Eğri yük hedefine ulaşmaz: Afganistan’da işler neden ters gitti?

Dünya farkında olmasa da bugünlerde Afganistan’da hemen her gün birer küçük katliam yaşanıyor, görüntüler tüyler ürpertici. Taliban militanlarının Afganların kullandığı sosyal medya platformlarında yayınladıkları amatör video görüntülerinde, teslim olan Afgan askerleri ya uluorta yere yatırılıp boğazları kesiliyor ya da kurşuna diziliyor. Görüntüler her açıdan, birkaç yıl önceki Suriye ve Irak’taki IŞİD katliamlarını andırıyor.

Az sayıdaki ABD ve NATO güçleri bavullarını toplayıp Afganistan’dan ayrılmaya hazırlanırken Taliban da son dönemde saldırılarını öylesine yoğunlaştırdı ki, son bir ayda 70’den fazla ilçe örgütün eline geçti. Kuşatılan Afgan ordu birlikleri takviye desteği alamadıkları için patır patır teslim olmaya başladı. Taliban da, Afgan devletini ve onun ordusunu, Amerikan işbirlikçisi yerli hainler olarak gördüğü için teslim olan her askeri acımadan idam ediyor.

Peki, nasıl oldu da Afganistan bu hale geldi? NATO ve ABD, Afganistan’da neden başarısız oldu? Afgan Farsçası Dari dilinde “eğri yük hedefine ulaşmaz” diye bir söz var.

Afganistan’da Taliban sonrası yönetimi belirleyen, 2001 yılının Aralık ayında gerçekleştirilen Bonn Konferansı’nda da deyim yerindeyse, yük eğri bağlandı ve eğri yük son 20 yıllık yolculukta sallana sallana hedefine ulaşmadan yolda devrildi. Peki, buraya nasıl gelindi?

1978 yılındaki komünist darbeye kadar Afganistan kendi halinde, huzur içinde yaşayan sıradan bir üçüncü dünya ülkesiydi. Bir yıl sonra başlayan ve tam 10 yıl süren Sovyet işgaliyle ülke o zamanki iki kutuplu dünyada iki süper gücün (ABD-SSCB) çatışma alanına dönüştü. 1992’de komünist rejimin devrilmesi ve Batı’nın desteklediği mücahitlerin iktidara gelmesiyle ülkenin istikrara kavuşması beklendiyse de, tam aksine Afganistan içinde bulunduğu bataklığa daha da saplandı. Ancak Pakistan’ın besleyip büyüttüğü ve Afganistan’da sahneye sürdüğü katı İslamcı Taliban örgütünün 1996’da Kâbil’i ele geçirmesiyle ülke göreceli bir istikrara kavuştu. Ama aynı zamanda uluslararası terörün ve uyuşturu üretiminin merkezi haline de geldi.

11 Eylül 2001 günü ABD’de gerçekleştirilen büyük çaplı terör saldırısıyla Afganistan, bir kez daha dünyanın gündemine oturdu. Zira New ve Washington’a yapılan saldırılar, Afganistan dağlarında saklanan El Kaide lideri Usame bin Ladin ve ekibi tarafından planlanmış ve hayata geçirilmişti. ABD, yaklaşık bir ay sonra, Afganistan’a yönelik çok büyük bir operasyon başlattı, kısa süre içinde binlerce ABD askeri ülkeyi işgal etti.

Hassas denge 2001’de nasıl bozuldu?

Afganistan 1747 yılında kurulduğundan beri bir iki küçük istina hariç son 250 yıl boyunca Peştunlar tarafından yönetildi. Tüm emirler, krallar, cumhurbaşkanları Peştunlardan oluştu. Bunun iki küçük istisnasından biri, 1929 yılında kral Amanullah Han’ı devirip 9 ay iktidarı elinde bulunduran Tacik çete reisi Habibullah ile mücahitlerin iktidarı sırasında 1992-94 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Tacik asıllı Burhaneddin Rabbani idi. Ülkeyi tek başlarına yönetmeye alışmış olan Peştun çoğunluk 2001 Bonn Konferansı’nda iktidarı diğer azınlıklarla paylaşmayı içlerine sindiremedi. Oysa Cumhurbaşkanlığı yine bir Peştun’a verimişti, ama diğer önemli koltuklarda da Kuzey İttifakı olarak adlandırılan Tacik, Hazara ve Özbek gibi etnik grupların temsilcileri oturuyordu.

Taliban iktidarı da ülke nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan Peştun çoğunluğa dayanıyordu. O yüzden ABD’nin harekatı Taliban’a (dolayısıyla Peştun çoğunluğa) karşı yapıldığı için Peştunlar, iktidar paylaşımında mağdur edildi. Oysa, Taliban’ı desteklemeyen büyük Peştun aşiretleri yönetime dahil edilerek bu mağduriyet hissi bertaraf edilebilirdi. Ama olmadı.

Pusuda bekleyen Pakistan bu mağduriyet hissini çok iyi kullandı; bir yanda hayal kırıklığı içindeki Peştun aşiretlerinin hamiliğine soyunurken aynı anda Amerikan bombardımanından kaçan Taliban’ı yeniden örgütleyip gelecek günlere hazırlamaya başladı. Ne de olsa İslamabad yönetimi, Amerikalıların da Ruslar gibi Afgan dağlarına dayanamayacağını, er veya geç bu ülkeden ayrılacağını biliyordu. Günün birinde ABD/NATO Afganistan’dan ayrıldığında, Taliban iktidarı devralmaya hazır olmalıydı.

2005 yılına kadar Afganistan’da Taliban’dan eser yoktu. Yeni rejim oturmuş gibi görünüyordu. Ülkenin en ücra köylerinde kadınların bile aday olduğu yerel seçimler yaplıyor, kızlar rahatça okula gidiyordu. Herkes, ABD’nin terörden arındırılmış, mümkün olduğunca müreffeh bir Afganistan yaratma vaadine inanmış gibiydi.

Pakistan’ın Taliban kartı

Ancak 2005 başında Taliban’ın tek tük saldırılarla adından söz ettirmesi, örgütün geri döndüğü anlamına geliyordu. Pakistan, satranç sahasına kendi piyonunu sürerken ellerini ovuşturarak rakibinin yapacağı hatayı bekliyordu. Pakistan’ın karşısında yer alan yeni Afgan yönetimi ile onun Batılı hamileri zaten İslamabad’ın beklediği hataları yapmaya başlamıştı bile.

Karzai’nin başkanlığında kurulan yeni Afgan yönetiminin yarısı Afgan içsavaşının eski kötü adamlarından (savaş lordları, aşiret reisleri, eski komutanlar, uyuşturucu baronları vs) diğer yarısı da Batı eğitimli Afganlardan oluşturuldu. Yeni yönetimde bakan, vali, ordu komutanı, emniyet müdürü gibi üst düzey görevlere gelen geçmişin kötü adamları, eskiden yaptıkları yolsuzlukları ve yasadışı işleri bu kez devletin yetkilerini kullanarak yapmaya başladı, bu kez Batı eğitimli Afganlar da bu yolsuzluk ve rüşvet kervanına katıldı.

Böylece yeni Afgan yönetimi her geçen gün biraz daha yolsuzluk batağına saplanıp gözden düşerken Taliban güç ve taban kazanmaya başladı. Sonunda rüşvet ve yolsuzluk öylesine yaygınlaştı ki, Afganların gündelik hayatının bir parçası haline geldi. Öyle ki kimse, devlet dairesinde rüşvet vermeden iş yaptıramaz oldu.1

İstikrarsızlıktan beslenen savaş ağaları

Merkezî hükümet güç, güven ve itibar kaybederken güçlenen sadece Taliban değildi. İstikrarsızlıktan beslenen eski savaş lordları, komutanlar ve aşiret reisleri de maça girmek için saha kenarında ısınma hareketleri yapan yedek futbolcular gibi pazılarını şişirmeye başladı. Bunların en tanınmışı olan General Dostum’un adı güpedündüz bir stadyumda eski bir rakibinin ellerini kollarını bağlayarak evine götürdüğü ve iki hafta boyunca evinde hapis tutup ırzına geçtikten sonra serbest bıraktığı iddialarıyla anıldı. Olay, aylarca Afgan medyasının gündeminde kaldı. Kamuoyu baskısı artınca, General Dostum hep yaptığı gibi apar topar Türkiye’ye gitmek zorunda kaldı ve Özbek liderin Ankara’daki zorunlu ikameti bir yıl sürdü.

Bir başka savaş lordu olan Belh valisi Ata Muhammed Nur, uzun süre direndikten sonra Dubai’de dondurulan 100 milyon dolar civarındaki banka hesabının serbest bırakılması karşılığında 15 yıldır oturduğu valilik koltuğunu bırakmaya razı oldu. Hemen belirtelim, 2001 eylülünde Taliban’a karşı savaşan Kuzey İttifakı komutanlarından biri olan Nur’un o sıradaki tüm malvarlığı, Pencşir vadisinde babayadigarı ahırdan bozma eski bir evle üzerindeki askerî parkadan ibaretti. Nur’un, 15 yıl boyunca Mezar-ı Şerif kentini kendi çiftliği gibi yöneten ve devlet kaynaklarını cebe indirdiği öne sürülüyor.

Fakirleşen Afgan halkı

Savaş lordları ve eski komutanlar madden ve manen güçlenirken ve her biri devletin resmî yetkilisi olarak belli bir bölgeyi kendi özel çiftliği gibi yönetirken sıradan Afganlar giderek fakirleşmeye başladı.

Afganistan Kalkınma Bankası’nın son raporuna göre, 2020 yılında ülkenin 35 milyon nüfusunun %47, 3’ü ulusal fakirlik sınırının altında yaşıyor. Nüfusun çalışan kısmının %34,3’ünün günlük kazancı 1.9 doların altında. Ve 2019 rakamlarına göre, doğan her 1000 bebekten 60’ı beş yaşına yetmeden ölüyor.

Bu koşullar altında Taliban, hak, adalet arayan, hayal kırıklığı içindeki Afgan yığınları için giderek ciddi bir alternatif haline geldi.

2014’teki çekilme ve beklenmedik sonuçları

2014 sonunda 150 bin civarındaki NATO/ABD gücünün büyük oranda geri çekilmesi, işleri içinden çıkılmaz hale getirdi. 150 bin yabancı asker, yarım milyon Afgan’a istihdam sağlıyordu. NATO ve ABD ordusundan ihale alan binlerce yerli ve yabancı şirket kapanınca işsiz kalan bir milyona yakın Afgan, Batı’ya gitmek üzere yollara düştü. Batı’ya ulaşamayanlar, yolları üzerindeki Türkiye’de kaldılar. Nitekim, bugün Istanbul’daki kağıt toplayıcıların çoğu, Afganlardan oluşuyor. Ve Istanbul’un Beylikdüzü gibi semtleri de, zengin Afganların yeni yerleşim yerleri haline geldi. Artık Zeytinburnu, Esenyurt veya Beylikdüzü gibi semtlerde kurulan Salı pazarlarında Türkçeden daha fazla Peştuca veya Darice duymak, kimseyi şaşırtmıyor.

İşsizlik ve ekonomik sefaletin had safhaya ulaşması, ülkede yeni bir iş kolu yarattı: fidye için adam kaçırma. Büyük kentlerin varoşlarında türeyen çeteler, işadamlarının, tüccarların ve hatta iyi durumdaki esnafın çocuklarını ve yakınlarını fidye için kaçırmaya başladı.

Öyle ki rakiplerine gözdağı vermek veya aidatını ödemekte geciken büyük işadamlarının gözünü korkutmak isteyen eski savaş lordları da bu çeteleri taşeron olarak kullanmaya başladı.

Güvenlik alanındaki boşluk ve Afgan ordusunun durumu

150 bin kadar NATO ve Amerikan askerinin çekilmesinin en vahim sonuçlarından biri de güvenlik alanında ortaya çıktı. Daha önceki yıllarda Pakistan sınırındaki güney illerinde çok aktif olan Taliban 2015 yılından itibaren büyük gruplar halinde kuzey bölgelerine gelmeye başladı ve son aylarda örgütün saldırıları öylesine şiddetlendi ki şu an kuzeydeki tüm büyük iller düşme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

Ve Afgan ordusu, Taliban saldırıları karşısında deyim yerindeyse sapır sapır dökülüyor. Bu durum aslında vahim bir duruma işaret ediyor; Amerikan, NATO ve Türk subaylarının Afgan ordusunu eğitmek için son 20 yıldır sürdürdükleri çabaların boşa çıktığını, işe yaramadığını gösteriyor.

Afganistan’da 40 yıldır bir gerilla savaşı sürüyor, Afganların alışık oldukları tek şey de gerilla taktikleri. Oysa yabancı askeri eğitmenler onlara ısrarla, hiç de alışık olmadıkları düzenli ordu taktiklerini öğretiyorlar. Böyle olunca da Afgan ordusu ve polisi, gerilla savaş taktiklerini uygulayan Taliban karşısında tutunamıyor.

Yabancı askerler çekilirken ellerini ovuşturup bekleyenler kimler?

Toparlayacak olursak, 2021’nin eylül ayına kadar tüm yabancı askerlerin bavullarını toplayıp ayrılmaya hazırlandığı Afganistan’da Kâbil rejimi her an yıkılacakmış gibi bir görüntü arz ederken, Taliban ve arka plandaki hamisi Pakistan ellerini ovuşturmuş bekliyor. Savaş lordları, aşiret reisleri ve eski komutanlar, yeniden başlaması muhtemel bir içsavaşta en iyi pozisyonda olmak için gelişmeleri dikkatle izliyor.

Bugün Afganistan nüfusunun yüzde 54,6’sı 15-64 yaşları arasındaki çalışabilir kesimden oluşuyor ancak yüzde 24’ü işsiz. Ülkede çalışanların sayısı 6.5 milyon civarında. NATO’nun çekilmesinden sonra bu sayı daha da düşmüş durumda.

Ekonomik sefaletten bunalan sıradan Afganlar ise ne olacaksa bir an önce olsun diyerek her gün yaşadıkları ıstırabın bir an önce son bulmasını istiyorlar. Kapağı Dubai ve İstanbul gibi şehirlere atan varlıklı Afganlar da filmin en can alıcı final sahnesini bekleyen seyirciler gibi gelişmeleri merakla takip ediyorlar. Zira Kuzey İttifakı’nın liderleri de bu kez ülkeyi tek başına Taliban’a bırakmamaya kararlı görünüyor.

Öyle anlaşılıyor ki, Taliban ve Kabil rejimi uluslararası toplumun çabalarıyla barış masasında bir çözüm üzerinde anlaşamazsa, Afganistan’ı yeniden uzun bir iç savaş ve kardeş kavgası bekliyor. İç savaşa sürüklenen bir Afganistan ise dünya için terör ve uyuşturucu bataklığı anlamına geliyor.

Afganistan’daki başarısızlığın sorumlusu kim?

Tüm bu karmaşa ve fiyaskonun tek sorumlusu bana göre, ABD’nin Afgan asıllı elçisi Zalmay Halilzad’dan başkası değil.

ABD 2001 sonunda Afganistan’ı işgal ettiğinde, “sen nasılsa Afgan asıllısın ve bu ülkeyi en iyi sen bilirsin” diyerek Afganistan’ı yeniden dizayn etme görevini Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad’a devretmişti. O ise, baştan sona, hayatında Afganistan’ı hiç görmemiş ve bu ülke hakkında hiçbir şey bilmeyen sıradan bir Amerikalı gibi davranarak bugünkü karmaşayı hazırladı. ABD’de gördüğü ve öğrendiği her şeyi oradan kopyalayıp Afganistan’a yapıştırdı. Önce başkanlık sistemini getirdi. Oysa parlamenter sistem, Afganistan’ın çok uluslu yapısına daha uygundu. Etnik gruplar arasında daha dengeli bir iktidar paylaşımı olacaktı. Halilzad’ın ABD’den ithal ettiği paralı ordu da Afganistan’ın yapısına uymayan bir tercihti. Kendi memuruna bile maaş veremeyen yeni kurulmuş bir rejim, 300 bin civarındaki ordusuna nasıl maaş verecekti? Böylece maaşına kadar dışa bağımlı bir ordu oluşturuldu. Ve maaşlarını zamanında alamayan Afgan askerleri silahlarını da satarak ortadan kaybolmaya başladı.

Halilzad’ın bir başka hatası da, Afgan iç savaşının başrol oyuncuları olan eli kanlı eski savaş lordları, komutanlar ve aşiret reislerini yeni yönetime dahil edip onları olağanüstü yetkilerle donatmasıydı. Can çıkar huy çıkmaz demişler. Onlar da eskiden alışık oldukları yasadışı işleri bir türlü bırakamayınca, yeni yönetim daha tam oturamadan halkın gözünden ve gönlünden düştü. Bu durum, elbette ki Taliban’ın işine yaradı.

Sonuç şu: Halilzad’ın 2001 Aralık’ında yola çıkardığı Afgan kervanına eğri bağlanan yük, yolda sallana sallana hedefine varmadan düştü. Şimdi, düşen yükün menziline ulaşması içi onu yeniden kaldırıp devenin sırtına düzgün ve sıkı bir şekilde bağlamak gerekiyor. Bu işi kim yapacak kim yapacak, veya yapacak biri çıkar mı, onu bekleyip göreceğiz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 5 Temmuz 2021’de yayımlanmıştır.

  1. https://unama.unmissions.org/sites/default/files/afghanistan_fight_against_corruption_groundwork_for_peace_and_prosperity-20_may_2019-english.pdf

Esedullah Oğuz

Esedullah Oğuz – 1968 yılında Afganistan‘da doğdu. Türkmen kökenli Oğuz, Sovyet işgalinden dolayı 1982’de ailesiyle birlikte Türkiye’ye yerleşti. 1988’de yüksek öğrenimi için gittiği Almanya’da Alman ve Amerikan medyasında editör ve bölge uzmanı olarak çalıştı. 11 Eylül 2001 sonrası Alman ordusunda Afganistan ve Orta Asya danışmanı olarak görev yaptı. Oğuz’un Afganistan ve Orta Asya’yı konu alan dört kitabı var: Hedef ülke Afganistan, Ülkem ve ben, Afganistan Türkmenleri, Türkmenistan: Stalin’den Niyazov’a. Yerli – yabancı çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış pek çok makalesi bulunan Oğuz, ana dili Türkmence/Türkçenin yanı sıra İngilizce, Almanca ve Farsça biliyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend