Jeo-politika

11 Mayıs 2023

Yazdır

Sudan’da neler oluyor? Türkiye için risk ne?

Sudan’da sular durulmuyor. 2019 yılında geniş kapsamlı sivil ve askerî bir ittifak ülkenin sabık lideri Ömer Beşir’in otuz yıllık iktidarına son verdi. Ancak Ömer Beşir’in iktidarına son vermeye yardım eden askerî liderler Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Burhan ile paramiliter güçlerden oluşan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) lideri General Muhammed Hamdan Dagalo, yönetimi sivillere devretmeyi reddetti. Şimdi de bu iki liderin arasındaki rekabet, Sudan’da tehlikeli bir güç oyununa ve kanlı bir çatışmaya dönüştü.

Harita üzerinde baktığımızda Sudan’ın stratejik bir kavşak, bir köprü olduğunu görürüz. Sudan, Afrika’nın denize çıkışı olmayan Çad gibi iç ülkelerini karadan Kızıldeniz’e bağlayan kilit bir ülke. Libya ile uzun bir sınırı paylaşan Sudan, benzer bir şekilde Libya üzerinden Akdeniz ve Kızıldeniz’i de karadan birbirine bağlıyor. Nil Nehri denilince, akla Mısır gelir ancak Nil, Sudan da dahil olmak üzere toplamda 10 Afrika ülkesine hayat veriyor. Mısır’ın güneyden komşusu olan Sudan, Afrika’nın can suyu Nil Nehri’nin kuzeyden güneye kestiği ve aynı zamanda Beyaz Nil ve Mavi Nil’in Sudan’ın başkenti Hartum’da birleşerek ana Nil’i oluşturduğu topraklar.

Sudan ve Mısır, Nil Nehri’ni besleyen Mavi Nil’in yatağını değiştirerek Hedasi Barajı ya da bir diğer adıyla Büyük Rönesans Barajı’nı inşa ettiği için komşusu Etiyopya ile uzun yıllardır anlaşmazlık içinde. Etiyopya ile aynı zamanda sınır ihtilafı sorunu da yıllardır çözülmüş değil. Sonuç olarak Sudan, hem coğrafi konumu nedeniyle kilit bir ülke hem de komşularıyla devam eden ihtilafları nedeniyle karmaşık bir bölgesel denklemin önemli bir parçası. Bu nedenle de Sudan’da iki askerî liderin arasındaki rekabetin sonuçları Sudan’ın sınırlarını aşma riskini de gündeme getiriyor.

Peki, Sudan’da neler oluyor? Sudan’daki çatışmaların bölgeye olası etkileri neler olabilir? Türkiye için bu olası gelişmelerin anlamı ne? Gelin bu sorulara hep beraber cevap arayalım.

Sudan’da iç savaşın ayak sesleri mi?

Sudan’ın son birkaç yılına kısaca bir bakmakta fayda var. Yazının başında da ifade ettiğim gibi, 2019 yılında arkasına geniş çaplı sokak gösterilerini ve sivil muhalefeti de alan bir darbe ile Beşir dönemi kapandı.

Sudan’ı yıllarca yöneten Ömer Beşir’i iktidarından eden ittifakın iki ayağı vardı. Bu ayaklardan birisi ülkede askerî yönetime son vermek isteyen siyasi parti ve girişimlerdi. Diğer ayağı ise Beşir’in uzun yıllardır iktidarda kalmasına yardım eden iki önemli askerî yapısını emanet ettiği iki isimdi. Burhan, 2015 yılında Yemen’deki Suudi koalisyonundaki Sudan birliklerinin komutanıydı. Aynı dönemde Dagalo’ya bağlı Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) birlikleri de Yemen’de konuşlandırılmıştı.

Ömer Beşir, Sudan askerî kuvvetlerinin kendi yolundan gitmesini ve darbe yapmasını engellemek için ordu ve milis güçlerinden oluşan bu ikili yapıyı korumuş ve bu iki ismin birbirleriyle rekabeti üzerinden darbe tehdidini bertaraf etmişti. Fakat iki liderin Yemen’de kesişen yolları 2019 yılında birlikte hareket etmelerine olanak sağlayacak politik bir ortaklığa dönüştü.

Bir türlü bitmeyen geçiş süreci

Ancak ne sivil muhalefet iktidarı yeniden askerlere kolayca teslim etmeye niyetliydi ne de askerler yeni ele geçirdikleri gücü kaybetmeye.

Etiyopya ve Güney Sudan’ın da arabuluculuk yaptığı uzun müzakerelerin ardından önce Ağustos 2019’da ordu ve sivil muhalefet arasında güç paylaşımını öngören Anayasal Bildiri Anlaşması imzalandı, ardından Eylül 2019’da ise geçiş döneminin ilk hükümetinin kurulmasıyla Nisan ayından itibaren devam eden ilk kriz sona erdi.

Varılan uzlaşıya göre geçiş dönemi 3 yıl 3 ay sürecekti ve bu dönemin ardından askerler yönetimi tamamen sivillere devredeceklerdi. İkinci kriz Ekim 2021’de patlak verdi ve Sudan silahlı kuvvetleri yönetime yeniden el koyarak hükümeti feshetti. Başbakan Abdullah Hamduk dahil, onlarca siyasetçiyi gözaltına aldı. Daha sonra Hamduk serbest bırakılıp hükümeti kurmakla görevlendirilse de krizi çözmek mümkün olmadı.

Bölge devletleri yeniden arabulucu oldular ve müzakerelerin ardından 5 Aralık 2022’de asker ile siviller arasında yeni bir “çerçeve anlaşma”, uluslararası ve bölgesel katılımla imzalandı. Ne var ki bu çerçeve anlaşma uygulanamadı ve 6 Nisan’da asker ile siviller arasındaki nihai anlaşmanın imzalanması süresiz ertelendi. Sivilleri sürecin dışına iten ordu, bu sefer kendi arasında iktidar mücadelesine girdi ve Burhan’ın kendisine rakip gördüğü Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) Sudan Silahlı Kuvvetleri bünyesine katılmasını öngören güvenlik reformu nedeniyle HDK ve ordu arasında Hartum’da çatışmalar başladı.

Kim bu generaller ve neyi temsil ediyorlar?

Hem Burhan hem de Dagalo, Sudan’ın batı bölgesi Darfur’da 2003 yılında başlayan iç savaşta kilit roller oynadı.

General Burhan, Darfur’da görev yapan Sudan ordusunun başındaydı. Dagalo ise Darfurlu isyancı grupları acımasızca bastırmak için kullandığı, topluca Cancavid olarak bilinen milis güçlerinin komutanıydı.

Bu iki isim aynı zamanda Sudan toplumundaki sosyoekonomik ve siyasi gerilimlerini de temsil ediyor. Dagalo, kırsal Darfur bölgesinden gelme bir isim, Burhan ise Sudan’ı uzun yıllardır yöneten Hartum ve Nil kenarı siyasi elitlerini temsil etmekte.

Son yıllarda her ikisi de temsil iddiasında oldukları toplumsal kesimler arasında ittifaklar inşa etmekle meşguller. Dagalo Darfur bölgesinde, Sudan’ın siyasi politik merkezinden payını alamayan aşiretlerle ilişkilerini geliştirip, kendini Sudan siyasetinde dışlanmışların temsilcisi olarak konumlandırmaya çalışıyor. Burhan da iktidardan uzaklaştırdığı sivil muhalefetin yerine Beşir dönemindeki önemli isimleri pozisyonlarına yeniden atayarak Hartum’daki konumunu güçlendirdi. Ayrıca Dagalo’nun son yıllarda altın, demir, çelik madenciliği ve ulaşım gibi Sudan’da çok sayıda farklı sektöre yatırımlar da yapmaya başlaması, finansal bir otonomi kazanmasına da yardımcı oldu.

Sudan’daki bu çatışmalarda henüz büyük toplumsal bir destek gözlenmiyor. Yani şimdilik Sudan’daki çatışmalar bir iç savaş değil. Çatışmalar başkent Hartum ve bazı izole bölgede lokalize yaşanıyor. Çatışmaların şimdilik toplumsal destek mobilize eden ve alan kontrolü yapabilen bir iç savaş olmaktan ziyade kurum ve kaynakların kontrolü ve paylaşılması için tarafların birbirine güç gösterisi yaptığı bir aşamada olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer taraflar halihazırda toplumsal gerilim üzerine inşa edilmiş bu fay hatlarını harekete geçirirse ülkede yeni bir iç savaşı da ateşleyebilir. O yüzden Sudan’da gelişmeler bıçak sırtı.

Libya’dan Etiyopya’ya bölgesel istikrarsızlık riski

Sudan’da tarafların bölgesel güç mücadelesi ve ittifakları yerinden oynatmadan, izole bir iç karışıklık yaşaması pek muhtemel görünmüyor. Bu risk Sudan’da gelişmelerin seyrini elbette etkileyecek.

Yazının giriş kısmında da ifade ettiğim gibi Sudan, hem önemli coğrafi kavşakları birbirine bağlıyor hem de bölgesel rekabet ve anlaşmazlıkların önemli bir tarafı. Bu nedenle de Sudan’daki olası bir istikrarsızlığın bölgesel çapta bir depreme neden olma ihtimalini düşünmek gerekiyor.

Öncelikle Nil Nehri, Mısır, Sudan ve Etiyopya üçlüsü arasında bir anlaşmazlık olduğu kadar bölgesel bir güç dengesinin kurulmasına da neden oldu. Kahire, 2011 yılında Arap Baharı’nın tetiklediği çalkantılı bir döneme girince, Etiyopya aynı yılın Nisan ayında baraj inşasına başladı. Etiyopya, ülkenin kalkınma programında bu baraja çok büyük bir önem atfediyor ve barajın ülke ekonomisini canlandıracağını, hem iç piyasadaki enerji ihtiyacını karşılayacağını hem de komşu ülkelere elektrik ihraç edecek kapasitede üretim yapabileceklerini ve ülkenin endüstriyel tabanını genişleteceğini umuyor.

Mısır ise Etiyopya’nın bu girişiminin, ekonomik kalkınmasına zarar vereceği ve bölgesel liderliğini de olumsuz etkilediği görüşünden hareketle bir ulusal güvenlik tehdidi olarak görüyor. Uzun uzun bu anlaşmazlığın detaylarına girmeyeceğim ancak bu bölgesel gerilimde Sudan, şimdiye kadar Mısır ile Etiyopya arasında bir denge aktörüydü.

Güney Sudan, referandum ile Sudan’dan ayrılıp bağımsızlığını elde edince beraberinde ülke ekonomisinin büyük oranda sırtını yasladığı petrol gelirlerini de kaybetti. Bu nedenle de Sudan yönetimi için Etiyopya tarafından başlatılan bu baraj projesinin yaratacağı ekonomik gelir daha da önemli hale gelmiş durumda. Hartum, ihtiyaç duyduğu elektriğin nispeten daha ucuza satın alabilir ve barajın sulama düzenlenmesine yardımcı olmasıyla tarım alanlarını genişletebilir. Bu yüzden de son yıllarda Sudan Mısır’ı gücendirmeden Etiyopya ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor ve sonuç olarak bu, bölgesel güç dengesinde Mısır’ın etkinliğini sınırlandırıyor. Ayrıca bu Sudan-Etiyopa ilişkilerindeki bu olumlu hava, Etiyopya’yla da sınır ihtilafı başta olmak üzere diğer anlaşmazlık alanlarına da yansımakta

Bölge ülkeleri kimi destekliyor?

Mısır’ın General Burhan’a destek verdiği düşünülüyor. Nisan ayında iki devlet, Kızıl Deniz’de ortak bir askeri tatbikat yapmıştı. Ocak ayının başında, General Burhan, Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kamel’i Hartum’da kabul etti. Bu ziyaretin ardından, aynı ay içinde, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed de Sudan’ı ziyaret etmiş ve hem General Burhan hem de General Dagalo ile bir araya gelmişti. Bu ziyaret, Mısır’ın Kahire’de Sudanlı tarafları bir araya getirme ve ordu ile siviller arasında bir çerçeve anlaşma imzalama girişiminin başarısız olmasının hemen ardından gerçekleşti.

Bir süredir Sudan ile Etiyopya arasında diplomatik bir yakınlaşmanın yaşandığı ve iki ülke arasındaki temel sorunlarını – Nil üzerindeki Baraj, Faşaga bölgesindeki sınır ihtilafı- çözmede aşama kaydettikleri basına yansımıştı. Böylece Sudan’da biri Mısır’a diğeri Etiyopya’ya yakın iki askeri liderin varlığı, Etiyopya ile Mısır arasında bir tür arabuluculuk yolu ve denge kabiliyeti sağlayabilirdi ancak iki lider arasındaki rekabetin Mısır ile Etiyopya gerilimini tırmandırma tehlikesi bölgede çok istikrarsız bir güç oyununu da tetikleyebilir.

Bu istikrarsız güç oyununa biri Körfez’den diğeri Akdeniz’den iki aktör daha eklenebilir. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Sudan’da General Dagalo ile yakın bağları olduğu iddia ediliyor. Mısır ile BAE, Libya başta olmak üzere pek çok krizde birlikte hareket eden önemli müttefikler, ancak Sudan’da şimdilik hasım tarafları destekliyorlar.

Sudan’da ikiliyi ayıran temel kavşak aslında Libya’dan geçiyor. Libya’da nereden çıktı demeyin. BAE, Mısır ile birlikte Libya iç savaşında, Libya Ulusal Ordusu komutanı General Halife Haftar’ı desteklemekteydiler. Halife Hafter, bu iki önemli bölge devletinden sadece silah ve mühimmat desteği almadı, aynı zamanda Trablus güçleri karşısındaki en zayıf noktası olan savaşçı eksiğini bu iki ülkenin politik bağlantıları ve finans desteği yardımıyla, Rus Wagner şirketi ile Sudan dahil olmak üzere Afrika’nın değişik ülkelerinden gelen yabancı savaşçılar kiralayarak giderdi. BAE, General Halife Hafter ve General Dagalo arasındaki bağ da Libya’ya Hafter safında savaşmaya giden Sudanlı savaşçılar ile tesis edildi. Yani bir diğer ifadeyle, Libya iç savaşında Dagalo’ya bağlı Sudanlı Hızlı Destek Kuvvetleri, General Halife Hafter safında savaştılar.

Libya’da iç savaşın bitmesinin ardından Sudanlı savaşçılar ülkelerine geri döndüler ama General Dagalo ile ilişkiler devam etti. Halife Hafter’in oğlu, çatışmaların başlamasından çok kısa bir süre önce Hartum’da Dagalo’yu ziyaret etmiş ve Dagalo’ya ait olduğu söylenen bir futbol takımına yüklü bir bağışta bulunmuştu.

Ayrıca Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu’nun, Dagalo’ya bağlı birliklere eğitim verdiği de iddia ediliyordu. İlişkiler muhtemelen bununla da sınırlı değil. Sudan-Libya sınırını kontrol eden Halife Hafter, Kızıldeniz’den Akdeniz’e açılan hattaki yasal ve yasadışı tüm ekonomik çarkın da parçası. Yazının başında belirttiğimiz, Dagalo’nun maden işletmeciliği ve ulaşım yatırımları da BAE ve Libya hattında uzanan bu ekonomik çarkın önemli bir parçası. Ve bu yatırımların bir diğer ayağının Rus Wagner şirketinin Afrika faaliyetlerine ve Rusya’ya bağlandığı da ciddi iddialar arasında.

Türkiye bu süreçte ne yapabilir? Riskler neler?

Türkiye, bu istikrarsız güç oyununda çok sayıda riskle karşı karşıya.

Sudan’da ilk bakışta iki askerî liderin arasında yaşanan, lokalize bir iktidar mücadelesi gibi görünen bu çatışmalar aynı zamanda oldukça hassas bir dizi bölgesel istikrarsızlığa dayanıyor. Tam da bu nedenle pek çok aktör için çok da yayılmadan bir sonuca varması istenecektir. Ama yine aynı sebeple kontrolden çıkması durumunda çoklu krizlere neden olabilir. Bu risk Türkiye için de dikkate alınması gereken önemli bir husus.

Öncelikle, bir önceki bölümde en basit haliyle anlatmaya çalıştığım şekliyle, şu an için Sudan müttefiklerin bile ayrı düştüğü bir istikrarsız bir süreç içinden geçiyor. Küresel güç mücadelesinin, bölgesel güç mücadeleleri ile iç içe geçtiği bu kriz aynı zamanda Sudan’ın uzun yıllardır çözemediği toplumsal gerilimlerinin üzerine de oturuyor. O yüzden ilk çaba, çatışmaların bir iç savaşa dönüşmeden sona erdirilmesi olacaktır.

Türkiye’nin Sudan’daki krizde arabulucu olarak rol almak istediği açıklandı. Bu çabalar sırasında Türkiye’nin dış politikasında, uzun bir süredir sorunlar yaşadığı bölge ülkeleri ile bir dizi normalleşme sürecini muhafaza ederek ilerlemesi gerekecek. Öncelikle, Türkiye ve Mısır arasında uzlaşmaya yönelik adımlara rağmen, Kahire, Türkiye’nin Sudan’da etki alanını genişletecek adımlarından endişe duyuyor. Ocak ayında MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Sudan ziyaretinin ardından bu kaygılar yeniden yükselmiş görünüyor.

Ayrıca Sudan’daki sorun, Mısır ve BAE’nin bölgesel ittifakını test edeceğe benziyor. Bu nedenle her iki ülke ile ilişkilerindeki pozitif momentum korunmak isteniyorsa, bu testin bir parçası olmaktan kaçınmak faydalı olabilir. Şu ana kadar Mısır ve BAE, Afrika’da ve Ortadoğu’da dış politikalarındaki çıkar farklarını ustaca idare edebildiler ancak Sudan daha zorlu dinamikleri taşıyor.

Bu zorlu dinamiklerin bazı sinir uçları, Libya’ya kadar uzanıyor ve Libya’da olası bir istikrarsızlık riskini yakından takip etmek gerekiyor. İdeal olmasa da Libya’da devam eden çatışmasızlık, siyasi bir çözüme dair umutları canlı tutuyor. Ancak Sudan’daki çatışmaların büyümesi ve hatta Libya’nın bu tabloya dahil olması, Libya’daki kırılgan çatışmasızlığı sona erdirebilir.

Mevcut koşullar altında Türkiye’nin Etiyopya’dan Mısır’a çok sayıda Afrika ülkesi ile çıkarlarını ve kazanımlarını riske atmadan Sudan krizine yönelik bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 11 Mayıs 2023’te yayımlanmıştır.

Nebahat Tanrıverdi Yaşar

Nebahat Tanrıverdi Yaşar - Bağımsız Araştırmacı olarak Tunus, Libya ve Mısır üzerine çalışmalar yapan Yaşar, aynı zamanda Berlin'deki Alman düşünce kuruluşu SWP’nin Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Çalışmaları (CATS) Programında IPC-Stiftung Mercator misafir araştırmacı. 2015 yılından itibaren bağımsız araştırmacı olarak çalışmalarına devam Tanrıverdi Yaşar, daha önce Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nde (ORSAM) ve dış politikası dergisi Panaroma’da çalıştı. Tanrıverdi Yaşar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahip ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora adayı olarak eğitimine devam ediyor.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend