Jeo-Strateji

22 Haziran 2021

Yazdır

Çin’in Ortadoğu’daki yeni rolü

Çin, küresel siyasetteki rolünü yeniden tanımlıyor. Mao döneminden beri sürdürülen ve ‘barış içinde beraber yaşama’ olarak bilinen dış politika artık değişti. Şimdiki başkan Xi Jinping döneminde, uluslararası hedefler açıkça ifade ediliyor.

Çin, küresel güç olma iddiasını, hem iklim gündemi gibi çokuluslu meselelerde hem de Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) gibi politikalarda ortaya koyuyor. Özellikle KYG, Çin’in yakın sınırlarının ötesindeki ülkelerle yeni bir bölgeselleşme döneminin sinyallerini veriyor.

Ortadoğu da artık Çin’in ilgi gösterdiği alanlardan biri. İlk başlarda KYG’nin öncelikli alanlarından olmayan Ortadoğu, geldiğimiz noktada hem Çin’in dış ilişkilerini hem de küresel güç dengelerini değiştirmeye aday.

Çin’in Ortadoğu bölgesiyle ilişkileri Mao döneminde siyasi saiklerle belirleniyordu. Mao sonrası döneme de ekonomik tarafsızlık söylemi damga vurmuştu. Günümüzdeyse Çin’in Ortadoğu politikasında, ekonomik ilişkilerin yanı sıra ‘sorumlu süpergüç’ olarak tanımlanabilecek siyasi tarafgirliğin sinyallerini görüyoruz.

Çin-Ortadoğu ilişkilerinin dönemleri

Soğuk Savaş döneminde Çin’in Ortadoğu ile ilişkilerini sömürgecilik karşıtlığı belirledi. Batı dünyasından diplomatik yalıtılmışlık içinde olan Çin, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’yle ilişkilerinden dolayı Bağlantısızlar Hareketi’ne resmî olarak dâhil olmasa da, ‘Üçüncü Dünyacılık’ Mao döneminin önemli bir dış politika çerçevesiydi. Bu çerçeve, Çin’in Ortadoğu ile siyasi ilişkilerini de belirledi.

Çin Filistin’i 1988 yılına kadar diplomatik olarak tanımasa da, kuruluşundan itibaren dış politikasında Filistin yanlısı bir tavır sergilemiş ve 1960’ların başından beri siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkiler kurmuştu. Buna karşın, Çin, 1992’ye kadar İsrail ile diplomatik ilişkiler kurmadı. Bu açık siyasi tavır sayesinde, Arap (Sosyalist) Ligi’nin önde gelen üyelerinden Mısır, 1956’da Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıyan ilk Arap ülkesi oldu. Batı bloğundaki Körfez ülkeleri, Çin’le ilişkilerini ancak 1970’lerdeki diplomatik normalleşmeden sonra kurdular.

Mao sonrası yıllarda, Çin ekonomik saiklerle bölgeyle ilişkilerini geliştirdi. 1980’lerden itibaren ekonomisi iki haneli rakamlarla büyüyen Çin’in enerji kaynaklarına bağımlılığı arttığı için yavaş yavaş Ortadoğu’da bir dış aktör haline geldi. Çin’in bölge ülkelerine artan enerji bağımlılığına rağmen, ticari ilişkilerde dengeler, diğer birçok bölgede olduğu gibi, Çin’in lehineydi. Bugün, Çin, bölgedeki birçok ülkenin en büyük ticaret ortağı haline gelmiş durumda. Son on yıla kadar, Çin-Ortadoğu ilişkilerine bu yoğun ekonomik ilişkiler damga vurdu. Çin’in günümüzdeki devlet başkanı Xi Jinping’in iktidara gelmesiyle birçok başka dış politika alanında olduğu gibi, Ortadoğu’yla ilişkiler de nitelik değiştirmeye başladı.

Bir küresel süpergüç olarak Çin’in Ortadoğu’yla bölgesel ilişkileri

Xi Jinping, 2016’da Ortadoğu’ya ilk cumhurbaşkanlığı gezisini yaptı. Aynı dönemde, Çin devleti bir “Arap Politikası Belgesi” yayınladı. Bu belge zamanında ‘içi boş’ olarak nitelendirilmişti ama aradan geçen yıllarda, Çin’in bu belgede ifade ettiği bölgesel stratejiyi adım adım takip ettiğini görüyoruz.

Bu strateji belgesi “1+2+3 iş birliği modeli”ne dayanır. Bu model içinde 1, enerjiyi temel bir ilgi alanı olarak temsil eder; 2 altyapı inşaatının yanı sıra ticaret ve yatırım; ve 3 işe nükleer enerji, uydular ve yeni enerji kaynaklarına odaklanmayı öngörür.

Enerji ilişkileri

Suudi Arabistan ve Irak, Çin’in petrol ihtiyacının yarısından fazlasının tedarikçisi. Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin 2021 yılındaki gezisinin sonuçlarından biri, Suudi Arabistan’ın Çin’e 50 yıllık petrol arzı garantisi vermiş olması.

Bölgeden petrol tedariğinin güvenliği için kaynaklarını çeşitlendirme yolunu izleyen Çin, İran’dan da petrol alıyor. 2021 yılı itibariyle İran da Çin’in petrol tedarikçileri arasındaki konumunu yükseltti.

Her ne kadar İran petrolü Malezya gibi üçüncü ülkeler aracılığıyla Çin’e giriyorsa da, Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin 2021 yılının ilk yarısındaki Ortadoğu gezisinin bir diğer somut sonucu da İran’la imzalanan petrol garantisi ve ekonomik yardım anlaşması. Bu anlaşma, Çin’in bölge petrolüne olan bağımlılığının ekonomik ilişkilerde çok taraflılık ilkesine bağlı kalmasını sağlıyor.

Altyapı, yeşil ve dijital dönüşüm

Ticari ilişkilerin yanı sıra, Ortadoğu, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından 2013 yılında başlatılan KYG’nin merkez bölgelerinden biri haline geldi. KYG, Çin’in yerli sermaye fazlasını yurtdışına sistematik olarak aktarıp aynı zamanda bölgesel etkisini arttırmayı amaçladığı çift amaçlı dış politikası.

Ortadoğu, KYG içindeki denizyolları için merkezi öneme haiz olan Süveyş Kanalı gibi büyük altyapı yatırımları vesilesiyle bu dış politikaya dâhil oldu. KYG kapsamındaki karayolları Çin-Pakistan hattına bağlanan Tahran demiryoluyla İran’ı içeriyor. Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlamayı amaçlayan Red-Med projesi ile de İsrail’i.

KYG, Kuveyt’in İpek şehrinde örneklendiği gibi, öncelikle inşaat sektörüne dayanıyor. Çin’in inşaat sektörüne yaptığı altyapı yatırımı, Arap Baharı sonrasında yaşanan siyasi istikrarsızlık veya düşen petrol fiyatlarının ardından Arap ülkelerinin karşılaştığı ekonomik yavaşlamaya karşı memnuniyetle karşılanan bir gelişme. 2022 FIFA Dünya Kupası stadyumu gibi altyapı yatırımlarının yanı sıra, 2020’lerde Körfez ülkeleri Çin’in yeşil teknoloji ve finans piyasalarının en önemli alıcıları olarak da karşımıza çıkıyor. Dubai gibi kentlerin çevre dostu teknolojilerle yeniden yapılandırılması sürecini Çinli Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin ortak olduğu enerji firmaları üstlenmiş durumda.

Çin’in Ortadoğu’nun siyasal ilişkilerinde de yeri var mı?

Çin, sorumlu bir dünya gücü imajını pekiştirmenin bir aracı olarak Ortadoğu’da bölgesel siyasi meselelere dâhil olacağının sinyallerini de veriyor.

Çin, ülkelerin içişlerine müdahale edilmemesi prensibi nedeniyle Birleşmiş Milletler’in barış gücü operasyonlarına sadece finansal destekle katkıda bulunurdu. Çin’in, Mao döneminden beri süreklilik gösteren egemen devletlerin içişlerine karışmama dış politika prensibine yaptığı istisnalarsa Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde.

Çin, Libya’da içişlerine karışmama prensibine bir istisna yaptı ama uluslararası müdahalenin rejim değişikliğiyle sonuçlanması sonrasında barış güçlerinden büyük ölçüde yeniden çekildi.

Arap-İsrail ihtilafında, Çin, 2016 Arap Politikası belgesinde ortaya konduğu gibi iki devletli bir çözümü savunan konumunu sürdürüyor. Bununla birlikte, Çinli akademik ve kültürel kurumlar İsrail’e karşı boykota katılmıyor ve ekonomik ilişkileri hem KYG çerçevesinde hem de ikili ilişkilerde devam ediyor. Dışişleri Bakanı Wang, 2021’de yaptığı ziyarette görüşmelerin Çin’de gerçekleştirilmesi teklifini bir kez daha yineledi. Bu, ABD Başkanı Joe Biden hükümeti Ortadoğu’dan çıkmaya hazırlandığını ifade ederken, Çin’in de bölgede kendi stratejileriyle var olmaya başladığına işaret eden sembolik bir hareket olarak yorumlandı.

İsrail ve Filistin arasında görüşmelerin Pekin’de yapılması, Çin’in Xi Jinping dönemindeki yeni aktif dış politikasının gündem maddelerinden biriydi. Çin’in yeni Ortadoğu açılımının bir parçası olan arabuluculuk girişimi konusunda aradığı fırsat tam da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönemsel başkanlığını yaptığı zamana denk geldi. Her ne kadar girişimleri ABD tarafından şimdilik engellendiyse de bölgede ve uluslararası insani müdahale diplomasisi alanında varlığı görünür oldu.

Çin’in Filistin’i desteklemesinde iç politika kaygılarının da rol oynadığı söylenebilir. Çin devleti Sincan’daki politikalarının bölge nüfusunun dinî kimliğiyle ilgili olmadığını, bunun bir milli güvenlik meselesi olduğunu savunsa da, Çin kamuoyunda İslam karşıtlığı yükselmiş durumda. İslam karşıtlığı, Ortadoğu’da İsrail’i destekleyen bir kamuoyu oluşturdu ve bu, Filistin’i, anti-emperyalizm çerçevesi içinde destekleyen resmî söylemle bir tezat oluşturuyor. İsrail yandaşlığı resmî politikaları tehlikeye atacak bir boyutta değil, o yüzden hükümet de henüz kamuoyu söylemlerini kontrol altına almak yönünde bir adım atmadı.

Öte yandan, Körfez ülkeleri, yukarıda söz ettiğim ekonomik anlaşmalarla eşzamanlı olarak Sincan ve Hong Kong konularında kayıtsız şartsız Çin hükümetini destekledikleri açıklamasında bulundular. Körfez ülkelerinin aksine, Kuzey Afrika ülkelerinin Çin’le ilişkilerinin derinleşmemesinin nedeni, Çin’in Arap Baharı dönemini Hong Kong’daki Şemsiye Hareketi süreciyle ilişkilendirip mesafeli tutum takınması.

Çin’in Ortadoğu’yla ilişkilerini önümüzdeki dönemde bu yazıda anlatılan enerji ihtiyacı ve halk hareketleri gibi iç politika kaygıları, bölge ülkelerinin birbirleriyle ilişkileri ve küresel politikada değişen dengeler gibi çoklu ölçeklerin nasıl etkileyeceğini gözlemlemek yerinde olacak.

Çin’in Ortadoğu’ya dair gelecek planları ve vizyonu ne?

Ortadoğu, Çin için birçok açıdan yabancı sularda yüzmek demek. Her ne kadar, Çin dışişleri geleneği içerisinde bölgede okumuş, uzun yıllar çalışmış, ailecek yaşamış, dilini, toplumsal yapısını, siyasi tarihini bilen diplomatlar elçiliklerde ve ülke masalarında görevlendirilirse de, Ortadoğu Çin’in deneyimli olduğu yakın komşuluk bölgesi dışında kalıyor ve şimdiye kadar sadece iktisadi ilişkiler kurduğu için bölge içi çatışmalarda açıktan taraf olmak zorunda kalmadı.

ABD’nin son üç başkanlık döneminde gittikçe artan çevreleme politikaları Çin’i de ABD’nin güçlü olduğu Ortadoğu’da siyasi aktörlüğe prematüre olarak itti. Örneğin, ABD Başkanı Joe Biden’in G7 zirvesinde açıkladığı “Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et” (Build Back Better World-B3W) girişimi doğrudan Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni ABD’nin geleneksel olarak güçlü olduğu bölgelerde çevrelemeyi öngörüyor.

Çin’in bölgedeki bütün ana devletlerle sağlam iktisadi ilişkileri var ve bölgede görece yeni olduğu için ulusal muhalefet ve ulusötesi oluşumlar gibi devlet-dışı aktörlerle henüz geleneksel büyük güçler seviyesinde bir ilişkisi yok. Bu nedenlerle Çin’in Ortadoğu siyasetine dair henüz önemli adımlar atması gerekmiyor.

Çin’in bölgede Birleşik Arap Emirlikleri odağında Körfez ülkeleri, İran ve çok göz önünde tutmak istemese de İsrail’le ilişkilerini takip etmekte fayda var. Bu ülkelerin kendi aralarındaki siyasi anlaşmazlıkları düşünecek olursak, Çin istikrarlı bir Ortadoğu’yu şu aşamada tercih eder çünkü henüz iç çatışmalara taraf olabilecek bir dış güç değil.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 22 Haziran 2021’de yayımlanmıştır.

Ceren Ergenç

Doç. Dr. Ceren Ergenç - Xi’an Jiaotong-Liverpool Üniversitesi’nde Çin Çalışmaları bölümünde görev yapıyor. Öncesinde Boston Üniversitesi’nde siyaset bilimi doktorasını tamamladı ve ODTÜ Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyeliği ve Asya Çalışmaları anabilim dalı başkanlığı yaptı. Çalışma alanları: Çin ve Doğu Asya siyaseti, kentsel çalışmalar, kamu yönetimi ve siyasete katılım mekanizmaları.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend