Jeo-Strateji

20 Aralık 2021

Yazdır

Bir ‘sandığa gidememe’ hikayesi

Libya’da 24 Aralık’ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri ertelendi. Libya Seçim Komisyonu üyesi Ebu Bekir Marada, 24 Aralık’ta seçim düzenlemenin imkansız hale geldiğini söylemişti ancak resmî erteleme talebi seçimlere iki gün kala geldi. Libya Seçim Komisyonu bir aylık bir erteleme önerdi, ancak son karar ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisinde ve Temsilciler Meclisi de daha uzun bir erteleme isteyebilir. Tüm bunlar yaşanırken, başkent Trablus’ta ise yeniden askerî gerilim artıyor.

Libya seçimleri neden çöktü ve bundan sonra ne olacak? Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri Libya’nın krizden çıkmasına yardımcı mı olacak yoksa ülkenin bölünmüşlüğünü derinleştirme olasığı daha mı yüksek? Libya’nın çatışma sonra geçişinin çökmesi ne gibi senaryoları getirir? Tüm bu gelişmelerin Türkiye için anlamı ne?

Seçimler neden ertelendi?

Nisan 2019’da Halife Hafter komutasındaki Libya Ulusal Ordusu, başkent Trablus’a saldırmış ancak Türkiye’nin müdahil olmasının ardından Haziran 2020’de çatışmalar sona ermişti. Ateşkes ile birlikte Birleşmiş Milletler himayesinde çok taraflı diplomasinin önü açıldı. Böylece savaş yorgunu ülkede rakip siyasi ve askerî aktörlerin konumlarını ve ülkeyi uzun yıllardır kaosa sürükleyen sorunları siyasi bir süreç içerisinde çözmeleri için tarihi bir fırsat daha ortaya çıkmış oldu.

Bu doğrultuda da çatışma sonrası geçişi tamamlamak ve meşru temsiliyetin yeniden tesis etmek hedefleriyle Birleşmiş Milletler öncülüğündeki Libya Siyasi Diyalog Forumu, Kasım 2020 toplantılarında, 24 Aralık 2021 tarihinde seçimlerin gerçekleştirilmesine karar vermişti.

Ancak Libya’nın eski kurumları, rakip askerî ve siyasi aktörler, potansiyel adaylarla birlikte, seçimlerin takvimi, yeni cumhurbaşkanının veya parlamentonun hangi yetkilere sahip olacağı ve kimlerin yarışabileceği de dahil olmak üzere seçim kuralları üzerinde anlaşmaya varamadı.

Tüm bu tartışmalar devam ederken, seçimlere sadece bir hafta kala, 16 Aralık gecesi seçimlerin iptal edilmesi talebiyle Trablus’ta silahlı grupların Başbakanlık ve Savunma Bakanlığı binalarını kuşattı. Bir süredir başkent Trablus’ta Libya ordusuna bağlı etkili askerî birlikler arasında tansiyon yükselmekteydi. Daha önce de Trablus’taki askerî birlikler ve milis güçler arasında alan kontrolü ve ekonomik kaynaklar için çetin çatışmalar yaşanmıştı. Nisan 2019’da Halife Hafter komutasında başlayan Trablus ablukası çatışan grupların bir araya gelmesini sağlasa da bu birliktelik kalıcı olamadı.

Şimdi asıl soru, İstikrarı Destekleme Birimi ve 444 Tugayı arasında devam eden ve Eylül ayında silahlı çatışmaya da dönüşen bu askeri gerilimin büyüyüp büyümeyeceği. Yine de bu son gelişme sonrasında Libya’da oy verme işlemlerinin güvenliğinin olmadığı net bir şekilde görülmüş oldu.

Öncelikle başkent Trablus’ta askerî gerilimin yeniden yükselmesi, bir süredir seçim tartışmaları etrafında kristalize olan gerilimin çetinleşeceğini gösteriyor. Ayrıca kontrol altında tutulması gereken tek riskin de Doğu Libya ile Batı Libya arasında gerçekleşmesi muhtemel olası bir askerî çatışma ile sınırlı olmadığına da işaret ediyor. Daha açık ifadeyle, Trablus’un 2019 öncesindeki gibi yeniden milisler arası çatışmalara sürükleme riskini daha etraflıca değerlendirmek gerekiyor.

Seçime dair belirsizlikler, ihtilaflar

Ancak Libya Siyasi Diyalog Forumu, Temmuz 2021’de toplandığında seçimlerin anayasal temeli konusunda uzlaşı sağlayamadı. Ardından Temsilciler Meclisi seçimlere dair yasal düzenlemeleri kabul etti ancak bu düzenlemeler de Batı Libyalı aktörler tarafından kendileriyle istişare edilmeden kabul edildiği için gerekçesiyle reddedildi. Benzer şekilde seçim takviminin taraflarca kabul edilmesi de kolay olmadı. Kasım ayının başında Temsilciler Meclisi’nin Parlamento seçimleri, başkanlık seçimleri gerçekleştirildikten 30 gün sonra yapılmasına karar verdiğini açıklaması çeşitli spekülasyonlara neden olmuştu. Sonuç olarak, Paris’te düzenlenen Libya Konferansı’nda cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin 24 Aralık’ta gerçekleştirileceği açıklanınca tarih üzerindeki tartışmalar sona erdi. Fakat adaylar üzerindeki tartışmalar alevlenerek devam etti.

Bir kabul edilip, bir reddedilen adaylar

Libya Seçim Komisyonunun bu ayın başında kesin aday listesini açıklaması ve adayların seçim çalışmalarına başlaması gerekiyordu. Ancak kesin liste, adaylar üzerindeki ihtilaflar nedeniyle bir türlü tamamlanıp açıklanamadı. Adaylık başvuru sürecinde Libya Seçim Komisyonu 98 kişinin adaylık başvurusunu kendilerine ilettiği açıklamış ve 24 Kasım’da 73 cumhurbaşkanlığı adayından oluşan bir ön liste yayınlanmıştı.

Bu listede öne çıkan adaylar arasında Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Batı Libya’da önemli isimlerden biri olan ve bir önceki ulusal birlik hükümetinde içişleri bakanlığı yapan Fethi Başağa, doğu Libya merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Libya Ulusal Ordusu askeri komutanı Halife Hafter, Libya’nın eski devlet başkanı Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi yer alıyordu. Ancak ilerleyen süreçte yapılan itirazlar nedeniyle önce Seyfülislam Kaddafi, daha sonra 28 Kasım’da Abdulhamid Dibeybe ve en son olarak da 30 Kasım’da Halife Hafter’in adaylık başvurusu reddedildi. Daha sonra Trablus ve Sebha Temyiz Mahkemelerinin kararlarıyla bu adayların tamamı yeniden oy pusulasına alındı.

En güçlü aday: Dibeyde

Abdulhamid Dibeybe, birlik hükümetinin başbakanlığına seçildiğinde seçimlerde aday olmama sözü vermişti. Ayrıca oy verme tarihinden en az üç ay önce hükümet görevlerinden istifa etmesi gerekiyordu. Öte yandan seçimlerde en güçlü aday olarak Dibeybe öne çıkıyordu. Görev sürecinde ülkede toplumsal desteğini arttırmak için çeşitli ekonomik yardım ve teşvik programları başlatan Dibeybe, yapılan anketlerde de önde görünüyor. Bu nedenle Doğu Libya’nın güçlü adayları Akile Salih ve Halife Hafter tarafından adaylığı bir tehlike olarak görülüyor. Dibeybe’nin adaylığına Batı Libya’dan da itiraz edenler oldu. Bunlardan en önemlisi kendisi gibi Misratalı olan bir diğer güçlü aday Fethi Başağa.

Kaddafi dönemine özlem hâlâ canlı

Libya Askeri Başsavcılığı tarafından cinayet ve paralı asker kullanma suçlamalarıyla yargılanan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı suç işlemekten aranan Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığı ise hem doğu hem de batı Libya’da tartışmaya neden oldu.

Bununla birlikte, Seyfülislam Kaddafi hem kendi aşireti hem de ailesine sadık aşiretlerin desteğine sahip görünüyor. Bunun yanı sıra Yeşil Devrim ve Kaddafi yanlısı duygular, mevcut istikrarsızlıktan ve savaştan yorulan Libyalıların bir bölümünde de varlığını sürdürüyor. Bu toplumsal destek Kaddafi’nin cumhurbaşkanlığı seçilmesine yetmese bile ülkenin batısı, doğusu ve güneyinden oy alarak diğer adayların seçilme şansını zorlaştırabilir. Bu nedenle de yeniden aday olabilmesi için Temyiz Mahkemesine başvurusu Libya Ulusal Ordusu tarafından engellenmişti.

Hafter de eksik değil

Halife Hafter’ın toplumsal desteği ülkenin doğusunda yer alıyor. Benzer şekilde Akile Salih de ülkenin doğusundaki seçmenlerin oylarına talip. Fakat Hafter’in adaylığını daha da tartışmalı hale getiren bir diğer unsur, Mahmud el-Verfelli gibi komutası altındaki bazı Libya Ulusal Ordusu asker ve komutanlarının, uluslararası ceza mahkemesi tarafından savaş suçlarıyla itham ediliyor olması.

Ayrıca kendisi hakkında da ABD’de benzer suçlardan açılmış bir dava bulunuyor. Dahası, seçilirse, yaklaşık bir yıl boyunca Trablus’ta ona direnen askerî güçler ve milisler tarafından cumhurbaşkanı olarak kabul edilmesi de pek olası görünmüyor.

Olası senaryolar

Peki Libya’da olası senaryolar nedir? Seçimlerin ertelenmesi sürecin nasıl ilerleyeceğine dair pek çok soruyu da beraberinde getiriyor.

Öncelikle Cumhurbaşkanı adayları, Libya’nın ayakta kalmaya çalışan siyasi kurumları ve Libya savaşına müdahil devletler arasında müzakerelerin tüm hızıyla devam ettiğini görüyoruz. Bir yandan ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norlanddiğer yandan BM Libya Özel Danışmanlığına Stephanie Williams’ın yoğun mesaisi, seçimlerin ertelenmesi ile ortaya çıkabilecek boşluğu kontrol etmeye yönelik çabalarının işareti. Fakat Libya içindeki siyasi dengelerin değişeceğine işaret eden bir diğer buluşma Bingazi’de Halife Hafter, Fethi Başağa, Ahmed Muaytik, Arif en-Nayid, Abdulmecid Seyfunnasr ve Şerif el-Vafi arasında gerçekleşti. Doğu ve Batı Libya’nın 2019’da birbirleriyle savaşan rakip isimlerini Bingazi’de bir araya getiren öncelikli mesele ise Dibeybe ve Kaddafi’nin son aylardaki yükselen toplumsal etkisi.

Bu şartlar altında önümüzdeki dönemde ilk tartışma konusu geçiş dönemine kimin vekalet edeceği konusu olacaktır. Seçeneklerden birisi mevcut geçici hükümet ve başkanlık konseyi ile ertelenen seçimlere yönelik çalışmaların devam etmesi. Ancak Bingazi’deki süpriz yakınlaşma Libya Siyasi Diyalog Forumu tarafından vekaleten seçilen başbakan Dibeybe ve kabinesi ile Menfi başkanlığındaki Başkanlık Konseyi’nin yeni bir siyasi denge oluşturacak şekilde yeniden belirlenmesi olasılığının da yüksek olduğuna işaret ediyor.

Öte yandan ertelenen seçimlerin gerçekleşebilmesi ve mevcut riskleri ortadan kaldıracak önlemlerin alınması adına daha kökten bir yaklaşım değişimi olup olmayacağına dair öngörüde bulunmak ise şimdilik imkansız.

Hali hazırda seçimlere yönelik boykot çağrılarıyla ve Kaddafi’nin adaylığı nedeniyle mobilize olan askeri gerilim yatışmış değil. Devlet Yüksek Konseyi başkanı Halit el Mişri, Halife Hafter’in cumhurbaşkanı adaylığını gerekçe göstererek seçimlerin ertelenmesi gerektiğini açıklamış, ertelenmez ise Libyalıları seçimleri boykot etmeye çağırmıştı. Misrata İhtiyarlar Heyeti de Seyfulislam Kaddafi’nin adaylığını gerekçe göstererek benzer bir çağrıda bulunmuştu. Zaviyeli askerî güçler ise Seyfülislam Kaddafi’nin katıldığı bir seçimi gerekirse savaşarak durduracaklarını açıklarken, Misarata’lı askerî güçler silahları ile protesto gösterisi yapmışlardı. Son birkaç günde bu askeri hareketliliğin daha da arttığı ve askeri güçlerin silahları ile sokağa çıktığını gözlemliyoruz. Bu durum Trablus’un 2019 öncesindeki gibi yeniden milisler arası çatışmalara sürükleme riskini de beraberinde getirmekte.

Öte yandan seçimlerin ertelenmesi, yükselen askeri tansiyonun düşürülmesi için yeterli değil. Hala gelişmeler kırılgan bir ateşkese dayanan mevcut istikrarı bozabilecek olayları tetikleyebilir. Yaklaşık bir yıldır seçimler, Birleşmiş Milletler himayesinde devam eden ve Libya’ya barış getirmeyi hedefleyen uluslararası çabaların tek odak noktası oldu. Bu nedenle de seçimlerin ertelenmesi ile ortaya çıkabilecek belirsizliği kontrol etmek de bir hayli zor olacak.

Türkiye için anlamı

Son olarak, tüm bu gelişmeler ve ihtimaller Türkiye için ne anlama geliyor?

Öncelikle Ocak 2020’den itibaren eğitim ve danışmanlık hizmetleri için Libya’nın batısında personel bulunduran Türkiye için en öncelikli risk, yukarıda bahsettiğim Batı Libya’da çıkması olası askerî çatışma riski. Mevcut belirsizlik, petrol sahalarının kapatılması, ana otoyolların ve caddelerin askeri ablukaya alınmaya başlaması ve Libyalı siyasi figürlerin yani manevraları bu yöndeki riskleri tırmanıyor gibi görünüyor. Bu şartlar altında Türkiye Libyalı müttefiklerinin arasında kalabilir. Bu nedenle de Türkiye’nin Batı Libyalı gruplar arasında taraf tutmaktan kaçınarak, çatışma önleyici mekanizma ve önlemler geliştirmesi gerekecek.

Bununla beraber, daha geniş çaplı askerî çatışma risklerine yönelik riskler de tamamen olasılıklar dışında değil. Ortaya çıkabilecek askeri bir tırmanmayı sınırlandırmak kimse için çok da kolay olmayabilir. Bu nedenle daha kapsamlı çatışma önleyici mekanizmaları da değerlendirmek yerinde olacak.

Bu nedenle de son günlerde Türkiye ve Doğu Libyalı aktörler arasında gerçekleşen yeni temasları oldukça olumlu. Libya Temsilciler Meclisi Başkan Vekili Fevzi el-Nuvayri ve beraberindeki heyetin Türkiye ziyareti ile birlikte Türkiye’nin Libya’nın doğusundaki rakip siyasi aktörlerle daha yakın ilişkiler tesis etme ihtimali ortaya çıkmış görünüyor. Özellikle bölgede esen normalleşme rüzgarı, Libya’daki kırılganlıkları onarabilmek ve bu riskleri kontrol altında tutabilmek için bazı fırsatlar yaratabilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 20 Aralık 2021’de yayımlanmıştır.

Nebahat Tanrıverdi Yaşar

Nebahat Tanrıverdi Yaşar - Bağımsız Araştırmacı olarak Tunus, Libya ve Mısır üzerine çalışmalar yapan Yaşar, aynı zamanda Berlin'deki Alman düşünce kuruluşu SWP’nin Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Çalışmaları (CATS) Programında IPC-Stiftung Mercator misafir araştırmacı. 2015 yılından itibaren bağımsız araştırmacı olarak çalışmalarına devam Tanrıverdi Yaşar, daha önce Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nde (ORSAM) ve dış politikası dergisi Panaroma’da çalıştı. Tanrıverdi Yaşar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahip ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora adayı olarak eğitimine devam ediyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend