştu. Mutabakatın bir diğer önemi, Ermenistan ordusunun Azerbaycan topraklarında bulunan askerî gücünün tamamen bölgeden çıkarılması kararı oldu.

Mutabakat Ermenistan ordusundaki hezimeti gözler önüne serirken, Ermeni tarafında suçlu aranmaya başlandı. Hatta Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Hankenti’nde binlerce askerin kuşatmaya düşmesinin mutabakatı imzalamalarında etkili olduğunu söylerken, sözde Karabağ lideri savaşın birkaç gün daha devam etmesi halinde tüm Karabağ’ı kaybedebileceklerinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Dahası yenilgi sonrası Karabağ’daki sözde yönetim ile Ermenistan yönetimi karşılıklı olarak bir birilerini suçlayıcı açıklamalar yaptılar. Nitekim sözde Karabağ “lideri” yenilgiden dolayı tüm Ermenileri suçladı, hatta Paşinyan’a savaşı durdurması için ricada bulunduğunu lakin onun tarafından ricasının önemsenmediğini söyledi. Paşinyan kartışı muhalefet ise mutabakat metnine imza atmakla onun ülkeye ihanet ettiğini iddia etti.

Mutabakat ile hangi kararlar alındı?

Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan arasında 10 Kasım’da varılan mutabakatla sorunun çözümü için yeni bir masa kuruldu. Hazırlanan mutabakat metni her üç ülkenin lideri tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. Metinde Azerbaycan’ın taleplerinin büyük ölçüde karşılandığı anlaşıldı.

Metne göre işgalden kurtarılan bölgeler, Azerbaycan ordusunun kontrolünde kaldı ve Ermenistan ordusunun belli takvim çerçevesinde Kelbecer, Ağdam, Laçın şehirlerinden çekilmesi karara bağlandı. Karabağ’daki Ermenilere herhangi bir statünün verilmeyeceği meselesi de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından Azerbaycan’ın diplomatik başarısı olarak açıklandı.

Metnin önemli bir noktası da, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında ulaşım koridorunun açılacağının vurgulanması oldu. Çünkü bu koridor yerelde Nahçıvan ile Azerbaycan’ı, genelde ise Anadolu ile Türk Dünyası’nı birbirine bağlayan önemli bir hattın kurulması anlamına geldi.

Mutabakatta savaş nedeniyle yurdunu terketmiş mültecilerin Karabağ ve işgalden kurtarılan bölgelere dönmesi kararlaştırıldı. Bu bağlamda 30 yıldır Azerbaycan’ın farklı bölgelerinde mülteci hayatı yaşayan yüzbinlerce Azerbaycanlının kendi evine dönmesinin yolu açıldı. Aynı zamanda bölgede ikamet etmek isteyen Ermenilerin, Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde yaşayan vatandaşların sahip oldukları haklara kavuşacağı teminatları verildi.

Türkiye’nin rolü

Karabağ savaşı bir kez daha Türkiye ile Azerbaycan’ın bir birilerine ne kadar bağımlı olduklarını gösterdi. Savaşın ilk anından itibaren Türkiye’den yapılan destek açıklamaları, Azerbaycan’a düzenlenen üst düzey ziyaretler ile de farklı bir boyut kazandı. Öyle ki, işgalden kurtarılan hemen hemen her bölgede Azerbaycan bayrakları ile beraber Türkiye bayraklarının da dalgalanması artık sıradan bir hal aldı. Diğer yandan Azerbaycan halkı tüm ülkeyi ay yıldızlı al bayraklarla süsledi. Bu Türkiye’ye verilen değerin bir göstergesi, vefalı Türke bir şükran borcu idi.

Kuşkusuz Türkiye’nin Azerbaycan’da fazlasıyla sevilmesi bölge güçlerini rahatsız etti. Nitekim İran, Karabağ’da Suriyeli cihatçıların bulunduğu imasıyla zaman zaman Türkiye’ye göndermelerde bulundu. Rusya da aynı şekilde beyanlarda bulunarak aslında Türkiye’nin Azerbaycan’daki varlığından pek de memnun olmadığını sezdirdi.

Oysa her şeye rağmen 44 günlük savaş Türkiye’nin, Güney Kafkasya’da ne kadar etkili bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Tarih bir kez daha tekerrür etti ve 18. yüzyıl itibariyle bölgeden çekilmek zorunda kalan Osmanlı, Türkiye olarak sahaya geri döndü. Azerbaycan’ın Türkiye ile yakın bağlara sahip olması bölgede Ermenistan üzerinde etkin olan Rusya’yı Türkiye ile ortak çalışmak zorunda bıraktı. O yüzden çatışmalar boyunca birtakım girişimlerde bulunan İran, Fransa ve ABD girişimlerinden herhangi bir sonuç çıkmadı. Nihayetinde Rusya ile Türkiye’nin çabaları ve sahada Azerbaycan ordusunun ezici üstünlüğü 10 Kasım’da varılan mutabakatın ortaya çıkmasının sebebine çevrildi.

10 Kasım mutabakatı aynı zamanda Türkiye adına büyük bir başarı oldu. Çünkü mutabakatla bölgede etkili bir güç olduğunu tescillemekle beraber Rusya ile birlikte ateşkesin gözetilmesini izlemek üzere Azerbaycan’a asker göndereceğini kabul ettirdi. Azerbaycan’a Türk askerinin gitmesi, bölgede şimdiye kadar olan Ermenistan yönümlü dengeyi değiştiren mühim bir adım oldu. Açıkçası Türkiye bölgede varlığıyla dengeleyici bir ülke rolünü üstlendi. Azerbaycan’ın zararına olacak her türlü oldu bittiye sessiz kalmayacağını gövdesini ortaya koyarak gösterdi. Azerbaycan’a güven verdi, gerçek bir kardeş olarak elini uzattı. Azerbaycan’ın baskı altına alınamaması için bir kalkan görevi üstlendi. Bu davranışıyla aynı zamanda Güney Kafkasya’da huzur ve barışın sigortası olduğunu da kanıtladı.

Bundan sonra Türkiye bağlamında Güney Kafkasya

Sahada kazanılan askerî başarı ile mutabakat metninde ortaya konan iradenin bundan sonra Azerbaycan’ı daha da rahatlatacağı anlaşılıyor. 30 yıl sonra tüm toprakları üzerinde hakimiyetini yeniden sağlamayı garanti altına almış ülkenin ordusu, ekonomisi ve siyasi bütünlüğüyle bölgesinin en gelişen devleti olma unvanını koruması beklenir. Bu arada işgalden kurtarılan bölgelerin kalkınması konusunda Türkiye ile yakın iş birliğinin artması, iki devlet arasındaki askerî ve ekonomik yakınlaşmayı siyasi bir birlikteliye doğru ilerletme imkanı sunabilir. Bu imkanın gerçekleşmesi için işgalden kurtarılan bölgeler üzerinden geçecek enerji projeleriyle Nahçıvan koridorunun çok daha fazla fırsatlar ortaya çıkaracağı aşikardır.

Çatışmaların durmasıyla oluşan yeni konjonktürde Türkiye’nin bölgedeki varlığı tartışılsa dahi, bölgeye Türkiyesiz huzurun gelmeyeceği gerçeğini de gösteriyor. Bu bağlamda ortaya çıkan yeni durum bölgenin diğer aktörlerince de kabul ediliyor. Nitekim geçenlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yaptığı bir açıklama ile Güney Kafkasya’da değişen statükoyla Türkiye’nin de artık oyuncu olduğunu ifade etti. Dahası, Türkiye’nin bölgedeki etkin varlığı sadece Güney Kafkasya ile sınırlı kalmayacağa benziyor; nitekim Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sıkı iş birliği, Hazar’ın ötesindeki Türk ülkeleri için de örnek teşkil edebilir. Bu da ilerleyen süreçte onların Türkiye ile Azerbaycan iş birliğine daha çok ilgi duymalarına ve ortak projelerde rol almalarına neden olabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Kasım 2020’de yayımlanmıştır.

Ramin Sadık
Ramin Sadık
Doç. Dr. Ramin Sadık - 1977’de Azerbaycan’da doğdu. 1999’da İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 2003’de Marmara Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde yüksek lisansını, yine aynı üniversitede 2009’da doktorasını tamamladı. 2010-2014 yıllarında Azerbaycan Muallimler Enstitüsü’nde öğretim üyeliği ve Azerbaycan Bilimler Akademisi’ne bağlı Şeki Regional Merkezi’nde bilim sekreterliği görevinde bulundu. 2014’te Türkiye’ye dönen Ramin Sadıgov halen Bayburt Üniversitesi’nde doktor öğretim üyesi olarak çalışıyor. Rusça ve İngilizce bilen Sadıgov, daha çok Kafkasya tarihi, Osmanlı-Rusya, Rusya-Azerbaycan, Rusya-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri üzerine, aynı zamanda Bolşevik Devrimi ile Rusya’nın 20. Yüzyıl başlarındaki askeri ve siyasi tarihi üzerine çalışmalar yapıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Karabağ Mutabakatı: Silahlı çözümden siyasi çözüme

Karabağ mutabakatının satır aralarında ne var? Rus Barış Gücü neden Azerbaycan’ı endişelendiriyor, Ermenistan’ı sevindiriyor? Bundan sonraki süreçte neler beklenebilir ve gelecekte Türkiye’nin rolü ne olacak? Dr. Ramin Sadıgov yazdı.

27 Eylül’de Ermenistan’ın saldırması ile başlayan Karabağ çatışmalarının 3.safhası 10 Kasım’da varılan mutabakatla sona erdi. Ermenistan yenilgisini itiraf etti, bir süredir Azerbaycan tarafınca ileri sürülen Ağdam, Laçin ve Kelbecer şehirlerinden çekilme takvimini de kabul etti. Bu temeller üzerinde, Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir ateşkes imzalandı. Varılan anlaşma gereğince Ermenistan ordularının 15 Kasım’da Kelbecer’den (süre 25 Kasım’a kadar uzatıldı), 20 Kasım’da Ağdam’dan ve 1 Aralık’ta Laçin’den çekilmesi konusunda mutabakata varıldı.

Azerbaycan ve Ermenistan’ın Rus Barış Gücü’ne yaklaşımı

Silahlar 10 Kasım mutabakatı ile sustu. Anlaşma ile bölgeye Rus Barış Gücü askerlerinin yerleştirilmesi kararı alındı. Rus Barış Gücü derhal Karabağ’a doğru yola çıktı. Ancak Azerbaycan halkı daha önce Transdinyester, Abhazya ve Güney Osetya’ya yerleşmiş Rus Barış Gücü’nün söz konusu bölgelerde nasıl bir izlenim bıraktığını bildiğinden alınan zaferin sevincini doyasıya yaşayamadı.

Bilindiği gibi Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde Moldova bağımsızlığını ilan etti. Ancak nüfusunun çoğunluğu Ruslardan ibaret Transdinyester bölgesi Moldova’ya tabi olmak istemedi. Hal böyle olunca Moldova Mart 1992’de bölgeye askeri operasyon yaptı. 21 Temmuz 1992’de Rusya ve Moldova başkanları sorunun barış yoluyla çözülmesi konusunda mutabakata vardılar. Akabinde çatışan taraflar ile Rusya’nın askerlerinden ibaret bir barış gücünün bölgede bulunması kararlaştırıldı. Dolayısıyla 1992 yılında bölgeye giren Rus askeri BM’nin 2018’de Rusya’ya yaptığı çağrıya rağmen oradan çıkmadı.

SSCB’nin dağılması sürecinde Gürcistan’da da benzer ayrılıkçılık girişimleri görüldü. Nitekim Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık talebi Gürcistan’ın sert tepkisiyle karşılandı. Taraflar arasında 1992’nin yazına kadar çatışmalar yaşandı. Ardından varılan anlaşmayla her iki bölgeye Rus Barış Gücü’nün yerleştirilmesi üzerinde mutabakata varıldı. Lakin 8 Ağustos 2008’de Gürcistan’ın Güney Osetya’nın merkezi Tshinvali’ye saldırmasıyla Rusya barıştan taraf olmak yerine, açıkça ayrılıkçılarla birlikte Gürcistan’a karşı savaşmaya başladı. 5 gün boyunca yaşanan Gürcü-Rus savaşında Gürcistan mağlup oldu. Fransa’nın da arabuluculuğuyla çatışmalar durdu. Savaşın ardından Rusya, Abhazya ve Güney Osetya’nın başvurusu üzerine her iki ayrılıkçı cumhuriyetin bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Böylece Rusya, Gürcistan’ın uluslararası sınırları içinde yer alan bölgelerini bir oldu bitti ile kendine bağlayarak dünyada “barış adına” pek de güvenilir bir iz bırakmadığını gösterdi.

Karabağ’a Rus Barış Gücü’nün gelmesi Ermenistan tarafında büyük sevince neden oldu. Zira tarih boyu imdadına koşan Rusya, yeniden onu kurtarmak için harekete geçmişti. Aslında çatışmaların yaşandığı sırada Ermenistan yetkilileri sürekli yaptıkları açıklamalarda Karabağ’da sadece Rus Barış Gücü’nün olmasını arzu ettiklerini açıklamışlardı. Azerbaycan ordusu Şuşa’nın ardından Hankenti kapısına dayanınca Rusya harekete geçti. Haliyle gerek Ermeni yetkililer gerekse de Rus basınının önemli isimleri Rusya’nın Ermenistan ordusunu ve Karabağ Ermenilerini kurtardığını ifade etti. Böylece çatışmaların başından beri ne yapacağı merakla beklenen, son dönemde ise izlediği politikalarla eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) sınırlarında etkinliğini arttırmaya çalışan Rusya, bir kez daha “Ermenistan’ın kurtarıcısı” rolüne soyundu.

Mutabakatın Azerbaycan için önemi ne?

44 günlük savaş Azerbaycan’ın tam zaferi, Ermenistan’ın kapitülasyonu ile sonuçlandı. Çatışmalarda sahada büyük bir başarı gösteren Azerbaycan 5 şehir, 4 kasaba, 300 civarında köy ve önemli yükseklikleri işgalden kurtardı. Böylece I. Karabağ Savaşı’nda kaybedilen toprakların büyük kısmı kurtarılırken stratejik önemdeki tarihî şehir Şuşa alınarak Karabağ’ın tamamının kontrol altında tutulması sağlandı. Kremlin’e yakın Rus politolog Gleb Kuznetsov’un söylediği gibi aslında Şuşa’nın kontrol altına alınması ve Ermeni ordusunun dağılması sözde Karabağ Cumhuriyeti’ni de tarihe gömdü. Ayrıca Azerbaycan’ın sahadaki zaferi 30 yıldır sorunu çözmek yerine uzatmayı tercih eden AGİT Minsk grubunun planlarını da bozdu. Sahadaki başarıya paralel olarak Dağlık Karabağ’ın yüksek statüye kavuşması için Azerbaycan’a yönelen baskılar ortadan kalktı. Azerbaycan sınırları içinde ikinci bir Ermeni devleti oluşturma projesi hayali tamamen çöktü.

Mutabakatla Ermenistan, Azerbaycan’ın isteklerine boyun eğmek zorunda kaldı. Ateşkesi imzalamasıyla ağır bir darbe alan ordusunun yenildiğini de resmen tescillemiş oldu. Dolayısıyla yıllardır hem Ermenilerin hem de destekçilerinin övündüğü “yenilmez ordu” gibi söylemlerin sadece laftan ibaret olduğu anlaşıldı. 2020 yılı itibariyle dünyanın 64. askerî gücü olan Azerbaycan, Güney Kafkasya’nın en kuvvetli ordusuna sahip olduğunu kanıtlarken, 30 yıla yakındır “yenilmiş” millet damgasıyla yaşayan Azerbaycanlılar, “galip” millet olma gururuna kavuştu. Mutabakatın bir diğer önemi, Ermenistan ordusunun Azerbaycan topraklarında bulunan askerî gücünün tamamen bölgeden çıkarılması kararı oldu.

Mutabakat Ermenistan ordusundaki hezimeti gözler önüne serirken, Ermeni tarafında suçlu aranmaya başlandı. Hatta Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Hankenti’nde binlerce askerin kuşatmaya düşmesinin mutabakatı imzalamalarında etkili olduğunu söylerken, sözde Karabağ lideri savaşın birkaç gün daha devam etmesi halinde tüm Karabağ’ı kaybedebileceklerinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Dahası yenilgi sonrası Karabağ’daki sözde yönetim ile Ermenistan yönetimi karşılıklı olarak bir birilerini suçlayıcı açıklamalar yaptılar. Nitekim sözde Karabağ “lideri” yenilgiden dolayı tüm Ermenileri suçladı, hatta Paşinyan’a savaşı durdurması için ricada bulunduğunu lakin onun tarafından ricasının önemsenmediğini söyledi. Paşinyan kartışı muhalefet ise mutabakat metnine imza atmakla onun ülkeye ihanet ettiğini iddia etti.

Mutabakat ile hangi kararlar alındı?

Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan arasında 10 Kasım’da varılan mutabakatla sorunun çözümü için yeni bir masa kuruldu. Hazırlanan mutabakat metni her üç ülkenin lideri tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. Metinde Azerbaycan’ın taleplerinin büyük ölçüde karşılandığı anlaşıldı.

Metne göre işgalden kurtarılan bölgeler, Azerbaycan ordusunun kontrolünde kaldı ve Ermenistan ordusunun belli takvim çerçevesinde Kelbecer, Ağdam, Laçın şehirlerinden çekilmesi karara bağlandı. Karabağ’daki Ermenilere herhangi bir statünün verilmeyeceği meselesi de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından Azerbaycan’ın diplomatik başarısı olarak açıklandı.

Metnin önemli bir noktası da, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında ulaşım koridorunun açılacağının vurgulanması oldu. Çünkü bu koridor yerelde Nahçıvan ile Azerbaycan’ı, genelde ise Anadolu ile Türk Dünyası’nı birbirine bağlayan önemli bir hattın kurulması anlamına geldi.

Mutabakatta savaş nedeniyle yurdunu terketmiş mültecilerin Karabağ ve işgalden kurtarılan bölgelere dönmesi kararlaştırıldı. Bu bağlamda 30 yıldır Azerbaycan’ın farklı bölgelerinde mülteci hayatı yaşayan yüzbinlerce Azerbaycanlının kendi evine dönmesinin yolu açıldı. Aynı zamanda bölgede ikamet etmek isteyen Ermenilerin, Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde yaşayan vatandaşların sahip oldukları haklara kavuşacağı teminatları verildi.

Türkiye’nin rolü

Karabağ savaşı bir kez daha Türkiye ile Azerbaycan’ın bir birilerine ne kadar bağımlı olduklarını gösterdi. Savaşın ilk anından itibaren Türkiye’den yapılan destek açıklamaları, Azerbaycan’a düzenlenen üst düzey ziyaretler ile de farklı bir boyut kazandı. Öyle ki, işgalden kurtarılan hemen hemen her bölgede Azerbaycan bayrakları ile beraber Türkiye bayraklarının da dalgalanması artık sıradan bir hal aldı. Diğer yandan Azerbaycan halkı tüm ülkeyi ay yıldızlı al bayraklarla süsledi. Bu Türkiye’ye verilen değerin bir göstergesi, vefalı Türke bir şükran borcu idi.

Kuşkusuz Türkiye’nin Azerbaycan’da fazlasıyla sevilmesi bölge güçlerini rahatsız etti. Nitekim İran, Karabağ’da Suriyeli cihatçıların bulunduğu imasıyla zaman zaman Türkiye’ye göndermelerde bulundu. Rusya da aynı şekilde beyanlarda bulunarak aslında Türkiye’nin Azerbaycan’daki varlığından pek de memnun olmadığını sezdirdi.

Oysa her şeye rağmen 44 günlük savaş Türkiye’nin, Güney Kafkasya’da ne kadar etkili bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Tarih bir kez daha tekerrür etti ve 18. yüzyıl itibariyle bölgeden çekilmek zorunda kalan Osmanlı, Türkiye olarak sahaya geri döndü. Azerbaycan’ın Türkiye ile yakın bağlara sahip olması bölgede Ermenistan üzerinde etkin olan Rusya’yı Türkiye ile ortak çalışmak zorunda bıraktı. O yüzden çatışmalar boyunca birtakım girişimlerde bulunan İran, Fransa ve ABD girişimlerinden herhangi bir sonuç çıkmadı. Nihayetinde Rusya ile Türkiye’nin çabaları ve sahada Azerbaycan ordusunun ezici üstünlüğü 10 Kasım’da varılan mutabakatın ortaya çıkmasının sebebine çevrildi.

10 Kasım mutabakatı aynı zamanda Türkiye adına büyük bir başarı oldu. Çünkü mutabakatla bölgede etkili bir güç olduğunu tescillemekle beraber Rusya ile birlikte ateşkesin gözetilmesini izlemek üzere Azerbaycan’a asker göndereceğini kabul ettirdi. Azerbaycan’a Türk askerinin gitmesi, bölgede şimdiye kadar olan Ermenistan yönümlü dengeyi değiştiren mühim bir adım oldu. Açıkçası Türkiye bölgede varlığıyla dengeleyici bir ülke rolünü üstlendi. Azerbaycan’ın zararına olacak her türlü oldu bittiye sessiz kalmayacağını gövdesini ortaya koyarak gösterdi. Azerbaycan’a güven verdi, gerçek bir kardeş olarak elini uzattı. Azerbaycan’ın baskı altına alınamaması için bir kalkan görevi üstlendi. Bu davranışıyla aynı zamanda Güney Kafkasya’da huzur ve barışın sigortası olduğunu da kanıtladı.

Bundan sonra Türkiye bağlamında Güney Kafkasya

Sahada kazanılan askerî başarı ile mutabakat metninde ortaya konan iradenin bundan sonra Azerbaycan’ı daha da rahatlatacağı anlaşılıyor. 30 yıl sonra tüm toprakları üzerinde hakimiyetini yeniden sağlamayı garanti altına almış ülkenin ordusu, ekonomisi ve siyasi bütünlüğüyle bölgesinin en gelişen devleti olma unvanını koruması beklenir. Bu arada işgalden kurtarılan bölgelerin kalkınması konusunda Türkiye ile yakın iş birliğinin artması, iki devlet arasındaki askerî ve ekonomik yakınlaşmayı siyasi bir birlikteliye doğru ilerletme imkanı sunabilir. Bu imkanın gerçekleşmesi için işgalden kurtarılan bölgeler üzerinden geçecek enerji projeleriyle Nahçıvan koridorunun çok daha fazla fırsatlar ortaya çıkaracağı aşikardır.

Çatışmaların durmasıyla oluşan yeni konjonktürde Türkiye’nin bölgedeki varlığı tartışılsa dahi, bölgeye Türkiyesiz huzurun gelmeyeceği gerçeğini de gösteriyor. Bu bağlamda ortaya çıkan yeni durum bölgenin diğer aktörlerince de kabul ediliyor. Nitekim geçenlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yaptığı bir açıklama ile Güney Kafkasya’da değişen statükoyla Türkiye’nin de artık oyuncu olduğunu ifade etti. Dahası, Türkiye’nin bölgedeki etkin varlığı sadece Güney Kafkasya ile sınırlı kalmayacağa benziyor; nitekim Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sıkı iş birliği, Hazar’ın ötesindeki Türk ülkeleri için de örnek teşkil edebilir. Bu da ilerleyen süreçte onların Türkiye ile Azerbaycan iş birliğine daha çok ilgi duymalarına ve ortak projelerde rol almalarına neden olabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Kasım 2020’de yayımlanmıştır.

Ramin Sadık
Ramin Sadık
Doç. Dr. Ramin Sadık - 1977’de Azerbaycan’da doğdu. 1999’da İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 2003’de Marmara Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde yüksek lisansını, yine aynı üniversitede 2009’da doktorasını tamamladı. 2010-2014 yıllarında Azerbaycan Muallimler Enstitüsü’nde öğretim üyeliği ve Azerbaycan Bilimler Akademisi’ne bağlı Şeki Regional Merkezi’nde bilim sekreterliği görevinde bulundu. 2014’te Türkiye’ye dönen Ramin Sadıgov halen Bayburt Üniversitesi’nde doktor öğretim üyesi olarak çalışıyor. Rusça ve İngilizce bilen Sadıgov, daha çok Kafkasya tarihi, Osmanlı-Rusya, Rusya-Azerbaycan, Rusya-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri üzerine, aynı zamanda Bolşevik Devrimi ile Rusya’nın 20. Yüzyıl başlarındaki askeri ve siyasi tarihi üzerine çalışmalar yapıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

1
0
Would love your thoughts, please comment.x