24 Ekim 2019

Çin

Yorum yap

Yazdır

“Çin Rüyası” gerçekleşecek mi?

1,3 milyar nüfus, dünyanın 2. büyük ekonomisi, ekonomik büyümede dünya birincisi. Bir yanda derinleşen sorun gelir eşitsizliği bir yanda 850 milyon insanın yoksulluktan kurtulduğu gerçeği. Endüstrileşmemiş köylü bir toplumdan eğitimli işgücünde Almanya’yı yakalamaya ramak kalmış; bilimden askeri teknolojilere, ticaretten uzay araştırmalarına pek çok alanda 70 yılda adeta dönüşmüş dev bir ülke: Çin.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 70 yıl sonra hem yeni hedefler hem de yakasını bırakmayan sorunlar var önünde. Bir yanda “Yeni İpek Yolu” olarak da bilinen Bir Kuşak Bir Yol projesiyle dünya nüfusunun neredeyse yarısını ve dünyada milli gelirin beşte birini oluşturan ülkeleri birbirine bağlamayı, dünya çapında ticaret ve yatırım bağlantıları kurmayı amaçlıyor; diğer yandaysa haftalardır dinmeyen Hong Kong protestoları, Tayvan sorunu ve ticaret savaşları gibi derinleşen sorunlar.

70. yılında kendine yeni bir yol çizen Çin Halk Cumhuriyeti hangi hedeflerine ulaştı, hangilerinde yetersiz kaldı? İşte 70 yıllık karne ve yeni mücadeleler…

100 yıllık kaos

1839, Çinliler için herhangi bir yıl değildi. O tarihe dek bölgesinde kültürel, askeri, siyasi ve ekonomik olarak hep çekim merkezi olmayı başarmış, kendisini Orta Krallık (Zhongguo) olarak isimlendirmiş ülke henüz endüstrileşme sürecine girmemişti. O yıllarda dünya gayri safi milli hasılasının yüzde 35’ine yakınını ürettiği tahmin edilen Çin, Batılı güçlerden üretim kapasitesi açısından çok daha büyüktü ancak askeri teknoloji açısından çok gerilerdeydi. Şöyle ki, Çin’in kendi topraklarında afyon satışını yasaklaması ve İngilizler’e ait Kanton bölgesindeki afyon depolarını basması, İngiltere’nin 1839’da Çin’e savaş ilan etmesine neden oldu. Birinci Afyon Savaşı olarak tarihe geçen bu savaşta Çin, Batılılarla karşı herhangi bir varlık gösteremedi.

Bu askeri hezimetten sonraki süreçse işgaller, sömürgeleştirme çabaları ve iktidarda bulunan Çin Milliyetçi Partisi (Kuomintang) ile muhalif Çin Komünist Partisi (ÇKP) arasındaki iç savaşla geçti. Aralıksız yaklaşık 110 yıl süren bu kaos dönemi, Çinlilerin ifadesiyle “aşağılanma yüzyılı” 1 Ekim 1949’da, Çin Komünist Partisi’nin Mao Zedong’un önderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) ilan etmesi ile sona erdi.

Artık yeni bir dönem, yeni umutlar, yeni hedefler vardı. Dönemin karar alıcılarının önündeyse iki temel sorun: Ekonomisi neredeyse tamamen tarıma dayalı ülkede yaklaşık 5501 milyonluk fakir ve köylü nüfusun yoksulluktan kurtarılması ve Çin’in ‘kaybettiği’ fakat hak ettiğini düşündüğü uluslararası statünün yeniden kazanılması yani bir diğer ifade ile 2012’den bu yana Çin’i yöneten Devlet Başkanı Şi Jinping’in bugün ‘Çin Rüyası’ olarak isimlendirdiği vizyon. Kuruluşun 70. yılında, Çin, bu iki alanda geldiği son durumu ve yeni aşamaları tartışıyor. Fakat önceki dönem tartışmalarından farklı olarak ‘Yeni Çin’ ve ‘Yeni Dönem’ vurgusu ön plana çıkıyor.

Küllerinden doğan Çin

70. yıl kutlamalarına damga vuran ifadeyle ‘Yeni Çin’ yoksullukla mücadeleyi büyük oranda çözdü hatta Dünya Bankası verilerine göre, Çin’in 2020’de de mutlak yoksulluğu tümüyle ortadan kaldırması bekleniyor. Şimdiki hedefse, ‘refah toplumu’ oluşturmak.

Çin Komünist Partisi’nin teori dergisi Qiushi’da “Yeni Çin İçin” başlıklı makalede, eski Çin (1949 öncesi) ile yeni Çin’i karşılaştırarak gelinen noktaya dikkat çekiliyor.2 Makalede, Çin’in 1949’da 60 milyon yuan büyüklükteki bir ekonomiden 90 trilyon yuanlık bir ekonomiye dönüşmesi ve dünya ekonomik gelişiminin yüzde 30’unu oluşturmasının altı çiziliyor. Ayrıca Çin’de 1949’da 35 yıl olan ortalama yaşam süresinin 77 yıla çıkışına da işaret ediliyor. 20 bin kişilik Batılı koalisyon ordusunun 2 milyonluk Qing Hanedanlığı ordusunu yenilgiye uğrattığı ve yeni Çin’in küllerinden doğuşunun başarı hikayesi anlatılıyor.

Başarının sırrı ne?

Çin’in özellikle ekonomik alanda büyük bir başarı elde ettiğine şüphe yok. Çin Komünist Partisi’ne yakınlığı ile bilinen, Çin’in uluslararası konulara yaklaşımını şahin bir bakış açısı ile değerlendiren en önemli dış politika gazetesi Huanqiu Shibao’da yayınlanan “Çin yönteminin uygulanmasının karakteristiğinin dünya için önemi” başlıklı yazıda, Çin’in başarısının sırrı, ülkenin kendine özgü geliştirdiği Çin karakteristiği ile açıklanıyor.3 Bu karakteristik ise Şi Jinping’de ifadesini bulan, Marksizm’in temel ilkeleri ile Çin’in gerçekliğinin kaynaştırılması yaklaşımına dayanıyor. Makalede de değinildiği üzere artık ikinci soruna daha fazla yoğunlaşma, dolayısıyla da ‘yeni dönemde’ yeni reformlar ve doktrinler geliştirme zamanı.

‘Yeni dönem’, dönüştürücü güce sahip lider olarak tanımlanan Başkan Şi Jinping’in 2012’de ülke yönetimini ele almasıyla başlatılıyor. Onun reform yapabilme yetkisi, ‘yeni dönem’ ve ‘yeni yaklaşım’ vurgusuyla da örtüşüyor. 2018’de, Çin’de başkanlığın süre kısıtlamasının kaldırılması ve Başkan Şi’nin yeni dönemde yüklendiği “dönüştürücü lider” misyonu yüklenmesi de gücün merkezileşmesine yol açıyor.

Başkan Şi’nin yeni dönemdeki misyonu, bir refah toplumu yaratmanın yanı sıra Çin’in ‘hak ettiği’ uluslararası statüsünü yeniden kazanarak Çin’in dirilişi sürecini, Şi’nin söylemi ile ‘Çin Rüyası’nı gerçekleştirmek.

Çin’in mücadelesi kiminle?

Bu bağlamda 70. yılda resmi ve gayri resmi konuşmalarda, analizlerde ve medyada sıklıkla tekrarlanan ‘mücadele’ söylemi de yeni dönemin yeni misyonuna işaret ediyor. Huanqiu Shibao’da “70 yıl ya da 40 yıl, Çin çok istikrarlı” başlıklı analizde de bu mücadelenin dışarıda kime karşı yapılacağının cevabı veriliyor.4

Bazı uluslararası aktörler, Çin’i engellemenin ABD’nin 21. yy’ı kazanmasının en kolay ve doğru yolu olduğunu düşünüyor ve bu süreç başladı bile. ABD liderliğindeki Batı’nın meydan okuması her zamankinden daha fazla ama Çin iç ve dış sorunların üstesinden gelebilecek yetide.

Analizde, ABD liderliğindeki Batı’nın sosyalist Çin’in gelişmesinden rahatsız olduğu belirtiliyor ve şu ifade kullanılıyor: “Bazı uluslararası aktörler, Çin’i engellemenin ABD’nin 21. yy’ı kazanmasının en kolay ve doğru yolu olduğunu düşünüyor ve bu süreç başladı bile. ABD liderliğindeki Batı’nın meydan okuması her zamankinden daha fazla ama Çin iç ve dış sorunların üstesinden gelebilecek yetide.”

Çin’in “öteki”si: Batı

Son dönemde, Çin medyasında çıkan haber ve analizlerde, Batı’ya karşı genellemeci bir bakış açısının hakim olduğu ve Batı’nın Çin’in ‘ötekisi’ olarak tanımlanmaya başlandığını söylemek mümkün. Bu yaklaşımının temelleri 1839 Afyon Savaşları’na kadar geriye gitse de, son dönemde Tayvan sorunu ve ticaret savaşları da bunun tetikleyicisi oldu. Fakat Hong Kong protestolarında, göstericilerin liderlerinin Avrupa ve ABD’yi ziyaretlerinde üst düzeyde ağırlanmaları, Avrupalı ve Amerikalı siyasetçilerin Çin’e uyarıları, Çin kamuoyunun da Batı’ya genellemeci bir bakış açısı ile bakmasına yol açıyor.

Xi’nin Çin Rüyası’nı gerçekleştirebilmesi, mevcut mücadeleyi kazanabilmesi ya da Batı’nın “meydan okumalarına” karşı çözüm geliştirebilmesi ile yakından ilişkili. Çin yönetiminin en acil sorunu, şu an için Hong Kong’da yaklaşık yirmi haftadır devam eden protestoların bir an önce sonlandırılması. “Bir devlet, iki sistem” temelinde yönetilen Hong Kong’da devam eden protestolara Batı’nın destek açıklamaları Çin’i adım atmak konusunda ikilemde bırakıyor. Ayrıca protestoların hâlâ sürmesi ve Çin’in bir çözüm üretememesi de küresel imajına zarar veriyor. Diğer yandan Çin yönetimi Hong Kong protestoları üzerinden ABD’nin içişlerine karıştığını ve bu protestoları ticaret savaşında bir baskı unsuru olarak kullandığını düşünüyor. Çin’de oluşan bu tür algılar Çin ile Batı arasındaki mesafeyi de açıyor.

Hong Kong protestoları Çin’in en hassas dış politika gündemi olan Tayvan sorununun da derinleşmesine neden oluyor. Hatırlanacağı üzere, 20 Ağustos 2019’da Tayvan Dışişleri Bakanlığı resmi hesabından attığı tweet mesajı ile bugün Çin’in en büyük iki baş ağrısından birisi olan Hong Kong protestolarına destek vermişti. Hong Kong protestoları ile birlikte, Tayvan’da Pekin yönetimi ile ilişkilere sıcak yaklaşmayan Tayvan milliyetçisi merkez-sol parti popülaritesini artırırken, Pekin yönetimi ile yakın ilişkileri savunan Çin milliyetçisi partiyse gücünü konsolide etmek için Pekin ile arasına mesafe koymaya başladı. Bu durum, Çin – Tayvan arasında zaten zayıf olan bağların daha da zayıflamasına neden oluyor.

Şi’nin güçlü başkan imajıyla Çin daha da kuvvetlenirken, Tayvanlılar daha önce de tarihte birkaç örneği olan Tayvan’ı Çin’e katmayı amaçlayan bir askeri girişim ihtimalinden korkuyor. Bu kaygı onları ABD’ye daha fazla yaklaştırıyor. Geçtiğimiz aylarda ABD’nin Tayvan’a 8 milyar dolarlık tek seferde bugüne kadarki en büyük silah satışına onay vermesi, ABD’nin bölgedeki amacı konusunda Çin’de ciddi rahatsızlıklara yol açıyor.

Peki, Başkan Xi, Çin Rüyası’nın önündeki acil çözüm bekleyen bu sorunların üstesinden gelebilecek mi? Evet, Çin ekonomik kapasite olarak büyük mesafeler kat etti ve materyal kapasite olarak oldukça iyi bir konumda. Fakat Çin kamuoyunun da tartıştığı gibi Yeni Çin yeni bir döneme girdi ve yeni dönemin sorunları da bambaşka. Yukarıda bahsedilen sorunlarla baş edebilme kapasitesi, Çin Rüyası’nın da kaderini belirleyecek ilk sınavlar.

Twitter’dan takip edin: @AlperenUmit

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Ekim 2019’da yayımlanmıştır.

  1. https://www.worldometers.info/world-population/china-population/
  2. http://www.qstheory.cn/dukan/qs/2019-10/02/c_1125068591.htm
  3. https://opinion.huanqiu.com/article/9CaKrnKn9JJ
  4. https://opinion.huanqiu.com/article/9CaKrnKn0bv

Dr. Ümit Alperen

Dr. Ümit Alperen - Peking Üniversitesi’nde Misafir Araştırmacı, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Politikalar Merkezi’nde de Doğu Asya Uzmanı. Lisans eğitimini 2006 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Ümit Alperen, yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yazdığı “Harmonious World: Hu Jintao Doctrine and Chinese Foreign Policy” başlıklı teziyle tamamladı. 2014 yılında bir yıl süreyle Peking Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen akademisyen olarak çalışmakta olduğu Süleyman Demirel Üniversitesi’nden de “Çin Dış Politikasında İran” başlıklı doktora tezi ile 2016 yılında doktor ünvanını aldı. Alperen araştırmalarında Çin Dış Politikası, Çin İç Politikası, Doğu Asya, Çin-İran İlişkileri, Çin-Ortadoğu İlişkileri üzerine yoğunlaşıyor.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend