Jeo-Strateji

30 Mart 2022

Yazdır

Rusya ve Ukrayna hangi şartlarda anlaşır?

Ukrayna’daki savaş birinci ayını doldurdu. Cephede çatışmalar tüm hızıyla devam ederken Rusya ve Ukrayna, Türkiye gibi üçüncü taraf ülkelerin arabuluculuğu ile müzakerelere devam ediyor.

Alman Marshall Fonu’ndan Liana Fix ile Amerika Katolik Üniversitesi tarih profesörlerinden Michael Kimmage, Foreign Affairs dergisinde daha önce Rusya’nın olası “zaferi” ve “mağlubiyeti” üzerine “Ya Rusya Kazanırsa?” ve “Ya Rusya Kaybederse” başlıklı iki makale yazmışlardı. Şimdi de üçüncü bir seçenek olan olası bir anlaşma ihtimali üzerine bir yazı kaleme aldılar.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“ …Romalı devlet adamı ve düşünür Cicero, haksız bir barışın, haklı bir savaştan daha iyi olduğunu iddia etmiştir. Ukrayna ve Rusya arasında devam eden görüşmeler bu önermeyi teste tâbi tutacaktır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, düşüncesizce hareket ederek Ukrayna’nın işgal edilmesi emrini verdi. Eğer şimdi stratejik bir şekilde düşünecek olsaydı, iyice rezil olmadan savaşı sonlandırmanın bir yolunu arardı. Siyasi hedeflerine ulaşması halihazırda mümkün değil. Ukrayna’yı kontrol edemiyor ve Rus işgaline karşı direnen bir ülkeyi parçalamaya çalışıyor. Moskova’yı bekleyen tek şey, yaptırımlar ile beraber Putin’in rejimine ağır bir yük getirecek pahalı ve tehlikeli bir askerî süreç. Ancak Rusya, Ukrayna’da ne olursa olsun, nükleer bir güç olmaya devam edecek ve hâlâ Avrupa’nın en büyük konvansiyonel ordusuna sahip olacak.

Ukrayna başarılı bir savunma yürüttü. Ancak bu, Rusya’nın her alandaki askerî üstünlüğünü tersine çevirmek veya askerî ve sivil hedeflerin bombalanmasını durdurmak için yeterli değil. Ukrayna’nın, egemenlik haklarını muhafaza etmek ile acımasız bir savaşı sonlandırmak arasındaki diplomatik denge arayışı son derece zorlu olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri’nden ve Avrupalı müttefiklerden temin edilen silahlar Ukrayna’nın müzakere konumunu güçlendirecektir. Ancak bu ülkeler savaşa doğrudan müdahil olmadığı sürece, ki hiçbir zaman olmayacaklar, Ukrayna tam manasıyla bir zafer elde edemeyecek ve Rusya tam manasıyla bir mağlubiyet yaşamayacak.

Müzakere yoluyla bir anlaşmaya vardıkları halde, Ukrayna ve Rusya kısmî ve kırılgan kazançlar ile yetinmek zorunda kalacaklar. Bu savaşın sonunda “Münih”, “Nuremberg” [Nürnberg] veya “Versay” olmayacak.

Yakın tarih, taraflar için (çok da iç açıcı olmayan) başka bir benzetme sunuyor: Mevcut savaşın öncüsü olan Ukrayna ve Rusya destekli ayrılıkçılar arasındaki çatışmaları sonlandırmak için 2014 ve 2015 yılları arasında Belarus başkentinde müzakere edilen mutabakatlara işaret eden Minsk benzetmesi. Putin’in Ukrayna’ya yönelik başlattığı geniş çaplı işgal girişimi, Ukrayna’nın temel sorunlarını erteleyerek ve hatta belki de şiddetlendirerek herkesi tedirgin eden ve kimseyi tatmin etmeyen bir kriz yönetimi örneği olan Minsk mutabakatlarının yetersizliğini gösterdi.

Rusya ile savaşta olmayan ABD ve Avrupa, bu Avrupa savaşında “Nuremberg” veya “Versay” modellerini uygulayamaz. Bu yüzden onların görevi “Minsk”ten daha iyi bir yol bulmaktır. Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları ve Ukrayna’ya yapılan askerî yardımlar gerçek bir avantaj sağlayabilir. Washington ve Avrupalı müttefikler, bu avantajı, Rusya’nın Ukrayna’nın egemenliğine yönelik devam eden ihlalleri ile doğru orantılı olarak kullanılmalı ve genişletilmelidir. Transatlantik ittifakı Putin’e hiçbir şey dikte edemez. Yalnızca muhtemelen tatmin edici olmayan bir barış elde etmek için Ukrayna’ya yardım edebilir. Bu mahcup edici gerçeklik, politika ve diplomasi için bir başlangıç noktası olmalıdır.

Minsk neden başarısız oldu?

Putin, Minsk müzakereleri vasıtasıyla Rusya’nın belirleyeceği şartlar ile Ukrayna’nın tarafsızlığını sağlamayı ve ülkenin doğusunda yarı özerk bir bölge oluşturarak Ukrayna’nın egemenliğini zayıflatmayı umuyordu. Bunun yerine Ukrayna, Minsk mutabakatları şekillendikten sonra Amerika Birleşik Devletleri, NATO ve batı Avrupa ülkeleri ile daha sıkı ilişkiler kurdu. Ülkenin doğusunda Ukrayna devleti ile Rusya kontrolündeki bölge arasında bir temas hattı oluştu. Rusya, yüksek bir maliyet ödeyerek Ukrayna’nın jeopolitik geleceği hususunda elle tutulur bir avantaj sağlamayan bölgeleri elde etti.

Bu arada ABD ve Avrupa ülkeleri Rusya’ya yaptırımlar uyguladı ve Rus askerleri doğu Ukrayna’dan çekilmediği ve savaş sona ermediği sürece söz konusu yaptırımların kaldırılmayacağını beyan etti. Putin’in ABD ve müttefikleri ile ilişkilerini düzeltmesi, Minsk mutabakatlarını onların sunduğu şartlar ile uygulamadığı sürece mümkün değildi. Ancak yaptırımlar, Rusya’nın istikrarını bozmak ve Batı’nın şartlarını Moskova’ya kabul ettirmek için yetersizdi.

Minsk başarısızlığının birçok sorumlusu var. Mutabakatın altında Fransa, Almanya, Rusya ve Ukrayna’nın imzaları bulunuyor. Paris ve Berlin söylemlerinde anlaşmaya uymayı vaat ediyorlardı, ancak uygulanması için neredeyse hiç çaba göstermediler ve yaptırımların etkisi her geçen yıl azaldı. Washington da aynı derecede kayıtsız ve tembeldi. Donald Trump hükümeti ölümcül silah yardımı sağlanmasını onayladığında ABD askerî desteği Ukrayna’ya ulaşmaya başladı. Daha önce verilen sözlere rağmen NATO’ya veya başka bir ittifaka katılmak için Ukrayna’ya herhangi bir fırsat sunulmadı: Amerika Birleşik Devletleri veya başka bir güçlü devlet tarafından bu konuda yazılı herhangi bir taahhüt verilmedi.

Ukrayna’nın Rusya ile sahip olduğu tarihi bağlara yönelik intikamcı bakış açısı ve kendi kendine atadığı Ukrayna devletini yok etme misyonu, Putin’i, şubat ayında Ukrayna’yı işgal etmeye yönlendirdi. Ancak işgal girişimi ayrıca Putin’in Minsk hakkındaki hayal kırıklığından da kaynaklanıyordu.

Rus ordusu 2014 ve 2015 yılındaki muharebeleri yenmiş olsa da Kremlin, Ukrayna’nın geleceği üzerine verilen savaşı kaybediyordu. Putin, Kiev’deki hükümetin hızlı bir şekilde devrilmesiyle durumun tamamen değişeceğine, Ukrayna’nın tekrar Rusya’ya yaklaşacağına ve Kiev’in Avrupalı ile ABD’li ortaklarının cezalandırılacağına inanıyordu. Onun bakış açısına göre işgal girişimi daha büyük bir savaş ile sonuçlanmayacaktı, çünkü Avrupa ve ABD yalnızca görünüşte Ukrayna konusunda kararlıydı. Bu konuda gerçekten kararlı olsalardı Minsk sürecinin önemini kaybetmesine izin vermezlerdi.

Ukrayna’nın gösterdiği şaşırtıcı başarılar Kremlin’i savaşın hedeflerini tekrar düşünmeye sevk etti. İşgalin başında Putin’in en büyük hedefi, Ukrayna hükümetini devirmekti. Putin’in ilginç deyimiyle savaşın esas amacı Ukrayna’yı “Nazilerden arındırmaktı”, bu da rejim değişikliği anlamına geliyordu.

Rusya’nın savaş alanındaki verdiği büyük kayıplar göz önüne alındığında Rus kuvvetleri için Kiev’i almak mümkün olmayabilir. Ayrıca Putin, “Nazilerden arındırma” söylemini geri plana alarak müzakerelerde Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin hükümetini meşru bir muadil olarak kabul edebileceği sinyalini verdi. Ancak bu, Kiev için bir tuzak olabilir ve Rusya bir süre bekledikten sonra gerilimi artırıcı taleplerde bulunmaya devam edebilir. Her halükârda Putin, geçtiğimiz haftalarda Rus ordusu tarafından ele geçirilen her karış toprağı bir pazarlık unsuru olarak kullanacaktır.

Putin’in üç hedefi

Putin’in şu aşamada muhtemelen üç esas hedefi bulunuyor: Birincisi, Putin’in gözünde iktidarının en önemli başarısı olan Kırım’ın Rusya’ya ilhakının resmîleştirilmesi. 2022 işgalinden önce yalnızca bir kısmı Rus kontrolünde olan Donetsk ve Luhansk bölgelerinin ilhak edilmesi de bu hedefe dahil edilebilir. Rusya, savaşın gidişatına bağlı olarak Moldova’dan Mariupol’e doğru bir kara bağlantısı oluşturmaya çalışabilir.

İkinci hedef ise Ukrayna’nın tarafsızlığını sağlamak. Bu, Ukrayna’nın NATO’ya veya tercih edebileceği başka bir ittifaka katılmasının engellenmesi veya bu ülkenin askerî gücünün ortadan kaldırılarak Putin’in deyimiyle “silahsızlandırılması” anlamına gelebilir. Putin, her iki sonuca da ulaşmak isteyebilir. Tarafsızlık, daha yumuşak bir senaryoda, belirli silah sistemlerinin kısıtlanması ve Ukrayna’nın yabancı üslere ev sahipliği yapmasının yasaklanması anlamına gelebilir.

Son olarak Putin, Ukrayna’nın, başta Avrupa Birliği ile ilişkili kurumlar olmak üzere, Avrupa’ya entegrasyonunu kısıtlamak veya engellemek isteyecektir.

Zelenski’nin hedefleri

Zelenski ise ülkesinin egemenliğini ve bağımsızlığını güvence altına almak istiyor. Teoride bu, tüm Rus askerlerinin Ukrayna’dan çekilmesini, Kırım’ın Ukrayna’ya geri verilmesini ve ABD ve Avrupa ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde özgürlük sağlanmasını içeriyor. Ancak bu hedeflerin sağlanması için Rusya’nın savaşı kaybetmesi gerekiyor.

Putin, imzaladığı belgelere itibar etme hususunda güvenilmez ve yürüttüğü yasadışı savaştan dolayı kendisine taviz verilmemeli, ancak yine de Putin müzakerelerden dışlanamaz.

Rusya, kimyasal ve biyolojik silahlar ile taktik nükleer silahların oluşturduğu tehdit kozunu eline bulunduruyor ve konvansiyonel askerî gücünün daha büyük bir kısmını kullanabilir. Zelenski, bu karanlık gölgenin altında kendisinin ve Ukrayna halkının kabul edebileceği tavizleri belirlemek zorundadır. Haklı, ancak yıkıcı bir savaşın gerekliliklerine karşı haksız bir barışın zorunluluklarını gözden geçirmelidir.

Hangi konularda nasıl uzlaşılabilir?

Zelenski, Kırım ve NATO üyeliği hususlarında hareket alanına sahip. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı, Ukrayna egemenliğinin yasadışı bir ihlaliydi. Rusya, Putin iktidarda olsun veya olmasın, muhtemelen Kırım’ı hiçbir zaman Ukrayna’ya geri vermeyecek. Ayrıca, Rusya’nın kısmi kontrolünde olan diğer bölgeler ile kıyaslandığında Kırım artık Ukraynalılar için eskisi kadar önem arz etmiyor olabilir; böyle bir durum Kırım’daki Rus kontrolünün fiili olarak kabul edilmesini kolaylaştırabilir.

NATO, İsveç veya Finlandiya’nın üyeliğini kabul etmeye karar verse dahi daha önce verdiği sözlere rağmen Ukrayna’yı kabul etmeyecektir. Zelenski, NATO üyeliği dışındaki diğer seçenekleri de gözden geçirebileceğini belirtti ve Batı’dan, Rusya ile varılacak potansiyel bir anlaşmanın uygulanmasına yönelik taahhütler içeren güvenlik garantileri istedi.

ABD, Rusya, Avrupa ülkeleri ve potansiyel olarak Türkiye’yi de içeren hukuki yönden bağlayıcı güvenlik garantileri, Kiev için hayati önem arz ediyor. Verilecek garantiler NATO’nun 5. Maddesi’nin Ukrayna’yı dahil etmesiyle eş değer olacaktır: Ukrayna’nın egemenliği veya Ukrayna ve Rusya arasında varılacak olası bir anlaşma ihlal edildiğinde savaşa girme taahhüdü. Böyle bir taahhüt, savaşa sürüklenmekten kaçınan ABD ve müttefikleri için dramatik ve daha önceki emsalleri yok sayan bir adım olacaktır. Putin bunu kabul etmeyebilir veya yalnızca kabul ediyormuş gibi yapabilir. Rusya’nın ilk defa Kırım’ı ilhak ederek ihlal ettiği ve maddeleri uygulanmayan 1994 Budapeşte Memorandumu’nun aksine bağlayıcı garantiler, Ukrayna’nın güvenliği meselesinde tüm taraflara bir çözüm sunacaktır.

İki taraflı veya çok taraflı gerçek güvenlik garantileri, NATO’nun kapılarını herkese açık ancak Ukrayna’ya kapalı tutma politikasından daha iyi olacaktır. Putin, Ukrayna’nın NATO’ya katılma ihtimalinin son verecek bu çözümü kendi ülkesinde bir zafer olarak pazarlayabilir. Aynı zamanda ABD’nin desteklediği bir güvenlik garantisi, Rusya’yı tekrar Ukrayna’yı işgal etmekten caydırabilir.

Her zaman istediğini elde edemezsin

Rusya savaş meydanında ciddi kayıplar vermeye devam ederse, belki de taraflar Ukrayna’nın lehine kapsamlı bir uzlaşıya varabilir. Ancak, bu savaş muhtemelen sürdürülebilir bir barışı kolayca kabul etmeyecek.

Rusya muhtemelen yalnızca geçici bir barışa razı olacaktır. Görünüşe göre Putin hatalarından ders çıkaramıyor. Ancak Zelenski’nin hükümetini muhafaza eden, uzun süreli bir ateşkes sağlayan ve Ukrayna’nın bağımsızlığını, egemenliğini ve özgürlüğünü (Kiev’in belirlediği şartlara göre) kalıcı bir şekilde ihlal etmeyen geçici bir barış elde edilebilir. Her ne kadar haksız bir barış olsa da diğerleri ile kıyaslandığında bu tercih edilebilir bir seçenektir.

Bu savaş Rusya’nın dış politikasını tahammül edilemez bir hale getirdi. Putin, Rusya ekonomisinin ve Rusya devletinin gerçekleştiremeyeceği hırsların peşinden gidiyor. Rusya, hedeflerini gerçekleştirmek için elindeki araçların yetersiz olduğu gerçeğinden kaçamaz. Putin, bir yerden sonra bu savaşın bir sonucu olarak kendi siyasi Waterloo’su ile yüzleşecek.

Ukrayna için geçici bir barışın ötesinde anlaşma için bir fırsat, imkanların ötesinde hayallerin peşinde koşmanın sonuçları Moskova’da hissedildiğinde ve diktatör gittiğinde, belirebilir.”

Bu yazı ilk kez 30 Mart 2022’de yayımlanmıştır.

 

Liana Fix ve Michael Kimmage’ın Foreign Affairs web sitesinde yayınlanan “What if Russia Makes A Deal?” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişilebilir: https://www.foreignaffairs.com/articles/ukraine/2022-03-23/what-if-russia-makes-deal

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

En Güncel Makaleler

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend