Türkiye’de kentleşme sürecinin ekonomik ve sosyal etkileri, toplum araştırmalarının başlıca konularından biridir.. Barınma, ulaşım, sağlık, eğitim hizmetlerine erişim, sosyoekonomik eşitsizlikler, kimlik, kültürel yaşamın aktarımı ve değişimi, dönemler itibariyle farklılaşsa da değişmeyen bir istihdam türü var: Ev işçiliği.
Ev işçisi kavramına dair farklı sınıflandırmalar mevcut. Yatılı olarak kalanlar, tek bir işverene bağlı olarak gündüz çalışanlar ve birden fazla işveren için gündüzlü çalışanlar, ev işçisi olarak tanımlanıyor (Sarıbay Öztürk, 2016). Yemek, bulaşık, ütü, temizlik (kapsamı oldukça geniş) işlerini evde yapanlar için kullanılan bu tanım, son 15 yıldır daha fazla gündemimizde. Çünkü “ev işçisi” tanımı, çalışma haklarını, işveren ve işçi ilişkisini, sosyal koruma gerekliliğini beraberinde getiriyor.
Ancak hâlâ daha yerleşik olan ifade “abla”. 1970’lerde Yeşilçam filmlerine konu olan “temizliğe giden kadın” öznesi, bugünün Türkiye’sinde “eve gelen abla” veya “yardımcı abla” tanımlamasıyla anılıyor. Bu tanımlamanın dayandığı nokta, ev işçilerinin hem Türkiye’de hem de dünyada büyük bir çoğunluğunun kadın olması.
Bakım sorumluluğu paylaşımında el ele vermek zorunda kalan kadınlar
Kadınların eğitime katılımının artışı, mezun olunan eğitim düzeyinin yükselmesi beraberinde “evde yardımcı abla” talebini getirdi. TÜİK verilerine göre 2025 yılında %36,3 olarak gerçekleşen kadınların işgücüne katılım oranının yükseliş trendinin devam edeceği tahmin ediliyor.
Bu yükseliş, kadınların çalışma ve aile hayatını birlikte yürütebilmesi için evde ona yardım elini uzatacak bir kadına ihtiyacının da artacağı anlamına gelir. Öyle ki yardımcı abla, evin dışında, yani prestijli (!) işlerde çalışan kadın için yardımcıdan ziyade iş ve aile uyumunda kilit noktaya yükselmiş durumda.
Yardımcı ablanın gelmediği zamanlar özellikle kadınlar için kriz demek, zira ev, çocuk ve aile üyesi bakımında hâlâ daha görev yüklenen kişi genelde kadın oluyor. Dolayısıyla çalışan kadın, işine devam edebilmek için başka bir kadına ihtiyaç duyuyor. Yani bir kadın sosyoekonomik açıdan avantajlı konumdaysa kendi yeterliliğini ve çalışan kimliğini korumak için başka bir kadına muhtaç.
Kadınların eğitim ve istihdam oranları artarken, bakım sorumluluğunun hâlâ daha kadın cinsiyetiyle eşleştirilmesi değişmediği gibi, ev işçisinin de kadın olması aslında bakım aktörü olarak kadının etiketlenmesi kabulünün bir sonucu.
Ev işçilerine olan talebin artacağına dair öngörü yalnızca kadın istihdam artışıyla ilgili değil. Türkiye’de 2024 yılında tek başına yaşayanların sayısı 5 milyon 321 bin 540. Bu kişilerin yaş, sağlık, eğitim, aile yapısı, coğrafi bölge, vb. sosyoekonomik verileri, ev işçilerine yönelik taleplerin oluşmasında etkili olabilir. Ancak şunu söyleyebiliriz ki, özellikle büyük şehirlerde cinsiyet ayrımı olmadan beyaz yakalılar için “temizliğe gelen abla” çok yaygın.
Ev işçilerine talep artarken ve artacağı öngörülürken, ev işçilerinin çalışma haklarında bir değişim var mı? Cevap aramamız gereken soru bu, çünkü 1970’lerin, 1980’lerin ve hatta 1990’ların ev temizliğine giden kadınlardan çok daha farklı bir kitle var artık. Bilgiye erişimin hızlanması ve kolaylaşmasıyla birlikte çalışma haklarına dair farkındalığın arttığı bir dönemdeyiz. Üstelik, ev işçilerinin çocukları, milenyumda doğan çocuklar. Annelerinin haklarını arama, herhangi bir adaletsizliğe karşı ses çıkarması gerekliliği zaten doğdukları çağla birlikte sosyal kodlarına yüklenen çocuklar.
“Temizliğe gelen abla” dan “ev işçisi” ne geçiş
Her ne kadar Türkiye’de “eve temizliğe gelen abla” ifadesi tanıdık olsa da, bu ablaların “ev işçisi” olarak tanımlanması çok yakın bir tarihe dayanıyor. 1 Nisan 2015 tarihinde yayınlanan “Ev Hizmetlerinde 5510 Sayılı Kanunun Ek 9. Maddesi Kapsamında Sigortalı Çalıştırılması Hakkında Tebliğ” ile ev hizmeti ve ev işçisi tanımı yapıldı.
Yasal bir tanımlamaya kavuşan ev işçileri için bu önemli bir adım, ancak mevcut durumda gidilecek çok uzun bir yol var. Bu tebliğ, ev işçisinin aynı işveren tarafından 1 ay içinde en az 10 gün istihdam edilmesi durumunda sosyal sigorta zorunluluğu getiriyor.
Peki, 1 ay içerisinde farklı evlerde çalışanlar veya 10 günden az çalışanların sundukları emek karşılığında sosyal koruma haklarına erişimi ne olacak?
Özellikle kısmi süreli çalışma, evden çalışma, çağrı üzerine çalışma ve web tabanlı platform aracılığıyla çalışma gibi standart dışı istihdam türlerine talep artarken, gündelik veya yevmiyeli çalışma neden sosyal koruma kapsamı dışında tutuluyor? Üstelik tebliğde ev hizmeti tanımlanırken, yani bir iş tanımı yapılırken, ev işçileri 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilmiyor. İş Kanunu kapsamına alınmayan bir işin ve bu işi yapan işçilerin işgücü piyasasında kabul görmesini beklemek gerçekçi değil.
Ev işçileri, sömürü, suiistimal ve iş akdinin gerekliliği
Ev hizmetinin “iş”, ev işçisinin “çalışan” olarak görülmemesinin farklı sonuçları var. Örneğin, evin mahrem alan olması, hem işveren hem de işçi için birçok meydan okumayı da beraberinde getiriyor. Öncelikle karşılıklı güven sorunu olabiliyor, çünkü İş Kanunu kapsamı dışında bir çalışma şekli olduğu için karşılıklı profesyonel bir iş ilişkisinden ziyade güvene ve samimiyete dayalı duygusal bir ilişki kuruluyor.
Ev işçileri için “o ailemizden birisi”, “Çocuklarıma benden daha iyi bakıyor”, “benim elim ayağım” gibi ifadeler çok insani görünse de aynı zamanda birçok sömürü ve suiistimale kaynaklık ediyor. Örneğin ev işçilerinin sıklıkla şikâyet ettiği konulardan birisi iş tanımının olmaması. Çocuk bakımı için istihdam edilen ev işçisinden zamanla yemek, eli değmişken ütü, hatta çocuk uyurken temizlik beklentisi oluyor. Bu beklentiler oldukça rasyonel, çünkü ev işçisi ile ev sahibi arasında herhangi bir iş akdi yok. “Aile üyesi” kamuflajında iş tanımında olmayan birçok işi yüklenmek zorunda kalabiliyor ev işçisi.
Ev işçiliği ne kadar güvenli?
İş sağlığı ve güvenliği meselesi ise oldukça sorunlu bir konu, zira herhangi bir ihmal kalıcı olarak iş görememezlik, engellilik veya ölümle sonuçlanabiliyor. Türkiye’de cam silerken düşme, temizlik maddelerinden zehirlenme, elektrik çarpması sonucu ölümlerde öznenin hep kadın olması, “ev işinin” kadına eşleştirilmesinin sonucu.
Durum ev işçileri için ise daha da kötüleşiyor, çünkü bu tür kazaların iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için ev işçisinin meslek hastalığı ve iş kazası kapsamında sigortalı olması gerekiyor. İşi yaptığı halde ücretini alamayan, sözlü ve/ya fiziksel şiddete maruz kalan, cinsel istismara uğrayan ev işçisi kadınların haklarını arayabilmesi için “başkasının evinin” kendilerinin işyeri olduğunu kabul ettirmeleri gerekiyor ne yazık ki.
“Ev işinin” değersizliği
Ev içinde yapılan işin, evin işyeri statüsünde olmamasından dolayı anlam kaybetmesi başka bir yazının konusu, çünkü bu kabul aslında bize “ev işinin” değersiz olduğu fikrinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Akalın’ın 2007 yılında yayınlanan makalesinde “Ev işleri anne tarafından yapıldığında annelik, başkası tarafından yapılınca ise “vasıfsız iş” olarak değerlendiriliyor” tespiti bu durumu bir kez daha güçlendiriyor. Eğer yemeği, temizliği, ütüyü, çamaşır ve bulaşığı, alışverişi anne yapıyorsa, bu işlere “annelik” deniliyor. Bu işleri aile üyesi olmayan başka bir kadın yaparsa, bu sefer de işler “niteliksiz iş”, yapan da “vasıfsız”.
Ev işinin “ bir iş” olduğuna dair kabulümüz o kadar zayıf ki. Anneliğe yüklenen “bakım” işi, başkası yaptığında “niteliksiz iş” olarak etiketleyerek değersizleştiriliyor. Belki de bu kabulü değiştirmeye dair çabayla başlamalıyız ev işçilerinin çalışma hakları için mücadeleye.
Ev işçilerinin haklarını tanımak için ne yapmalı?
Ev işçilerinin ekonomik ve sosyal hakları için önemli çalışmalar yapan kurumlar mevcut. Ev İşçileri Dayanışma Sendikası, İmece Ev İşçileri Sendikası, Türkiye’deki ev işçisi sendikaları. Diğer yandan Uluslararası Çalışma Örgütü, ev işçilerine yönelik hem mevcut durum tespiti hem de geleceğe dair politika önerileri açısından çalışmalar yapıyor.
2021 yılında ILO tarafından yayınlanan ve Ceyhun Güler’in yazdığı “Ev İşçiliğinin Türkiye’deki Görünümü” başlıklı rapor, ev işçilerine yönelik hazırlanan en kapsamlı yayınlardan birisi. Diğer yandan, Hizmet-İş sendikası sahada birebir çalışarak 104 bin ev işçisinin sendikalı olmasını sağladı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da ev işçilerine yönelik çalışmaları bakanlık gündemine alıyor.
Aslında hem uluslararası hem de ulusal düzeyde çalışma hayatının aktörleri, ev işçilerinin çalışma haklarının orta ve uzun vadede Türkiye’nin çalışma gündeminde alacağı yerin farkında. Zira kadınların çalışma hayatına katılımı, tek yaşayanların hanelerin sayısı, yaşlı ve çocuk bakım talebindeki artış, ev işçilerinin işgücü piyasasında hizmet alanında baskın bir çalışan olacağının işaretleri.
Mesele, 2000’lerin dinamiklerine göre, ev işinin “değersiz” olmaktan çıkarılarak ev işçisinin “çalışan” olarak değerinin verilmesinde. Çalışan olarak görülmeyen bir öznenin, çalışma şartlarından ve sosyal koruma hakkından bahsetmek pek mümkün değil. Buna dair ilk adım ILO’nun C189 “Ev İşçileri İçin İnsana Yakışır İş Sözleşmesi”ni imzalayarak atılabilir.
Kaynaklar
Güler, C. (2021). Ev İşçiliğinin Türkiye’deki Görünümü: Kapsam, Boyut ve Sorunlar. Uluslararası Çalışma Örgütü Yayınları.
Sarıbay Öztürk (2016), “The precarious situation of domestic workers in the light of Turkish labour law and ILO Convention No. 189”, SEER: Journal for Labour and Social Affairs in Eastern Europe Vol. 19, No. 2, pp. 171-180.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 25 Şubat 2026’da yayımlanmıştır.



