Kuzey Suriye neresidir? Sosyo-ekonomik bir analiz

Ankara ve Şam’ın görüşme ihtimalini protesto eden, Türkiye’nin askerî operasyonlarla oluşturduğu Kuzey Suriye bölgesinde yaşayanlar kim? Sosyo-ekonomik şartları neler? Yönetimleri nasıl? Bütün bunlar geleceğe ilişkin ne söylüyor? Prof. Dr. Serhat Erkmen yazdı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Türkiye ile Suriye arasında yeniden görüşme başlayacağı anlamına gelen sözlerinden birkaç saat sonra Suriye’nin kuzeyindeki muhalif bölgeler bir anda karıştı. İlk akşam, Türk bayrağının yakılmasından bölgede güvenliği sağlamakla görevli Türk güvenlik güçlerine yapılan taşlı saldırılara kadar pek çok taşkınlık yaşandı. Ertesi gün ise Cuma namazından sonra İdlib’den Tel Abyad’a kadar geniş bir alanda olası Ankara-Şam görüşmelerine karşı çıkan pek çok gösteri düzenlendi. Sonrasında tepkiler duruldu. Daha doğrusu durulmuş görünüyor. Ancak Ankara-Şam arasında buzların eriyeceğine dair haberler her geçen gün artıyor. Üstelik, bu haberler iki ülke liderlerinin görüşmesinden sahada işbirliğine kadar pek çok doğrulanmamış unsuru da içermeye başladı.

Suriye iç savaşında son durum

Gelişmeler, önümüzdeki süreçte yeni adımlar olacağını gösteriyor. Fakat, yeni adımların her birinin sahada bir karşılığı olacaktır.

Unutmayınız ki; Suriye’de 11 yıldır devam eden bir iç savaş yaşanıyor. Halen ülkenin üçte birine yakını Şam’ın kontrolünde değil. Yani iç savaşı bitirebilmek için masada çeşitli şartlar üzerine uzlaşmak sürecin sadece bir parçasını oluşturuyor.

Asıl zorluk, kağıt üzerinde işleyecek gibi duran planların sahada karşılığının olup olmamasıdır. Bu nedenle, birkaç ayrı yazıda Şam’ın kontrolünde olmayan bölgelerdeki durumu inceleyeceğim.

Bu incelemelerin temel amacı, aslında bildiğimizi sandığımız, fakat pek yakından tanımadığımız bölgeler hakkında doğru bir yaklaşım geliştirebilmek için gerekli bilgi alt yapısını oluşturmak. Bu çerçevedeki ilk analiz, Kuzey Suriye olarak adlandırdığımız bölge üzerine olacak. Hadi, şimdi bu bölgeyi tanımaya başlayalım.

Kuzey Suriye neresidir?

911 kilometre uzunluğundaki Türkiye-Suriye sınırı boyunca üç ayrı bölge bulunuyor. Bunlar batıdan doğuya doğru: HTŞ’nin denetimindeki İdlib alanı; eskiden Özgür Suriye Ordusu diye bildiğimiz şimdiki Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) hâkim olduğu Kuzey Suriye alanı ve PKK/YPG terör örgütü kontrolündeki kuzeydoğu Suriye coğrafi alanı olarak sıralanabilir.

Bu geniş alanların dışında küçük küçük noktalarda (örneğin kapalı olan bazı sınır kapıları ile yol üzerindeki kontrol noktalarında) Suriye Ordusu’nun kontrol noktaları bulunuyor. Ancak, Şam’ın sınır boyunca kontrol altında tuttuğu bir alan yok. Bu yazıda merceği SMO’nun denetimindeki bölgelere tutacağımdan lafı uzatmadan başlayayım. İlk soru: kuzey Suriye ya da Suriye’nin kuzeyi denilen yer neresidir?

Kamuoyunda Suriye’nin kuzeyi ya da kuzey Suriye şeklinde bütünleşik bir algı bulunmuyor. Aslında kamuoyu bu konuda hiç haksız değil. Farklı zamanlarda gerçekleştirilen askerî operasyonlar neticesinde IŞİD ve PKK/PYD terör örgütlerinden temizlenen bölgelerden oluşan üç ana bölgeden bahsediyoruz.

Fırat Kalkanı Bölgesi

Bunlardan ilki Fırat Kalkanı Bölgesi. Adını 2016 yılı Ağustos’unda başlayıp 2017 Mart’ında sona eren Fırat Kalkanı Operasyonu’ndan alan bölge, kabaca batıda Halep’in kuzeyindeki Azez ve Mare kasabalarından başlayıp, doğuda El Bab ve ona bağlı köylere uzanan, kuzeyinde Çobanbey ve kuzeydoğusunda Cerablus’u kapsıyor.

Bu bölge diğer bölgelerden daha önce terörden temizlendiği için göreli daha kalabalık ve yaşam şartlarının daha iyi olduğu bir alan olarak tanımlanabilir.

Zeytin Dalı Bölgesi

İkinci bölge, Zeytin Dalı Bölgesi. Burası da ismini 2018 yılının Ocak ayında başlayıp Mart ayında sona eren operasyondan alıyor. Temel olarak Afrin ilçesini merkez alan bu bölgenin batısında İdlib, güneyinde Tel Rifat ile Halep’in kuzey yerleşimleri ve doğusunda Azez bulunuyor.

Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı arasında bir sınır yok. Geçiş kapısı gibi sınırlandırıcı uygulamalar da bulunmuyor. Yani iki bölge birleşik. Ancak toplumsal, ekonomik, askerî ve siyasi dinamikleri farklı. Ayrıca idari işlerin ve güvenlik uygulamalarının kararlarını farklı otoriteler veriyor. Bu nedenle aralarında zaman zaman önemli farklılıklar görülebiliyor.

Barış Pınarı Bölgesi

Üçüncü bölge ise Barış Pınarı Bölgesi. Bu bölgenin adı da 2019’da Ekim’inde PKK/YPG’ye karşı yürütülen Barış Pınarı Operasyonu’ndan geliyor. Bu bölge, kuzeyinde Türkiye’ye sınırı bulunan ancak batı ve doğusu PYD, güneyi ise Suriye Ordusu’yla çevrilmiş bir bölgeden ibaret. Barış Pınarı’nda iki büyük yerleşim yeri bulunuyor: Tel Abyad ve Ras El Ayn.

Bu bölgeyle Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı ile arasında doğrudan fiziksel bir ulaşım bağı yok. Ancak politik ve askerî kontrol bakımından Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı ile aynı otoriteye bağlı olduğu için burayı da diğer bölgelerle birlikte düşünmek gerekiyor.

Kuzey Suriye’de sosyal ve ekonomik yapı

Kuzey Suriye’yi bölgeler halinde detaylı olarak inceleyecek bir sosyo ekonomik ve sosyo politik yapı analizi onlarca sayfa sürebilir. Bu nedenle detaylı bir analiz yerine en temel özellikleri belli maddelerde toplamayı tercih ettim.

Birbirinden farklı üç tarihte IŞİD ve PKK/YPG’den temizlenen bölgeleri bir arada ele almayı gerektiren ortak faktörleri şöyle özetleyebiliriz:

İlk olarak üç bölge de aynı siyasi ve askerî yapı tarafından kontrol edilmekte. Siyasi olarak üç bölge Suriye Geçici Hükümeti’nin (SGH) denetimi altında iken, askerî olarak bu bölgelerde hâkim güç Suriye Milli Ordusu.

Suriye Geçici Hükümeti, Suriyeli muhalif grupların bir araya gelerek oluşturduğu bir yürütme organı. Bu hükümetin bir başbakanı ve bakanları bulunuyor. Aynı zamanda tüm bölgelerde yürütme işlevini görmek üzere idari ofisleri yer alıyor.

Suriye Milli Ordusu (SMO) ise bildiğimiz Özgür Suriye Ordusu’nun isim değiştirmiş ve tek bir çatı altında toplanmış hali. Temelde üç kolordu biçiminde örgütlenen SMO kağıt üzerinde SGH’nin Savunma Bakanlığı çatısı altında. Ancak, gerçekte işler hiç de o kadar basit değil. İleride bunu detaylandıracağım. Özetle, üç bölgeyi bir arada değerlendirmemizi gerektiren birinci husus bu bölgelerde hâkimiyetin SGH ve SMO’nun elinde olması.

Kuzey Suriye nüfusu

Bölgeler arasındaki ikinci ortak faktör, demografik yapının benzerliği. Doğrusu, bu cümleyi tekrarlamak gerek. Demografinin yapısı benziyor ama insanların etnik ve sınıfsal kökenleri ve geliş nedenleri birbirinden çok farklı.

Toplam yüzölçümü 10 bin km²’ye yakın olan üç bölgede yaklaşık 1.8-1.9 milyon kişi yaşıyor. Neden tam rakam veremiyoruz? Bu bölgelerdeki nüfus tam olarak kayıt altına alınabilmiş değil. Son 3 yıl içinde idari teşkilatlanma konusunda büyük adımlar atılmış olmasına rağmen nüfus hareketliliği çok yüksek olduğundan kayıtlar konusunda sorunlar yaşanıyor. Ancak, gerek yerel yönetimlerin gerekse insani yardım örgütlerinin tuttuğu kayıtlar bir araya gelince aşağı yukarı bu sayıya ulaşılıyor. (Bu veri yüzde 10 civarında sapabilir, kusura bakmayınız).

Araplar, Kürtler, Türkmenler

Demografik yapıya ilişkin asıl husus toplam nüfus değil. Yapının kendisi. Suriye’nin kuzeyindeki demografik yapı hiçbir biçimde homojen değil. Araplar, Kürtler, Türkmenler bir arada yaşıyor. Ancak aynı bölgede yaşamayı, barış içinde ve istikrarlı bir birlikte yaşama olarak algılamayın.

Şöyle ifade edeyim: Türkiye-Suriye sınırı boyunca neredeyse tüm bölgelerdeki demografik yapı son 11 yıl boyunca değişti. Hatta tüm bu bölgelerde bugün yaşayanların çok önemli bir kısmı 10 yıl önce başka şehirlerde başka koşullarda yaşıyordu. Kimisi kırsal alanda ve aşiret düzeniyle, kimisi büyük şehirlerde, kimisi taşra kasabalarında, kimisi kalabalık ilçelerde. Bir kısmı esnaf, bir kısmı çiftçi, bir kısmı memur, bir kısmı tüccardı. İç savaşın etkisiyle yaşadıkları yerler çatışma alanı haline geldikçe insanlar gönüllü veya zorunlu olarak yaşadıkları yerleri terk edip kendilerini en güvende hissettikleri yerlere göç ettiler.

Bugün anılan üç bölgede yerel sakinlerinin dışında kimlerin yaşadığına dair somut birkaç örnek vereyim. Suriye Hükümeti’nin Şam’ın Doğu Guta bölgesinden zorla gönderdiği on binlerce insanın bir kısmı bugün El Bab ve Afrin’e yerleşti. Hama ve Hums’taki ordu operasyonlarından kaçanların bir kısmı Afrin ve Çobanbey’de. Deir ez Zor’dan önce IŞİD’den sonra PYD’den kaçanları Çobanbey’de, Cerablus’ta, Tel Abyad’da, Ras Al Ayn’da bulabilirsiniz. İdlib’de HTŞ baskısından kaçanların bir kısmı El Bab’a yerleşirken, İranlı milislerin ve Suriye Ordusu’nun girmesiyle Halep’in merkezinden kaçan on binlerce kişi Afrin’den El Bab’a kadar dağılmış vaziyette.

Bölgedeki demografik değişim sadece gelenlerden ibaret değil. PKK/YPG’ye destek veren on binlerce kişi Afrin’i terketti. El Bab, Cerablus, Azez, Çobanbey, Tel Abyad ve Ras El Ayn’dan binlerce insan ise 2017’den çok önce Türkiye’ye gelmişti. Bu bölge sakinlerinin büyük çoğunluğu hâlâ Türkiye’de yaşıyor.

Özetle, çatışma ortamı, siyasi baskı, ekonomik zorluklar ve kötü muameleden kaçanların önemli bir kısmı bu bölgeye yerleşirken, aynı nedenlerden geçmişte Türkiye’ye kaçanların küçük bir kısmının geri dönmesi bölgede yönetilmesi son derece güç bir demografik yapı ortaya çıkardı.

Kuzey Suriye’de ekonomi

Bölgeyi birleştiren üçüncü faktör ise ekonomik özelliği. Anılan bölgenin büyük bir kısmı tarımla geçiniyor. El Bab’ın geçmişte Halep’in sanayi bölgesi olmasını bir yana koyarsak bölgede üretim tarımla sınırlı. Tarımsal alanların önemli bir kısmı arpa, buğday, mercimek, nohut gibi ürünlerden ibaret. Afrin’de ise müthiş bir zeytin üretimi bulunuyor. Sabundan yağa kadar önemli bir endüstriyel tarım potansiyeli sunan zeytin, Afrin ekonomisinin can damarı durumunda. Ancak bu bölgelerin hiçbirinde kullanılabilir doğal yer altı kaynağı yok.

Hepsinden önemlisi ise bölge ekonomisi dışa kapalı. Hatay, Gaziantep, Kilis ve Urfa üzerinden Türkiye’ye ulaşımı olmasına rağmen sınır kapılarında resmî olarak ticaret yapılamaması nedeniyle bölgenin tarımsal üretim potansiyeli büyük bir ekonomik gelire dönüşmüyor. El Bab ve civarındaki küçük atölyeler ise bölge insanına sınırlı bir katkı sağlıyor. Tüm büyük ilçelerde son dönemde organize sanayi bölgeleri kurulmaya başladı. Ancak bu bölgeler henüz yolun başında. Bölge insanı ayakkabıcılık konusunda büyük bir tecrübeye sahip olsa da organize sanayi bölgelerinin tam randımanla çalışması için yıllar gerekiyor.

Afrin ve El Bab bir kenara konulursa geçmişten gelen bir altyapıya sahip olmayan ve onlarca yılın ekonomik gelişmemişliği üzerine iç savaşın yıkıcı etkilerine maruz kalan bu bölgelerde yukarıda aktarılan tablonun doğal sonucu işsizlik.

Şöyle düşünün; hayali bir coğrafi bölgedesiniz. Bu bölgede ulaşım, sağlık, eğitim alt yapısı son derece zayıf olsun. Ayrıca büyük ölçüde kırsal kesimlerden veya büyük şehirlerin dış çeperinden oluşsun. Temel geçim kaynağı tarım olsun ancak sulama kuyularla veya çok eskimiş sistemlerle yapılmaya çalışılsın. Bu alanda devlet otoritesi yıkılmış olsun, üst üste gelen silahlı gruplar kendi düzenini dayatsın. Sonuçta da bir kısım bölge sakinleri ve başka yerlerden gelen silahlı yapılar yeni bir hâkimiyet kursun. Üstelik, bu bölgeye 5 yıl içinde önceki 50 yılda sahip olduğu nüfusun iki katı bir anda yığılsın. Son olarak piyasa için üretim yapılsa bile ürettiğini satamasın. Böyle bir bölgede doğal olarak karşınıza dev bir işsiz ordusu çıkar.

İşsizlik, insanları sosyal yardımlar dağıtıldığı için açlık çekilmeyen kamplara mahkûm ederken, geçici işlerde çalışıp hayatta kalma mücadelesi verenler ilk fırsatta bu döngüden kurtulmak için para biriktiriyorlar. İşte toprak sahibi olan ve ticareti kontrol eden aynı zamanda silahlı gruplarda etkin olan küçük bir kesim dışında bölgenin ekonomik fotoğrafı böyle özetlenebilir.

Güvenlik ve siyasi durum

Siyasi durumu özetlemek hiç de zor değil, zira bu bölgelerde yaşayan insanları siyasi olarak bir araya getiren ideolojik veya politik bir bağ yok. Ancak çok güçlü bir birleştiriciyi göz ardı edemeyiz: Esad Yönetimi’nin reddi.

Yukarıda etraflıca özetledim. Bölge insanları Suriye ordusundan kaçtıkları, zorla gönderildikleri veya Şam Yönetimi uzun süredir bu bölgede olmadığı için burada yaşıyorlar. Küçük bir grubu dışarıda tutarsak bölgedeki insanların çoğu bir daha Şam’ın doğrudan yönetimi altına girmek istemiyor. Çünkü, iktidara karşı silahlı bir kalkışmaya katıldıklarından doğrudan suçlu olarak kabul ediliyorlar ve Şam’ın geri dönüşü onlar için hukuki, siyasi ve psikolojik olarak bir kabus yaratacak. Hemen şöyle bir itiraz gelebilir: “…Muhaliflerin haklarını ve can güvenliği uluslararası bir güvence altına alacak bir anlaşma yapılırsa muhaliflerin tavırları değişebilir…” Olabilir, yalnız on yıllık iç savaştan her aileden çok sayıda insanın kaybıyla oluşan derin güvensizlik atmosferinde, gidin de bunu bölge insanına anlatın, bakalım ikna etmek mümkün olur mu?

Şimdi gelelim işin güvenlik boyutuna. İtiraf edeyim, yazmakta en zorlandığım kısım burası. Çünkü öylesine çetrefil ki; uzatmadan anlatmak çok zor.

Suriye Milli Ordusu nedir?

Yukarıda Suriye Milli Ordusu’na (SMO) kabaca giriş yapmıştım. Şimdi biraz daha detaylı anlatayım. Her ne kadar beş yıldan uzun süredir tek bir çatı altında toplanmaya çalışsa da SMO aslında hâlâ Özgür Suriye Ordusu (ÖSO). Ne demek bu?

ÖSO, Şam’ın baskıcı uygulamalarına karşı çıkan birbirinden kopuk, farklı ideolojik ve toplumsal arka planlardan gelen insanların oluşturduğu silahlı milis teşkilatları olarak ortaya çıkmıştı. ÖSO’yu tek bir çatı altında gösteren tek şey “rejime” karşı olmasıydı. Aralarında radikal selefiler, Müslüman Kardeşler, Arap milliyetçileri, “mahallenin onurunu koruyan ağır abiler”, köylerini savunan yerel liderler, aşiret reisleri gibi bir sürü farklı nedenle silaha sarılmış insan bulunuyordu. Zaman içinde Şam’ın bırakın taşrayı, şehir merkezlerinde bile kontrolü kaybetmesiyle birlikte her yerde farklı oluşumlar türedi.

Özetle, aralarındaki tek ortak nokta rejim karşıtlığı olan ademi merkeziyetçi bir silahlı gruplar topluluğu olarak doğdu ve büyüdü. Bu süre zarfında bir kısmı yok edildi. Bazıları taraf değiştirdi, Suriye hükümeti ve hatta PKK/PYD ile işbirliği yaptı.

Fakat, şu anda Suriye’nin kuzeyinde bulunanlar baştan itibaren hem Şam’ın hem de PKK benzeri örgütlerin dışında ve karşısında olanlardır. Ancak bu denli ademi merkeziyetçi bir organizasyon, doğası gereği merkeziyetçi bir emir komuta zinciri altında toplanmakta zorluk çekiyor. Kağıt üzerinde SGH’nin Savunma Bakanlığı’na bağlı olduğuna bakmayın, SMO’nun grup komutanları bakandan da diğer SGH yetkililerinden de daha güçlüdür. Nedenlerini açıklayayım.

Suriye Milli Ordusu güçlü mü?

Bir kere SMO, Suriye’nin kuzeyine hükmediyor olabilir ama SMO’daki grupların hepsi bu bölgelerden değil. Deir ez Zor’dan, İdlib’den, Şam’dan, Hama’dan Halep’ten gelen birçok grup var. Bu gruplar diğer bölgelerde çatışamaz hale gelince kuzeye sığındı. Yani bir Suriye’nin kuzeyinin sakinlerinden oluşan “yerli” SMO, bir de diğer yerlerden gelenlerden ibaret SMO bulunuyor. Birleştirici unsurun güçlü olduğu dönemlerde ortaklaşa Suriye Hükümeti’ne karşı savaşsalar da, ortak düşman bulamadıkları yerlerde birbirlerine dönmeleri son derece sık yaşanan bir durum.

İkincisi, yerli SMO dediğimiz şey her bir bölgedeki yerel toplumsal ve ekonomik yapının uzantısı. Azez, El Bab ve Çobanbey gibi yerlerde en büyük aileler, yerel meclisleri (dolayısıyla yürütmeyi), ticareti ve üretimi (dolayısıyla ekonomiyi) kontrol ediyorlar.

Bu ve benzeri yerlerde silahlı güçler insan gücünü büyük ölçüde aşiretlerden ve civarlardaki kamplardan temin ediyorlar. Böylece yerel silahlı güçler aynı zamanda yerel ekonomik çıkarların da koruyuculuğunu üstleniyor. Böyle bir ortamda merkeziyetçi bir yapının ya da bir hükümetin hükmü altına girmek, ekonomik-sosyal-askerî ilişkiler ağının en son isteyeceği şeydir.

Üçüncüsü ise SGH’nin bileşenlerinin sahadaki karşılığının zayıf olması. SGH’nin üyelerinin bir kısmı, Suriye’nin kuzey bölgelerinden gelse de ülkenin farklı yerlerinden birçok insanı barındırıyor. Oysa çıkarlar yerelleştikçe “ulusal” çapta bir üne sahip olmanın etkisi azalıyor.

Özetle, SMO aradan geçen 5 yıla ve tüm çabalara rağmen Suriye’nin kuzeyinde bütünleşik bir askerî yapıya tam olarak evrilemedi. Üstelik, bu gruplar Şam’a karşı ayaklanan ağır silahlı milis teşkilatları olduğu için yerel güvenliği sağlayacak bir yapıya sahip değiller. Oysa, pek çok farklı unsurun bir arada yaşaması sırasında ortaya çıkan güvenlik sorunları bir “ordu”dan ziyade “kolluk güçleri”yle çözümlenebilir. Bu doğrultuda yerel polis teşkilatları yaygınlaşsa da gücünü yereldeki ekonomik, siyasal ve toplumsal bağlardan alan SMO için merkezi bir otoriteye bağlı kolluk gücünün otoritesini kabul etmek kolay olmuyor.

İran yanlısı milisler ve YPG ile çatışmalar

Suriye’nin kuzeyindeki güvenlik sorunu sadece gruplar arası çekişmeler, hızlı ve dengesiz nüfus artışı ya da ekonomik sorunlarla sınırlı değil. Bölge hâlâ bir yandan YPG’nin diğer yandan İran yanlısı milisler, Suriye Ordusu ve bunlara bağlı uzantıların saldırısı altında. Yani bazı bölgeler hâlâ çatışma sahası olmaya devam ediyor.

YPG neredeyse her gün bölgeye sızmaya, bombalı saldırılar düzenlemeye veya ağır silahlarla yerleşim alanlarını vurmaya devam ediyor. Zaman zaman diğer unsurlarla SMO arasında da çatışma yaşanıyor.

Bu olaylar “sıradanlaştığı” için kamuoyunun dikkatini çekecek bir haber değeri taşımasa da güvenlik sorunun çok önemli bir unsuru. Bir başka deyişle, iç karışıklar ve taşkınlıklar nedeniyle SMO güvenlik sorununun bir parçası olarak görülebilir ancak SMO’nun olmadığı bir durumda Suriye’nin kuzeyindeki bölgeler için yerel bir koruyucu unsur olmayacak. Yani, SMO güvenliğin sağlanmasının en vazgeçilmez unsuru olmaya devam ediyor.

Kuzey Suriye’deki durumun özeti

Mümkün olduğunca kısa bir biçimde Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerden SGH ve SMO kontrolünde olan alanın ekonomik, sosyal ve güvenlik yapısını özetlemeye çalıştım.

Yukarıdaki yapının geleceğe dair sunduğu tablo şöyle tanımlanabilir:

Neredeyse 10 yıldır Şam’ın denetiminde olmayan bölgede demografik yapı, ekonomik şartlar ve güvenlik durumu kısa sürede istikrara kavuşacak olmaktan uzak görünüyor. Ancak diğer bölgeleri inceleyince göreceksiniz ki gelecekte bir uzlaşı olması halinde bu bölgeler Suriye’nin geri kalanına diğer bölgelerden daha kolay uyum sağlayacak durumdadır. Bunun nedeni ise basit. SGH veya SMO’nun kuzeyindeki bölgeler halen Suriyeli kimliğini yitirmiş değil. Bu nedenle, Suriyelilik çerçevesinde bir uzlaşı sağlanması halinde bölge için iyimserliği koruyabiliriz.

Görsel Kaynak:

https://umap.openstreetmap.fr/tr/map/anatolia-intel_559388#10/36.8148/44.0511

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 29 Ağustos 2022’de yayımlanmıştır.

Serhat Erkmen
Serhat Erkmen
Prof. Dr. Serhat Erkmen, Pros&Cons Güvenlik ve Risk Analizi Merkezi Direktörüi. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında çalıştı. Terörizm ve Orta Doğu konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Kuzey Suriye neresidir? Sosyo-ekonomik bir analiz

Ankara ve Şam’ın görüşme ihtimalini protesto eden, Türkiye’nin askerî operasyonlarla oluşturduğu Kuzey Suriye bölgesinde yaşayanlar kim? Sosyo-ekonomik şartları neler? Yönetimleri nasıl? Bütün bunlar geleceğe ilişkin ne söylüyor? Prof. Dr. Serhat Erkmen yazdı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Türkiye ile Suriye arasında yeniden görüşme başlayacağı anlamına gelen sözlerinden birkaç saat sonra Suriye’nin kuzeyindeki muhalif bölgeler bir anda karıştı. İlk akşam, Türk bayrağının yakılmasından bölgede güvenliği sağlamakla görevli Türk güvenlik güçlerine yapılan taşlı saldırılara kadar pek çok taşkınlık yaşandı. Ertesi gün ise Cuma namazından sonra İdlib’den Tel Abyad’a kadar geniş bir alanda olası Ankara-Şam görüşmelerine karşı çıkan pek çok gösteri düzenlendi. Sonrasında tepkiler duruldu. Daha doğrusu durulmuş görünüyor. Ancak Ankara-Şam arasında buzların eriyeceğine dair haberler her geçen gün artıyor. Üstelik, bu haberler iki ülke liderlerinin görüşmesinden sahada işbirliğine kadar pek çok doğrulanmamış unsuru da içermeye başladı.

Suriye iç savaşında son durum

Gelişmeler, önümüzdeki süreçte yeni adımlar olacağını gösteriyor. Fakat, yeni adımların her birinin sahada bir karşılığı olacaktır.

Unutmayınız ki; Suriye’de 11 yıldır devam eden bir iç savaş yaşanıyor. Halen ülkenin üçte birine yakını Şam’ın kontrolünde değil. Yani iç savaşı bitirebilmek için masada çeşitli şartlar üzerine uzlaşmak sürecin sadece bir parçasını oluşturuyor.

Asıl zorluk, kağıt üzerinde işleyecek gibi duran planların sahada karşılığının olup olmamasıdır. Bu nedenle, birkaç ayrı yazıda Şam’ın kontrolünde olmayan bölgelerdeki durumu inceleyeceğim.

Bu incelemelerin temel amacı, aslında bildiğimizi sandığımız, fakat pek yakından tanımadığımız bölgeler hakkında doğru bir yaklaşım geliştirebilmek için gerekli bilgi alt yapısını oluşturmak. Bu çerçevedeki ilk analiz, Kuzey Suriye olarak adlandırdığımız bölge üzerine olacak. Hadi, şimdi bu bölgeyi tanımaya başlayalım.

Kuzey Suriye neresidir?

911 kilometre uzunluğundaki Türkiye-Suriye sınırı boyunca üç ayrı bölge bulunuyor. Bunlar batıdan doğuya doğru: HTŞ’nin denetimindeki İdlib alanı; eskiden Özgür Suriye Ordusu diye bildiğimiz şimdiki Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) hâkim olduğu Kuzey Suriye alanı ve PKK/YPG terör örgütü kontrolündeki kuzeydoğu Suriye coğrafi alanı olarak sıralanabilir.

Bu geniş alanların dışında küçük küçük noktalarda (örneğin kapalı olan bazı sınır kapıları ile yol üzerindeki kontrol noktalarında) Suriye Ordusu’nun kontrol noktaları bulunuyor. Ancak, Şam’ın sınır boyunca kontrol altında tuttuğu bir alan yok. Bu yazıda merceği SMO’nun denetimindeki bölgelere tutacağımdan lafı uzatmadan başlayayım. İlk soru: kuzey Suriye ya da Suriye’nin kuzeyi denilen yer neresidir?

Kamuoyunda Suriye’nin kuzeyi ya da kuzey Suriye şeklinde bütünleşik bir algı bulunmuyor. Aslında kamuoyu bu konuda hiç haksız değil. Farklı zamanlarda gerçekleştirilen askerî operasyonlar neticesinde IŞİD ve PKK/PYD terör örgütlerinden temizlenen bölgelerden oluşan üç ana bölgeden bahsediyoruz.

Fırat Kalkanı Bölgesi

Bunlardan ilki Fırat Kalkanı Bölgesi. Adını 2016 yılı Ağustos’unda başlayıp 2017 Mart’ında sona eren Fırat Kalkanı Operasyonu’ndan alan bölge, kabaca batıda Halep’in kuzeyindeki Azez ve Mare kasabalarından başlayıp, doğuda El Bab ve ona bağlı köylere uzanan, kuzeyinde Çobanbey ve kuzeydoğusunda Cerablus’u kapsıyor.

Bu bölge diğer bölgelerden daha önce terörden temizlendiği için göreli daha kalabalık ve yaşam şartlarının daha iyi olduğu bir alan olarak tanımlanabilir.

Zeytin Dalı Bölgesi

İkinci bölge, Zeytin Dalı Bölgesi. Burası da ismini 2018 yılının Ocak ayında başlayıp Mart ayında sona eren operasyondan alıyor. Temel olarak Afrin ilçesini merkez alan bu bölgenin batısında İdlib, güneyinde Tel Rifat ile Halep’in kuzey yerleşimleri ve doğusunda Azez bulunuyor.

Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı arasında bir sınır yok. Geçiş kapısı gibi sınırlandırıcı uygulamalar da bulunmuyor. Yani iki bölge birleşik. Ancak toplumsal, ekonomik, askerî ve siyasi dinamikleri farklı. Ayrıca idari işlerin ve güvenlik uygulamalarının kararlarını farklı otoriteler veriyor. Bu nedenle aralarında zaman zaman önemli farklılıklar görülebiliyor.

Barış Pınarı Bölgesi

Üçüncü bölge ise Barış Pınarı Bölgesi. Bu bölgenin adı da 2019’da Ekim’inde PKK/YPG’ye karşı yürütülen Barış Pınarı Operasyonu’ndan geliyor. Bu bölge, kuzeyinde Türkiye’ye sınırı bulunan ancak batı ve doğusu PYD, güneyi ise Suriye Ordusu’yla çevrilmiş bir bölgeden ibaret. Barış Pınarı’nda iki büyük yerleşim yeri bulunuyor: Tel Abyad ve Ras El Ayn.

Bu bölgeyle Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı ile arasında doğrudan fiziksel bir ulaşım bağı yok. Ancak politik ve askerî kontrol bakımından Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı ile aynı otoriteye bağlı olduğu için burayı da diğer bölgelerle birlikte düşünmek gerekiyor.

Kuzey Suriye’de sosyal ve ekonomik yapı

Kuzey Suriye’yi bölgeler halinde detaylı olarak inceleyecek bir sosyo ekonomik ve sosyo politik yapı analizi onlarca sayfa sürebilir. Bu nedenle detaylı bir analiz yerine en temel özellikleri belli maddelerde toplamayı tercih ettim.

Birbirinden farklı üç tarihte IŞİD ve PKK/YPG’den temizlenen bölgeleri bir arada ele almayı gerektiren ortak faktörleri şöyle özetleyebiliriz:

İlk olarak üç bölge de aynı siyasi ve askerî yapı tarafından kontrol edilmekte. Siyasi olarak üç bölge Suriye Geçici Hükümeti’nin (SGH) denetimi altında iken, askerî olarak bu bölgelerde hâkim güç Suriye Milli Ordusu.

Suriye Geçici Hükümeti, Suriyeli muhalif grupların bir araya gelerek oluşturduğu bir yürütme organı. Bu hükümetin bir başbakanı ve bakanları bulunuyor. Aynı zamanda tüm bölgelerde yürütme işlevini görmek üzere idari ofisleri yer alıyor.

Suriye Milli Ordusu (SMO) ise bildiğimiz Özgür Suriye Ordusu’nun isim değiştirmiş ve tek bir çatı altında toplanmış hali. Temelde üç kolordu biçiminde örgütlenen SMO kağıt üzerinde SGH’nin Savunma Bakanlığı çatısı altında. Ancak, gerçekte işler hiç de o kadar basit değil. İleride bunu detaylandıracağım. Özetle, üç bölgeyi bir arada değerlendirmemizi gerektiren birinci husus bu bölgelerde hâkimiyetin SGH ve SMO’nun elinde olması.

Kuzey Suriye nüfusu

Bölgeler arasındaki ikinci ortak faktör, demografik yapının benzerliği. Doğrusu, bu cümleyi tekrarlamak gerek. Demografinin yapısı benziyor ama insanların etnik ve sınıfsal kökenleri ve geliş nedenleri birbirinden çok farklı.

Toplam yüzölçümü 10 bin km²’ye yakın olan üç bölgede yaklaşık 1.8-1.9 milyon kişi yaşıyor. Neden tam rakam veremiyoruz? Bu bölgelerdeki nüfus tam olarak kayıt altına alınabilmiş değil. Son 3 yıl içinde idari teşkilatlanma konusunda büyük adımlar atılmış olmasına rağmen nüfus hareketliliği çok yüksek olduğundan kayıtlar konusunda sorunlar yaşanıyor. Ancak, gerek yerel yönetimlerin gerekse insani yardım örgütlerinin tuttuğu kayıtlar bir araya gelince aşağı yukarı bu sayıya ulaşılıyor. (Bu veri yüzde 10 civarında sapabilir, kusura bakmayınız).

Araplar, Kürtler, Türkmenler

Demografik yapıya ilişkin asıl husus toplam nüfus değil. Yapının kendisi. Suriye’nin kuzeyindeki demografik yapı hiçbir biçimde homojen değil. Araplar, Kürtler, Türkmenler bir arada yaşıyor. Ancak aynı bölgede yaşamayı, barış içinde ve istikrarlı bir birlikte yaşama olarak algılamayın.

Şöyle ifade edeyim: Türkiye-Suriye sınırı boyunca neredeyse tüm bölgelerdeki demografik yapı son 11 yıl boyunca değişti. Hatta tüm bu bölgelerde bugün yaşayanların çok önemli bir kısmı 10 yıl önce başka şehirlerde başka koşullarda yaşıyordu. Kimisi kırsal alanda ve aşiret düzeniyle, kimisi büyük şehirlerde, kimisi taşra kasabalarında, kimisi kalabalık ilçelerde. Bir kısmı esnaf, bir kısmı çiftçi, bir kısmı memur, bir kısmı tüccardı. İç savaşın etkisiyle yaşadıkları yerler çatışma alanı haline geldikçe insanlar gönüllü veya zorunlu olarak yaşadıkları yerleri terk edip kendilerini en güvende hissettikleri yerlere göç ettiler.

Bugün anılan üç bölgede yerel sakinlerinin dışında kimlerin yaşadığına dair somut birkaç örnek vereyim. Suriye Hükümeti’nin Şam’ın Doğu Guta bölgesinden zorla gönderdiği on binlerce insanın bir kısmı bugün El Bab ve Afrin’e yerleşti. Hama ve Hums’taki ordu operasyonlarından kaçanların bir kısmı Afrin ve Çobanbey’de. Deir ez Zor’dan önce IŞİD’den sonra PYD’den kaçanları Çobanbey’de, Cerablus’ta, Tel Abyad’da, Ras Al Ayn’da bulabilirsiniz. İdlib’de HTŞ baskısından kaçanların bir kısmı El Bab’a yerleşirken, İranlı milislerin ve Suriye Ordusu’nun girmesiyle Halep’in merkezinden kaçan on binlerce kişi Afrin’den El Bab’a kadar dağılmış vaziyette.

Bölgedeki demografik değişim sadece gelenlerden ibaret değil. PKK/YPG’ye destek veren on binlerce kişi Afrin’i terketti. El Bab, Cerablus, Azez, Çobanbey, Tel Abyad ve Ras El Ayn’dan binlerce insan ise 2017’den çok önce Türkiye’ye gelmişti. Bu bölge sakinlerinin büyük çoğunluğu hâlâ Türkiye’de yaşıyor.

Özetle, çatışma ortamı, siyasi baskı, ekonomik zorluklar ve kötü muameleden kaçanların önemli bir kısmı bu bölgeye yerleşirken, aynı nedenlerden geçmişte Türkiye’ye kaçanların küçük bir kısmının geri dönmesi bölgede yönetilmesi son derece güç bir demografik yapı ortaya çıkardı.

Kuzey Suriye’de ekonomi

Bölgeyi birleştiren üçüncü faktör ise ekonomik özelliği. Anılan bölgenin büyük bir kısmı tarımla geçiniyor. El Bab’ın geçmişte Halep’in sanayi bölgesi olmasını bir yana koyarsak bölgede üretim tarımla sınırlı. Tarımsal alanların önemli bir kısmı arpa, buğday, mercimek, nohut gibi ürünlerden ibaret. Afrin’de ise müthiş bir zeytin üretimi bulunuyor. Sabundan yağa kadar önemli bir endüstriyel tarım potansiyeli sunan zeytin, Afrin ekonomisinin can damarı durumunda. Ancak bu bölgelerin hiçbirinde kullanılabilir doğal yer altı kaynağı yok.

Hepsinden önemlisi ise bölge ekonomisi dışa kapalı. Hatay, Gaziantep, Kilis ve Urfa üzerinden Türkiye’ye ulaşımı olmasına rağmen sınır kapılarında resmî olarak ticaret yapılamaması nedeniyle bölgenin tarımsal üretim potansiyeli büyük bir ekonomik gelire dönüşmüyor. El Bab ve civarındaki küçük atölyeler ise bölge insanına sınırlı bir katkı sağlıyor. Tüm büyük ilçelerde son dönemde organize sanayi bölgeleri kurulmaya başladı. Ancak bu bölgeler henüz yolun başında. Bölge insanı ayakkabıcılık konusunda büyük bir tecrübeye sahip olsa da organize sanayi bölgelerinin tam randımanla çalışması için yıllar gerekiyor.

Afrin ve El Bab bir kenara konulursa geçmişten gelen bir altyapıya sahip olmayan ve onlarca yılın ekonomik gelişmemişliği üzerine iç savaşın yıkıcı etkilerine maruz kalan bu bölgelerde yukarıda aktarılan tablonun doğal sonucu işsizlik.

Şöyle düşünün; hayali bir coğrafi bölgedesiniz. Bu bölgede ulaşım, sağlık, eğitim alt yapısı son derece zayıf olsun. Ayrıca büyük ölçüde kırsal kesimlerden veya büyük şehirlerin dış çeperinden oluşsun. Temel geçim kaynağı tarım olsun ancak sulama kuyularla veya çok eskimiş sistemlerle yapılmaya çalışılsın. Bu alanda devlet otoritesi yıkılmış olsun, üst üste gelen silahlı gruplar kendi düzenini dayatsın. Sonuçta da bir kısım bölge sakinleri ve başka yerlerden gelen silahlı yapılar yeni bir hâkimiyet kursun. Üstelik, bu bölgeye 5 yıl içinde önceki 50 yılda sahip olduğu nüfusun iki katı bir anda yığılsın. Son olarak piyasa için üretim yapılsa bile ürettiğini satamasın. Böyle bir bölgede doğal olarak karşınıza dev bir işsiz ordusu çıkar.

İşsizlik, insanları sosyal yardımlar dağıtıldığı için açlık çekilmeyen kamplara mahkûm ederken, geçici işlerde çalışıp hayatta kalma mücadelesi verenler ilk fırsatta bu döngüden kurtulmak için para biriktiriyorlar. İşte toprak sahibi olan ve ticareti kontrol eden aynı zamanda silahlı gruplarda etkin olan küçük bir kesim dışında bölgenin ekonomik fotoğrafı böyle özetlenebilir.

Güvenlik ve siyasi durum

Siyasi durumu özetlemek hiç de zor değil, zira bu bölgelerde yaşayan insanları siyasi olarak bir araya getiren ideolojik veya politik bir bağ yok. Ancak çok güçlü bir birleştiriciyi göz ardı edemeyiz: Esad Yönetimi’nin reddi.

Yukarıda etraflıca özetledim. Bölge insanları Suriye ordusundan kaçtıkları, zorla gönderildikleri veya Şam Yönetimi uzun süredir bu bölgede olmadığı için burada yaşıyorlar. Küçük bir grubu dışarıda tutarsak bölgedeki insanların çoğu bir daha Şam’ın doğrudan yönetimi altına girmek istemiyor. Çünkü, iktidara karşı silahlı bir kalkışmaya katıldıklarından doğrudan suçlu olarak kabul ediliyorlar ve Şam’ın geri dönüşü onlar için hukuki, siyasi ve psikolojik olarak bir kabus yaratacak. Hemen şöyle bir itiraz gelebilir: “…Muhaliflerin haklarını ve can güvenliği uluslararası bir güvence altına alacak bir anlaşma yapılırsa muhaliflerin tavırları değişebilir…” Olabilir, yalnız on yıllık iç savaştan her aileden çok sayıda insanın kaybıyla oluşan derin güvensizlik atmosferinde, gidin de bunu bölge insanına anlatın, bakalım ikna etmek mümkün olur mu?

Şimdi gelelim işin güvenlik boyutuna. İtiraf edeyim, yazmakta en zorlandığım kısım burası. Çünkü öylesine çetrefil ki; uzatmadan anlatmak çok zor.

Suriye Milli Ordusu nedir?

Yukarıda Suriye Milli Ordusu’na (SMO) kabaca giriş yapmıştım. Şimdi biraz daha detaylı anlatayım. Her ne kadar beş yıldan uzun süredir tek bir çatı altında toplanmaya çalışsa da SMO aslında hâlâ Özgür Suriye Ordusu (ÖSO). Ne demek bu?

ÖSO, Şam’ın baskıcı uygulamalarına karşı çıkan birbirinden kopuk, farklı ideolojik ve toplumsal arka planlardan gelen insanların oluşturduğu silahlı milis teşkilatları olarak ortaya çıkmıştı. ÖSO’yu tek bir çatı altında gösteren tek şey “rejime” karşı olmasıydı. Aralarında radikal selefiler, Müslüman Kardeşler, Arap milliyetçileri, “mahallenin onurunu koruyan ağır abiler”, köylerini savunan yerel liderler, aşiret reisleri gibi bir sürü farklı nedenle silaha sarılmış insan bulunuyordu. Zaman içinde Şam’ın bırakın taşrayı, şehir merkezlerinde bile kontrolü kaybetmesiyle birlikte her yerde farklı oluşumlar türedi.

Özetle, aralarındaki tek ortak nokta rejim karşıtlığı olan ademi merkeziyetçi bir silahlı gruplar topluluğu olarak doğdu ve büyüdü. Bu süre zarfında bir kısmı yok edildi. Bazıları taraf değiştirdi, Suriye hükümeti ve hatta PKK/PYD ile işbirliği yaptı.

Fakat, şu anda Suriye’nin kuzeyinde bulunanlar baştan itibaren hem Şam’ın hem de PKK benzeri örgütlerin dışında ve karşısında olanlardır. Ancak bu denli ademi merkeziyetçi bir organizasyon, doğası gereği merkeziyetçi bir emir komuta zinciri altında toplanmakta zorluk çekiyor. Kağıt üzerinde SGH’nin Savunma Bakanlığı’na bağlı olduğuna bakmayın, SMO’nun grup komutanları bakandan da diğer SGH yetkililerinden de daha güçlüdür. Nedenlerini açıklayayım.

Suriye Milli Ordusu güçlü mü?

Bir kere SMO, Suriye’nin kuzeyine hükmediyor olabilir ama SMO’daki grupların hepsi bu bölgelerden değil. Deir ez Zor’dan, İdlib’den, Şam’dan, Hama’dan Halep’ten gelen birçok grup var. Bu gruplar diğer bölgelerde çatışamaz hale gelince kuzeye sığındı. Yani bir Suriye’nin kuzeyinin sakinlerinden oluşan “yerli” SMO, bir de diğer yerlerden gelenlerden ibaret SMO bulunuyor. Birleştirici unsurun güçlü olduğu dönemlerde ortaklaşa Suriye Hükümeti’ne karşı savaşsalar da, ortak düşman bulamadıkları yerlerde birbirlerine dönmeleri son derece sık yaşanan bir durum.

İkincisi, yerli SMO dediğimiz şey her bir bölgedeki yerel toplumsal ve ekonomik yapının uzantısı. Azez, El Bab ve Çobanbey gibi yerlerde en büyük aileler, yerel meclisleri (dolayısıyla yürütmeyi), ticareti ve üretimi (dolayısıyla ekonomiyi) kontrol ediyorlar.

Bu ve benzeri yerlerde silahlı güçler insan gücünü büyük ölçüde aşiretlerden ve civarlardaki kamplardan temin ediyorlar. Böylece yerel silahlı güçler aynı zamanda yerel ekonomik çıkarların da koruyuculuğunu üstleniyor. Böyle bir ortamda merkeziyetçi bir yapının ya da bir hükümetin hükmü altına girmek, ekonomik-sosyal-askerî ilişkiler ağının en son isteyeceği şeydir.

Üçüncüsü ise SGH’nin bileşenlerinin sahadaki karşılığının zayıf olması. SGH’nin üyelerinin bir kısmı, Suriye’nin kuzey bölgelerinden gelse de ülkenin farklı yerlerinden birçok insanı barındırıyor. Oysa çıkarlar yerelleştikçe “ulusal” çapta bir üne sahip olmanın etkisi azalıyor.

Özetle, SMO aradan geçen 5 yıla ve tüm çabalara rağmen Suriye’nin kuzeyinde bütünleşik bir askerî yapıya tam olarak evrilemedi. Üstelik, bu gruplar Şam’a karşı ayaklanan ağır silahlı milis teşkilatları olduğu için yerel güvenliği sağlayacak bir yapıya sahip değiller. Oysa, pek çok farklı unsurun bir arada yaşaması sırasında ortaya çıkan güvenlik sorunları bir “ordu”dan ziyade “kolluk güçleri”yle çözümlenebilir. Bu doğrultuda yerel polis teşkilatları yaygınlaşsa da gücünü yereldeki ekonomik, siyasal ve toplumsal bağlardan alan SMO için merkezi bir otoriteye bağlı kolluk gücünün otoritesini kabul etmek kolay olmuyor.

İran yanlısı milisler ve YPG ile çatışmalar

Suriye’nin kuzeyindeki güvenlik sorunu sadece gruplar arası çekişmeler, hızlı ve dengesiz nüfus artışı ya da ekonomik sorunlarla sınırlı değil. Bölge hâlâ bir yandan YPG’nin diğer yandan İran yanlısı milisler, Suriye Ordusu ve bunlara bağlı uzantıların saldırısı altında. Yani bazı bölgeler hâlâ çatışma sahası olmaya devam ediyor.

YPG neredeyse her gün bölgeye sızmaya, bombalı saldırılar düzenlemeye veya ağır silahlarla yerleşim alanlarını vurmaya devam ediyor. Zaman zaman diğer unsurlarla SMO arasında da çatışma yaşanıyor.

Bu olaylar “sıradanlaştığı” için kamuoyunun dikkatini çekecek bir haber değeri taşımasa da güvenlik sorunun çok önemli bir unsuru. Bir başka deyişle, iç karışıklar ve taşkınlıklar nedeniyle SMO güvenlik sorununun bir parçası olarak görülebilir ancak SMO’nun olmadığı bir durumda Suriye’nin kuzeyindeki bölgeler için yerel bir koruyucu unsur olmayacak. Yani, SMO güvenliğin sağlanmasının en vazgeçilmez unsuru olmaya devam ediyor.

Kuzey Suriye’deki durumun özeti

Mümkün olduğunca kısa bir biçimde Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerden SGH ve SMO kontrolünde olan alanın ekonomik, sosyal ve güvenlik yapısını özetlemeye çalıştım.

Yukarıdaki yapının geleceğe dair sunduğu tablo şöyle tanımlanabilir:

Neredeyse 10 yıldır Şam’ın denetiminde olmayan bölgede demografik yapı, ekonomik şartlar ve güvenlik durumu kısa sürede istikrara kavuşacak olmaktan uzak görünüyor. Ancak diğer bölgeleri inceleyince göreceksiniz ki gelecekte bir uzlaşı olması halinde bu bölgeler Suriye’nin geri kalanına diğer bölgelerden daha kolay uyum sağlayacak durumdadır. Bunun nedeni ise basit. SGH veya SMO’nun kuzeyindeki bölgeler halen Suriyeli kimliğini yitirmiş değil. Bu nedenle, Suriyelilik çerçevesinde bir uzlaşı sağlanması halinde bölge için iyimserliği koruyabiliriz.

Görsel Kaynak:

https://umap.openstreetmap.fr/tr/map/anatolia-intel_559388#10/36.8148/44.0511

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 29 Ağustos 2022’de yayımlanmıştır.

Serhat Erkmen
Serhat Erkmen
Prof. Dr. Serhat Erkmen, Pros&Cons Güvenlik ve Risk Analizi Merkezi Direktörüi. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında çalıştı. Terörizm ve Orta Doğu konularında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

2
0
Would love your thoughts, please comment.x