Jeo-Strateji

30 Mayıs 2022

Yazdır

Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra Almanya da eskisi gibi olmayacak

Almanya dış ve güvenlik politikalarını Soğuk Savaş’tan sonra en fazla etkileyen olayın Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı 24 Şubat 2022 tarihli savaşın (Rusya’ya göre, özel operasyonun) olduğu konusunda hemen hemen tüm uzmanlar mutabık.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un göreve gelişinden kısa bir süre sonra karşılaştığı bu büyük “siyasi ve askeri sınavı” nasıl başaracağı ise merak konusu. Bu, hiç kimse tarafından beklenmeyen fakat gerçek olan savaşın Alman dış ve güvenlik politikalarını değiştirmesi kaçınılmaz görünüyor. Almanya’nın İki Almanya’nın 3 Ekim 1990’da birleşmesinden sonra Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin demokratikleştirilmesi ve Batı kurumlarına eklenmesi olarak tanımlanabilecek “sorumluluk politikasını ‘’(Verantwortungspolitik) bırakacağı ise artık kesinlik kazanmış gibi.

Bu çerçevede Almanya’daki Sosyal Demokrat, Yeşiller ve Hür Demokratlar’dan oluşan üçlü koalisyon hükümetinin şu ana kadar takip ettiği politikasının özellikle AB, NATO ve Rusya ile olan ilişkilerinde göstereceği kararlılık ve değişimleri iyi takip etmek gerekiyor.

O gün, o gündü

Ukrayna ve Gürcistan’a 2008 yılında NATO üyeliği yolunu kapatan kişinin Almanya Başbakanı Angela Merkel olduğu herkesçe biliniyor. Merkel’in o dönemlerde Başdanışmanlığını yapan ve şimdi Münih Güvenlik Konferansı Başkanlığına gelen deneyimli diplomat Christoph Heusgen, 19 Mayıs günü Berlin’de Konrad Adenauer Vakfında yaptığı konuşmasında, o dönemlerde Alman Hükümetinin buna karşı çıkışının “o günün şartları çerçevesinde” değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, kararın doğru olduğunu söyledi. Aynı şekilde Berlin Tagesspiegel gazetesinde 18 Mayıs’ta yayınlanan “die Zeitenwende” (zamanın dönüşümü) isimli makalesinde ise Alman Hükümetinin şimdi de bugünkü “koşullara göre” karar alması gerektiğini önerdi.

Gerçekten de Alman Hükümetinin, Rusya ile yaşanan savaşta, ABD, İngiltere ve neredeyse tüm AB ülkelerinin yaptığı gibi Ukrayna’ya maddi ve manevi destek vermesinin sadece ahlaki değil siyasi ve askeri sorumluluk gereği de olduğu yönündeki açıklaması, Almanya ile Rusya arasındaki yoğun siyasi, ticari ve teknolojik ilişkilerin de kesilmesi anlamını taşıyor.

Rusya’yı anlayanların işi zor

Rus orkestra şefi Valery Gergiev’in, Rusya lideri Vladimir Putin’le ilişkileri nedeniyle Münih Filarmoni Orkestrası şefliğinden kovulmasının da gösterdiği gibi bugün için Almanya’da Rus olmak çok zor bir durum. Ama sadece onun gibilerin değil, aynı zamanda eski Şansölye Gerhard Schröder ve “Russlandversteher” (Rusya’yı anlayanlar) olarak bilinenlerin de durumları çok zor.

Hükümet Partisi Sosyal Demokrat SPD içinde Rusya Devlet Başkanı Putin’e danışmanlık yapan ve Rus Doğal Gaz şirketi Gasprom’un yönetim kurulunda halen görev alan eski Şansölye Schröder’e yönelik “cadı avı” modern Almanya tarihinde ilk ve tek örnek. Schröder’in tüm personeli ve yetkileri elinden alınmakla kalmadı, SPD içinde onun partiden “atılması” için büyük bir tartışma başladı.

Aslında Schröder’in 2000’li yılların ortalarından beri başlayan Putin ile çalışma süreci özellikle muhafazakâr CDU/CSU Partisi tarafından başından beri en sert şekilde eleştirilmişti. Fakat burada yeni olan “kendi partisi SPD” tarafından eleştirilmesi ve Parti içindeki tüm görev ve yetkilerinin yanı sıra, aldığı tüm ödülleri de geri vermesinin istenmesi.

Başbakan Olaf Scholz’un yetişmesinde büyük katkısı olan Schröder’e sert çıkmamaya çalışarak ve mümkün olduğunca “ayrılsa iyi olur” gibi açıklamalar ile sorunu çözmeye çalışması şu ana kadar pek fazla sonuç vermedi. Schröder halen SPD’den ayrılmadı.

Rusya’ya olan bağımlılık

Alman Hükümetinin Rusya ile ilişkilerinin Merkel zamanında ulaştığı seviye şimdi tersine döndü. Almanya’nın sanayide kullandığı doğalgazın %37’si Rusya’dan geliyor. Şu ana kadar Almanya halen Avro ödeyerek Rusya’dan gaz almayı sürdürüyor. Bugüne kadar 12 milyar Avro dolayında bir ödeme yaptı. Rus doğal gazını ikame etmek Almanya için kolay olmayacak. Gelecek kış “soğuk bir kış olacak” sözlerini yaza gireceğimiz şu günlerde Almanya’da çokça duyuyoruz.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın uzaması bu anlamda Almanya için iyi olmayacak. O nedenle Almanya’da savaşın bir an evvel bitmesi gerektiği yönündeki açıklamalar önemli. Çünkü Almanya, Ukrayna’nın bir an evvel Rusya ile masaya oturması ve uzlaşması gerektiğini düşünüyor. Almanya Dışişleri Bakanı’nın Kiev ziyareti Alman kamuoyunda geniş yankı buldu.

Yeşiller Partisi’nin Ukrayna savaşında Almanya’nın destek vermesi gerektiğini söylemesi, 2001 yılındaki El Kaide saldırıları sonrasında Amerikan’ın Afganistan’ı işgaline ve Alman askerlerinin Afganistan’a gönderilmesi konusunda Yeşiller Partisi’ni ikna eden o dönemin Dışişleri Bakanı Joshka Fischer’den sonra ikinci örnek oldu. Genelde “savaşa karşı olan” Yeşiller Partisi’nin bu kararı Alman “realpolitik” yaklaşımının bir göstergesi olarak kabul ediliyor.

Alman kamuoyu Ukrayna’dan yana

Almanya’nın SPD’li Savunma Bakanı’nın ağır silahlar dâhil olmak üzere, Ukrayna’ya her türlü silahın gönderileceğini söylemesi, Alman kamuoyunda memnuniyetle karşılandı. Ana Muhalefet lideri Friedrich Merz’in Kiev’e gidip Başkan Zelensky ile görüşmesi ve her türlü yardımın yapılması gerektiği yönündeki açıklaması, Ukrayna’ya verilen desteğin partiler üstü bir yaklaşım olduğunu gösteriyor.

Berlin’deki Ukrayna Büyükelçisi Melnik’in savaşın başladığı günden itibaren Almanya hükümeti üzerindeki baskısı her ne kadar hükümet yetkililerini zora soksa da, sonuçta Ukrayna’ya yardım konusunda Büyükelçi Melnik çok önemli bir rol oynadı. Geçen hafta gençler arasında yapılan bir kamuoyu yoklaması, Büyükelçi Melnik’in Alman Hükümeti üzerine yaptığı bu “diplomatik baskının” doğru bulunduğunu ortaya koydu.

Almanya’nın özellikle Biden Yönetiminin baskısına fazla dayanamaması, Rusya ile köprüleri atmaya varan bir süreci beraberinde getirdi. Olaf Scholz’un Beyaz Saray’a yaptığı ziyaret sonrasında ABD’ye topyekûn destek politikasını açıklaması baskının ağırlığını gösterdi.

Askerî tutum da değişiyor

Şüphesiz Almanya ve Fransa AB’nin iki başat gücü olarak tüm AB ülkelerinin birleşmelerinde ve NATO’nun hiç olmadığı kadar birliğini sağlamakta büyük rol oynuyorlar.

Almanya’nın savunma harcamalarını 100 milyar Avro’ya çıkaracağını açıklaması, Almanya’nın “kazanan ülke olduğu” yorumlarını beraberinde getiriyor. Çünkü Almanya, Avrupa’nın ortasında yeni bir askeri güç olarak çıkabilir.

Bugüne kadar temkinli giden Almanya’nın tüm askerî modernizasyonu yapması, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri arasında en güçlü konuma gelecek olması özellikle yeni Avrupa Güvenlik mimarisi ve ‘’stratejik otonomi’’ arayışlarında yani AB’nin mümkün olduğunca güvenlik konularında ABD’ye bağımlılığını azaltma arayışında daha fazla söz sahibi olmasını getirecektir.

Bundan sonra Rusya’nın Doğu Avrupa’dan daha da uzaklaştırılması ve “Doğu’nun Batı olması” yani demokratik olması anlamına gelecektir. Ukrayna’nın AB ve NATO üyesi olması kolay olmayacak olsa da, Rusya’nın “karşısında olan” bir Avrupa Güvenlik yapısının ortaya çıkacağı kesinleşmiş gözüküyor.

Almanya’nın Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine 15 Mayıs’ta Berlin’de yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısında hemen onay vermesi, Rusya’nın Kuzey Avrupa’da ve Arktik bölgesinde çevrelenmesi anlamına gelecek. Rusya’nın bu iki ülkenin üyeliklerine göstereceği tepkilerin ne olacağı görülecektir. Finlandiya’ya gaz akışının kesilmesi ilk adım olarak görülebilir ama bu Finlandiya’nın adaylıktan vazgeçmesi demek olmayacaktır.

Almanya‘nın en önemli sorunların biri göç olmakla birlikte Almanya’da halen 1,2 milyon iş açığı olduğu biliniyor. Ukrayna’dan gelen 800 bin mültecinin çoğunun geri dönmesi beklenmekle birlikte çok sayıda mültecinin kalacağı da tahmin ediliyor. Almanya hükümeti, mültecilere her çeşit çocuk yuvasından yetişkin eğitimine ve iş yeri bulmaya kadar milyarlarca Avro harcıyor.

Almanya’nın Çin’e bakışı

Başbakan Scholz’un, hem Çin ile ilişkilere çok özen gösterdiği hem de ABD ile Çin arasında yaşanan rekabete çok fazla taraf olmamaya özen gösterdiği biliniyor.
Çin, Almanya’nın en fazla yatırım yaptığı ülkelerin başında. Başta Airbus olmak üzere, Alman sanayii üretiminin çok önemli yedek parça ihtiyacı da Çin’den karşılanıyor.

ABD Başkanı Biden’ın Almanya’ya özel bir ilgi duyduğu da biliniyor. Fakat Almanya özellikle ekonomi alanında “özerkliğini” korumaya çalışıyor. Özellikle bu yıl yaşanması beklenen tarım ürünlerindeki kıtlık ve tarım ürünlerinin ihracı ve ithalatındaki beklenen sıkıntılar, Almanya için de büyük sorun olacak gibi. Rusya’dan gelen gaz, petrol ve kömür ithalatının azalması Alman ekonomisine büyük zarar getirebilir.

Bu çerçevede Almanya ile Rusya arasındaki köprülerin tamamen atılmaması, Başbakan Scholz’un önem konuşmalarından da anlaşıldığı gibi, üzerinde dikkatle durulan bir konu.

Ekonomik dev, siyasi cüce

8 Aralık 2021’den beri Başbakanlığı yürüten Scholz’un artık “deneyimsiz bir Başbakan” olduğunu söylemek zor. Liderliğini yaptığı üçlü koalisyonun dağılabileceği yönünde bazı beklentiler ve yorumlar olsa da, bence bu koalisyonun devam etmesi daha olası.

Sonuçta Yeşiller ve Hür Demokratlar uzun süre sonra hükümet olmayı başardılar. Kısa süre içinde iktidarı bırakmayı da istemeyeceklerdir. Bu durumda Başbakan Scholz’un gerek AB genişlemesi gerekse NATO genişlemesi konusunda Almanya’nın yeterince etkili olamadığı ve literatürde ‘’sadece ekonomik dev ama siyasi cüce’’ olarak tanımlanmasının da sonunu getirecek bir Başbakan olacak gibi gözüküyor.

Almanya, Humboldt Üniversitesinden Prof. Herfried Münkler’in “Die Macht in der Mitte” (Avrupa’nın ortasındaki güç) kitabındaki tezinde savunduğu gibi, Almanya artık sadece ekonomik değil, bir askeri güç olarak da etkisini arttırma şansını yakalamış bir ülke.

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı - Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi. Dış Politika Enstitüsü Başkanı. TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığına bağlı Araştırma Burs ve Destekleri Grubu ve Yarışmalar Grubu Yürütme Kurulu Üyesi. 1959 yılında Edirne’de doğdu. 1979 yılında Almanya’ya giden Bağcı, Konrad Adenauer Vakfı’nın verdiği Zeki Öğrencileri Destekleme Bursu (Stipendium für Begabtenförderung) ile tüm üniversite eğitimini Bonn Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yaptı ve aynı bölümden Doktora derecesini aldı. İngiltere, Belçika, ABD ve Avusturya’da araştırmalarda bulunan Prof. Bağcı’ nın üç kitabı ve uluslararası dergilerde 8 dilde yayınlanmış 60’dan fazla bilimsel makalesi bulunuyor. 65 ülkede uluslararası alanda yüzlerce konferansa katılmış olan Prof. Bağcı, merkezi Londra’da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırma Enstitüsü (IISS), Brüksel’deki Avrupa Strateji Grubu (ESG) ve Bonn’daki NATO Derneği gibi pek çok uluslararası organizasyonun üyesi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

En Güncel Makaleler

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend