İran’daki son protestoların öncekilerden farkı ne?

İran’da 15 Kasım’da ilan edilen benzin fiyatını üç katına çıkaran zamlar ile alevlenen ve sokağa taşan protestolar şimdilik bastırılmış gözükse de 1979 Devrimi sonrasında devlet-toplum ilişkilerindeki en sert krizlerden birine dönüştü. Olaylarda, Uluslararası Af Örgütü’nün iddialarına göre en az 143 kişi hayatını kaybetti, İran resmi makamları ise 6 güvenlik görevlisinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Ülkede iletişimin can damarı olan internet bağlantısı ise günlerce kesikti.

İran İslam Cumhuriyeti’nin 1979’dan günümüze siyasi serüveni düşünüldüğünde sosyal hareketlerin özneleri, talepleri, eylem biçimleri ve hedefleri ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve iktisadi krizlerle birlikte dönüşmeye başladı. 2019 protestoları, 2017’nin son günlerinde patlak veren ve ülkede giderek artan işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı ve yolsuzluk gibi kronik sosyo-ekonomik sorunları hedef alan isyanlara yeni bir halka ekledi.

Protestocuları sokağa döken zam bir anlamda bardağı taşıran damla oldu. ABD’nin 2018’de yeniden devreye giren yaptırımları neticesinde, sadece bir yılda İran’da enflasyon resmi rakamlara göre yüzde 10’dan yüzde 40’a yükseldi, İran riyali dolar karşısında yüzde 70’e yakın değer kaybetti. İlk şokun ardından kısmi bir toparlanma olsa da kriz Ruhani’nin ilk yıllarında elde edilen makroekonomik istikrarı bozdu. Ekonomi, özellikle petrol ihracatında yaşanan düşüş nedeniyle Irak ile savaştan bu yana en ağır resesyonunu yaşamaya başladı. Yine resmi rakamlara göre 2019’da genç işsizliği yüzde 27’ye ulaşırken, üniversite mezunları arasında işsizlik oranı yüzde 40’ı buldu.

Protestoların öncekilerden farkı ne?

İran’da son birkaç sene zarfında kısa aralıklarla karşımıza çıkan protestolar, 2009 Haziran’ında tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından başlayan ve Yeşil Hareket olarak adlandırılan isyandan çeşitli açılardan ayrılıyor. Yakın tarihli protestolara katılanlar, daha çok alt-orta sınıf ve işsiz kesimden geliyor; ekonomiyi önceleyen sosyal adalet taleplerini dile getiriyorlar, protestolarsa yoğun şiddet içeriyor, belli bir liderden yoksun ve sistem karşıtı.

Yeşil Hareket’in protestoları sivil haklar ve özgürlükleri temel alan, sisteme içeriden, rejimin cumhuriyetçi vasıflarını güçlendirerek çözüm getirmeye çalışan, reform yanlısı, kentli orta sınıf seçmenin barışçıl eylemlerine dayanıyordu.1

Yeşil Hareket siyasi reform vurgusu taşırken, sosyal adalet beklentisi fazla ön planda değildi. Farklı sınıfları içeren bütüncül bir görüntüden uzaktı, bu nedenle daha çok kentli ve orta sınıf bir mahiyette kaldı, işçi sınıfını içermedi. Eylemleri rejim tarafından zorla bastırılırken, protestolar İran’ın devrim sonrasında toplum ile ilişkilerindeki en derin kriz olarak anılıyordu.

Yeşil Hareket’e destek verenlerin bir kısmı, önceki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad döneminde İran’ın iç ve dış siyasetinde gitgide artan güvenlik ikliminden kurtulmak için ülkeyi terk etti. İran’da kalan reformcu seçmenin büyük çoğunluğu ise 2013’te cumhurbaşkanlığı seçimlerinde destekledikleri Hasan Ruhani’nin ılımlı mesajlarıyla sistem ile “barıştı”. Reformcu seçmenin bilhassa P5+1 ülkeleri ile imzalanan nükleer anlaşmanın ardından ekonomide, siyasette ve kültürel sahada yeni bir dönemin başlayacağına dair büyük umutları vardı. Ancak İran’ın hem uluslararası ve bölgesel ilişkilerinde hem de devlet-toplum ilişkilerinde normalleşmeyi getireceğini umduğu koşullar anlaşma sonrası dönemde gerçekleşmedi.

Reformcu seçmenin bilhassa P5+1 ülkeleri ile imzalanan nükleer anlaşmanın ardından ekonomide, siyasette ve kültürel sahada yeni bir dönemin başlayacağına dair büyük umutları vardı.

Ne değişti?

Arap Baharı sürecinde Tahran’ın Suriye, Irak ve Yemen’deki krizler üzerinden bölgesel nüfuzunu koruma ve arttırma çabası, “Ortadoğu’da yeni bir Soğuk Savaş” süreci olarak anılan bölgesel rekabeti derinleştirdi. ABD’de Donald Trump yönetiminin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve kapsamlı yaptırımlar ile Tahran’a “azami baskı” uygulama kararı, İran’ın sosyo-ekonomik kırılganlığını ve siyasi kriz ihtimallerini arttırdı.

ABD Başkanı Trump’ın 2018’de nükleer anlaşmadan çekilme kararını vermesinde İran’da 2018 yılında devam eden protestoların da rolü oldu. Trump yaptırımlar ile oluşacak toplumsal baskının İran rejimini “daha iyi bir anlaşma” için masaya dönmeye zorlayacağını umuyordu.

ABD’de ve bölgedeki kimi İran karşıtlarının gerçekleşmesini daha çok arzu ettiği beklenti ise rejimin uluslararası baskıların da etkisiyle ekonomik zaafları nedeniyle içten içe çökmesiydi. 2018’den bu yana Amerikan yaptırımları, 2006 sonrası dönemde olduğu gibi İran’ın iktisadi büyüme, istihdam yaratma ve dış ilişkilerinde normalleşme arayışını sekteye uğratırken, ülkenin kronik ekonomik sorunlarını derinleştirdi.

İran’da halk, nükleer anlaşmaya sadık kalmasına rağmen ülkelerine yaptırım uyguladığı için ABD’yi suçlarken, ülkedeki gelir adaletsizliği, nepotizm ve yolsuzluktan da siyasi seçkinleri ve sistemi sorumlu tutuyordu. Yaptırımlar İran’ı petrol gelirlerinin büyük bir kısmından mahrum ederken, bu yükü omuzlayan kesim giderek yoksullaşan orta sınıf, işçiler ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan kentli yoksullardı. 2017-2018 protestoları öfkenin sadece hükümete yönelik olmadığını, bizatihi sistemin kendisinin sorgulandığını göstermişti.2

İran rejiminin protestolara cevabı

İran’da 15 Kasım 2019’da başlayan isyan ve protestoları tetikleyen zamlar, yasama, yürütme ve yargı erki başkanları Ali Laricani, Hasan Ruhani ve İbrahim Reisi’den oluşan İran Ekonomi Koordinasyonu Yüksek Konseyi’nin kararı ile alındı. Dinî Lider Hamaney’in kararı desteklemesi, bu hamlenin müesses nizam tarafından kabul gördüğünü teyit etti.

2017’de yumurta fiyatlarına yapılan zammın tetiklediği protestoların tecrübesi ile devlet, 2019’daki karar sonrası sokaktan benzer bir reaksiyonu hesaba kattığını isyanlar karşısında geri adım atmayarak, gösterilerin sürmesi halinde müdahalenin geleceğini ısrarla tekrarlayarak ve nihayetinde protestolara sert bir şekilde müdahale ederek göstermiş oldu. Protestolar 2000’lerin başından itibaren rejime içeriden gelebilecek tehditlere karşı teyakkuz halinde bulunan Devrim Muhafızları ve ülke içinde Devrim adına gözetmenlik yapan gönüllülerden oluşan Besic birlikleri tarafından bastırıldı.3

Gerek Tahran, Tebriz, İsfahan ve Şiraz gibi büyük kentlere, gerekse Ahvaz ve Kirmanşah gibi etnik hassasiyetlerin kalkınma sorunları ve yoksulluk ile iç içe geçtiği küçük kentlere yayılan isyanların kontrol altına alınmasının ardından yetkililerden gelen açıklamalarda “düşmanın püskürtüldüğü”, “hezimete uğratıldığı” ifade edildi. 4

Devlet yetkililerinin açıklamaları protestoların ABD, İsrail, Suudi Arabistan gibi “dış güçlerin paralı askeri olan fitnecilerin” isyanı olarak değerlendirildiğini gösterirken,5 ülkede medyanın sessiz tutumu gazetecilerin bu konuda haber yapmamaları için uyarıldıkları bilgisi ile iyice büyüdü.6

Gösterilerin bilançosu açıklanırken kamu mallarına, bankalara ve akaryakıt istasyonlarına verilen hasarın altı çizilirken, Kolluk Kuvvetleri protestoların 180 “asli liderinin” gözaltına alındığını duyurdu. Protestoların başlamasından bir hafta sonra gözaltına alınan protestocuların sayısının 4800’e ulaştığı farklı haber kaynaklarına yansıdı.7 Gösterilerde en az 143 kişinin öldüğü bilgisi Uluslararası Af Örgütü tarafından paylaşıldı.8

Devlet yetkililerinin açıklamaları protestoların ABD, İsrail, Suudi Arabistan gibi “dış güçlerin paralı askeri olan fitnecilerin” isyanı olarak değerlendirildiğini gösterirken,9 ülkede medyanın sessiz tutumu gazetecilerin bu konuda haber yapmamaları için uyarıldıkları bilgisi ile iyice büyüdü.10 Günlerdir kesik olan internet bağlantısının geri dönmesi ile protestolara ait yeni video kayıtları ve fotoğraflar uluslararası medyada yer bulmaya başladı.

Kriz iç siyaseti nasıl etkileyecek?

İran karartma günlerinden çıkarken yaşanan krizin iç ve dış siyasete etkilerinin ne olacağı sorusu, hem yaklaşan Meclis seçimleri hem de bölgede devam eden Lübnan ve Irak protestoları nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Elbette nükleer anlaşmanın geleceği ve toplumsal gerilimin İran-ABD ilişkilerine olası yansıması da bu bağlamda düşünülmesi gereken diğer konular arasında yer alıyor.

Akaryakıt sübvansiyonlarına yapılan kısıtlama petrol gelirlerini büyük ölçüde kaybeden İran ekonomisi için elzem olsa da, bu kararın Meclis’te veya kamuoyunda hiç tartışılmadan alınması, halkın yanı sıra milletvekilleri ve din adamları nezdinde de büyük tepki çekti.

Zamanlamasının meclis seçimleri öncesine denk gelmesi, Ruhani hükümetinin yıpratılmaya çalışıldığı şüphelerine neden oldu. Zira 2017’de enflasyon nedeniyle Meşhed’de başlayan protestolarda eylemcileri hükümete karşı muhafazakârların kışkırttığı haberleri sıklıkla yer almıştı.

2019 protestolarının büyük ölçüde bastırılmasının ardından Meclis’te Petrol Bakanı Bijen Zengene’yi görevden alma hamlesi, siyasi seçkinlerin krizin faturasını Ruhani hükümetine çıkarma çabası olarak değerlendirilebilir.

Muhafazakâr ve yeni-muhafazakârlar hükümeti halkın ekonomik sorunlarına duyarsız kalmakla suçlamaya devam ederken, Ruhani’nin temsil ettiği fraksiyonun üyesi Tahran vekili Parvaneh Salahshouri’nin devlet-toplum ilişkilerinde işaret ettiği “ciddi mesafe ve büyüyen boşluk” da siyasetin seyri açısından oldukça mühim.11 Yaşanan kriz, Şubat 2020’deki Parlamento seçimleri ve 2021’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformcu-ılımlı koalisyonun oy kaybetmesi ve bu süreçten muhafazakâr cenahın güçlenerek çıkması ile sonuçlanabileceği gibi İranlıların sisteme duydukları öfke ve hayal kırıklığı nedeniyle seçimleri boykot etmelerine kadar varabilir.

İran’da protestoları izleyen dönemin fraksiyonlar arasında sert tartışmalara sahne olacağı kuvvetle muhtemel. Yaşanan protestolar hem siyasetin genel seyrinde hem de seçim atmosferinde daha da güvenlikçi bir yaklaşımın egemen olmasını sağlayacaktır, seçim kampanyalarına, adayların seçimlerine ve vaatlerine güvenlik ikliminin gölgesi düşecektir.

Yaptırımlar sürerken ekonominin petrol gelirlerine bağımlılığını kırmayı ve petrol kaçakçılığından nemalanan kesimlerle mücadele etmeyi amaçlayan karar başarıya ulaşıp, ekonomide hissedilir bir toparlanma yaşanırsa, bu devlet ile toplum arasındaki krizi bir nebze olsun hafifletebilir. Ancak ekonomideki kronik sorunların kısa vadede çözüleceği beklentisinin gerçekçi olmadığını da not etmek gerekir.

Yaşanan kriz, Şubat 2020’deki Parlamento seçimleri ve 2021’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformcu-ılımlı koalisyonun oy kaybetmesi ve bu süreçten muhafazakâr cenahın güçlenerek çıkması ile sonuçlanabileceği gibi İranlıların sisteme duydukları öfke ve hayal kırıklığı nedeniyle seçimleri boykot etmelerine kadar varabilir.

Protestolar dış siyasete nasıl yansır?

İran’da isyanlar rejimin bekası ve güvenliği için vazgeçilmez gördüğü Irak ve Lübnan’da protestolar devam ederken gerçekleşti. ABD’nin azami baskı politikasına “azami direniş” politikası ile cevap verdiğini açıklayan İran, Lübnan ve Irak’ta statükonun kendi aleyhine bozulmasına izin vermeyecektir. Bu nedenle İran’ın kendi içinde yaşadığı toplumsal gerilim de düşünüldüğünde, nüfuzu altındaki bu ülkelerdeki protestoların bir an evvel yatıştırılması Tahran açısından büyük önem arz ediyor, zira bu protestolar İran için bir rejim güvenliği meselesidir.

Güvenlik zihniyeti arttıkça İran bölgede varlığının garantisi olarak gördüğü nüfuzunu korumak için özellikle İran’ın vekaletindeki güçleri üzerinden daha agresif davranabilir. Lübnan’da Hizbullah’ın protestocuların sokakları terk etmesi için baskı ve müdahaleyi arttırması beklenebilir, fakat bu müdahale Lübnan’da müzmin mezhep hatları üzerinden örgütlenecek yeni çatışmalara zemin hazırlama riski de taşıyor.

Irak’ta ise, İran’ın süreci Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin yoğun temasları vasıtasıyla Irak’taki en büyük Şii otorite Ayetullah Sistani ile ters düşmeyecek şekilde yönetmeye çalıştığı görülüyor. Irak’ta Tahran ile yakından bağlantılı Haşdi Şabi milislerinin gösterilere müdahale etmesi durumunda şiddet daha fazla tırmanacaktır.

Tüm bunlar yaşanırken, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin içeride nükleer anlaşmaya karşı yükselen eleştirilere rağmen, Kasım 2020’deki ABD Başkanlık seçimlerine dek İran’ı anlaşmada tutmaya çabaladığını belirtmek gerekiyor.. Ruhani anlaşma uyarınca İran’a yönelik silah ambargosunun 2020’de sona ereceğini vurgulayarak anlaşmanın ekonomik beklentileri karşılamasa da stratejik ve askerî açıdan İran’ın çıkarına olduğuna dikkat çekiyor.

Sonuç itibariyle, jeopolitik mücadele ve rekabete eklemlenen sosyal gerilim ve ekonomik kriz İran’da siyaset ve dış politikaya yeni meydan okumalar sunarken, önümüzdeki günlerde İran’ın içeride ve bölgede atacağı adımlarda protestoların ülkede yeniden uyandırdığı güvenlik zihniyetinin etkili olacağını öngörebiliriz.

Twitter’dan takip edin: @laninadelagua

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Kasım 2019’da yayımlanmıştır.

  1. Asef Bayat, “Iran: a green wave for life and liberty”, https://www.opendemocracy.net/en/iran-a-green-wave-for-life-and-liberty/
  2. Gülriz Şen, “2019 İran İsyanları: Sokağın Talepleri ve Siyasetin Açmazları Üzerine Bir Değerlendirme”, https://daktilo1984.com/2019/11/19/2019-iran-isyanlari-sokagin-talepleri-ve-siyasetin-acmazlari-uzerine-bir-degerlendirme/
  3. https://en.radiofarda.com/a/guards-basij-commander-says-ending-iran-protests-a-miracle-/30286393.html
  4. http://www.iran-daily.com/News/261843.html
  5. https://www.reuters.com/article/us-iran-gasoline-protests-guards/iran-should-punish-mercenaries-for-recent-unrest-guards-commander-idUSKBN1XY0D9
  6. http://newspaper.hamshahrionline.ir/id/88535
  7. https://www.dw.com/fa-ir/a-51385958
  8. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2019/11/iran-world-must-strongly-condemn-use-of-lethal-force-against-protesters-as-death-toll-rises-to-143/
  9. https://www.reuters.com/article/us-iran-gasoline-protests-guards/iran-should-punish-mercenaries-for-recent-unrest-guards-commander-idUSKBN1XY0D9
  10. http://newspaper.hamshahrionline.ir/id/88535
  11. https://www.dw.com/fa-ir/a-51391081

Dr. Gülriz Şen

Dr. Gülriz Şen - TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi. Lisans eğitimini 2004 yılında ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Şen, yüksek lisansını 2004-2005 yılları arasında Jean Monnet bursiyeri olarak bulunduğu Belçika Katolik Leuven Üniversitesi Çatışma ve Sürdürülebilir Barış Programında yaptı. Doktora derecesini 2013 yılında ODTÜ Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’ndan aldı. Akademik ilgi alanları arasında Ortadoğu’da devlet, toplum ve siyaset, İran dış politikası, Körfez ve Levant ülkelerinin uluslararası ilişkileri bulunuyor. Dr. Şen’in ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Yılın Doktora Tezi Ödülü ve Kalbiye Tansel Vakfı Yayın Ödülü kazanan doktora çalışması, Devrimden Günümüze İran’ın ABD Politikası: Tarihsel Sosyolojik Bir Analiz adıyla kitaplaştırıldı.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend