Hürmüz Boğazı’na alternatif arayışları bölgeyi nasıl şekillendirecek?

Hürmüz Boğazı’na alternatif olabilecek hangi hatlar ve yollar gündemde? Bu alternatifler ne kadar gerçekçi? Arayışlar İsrail-Türkiye gerilimini nasıl etkiliyor? Dr. Emrah Kaya yazdı.

Küresel ticaret ve enerji güvenliği, son yıllardaki en zor sınavını veriyor. İran ile İsrail arasında başlayan çatışma süreci, Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı’nın ardından ABD’nin katılımıyla yeni bir aşamaya geçti. Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in başlattığı saldırılar nedeniyle İran, yıllardır Hürmüz Boğazı’nı kapatacağına dair tehdidi gerçekleştirdi. İran’ın attığı adım küresel sistemi ve dinamikleri önemli ölçüde etkiledi.

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte koridor ve geçiş rotaları üzerinden jeopolitik tartışmalar tekrar hız kazandı. Zaten bir süredir Kızıldeniz, Güney Çin Denizi, Hint Okyanusu ve Panama Kanalı üzerine yaşanan tartışmalar, denizlerin ve su geçiş yollarının küresel ölçekte güvensizleşmekte olduğunun göstergesiydi.

Denizyollarının güvensizleşmesi, küresel ticareti olumsuz etkilemekle kalmıyor, kara ve demiryollarına yeniden önem kazandırıyor.

Alternatif arayışları

İran, Asya’nın Batı’ya, Körfez’e ve Umman Denizi’ne açılan ana geçiş güzergahlarından biri. ABD/İsrail-İran Savaşı’nın başlaması sonrasında Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak küresel sistemde bir etki yaratmaya çalıştı. Bunda başarılı da oldu. Ayrıca İran’ın elinde farklı kozlar da vardı. İran’ın vekil güçlerinden Husiler de Kızıldeniz’deki Babülmendep Boğazı’na etki edebiliyor. Yani İran, Körfez’i dünyaya bağlayan üç damardan ikisini tıkama kapasitesine sahip. Üçüncü geçiş noktası ise Süveyş Kanalı.

Körfez bölgesi, dünyanın enerji merkezlerinden biri. Dünyadaki petrol arzının yaklaşık %25’i Hürmüz’den geçiyor. Bu oran günlük 20 milyon varil petrole tekabül ediyor. Babülmendep’ten ise 9 milyon varile yakın petrol geçiyor. İran, bu iki kanalı kullanılmaz hale getirirse küresel petrol arzının %35 ila %40’ını kesmiş olacak.

Böyle olunca Körfez petrolünün bölge dışına çıkarılması için alternatif arayışları sürüyor. Bu noktada ilk önce akıllara İran’ın tesir edemediği Süveyş Kanalı geliyor. Süveyş Kanalı’ndan yaklaşık 8 ila 9 milyon varil petrol geçiyor. Süveyş Kanalı’nın yanı sıra Mısır topraklarından geçen SUMED (Suveyş-Akdeniz) Petrol Boru Hattı da var. Bu hattan geçen petrol miktarı günlük yaklaşık 2 milyon varil.

Kaynak: https://www.asiasentinel.com/p/saudi-arabia-not-immune-hormuz-shutdown

 

İkinci olarak Hürmüz Boğazı’nın aşılmasına yardımcı olacak olan Habshan-Fujairah veya Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı yani ADCOP. Bu hattın kapasitesi ise maksimum 2 milyon varil. Ancak İran, bu hatta saldırı gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip.

Son olarak Suudi Arabistan, 4 ile 5 milyon varil petrolü Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı sayesinde Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e aktarabilir. Ancak bölgenin diğer kaynaklarının taşınması şu aşamada mümkün değil.

Bu da sadece toplam 15 milyon varile yakın bir petrolün çıkarılması demek. Hâlâ kaynakların yarısı bölgede kalıyor. İran’ın su yollarını tıkamasının olumsuz etkisini azaltmak için bu hatların kapasitelerinin arttırılması gerekli. Ancak savaşın yayılmasıyla petrol kuyularının ve rafinelerinin vurulması durumunda bu oran azalabilir.

Ayrıca burada sadece petrol üzerine yapılan bir analiz söz konusu. Bölgede yaşanan tıkanmanın doğalgaz ve küresel ticaret boyutu da var. Bu iki etken de düşünüldüğünde bölgedeki enerji hattı ve koridor tartışmaları daha da sorunlu bir hal alıyor.

Yeni bir kanal mı?

Bu nedenle hayata geçirilmesi planlanan projeler önem kazanıyor. İlk olarak bir kanal projesi konuşuluyor. Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakacak olan Birlik Boğazı isimli bir kanal projesi önerildi. Öneri Dubai merkezli ZNERA isimli mimarlık şirketinden geldi. Şirket, Birleşik Arap Emirlikleri’nin geleceği için stratejik bir su yolu olarak duyurdu.[1] Kanalın inşa edilmesi durumunda Basra Körfezi Umman Körfezi’ne alternatif bir yol ile bağlanabilecek. Ayrıca sadece BAE topraklarından geçeceği için BAE’nin egemenliğindeki iç deniz koridoru olacağı belirtiliyor. Ancak önerinin hayata geçmesi için uzun bir süreye ve önemli bir finans kaynağına ihtiyaç var. Proje kabul edilirse şirket, kanalın etrafına modern bir yaşam alanı inşa etmeyi de planlıyor.

İkinci olarak, Irak’ın Basra Vilayeti’ndeki Fav Limanı’ndan ülkeye girip Irak’ı boydan boya geçerek Türkiye’ye girecek olan Kalkınma Yolu Projesi var. Körfez ile Avrupa arasındaki en kısa ve maliyetsiz güzergâh Kalkınma Yolu. Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Kalkınma Yolu’na olan ilgiyi artıyor. Ancak Kalkınma Yolu’nun hayata geçirilmesi için zamana ve finansal desteğe ihtiyaç var. Buna ek olarak Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı gündeme geldi. Bu hattın kapasitesinin arttırılması ve Basra’ya uzanması söz konusu olabilir.

Diğer yandan Orta Koridor ve Bakü-Tiflis-Ceyhan benzeri hatların önem kazanacağı aşikâr. Avrupa, enerji ihtiyacını karşılamak için bir süredir yoğun bir şekilde Azerbaycan, Hazar Denizi ve Türkistan zenginlikleriyle ilgileniyor.

Daha sonra Suriye’de denklemlerin ve dinamiklerin değişmesiyle bu ülke yeni enerji hatlarının geçiş noktası haline gelebilir. Böylelikle Katar-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye-Avrupa arasında Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı’nın hayata geçirilmesine dair tartışmalar başlayabilir.

Ayrıca Mısır-Lübnan-Ürdün-Suriye-Türkiye-Avrupa güzergâhını içeren bir enerji hattı söz konusu olabilir. Suriye’de iç savaş başlamadan önce bu hattın da hayata geçirilebileceği konuşuluyordu. Ya da Körfez ülkeleri, Suriye’yle yapacakları anlaşmalar ile Akdeniz limanlarına ulaşabilir.

Son dönemde ise Türkiye ile Suudi Arabistan’ın Ürdün ve Suriye üzerinden “modern Hicaz Demiryolu” söylemleriyle birbirine bağlanabileceği konuşuluyor. Bu bağlantının enerji hatlarıyla güçlendirilmesi de söz konusu olabilir.

Rusya ve Çin yolları açık tutuyor

İran özelinde bakıldığında Hürmüz Boğazı’nı kapatan Tahran’a, Washington abluka ile cevap verdi. Yine de İran’ın çeşitli ülkelerle ilişkilerini sürdürebileceğini söylemek mümkün. Özellikle Rusya ve Çin önemli. Rusya, halihazırda Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru aracılığıyla İran’la bağlantısını sürdürüyor.

Çin’e bakıldığında Türk medyasında pek görülmeyen bir gelişme yaşanıyor. Çin, Afganistan üzerinden İran’la bir demir ve karayolu inşa etmeye çalışıyor. Özellikle denizlerin istikrarsızlaştığı bir süreçte bu koridor, ilişkileri düşünüldüğünde Çin ve İran arasında bir şah damarına dönüşebilir.

Türkiye-İsrail rekabeti

Son birkaç yıldır koridorlar rekabeti veya savaşı konuşuluyordu. Bu rekabetin bir versiyonu günümüzde Türkiye ile İsrail arasında yaşanıyor. Zira iki devlet arasındaki artan tansiyonun bir boyutu koridorlar ve geçiş yolları.

İki devlet arasında uzun zamandır jeopolitik bir rekabet var. Bunun ana merkezlerinden biri Doğu Akdeniz. Taraflar arasında gerginlik neticesinde İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan arasında bir hat inşa edilmeye çalışılıyor. Bunun hem ticaret hem de Türkiye’yi çevreleme amacıyla gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Bu süreçte söz konusu devletlerini elini güçlendiren proje, Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru oldu. Ancak İsrail’in Gazze’ye gerçekleştirdiği saldırılar ve bölgede yarattığı istikrarsızlık ile çatışma ortamı söz konusu projeyi olumsuz etkiledi.

IMEC olarak da bilinen Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru kapsamındaki aşamalardan biri Hindistan’dan kalkan bir geminin Hürmüz’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) limanlarına yükünü bırakması ve Habshan-Fujairah enerji hattının kullanılmasıydı. Ancak bu durumun şu anda gerçekleşmesi mümkün değil. Ayrıca Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru’nun resmi sitesinde koridorun İsrail topraklarında geçeceği belirtilse de ortaklar arasında İsrail’in ismi bulunmuyor.

Ancak Türkiye ile Suudi Arabistan arasında modern Hicaz Demiryolu projesinin konuşulması üzerine İsrail’in Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru’na daha fazla ilgi gösterdiği iddia ediliyor. Bu da Türkiye ile İsrail arasında Körfez bölgesinde ve Orta Doğu’da geçecek olan koridorlar üzerinden de bir rekabet olduğun ortaya koyuyor. Zira Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ilişkilerinin gerginleştiği süreçte İsrail’in İbrahim Anlaşmaları imzalaması tesadüf değil.

Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru Eylül 2023’ten bu yana konuşulan ve çeşitli adımlar atılan bir proje. Ancak Türkiye ile Suudi Arabistan arasında inşa edilmesi planlanan projenin hayata geçirilmesi yeni bir süreç. Bu noktada İsrail’in saldırgan politikaları ile Türkiye’nin iş birliği arayışı Körfez ülkelerini daha da Türkiye’yle yakınlaşmaya itiyor. Bu da Türkiye ile İsrail arasında jeopolitik, ekonomik ve siyasi rekabeti derinleştiriyor.

Hürmüz’e alternatif yolların olası etkisi

Alternatif rotaların Orta Doğu’da kısa sürede büyük bir etki yaratacağını söylemek zor. Etki yaratabilmesi için öncelikle kullanılan SUMED gibi hatların kapasitelerinin artırılması gerekiyor. BAE’nin Umman Körfezi’ne olan kıyısı üzerinden akış sağlaması şu an için yeterli bir kapasite sunamayabilir. Zira Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı’nın kapasitesi günlük 2 milyon varil. Ayrıca İran’ın bu alanı hedef alması da mümkün.

İkinci olarak alternatif koridor projelerinin en kısa zamanda hayata geçirilmesi önemli. Örneğin Kalkınma Yolu’nun 2030’da biteceği söyleniyor. Orta Doğu coğrafyasının belirsiz ve değişken dinamikleri düşünüldüğünde bu uzun bir süre gibi gelebilir. Ayrıca İsrail/ABD-İran Savaşı’nın nereye evrileceğine dair öngörüde bulunmak şu an için zor.

İsrail’in saldırgan tutumu, İran’ın güvenliğini sağlamada zorlanması ve geçiş güzergahlarının istikrarsızlaşması, Orta Doğu’da güvenli bölgelerin ve koridorların inşasını zaruri kılıyor. Ancak yeni koridorların inşası için güvenli bir ortama ve finansal desteğe ihtiyaç var. Peki çatışmaların yoğunlaştığı ve küresel krizin derinleştiği bir ortamda bu projelere kim kaynak ayıracak?

Kısaca alternatif projelerin kısa vadede Orta Doğu’yu yeniden şekillendireceğini söylemek zor. Olumlu bir senaryoda orta ve uzun vadede mümkün olabilir. Bu süreçte yaşananların Türkiye’yi jeopolitik olarak etkilediği aşikâr. Alternatif güzergâh arayışları Türkiye’nin jeopolitik önemini Avrupa ve Körfez ülkeleri nazarında artırdı. Türkiye’nin hem ulaşım ve taşımacılıkta kara, hava ve denizyolları üzerinden çok boyutlu seçenekler sunması hem de tehdit seviyesinin düşük olması merkezileşmesine katkı sunuyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 5 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

[1] https://archinect.com/zneraspace/project/strait-of-union-a-strategic-waterway-for-the-uae-s-future

Emrah Kaya
Emrah Kaya
Dr. Emrah Kaya - Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Dr. Öğr. Üyesi olarak görev yapıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Hürmüz Boğazı’na alternatif arayışları bölgeyi nasıl şekillendirecek?

Hürmüz Boğazı’na alternatif olabilecek hangi hatlar ve yollar gündemde? Bu alternatifler ne kadar gerçekçi? Arayışlar İsrail-Türkiye gerilimini nasıl etkiliyor? Dr. Emrah Kaya yazdı.

Küresel ticaret ve enerji güvenliği, son yıllardaki en zor sınavını veriyor. İran ile İsrail arasında başlayan çatışma süreci, Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı’nın ardından ABD’nin katılımıyla yeni bir aşamaya geçti. Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in başlattığı saldırılar nedeniyle İran, yıllardır Hürmüz Boğazı’nı kapatacağına dair tehdidi gerçekleştirdi. İran’ın attığı adım küresel sistemi ve dinamikleri önemli ölçüde etkiledi.

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte koridor ve geçiş rotaları üzerinden jeopolitik tartışmalar tekrar hız kazandı. Zaten bir süredir Kızıldeniz, Güney Çin Denizi, Hint Okyanusu ve Panama Kanalı üzerine yaşanan tartışmalar, denizlerin ve su geçiş yollarının küresel ölçekte güvensizleşmekte olduğunun göstergesiydi.

Denizyollarının güvensizleşmesi, küresel ticareti olumsuz etkilemekle kalmıyor, kara ve demiryollarına yeniden önem kazandırıyor.

Alternatif arayışları

İran, Asya’nın Batı’ya, Körfez’e ve Umman Denizi’ne açılan ana geçiş güzergahlarından biri. ABD/İsrail-İran Savaşı’nın başlaması sonrasında Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak küresel sistemde bir etki yaratmaya çalıştı. Bunda başarılı da oldu. Ayrıca İran’ın elinde farklı kozlar da vardı. İran’ın vekil güçlerinden Husiler de Kızıldeniz’deki Babülmendep Boğazı’na etki edebiliyor. Yani İran, Körfez’i dünyaya bağlayan üç damardan ikisini tıkama kapasitesine sahip. Üçüncü geçiş noktası ise Süveyş Kanalı.

Körfez bölgesi, dünyanın enerji merkezlerinden biri. Dünyadaki petrol arzının yaklaşık %25’i Hürmüz’den geçiyor. Bu oran günlük 20 milyon varil petrole tekabül ediyor. Babülmendep’ten ise 9 milyon varile yakın petrol geçiyor. İran, bu iki kanalı kullanılmaz hale getirirse küresel petrol arzının %35 ila %40’ını kesmiş olacak.

Böyle olunca Körfez petrolünün bölge dışına çıkarılması için alternatif arayışları sürüyor. Bu noktada ilk önce akıllara İran’ın tesir edemediği Süveyş Kanalı geliyor. Süveyş Kanalı’ndan yaklaşık 8 ila 9 milyon varil petrol geçiyor. Süveyş Kanalı’nın yanı sıra Mısır topraklarından geçen SUMED (Suveyş-Akdeniz) Petrol Boru Hattı da var. Bu hattan geçen petrol miktarı günlük yaklaşık 2 milyon varil.

Kaynak: https://www.asiasentinel.com/p/saudi-arabia-not-immune-hormuz-shutdown

 

İkinci olarak Hürmüz Boğazı’nın aşılmasına yardımcı olacak olan Habshan-Fujairah veya Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı yani ADCOP. Bu hattın kapasitesi ise maksimum 2 milyon varil. Ancak İran, bu hatta saldırı gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip.

Son olarak Suudi Arabistan, 4 ile 5 milyon varil petrolü Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı sayesinde Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e aktarabilir. Ancak bölgenin diğer kaynaklarının taşınması şu aşamada mümkün değil.

Bu da sadece toplam 15 milyon varile yakın bir petrolün çıkarılması demek. Hâlâ kaynakların yarısı bölgede kalıyor. İran’ın su yollarını tıkamasının olumsuz etkisini azaltmak için bu hatların kapasitelerinin arttırılması gerekli. Ancak savaşın yayılmasıyla petrol kuyularının ve rafinelerinin vurulması durumunda bu oran azalabilir.

Ayrıca burada sadece petrol üzerine yapılan bir analiz söz konusu. Bölgede yaşanan tıkanmanın doğalgaz ve küresel ticaret boyutu da var. Bu iki etken de düşünüldüğünde bölgedeki enerji hattı ve koridor tartışmaları daha da sorunlu bir hal alıyor.

Yeni bir kanal mı?

Bu nedenle hayata geçirilmesi planlanan projeler önem kazanıyor. İlk olarak bir kanal projesi konuşuluyor. Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakacak olan Birlik Boğazı isimli bir kanal projesi önerildi. Öneri Dubai merkezli ZNERA isimli mimarlık şirketinden geldi. Şirket, Birleşik Arap Emirlikleri’nin geleceği için stratejik bir su yolu olarak duyurdu.[1] Kanalın inşa edilmesi durumunda Basra Körfezi Umman Körfezi’ne alternatif bir yol ile bağlanabilecek. Ayrıca sadece BAE topraklarından geçeceği için BAE’nin egemenliğindeki iç deniz koridoru olacağı belirtiliyor. Ancak önerinin hayata geçmesi için uzun bir süreye ve önemli bir finans kaynağına ihtiyaç var. Proje kabul edilirse şirket, kanalın etrafına modern bir yaşam alanı inşa etmeyi de planlıyor.

İkinci olarak, Irak’ın Basra Vilayeti’ndeki Fav Limanı’ndan ülkeye girip Irak’ı boydan boya geçerek Türkiye’ye girecek olan Kalkınma Yolu Projesi var. Körfez ile Avrupa arasındaki en kısa ve maliyetsiz güzergâh Kalkınma Yolu. Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Kalkınma Yolu’na olan ilgiyi artıyor. Ancak Kalkınma Yolu’nun hayata geçirilmesi için zamana ve finansal desteğe ihtiyaç var. Buna ek olarak Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı gündeme geldi. Bu hattın kapasitesinin arttırılması ve Basra’ya uzanması söz konusu olabilir.

Diğer yandan Orta Koridor ve Bakü-Tiflis-Ceyhan benzeri hatların önem kazanacağı aşikâr. Avrupa, enerji ihtiyacını karşılamak için bir süredir yoğun bir şekilde Azerbaycan, Hazar Denizi ve Türkistan zenginlikleriyle ilgileniyor.

Daha sonra Suriye’de denklemlerin ve dinamiklerin değişmesiyle bu ülke yeni enerji hatlarının geçiş noktası haline gelebilir. Böylelikle Katar-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye-Avrupa arasında Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı’nın hayata geçirilmesine dair tartışmalar başlayabilir.

Ayrıca Mısır-Lübnan-Ürdün-Suriye-Türkiye-Avrupa güzergâhını içeren bir enerji hattı söz konusu olabilir. Suriye’de iç savaş başlamadan önce bu hattın da hayata geçirilebileceği konuşuluyordu. Ya da Körfez ülkeleri, Suriye’yle yapacakları anlaşmalar ile Akdeniz limanlarına ulaşabilir.

Son dönemde ise Türkiye ile Suudi Arabistan’ın Ürdün ve Suriye üzerinden “modern Hicaz Demiryolu” söylemleriyle birbirine bağlanabileceği konuşuluyor. Bu bağlantının enerji hatlarıyla güçlendirilmesi de söz konusu olabilir.

Rusya ve Çin yolları açık tutuyor

İran özelinde bakıldığında Hürmüz Boğazı’nı kapatan Tahran’a, Washington abluka ile cevap verdi. Yine de İran’ın çeşitli ülkelerle ilişkilerini sürdürebileceğini söylemek mümkün. Özellikle Rusya ve Çin önemli. Rusya, halihazırda Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru aracılığıyla İran’la bağlantısını sürdürüyor.

Çin’e bakıldığında Türk medyasında pek görülmeyen bir gelişme yaşanıyor. Çin, Afganistan üzerinden İran’la bir demir ve karayolu inşa etmeye çalışıyor. Özellikle denizlerin istikrarsızlaştığı bir süreçte bu koridor, ilişkileri düşünüldüğünde Çin ve İran arasında bir şah damarına dönüşebilir.

Türkiye-İsrail rekabeti

Son birkaç yıldır koridorlar rekabeti veya savaşı konuşuluyordu. Bu rekabetin bir versiyonu günümüzde Türkiye ile İsrail arasında yaşanıyor. Zira iki devlet arasındaki artan tansiyonun bir boyutu koridorlar ve geçiş yolları.

İki devlet arasında uzun zamandır jeopolitik bir rekabet var. Bunun ana merkezlerinden biri Doğu Akdeniz. Taraflar arasında gerginlik neticesinde İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan arasında bir hat inşa edilmeye çalışılıyor. Bunun hem ticaret hem de Türkiye’yi çevreleme amacıyla gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Bu süreçte söz konusu devletlerini elini güçlendiren proje, Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru oldu. Ancak İsrail’in Gazze’ye gerçekleştirdiği saldırılar ve bölgede yarattığı istikrarsızlık ile çatışma ortamı söz konusu projeyi olumsuz etkiledi.

IMEC olarak da bilinen Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru kapsamındaki aşamalardan biri Hindistan’dan kalkan bir geminin Hürmüz’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) limanlarına yükünü bırakması ve Habshan-Fujairah enerji hattının kullanılmasıydı. Ancak bu durumun şu anda gerçekleşmesi mümkün değil. Ayrıca Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru’nun resmi sitesinde koridorun İsrail topraklarında geçeceği belirtilse de ortaklar arasında İsrail’in ismi bulunmuyor.

Ancak Türkiye ile Suudi Arabistan arasında modern Hicaz Demiryolu projesinin konuşulması üzerine İsrail’in Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru’na daha fazla ilgi gösterdiği iddia ediliyor. Bu da Türkiye ile İsrail arasında Körfez bölgesinde ve Orta Doğu’da geçecek olan koridorlar üzerinden de bir rekabet olduğun ortaya koyuyor. Zira Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ilişkilerinin gerginleştiği süreçte İsrail’in İbrahim Anlaşmaları imzalaması tesadüf değil.

Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru Eylül 2023’ten bu yana konuşulan ve çeşitli adımlar atılan bir proje. Ancak Türkiye ile Suudi Arabistan arasında inşa edilmesi planlanan projenin hayata geçirilmesi yeni bir süreç. Bu noktada İsrail’in saldırgan politikaları ile Türkiye’nin iş birliği arayışı Körfez ülkelerini daha da Türkiye’yle yakınlaşmaya itiyor. Bu da Türkiye ile İsrail arasında jeopolitik, ekonomik ve siyasi rekabeti derinleştiriyor.

Hürmüz’e alternatif yolların olası etkisi

Alternatif rotaların Orta Doğu’da kısa sürede büyük bir etki yaratacağını söylemek zor. Etki yaratabilmesi için öncelikle kullanılan SUMED gibi hatların kapasitelerinin artırılması gerekiyor. BAE’nin Umman Körfezi’ne olan kıyısı üzerinden akış sağlaması şu an için yeterli bir kapasite sunamayabilir. Zira Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı’nın kapasitesi günlük 2 milyon varil. Ayrıca İran’ın bu alanı hedef alması da mümkün.

İkinci olarak alternatif koridor projelerinin en kısa zamanda hayata geçirilmesi önemli. Örneğin Kalkınma Yolu’nun 2030’da biteceği söyleniyor. Orta Doğu coğrafyasının belirsiz ve değişken dinamikleri düşünüldüğünde bu uzun bir süre gibi gelebilir. Ayrıca İsrail/ABD-İran Savaşı’nın nereye evrileceğine dair öngörüde bulunmak şu an için zor.

İsrail’in saldırgan tutumu, İran’ın güvenliğini sağlamada zorlanması ve geçiş güzergahlarının istikrarsızlaşması, Orta Doğu’da güvenli bölgelerin ve koridorların inşasını zaruri kılıyor. Ancak yeni koridorların inşası için güvenli bir ortama ve finansal desteğe ihtiyaç var. Peki çatışmaların yoğunlaştığı ve küresel krizin derinleştiği bir ortamda bu projelere kim kaynak ayıracak?

Kısaca alternatif projelerin kısa vadede Orta Doğu’yu yeniden şekillendireceğini söylemek zor. Olumlu bir senaryoda orta ve uzun vadede mümkün olabilir. Bu süreçte yaşananların Türkiye’yi jeopolitik olarak etkilediği aşikâr. Alternatif güzergâh arayışları Türkiye’nin jeopolitik önemini Avrupa ve Körfez ülkeleri nazarında artırdı. Türkiye’nin hem ulaşım ve taşımacılıkta kara, hava ve denizyolları üzerinden çok boyutlu seçenekler sunması hem de tehdit seviyesinin düşük olması merkezileşmesine katkı sunuyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 5 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

[1] https://archinect.com/zneraspace/project/strait-of-union-a-strategic-waterway-for-the-uae-s-future

Emrah Kaya
Emrah Kaya
Dr. Emrah Kaya - Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Dr. Öğr. Üyesi olarak görev yapıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x