Jeo-Strateji

8 Mart 2022

Yazdır

Ya Rusya kaybederse?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal operasyonu devam ediyor. Müzakereler, arabuluculuk girişimleri sürse de operasyonun ne zaman biteceğine dair henüz bir ışık yok. Ancak elbette uluslararası ilişkiler uzmanları akla gelen senaryolar üzerine düşünüyor, analizler yayınlıyor. Alman Marshall Fonu’ndan Liana Fix ile Amerika Katolik Üniversitesi tarih profesörlerinden Michael Kimmage, Foreign Affairs dergisinde daha önce Rusya’nın olası “zaferi” sonrası senaryolar üzerine “Ya Rusya kazanırsa?” başlıklı bir makale yazmışlardı. Şimdi de ”Ya Rusya kaybederse?” sorusunun yanıtını aramışlar. Makalelerinden öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Ukrayna’yı işgal ederek stratejik bir hata yaptı. Rus askerleri tarafından kurtarılmayı istemeyen bu ülkenin siyasi tabiatını yanlış değerlendirdi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Avustralya, Japonya, Singapur gibi savaştan önce de ortak hareket etme kabiliyetine sahip olan ülkeleri yanlış değerlendirdi ve bu ülkelerin hepsi şimdi Rusya’nın Ukrayna’da yenilmesi hususunda kararlı.

ABD ile müttefikleri ve ortakları Moskova’ya ağır bedeller ödetiyor: Tüm savaşlar kamuoyu için yürütülen bir mücadeledir ve Putin’in kitle iletişim çağında Ukrayna’da yürüttüğü savaş, Rusya’yı kitlesel insani acılar ve çok sayıda savaş suçu ile birlikte barışçıl bir komşuya yapılan sebepsiz bir saldırı ile ilişkilendiriyor. Bunun sebep olduğu öfke, gelecekte Rus dış politikası için her seferinde bir engel teşkil edecektir.

Rus ordusunun taktiksel hataları, en az Putin’in stratejik hatası kadar önemli oldu. Bir savaşın ilk aşamalarında değerlendirme yapmanın zorlukları göz önünde bulundurulduğunda bile Rus planlamasının ve lojistiğinin yetersiz olduğu ve askerlere, hatta üst kademelerdeki subaylara bile bilgi verilmemesinin moral açısından yıkıcı bir etki yarattığı söylenebilir. Ukrayna hükümetini devirecek veya teslim olmaya zorlayacak bir yıldırım saldırısı ile bu savaşın hızlı bir şekilde bitirilmesi gerekiyordu, böylece Moskova savaştan sonra Ukrayna’nın tarafsız kalmasını sağlayabilir veya ülkede Rusya’ya tabi bir hükümet kurabilirdi. Asgari şiddet kullanımı, yaptırımların da asgari seviyede kalmasını sağlayabilirdi. Hükümet hızlı bir şekilde düşseydi, Putin en başından itibaren haklı olduğunu iddia edebilirdi: Çünkü Ukrayna kendisini savunmak için çaba harcamayacaktı veya harcasa da bunu başaramayacaktı, tıpkı onun söylediği gibi Ukrayna gerçek bir ülke değildi.

Ancak Putin bu savaşı tercih ettiği koşullarda kazanamayacak. Dahası, en nihayetinde bu savaşı birçok şekilde kaybedebilir. Rus askerlerinin moralini paramparça ederek ve kaynaklarını tüketerek ordusunu maliyetli ve beyhude bir Ukrayna bataklığına sürükleyebilir ve bunun sonucunda yalnızca Rusya’ya içi boş bir zafer kazandırır ve komşu bir ülkeyi yoksulluğa ve kaosa mahkûm eder. Ukrayna’nın batısından idare edilen ve İkinci Dünya Savaşı’nda Ukrayna’da gerçekleşen partizan direnişini anımsatacak bir şekilde ülke çapında gerilla savaşı yürüten bir Ukrayna direnişi ile savaşırken doğu ve güney Ukrayna’nın bir kısmı ile muhtemelen Kiev üzerinde belli bir seviyeye kadar kontrol sağlayabilir. Aynı zamanda ekonomisi kademeli bir şekilde küçülen, giderek yalnızlaşan ve büyük güçlerin ihtiyaç duyduğu varlıklara artık sahip olamayan bir Rusya’yı idare edecektir. En önemlisi de Putin, Rusya bir demokrasi olmasa bile, savaşı devam ettirmek ve iktidarını sürdürmek için gerek duyduğu Rus halkının ve seçkinlerinin desteğini kaybedebilir.

Görünüşe göre Putin, bir tür Rus emperyalizmini yeniden tesis etmeye çalışıyor. Ancak bu olağanüstü kumarı oynarken, Rus İmparatorluğu’nun sonunu hazırlayan olayları unutmuş gibi görünüyor. Son Rus Çarı II. Nikolay, 1905 yılında, Japonya’ya karşı bir savaş kaybetmişti. Daha sonra Bolşevik Devrimi’nin kurbanı oldu ve yalnızca tacını değil, hayatını da kaybetti. Buradan çıkarılacak ders şudur: Otokratik yöneticiler savaşları kaybettikten sonra otokrat olmaya devam edemez.”

Bu savaşta kazanan yok

Yazarlar, makalelerinde bu savaşın sonuçlarının her şekilde tarafların için ne kaar ağır olacağına işaret ediyor:

“Putin’in Ukrayna’daki savaşı muharebe meydanlarında kaybetmesi pek olası değil. Ancak çatışmalar genel itibariyle sona erdiğinde ve mesele “Şimdi ne olacak?” sorusuna geldiğinde kaybedebilir. Bu anlamsız savaşın istenmeyen ve hafife alınan sonuçlarına Rusların tahammülü zor olacaktır. ABD’nin Irak’ı işgali sonrasındaki planlama başarısızlığı ile karşılaştırılabilecek bir savaş sonrası planlama eksikliği, bu savaşı kazanılması imkânsız hale getirmek için üzerine düşeni yapacaktır.

Ukrayna, Rus ordusunu kendi topraklarından kovamayacak. Ukrayna ile karşılaştırıldığında Rus ordusu ayrı bir seviyede ve Rusya nükleer bir güç ancak Ukrayna değil.

Şu ana kadar Ukrayna ordusu takdire şayan bir kararlılıkla ve beceriyle savaştı ancak Rus ilerleyişlerinin önündeki gerçek engel savaşın kendi tabiatı oldu. Rusya hava bombardımanı ve füze saldırılarıyla Ukrayna şehirlerini yerle bir edebilir ve böylece savaş alanı üzerinde hakimiyet elde edebilirdi. Bu hakimiyeti elde etmek için nükleer silahları sınırlı bir ölçekte kullanmayı deneyebilirdi. Putin böyle bir karar aldığı takdirde Rus sisteminde onu durdurabilecek hiçbir şey yok. …

Putin bu savaşı kendisi ve ABD önderliğindeki Avrupa güvenlik sistemi arasında Rusya kontrolündeki bir tampon bölge oluşturmak için yürütüyor. Hedeflerine ulaşmak ve Ukrayna’da belli bir seviyede düzeni sağlamak için en nihayetinde siyasi bir yapı inşa etmek zorunda kalacak. Ancak Ukrayna halkı işgal edilmek istemediğini çoktan belli etti. Her gün gerçekleşen direniş faaliyetleri ve Ukrayna içinde veya Rus ordusu tarafından doğu Ukrayna’da kurulan kukla bir rejime karşı bir direniş vasıtasıyla böyle bir işgale şiddetle karşı çıkacaktır. Akıllara Cezayir’in 1954-62 yılları arasında Fransa’ya karşı yürüttüğü savaş geliyor. Fransa üstün askerî güçtü. Yine de Cezayirliler, Fransız ordusunu yıpratmanın ve Paris’teki savaşa yönelik desteği azaltmanın yollarını buldular.

Belki de Putin, başkenti Kiev olan bir kukla hükümeti, Vichy Ukraynası’nı, bir araya getirmeyi başarabilir. Belki de bu Rus kolonisinin halkına boyun eğdirmek için gereken desteği gizli polis teşkilatından sağlayabilir. Belarus (Beyaz Rusya), otokratik bir iktidar, polis baskısı ve Rus askerî desteği ile yönetilen bir ülke olarak örnek gösterilebilir. Bu, Rusya hakimiyetindeki doğu Ukrayna için muhtemel bir model olacaktır. Ancak bu model gerçekte yalnızca kâğıt üzerinde kalacaktır. Ruslaşmış bir Ukrayna, Moskova’da idari bir fantezi olarak var olabilir ve devletler bu tür fantezileri elbette gerçekleştirmeye çalışabilir. Ancak Ukrayna’nın devasa boyutu ve ülkenin yakın tarihi göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir şey uygulamada asla işe yaramayacaktır.

Putin, Ukrayna hakkındaki konuşmalarında 21. Yüzyılın ortalarında kaybolmuş gibi görünüyor. Kafasını 1940’ların Almansever Ukrayna milliyetçiliği ile meşgul ediyor. Ukrayna Nazilerine yaptığı birçok atıf ve Ukrayna’yı “Nazilerden arındırma” amacı da buradan geliyor. Ukrayna aşırı sağ siyasi oluşumlara sahiptir. Ancak Putin’in görmediği veya görmezden geldiği şey, 1991’de Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan ettiğinden beri Ukrayna’da yükselen çok daha yaygın ve güçlü bir milli aidiyet duygusudur. Rus yanlısı yozlaşmış bir hükümeti silip süpüren 2014 Maidan Devrimi sonrası Rusya’nın askerî tepkisi bu milli aidiyet duygusunu daha da pekiştirdi. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin Rus işgali başladığından beri Ukrayna milliyetçiliğine yaptığı çağrılar kusursuzdu. Bir Rus işgali, tıpkı 19. yüzyılda Rus İmparatorluğu’nun işgali altındaki Polonya’da yaptığı gibi böyle bir dava için çok sayıda fedakarlığa sebep olarak Ukrayna devletinin milli bilincini genişletecektir.

İşgalin başarılı olması için, Ukrayna topraklarının neredeyse yarısını kaplayan büyük bir siyasi girişim olması gerekir. Bu, inanılmaz bir şekilde pahalı olacaktır. Belki de Putin’in aklında Sovyetler Birliği’nin birçok farklı Avrupa ulus devleti üzerinde hüküm sürdüğü Varşova Paktı gibi bir şey var. Bu da oldukça pahalıydı ancak bir sürü yabancı devlet tarafından tepeden tırnağa silahlandırılmış ve Rusya’nın her türlü zayıflığını gözeten bir direnişin olduğu bölgeyi kontrol etmek kadar pahalı değildi. Böyle bir çaba Rusya’nın hazinesini boşaltacaktır.

Aynı zamanda ABD’nin ve Avrupalı ülkelerin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar Rusya’nın küresel ekonomiden kopmasına sebep olacaktır. Yabancı yatırımlar azalacak. Sermaye biriktirmek zorlaşacak. Teknoloji transferleri kesilecek. Piyasalar Rusya için kapanacak, muhtemelen buna Putin’in Rus ekonomisini modernleştirmesi için hayati önem arz eden doğalgaz ve petrol piyasaları da dahil olacak. Ticari ve girişimci yetenekler Rusya’yı terk edecek. Böyle bir geçişin uzun vadedeki etkileri kestirilebilir. Tarihçi Paul Kennedy’nin Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşü isimli eserinde ortaya koyduğu gibi böyle ülkeler yanlış savaşlara girme, mali yükler altına girme ve böylece kendilerini büyük güçlerin can damarı olan ekonomik büyümeden mahrum bırakma eğilimindedir. Rusya’nın Ukrayna’ya boyun eğdirmesi gibi ihtimal dışı bir durumda Rusya, bu süreçte kendisini de mahvedebilir.

Bu savaşın ortaya çıkaracağı sonuçlar açısından önemli etkenlerden birisi de Rus halkıdır. Putin’in dış politikası geçmişte kabul görüyordu. Kırım’ın ilhakı Rusya’da oldukça geniş bir çevrede kabul gördü. Putin’in genel olarak atılganlığı tüm Ruslara hitap etmese de birçok kesime hitap ediyor. Bu durum Putin’in Ukrayna’da yürüttüğü savaşın ilk aylarında da geçerli olabilir. Rus kayıplarının yası tutulacak ve bu kayıplar, tüm savaşlarda olduğu gibi onları anlamlı hale getirmek, savaşı ve propagandayı sürdürmek için bir teşvik oluşturacaktır. Rusya’yı dışlamaya yönelik küresel bir girişim, Rusya ve dış dünya arasında bir duvar örerek ve Rusların milli kimliklerini mağduriyet ve kin üzerine kurmasına yol açarak geri tepebilir.

Ancak bu savaşın dehşetinin Putin’e geri tepmesi daha muhtemeldir. Ruslar, 2016 yılında Halep’e yönelik Rus bombardımanlarını ve Suriye’deki iç savaş boyunca Rus kuvvetlerinin sebep olduğu insani felaketi protesto etmek için sokaklara dökülmedi. Ancak Ukrayna, Ruslar için tamamen farklı bir öneme sahip. Birbiriyle bağlantılı milyonlarca Rus-Ukraynalı aile var. İki ülke de ortak kültürel, dilsel ve dini bağlara sahip. Ukrayna’da nelerin olup bittiği sosyal medya ve diğer iletişim kanalları aracılığıyla Rusya’ya yayılarak propaganda faaliyetlerini çürütecek ve propagandacıları da itibarsızlaştıracaktır. Bu, Putin’in yalnızca baskı yoluyla çözemeyeceği ahlaki bir ikilemdir. Baskının kendisi de geri tepebilir. Tıpkı Rus tarihinde sıklıkla olduğu gibi: Bunu Sovyetlere sorabilirsiniz.

Ümitsiz vaka

Rusya’nın Ukrayna’da uğrayacağı bir yenilginin doğuracağı sonuçlar, Avrupa ve ABD’nin karşısına temel zorluklar çıkaracaktır. Rusya’nın elbet bir gün geri çekilmek zorunda kalacağı göz önünde bulundurulduğunda, Ukrayna’yı AB’ye ve NATO’ya kabul etmek amacıyla tekrar inşa etmek devasa bir çaba gerektirecektir. Batı, Ukrayna’yı tekrar hayal kırıklığına uğratmamalıdır. Aksine, Ukrayna’da zayıf bir Rus kontrolü, NATO’nun doğu sınırının yanı başında sınırlı veya hiç yönetim altyapısı bulunmayan, sürekli çatışmaların yaşandığı istikrarsız ve parçalanmış bir bölgenin oluşması anlamına gelebilir. Bunun meydana getireceği insani felaket Avrupa’nın yıllardır tecrübe etmediği bir şey olacaktır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya gibi intikamcı dürtüler barındıran, zayıf duruma düşürülmüş ve aşağılanmış bir Rusya ihtimali de oldukça endişe vericidir. Putin iktidarı elinde tuttuğu takdirde Rusya, konvansiyonel ordusu körelmiş ancak hâlâ nükleer silahlara sahip olan küresel düzenin dışındaki bir süper güç, dışlanmış bir devlet olacak. Ukrayna savaşının suçu ve lekesi onlarca yıl Rus siyasetinde kalacak: Kaybedilen bir savaştan kazanç sağlayan bir devlet neredeyse hiç yoktur. Kaybedilen bir savaşta ödenen bedeller, insanlara verdiği zarar ve jeopolitik gerileme önümüzdeki birçok yıl boyunca Rusya’nın ve Rus dış politikasının rotasını belirleyecektir ve bu savaşın dehşetinin ardından liberal bir Rusya’nın çıkacağını hayal etmek bile çok zor olacaktır.

Putin, Rusya üzerindeki hakimiyetini kaybetse bile bu ülkenin Batı yanlısı bir demokrasi olarak ortaya çıkması pek mümkün değildir. Rusya, özellikle Kuzey Kafkasya başta olmak üzere parçalanabilir. Nükleer silahlara sahip olan bir diktatörlük haline de gelebilir. Siyasetçiler, Putin sonrası Avrupa’ya gerçekten entegre olabilecek daha iyi bir Rusya’nın hayalini kurmakla hata etmezler, hatta Putin’in savaşına karşı koyarken bile böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi için ellerinden geleni yapmalıdırlar. Ancak daha karanlık ihtimal için hazırlık yapmamak aptallık olur.

Tarih, özellikle Rusya gibi bir büyüklüğe ve ağırlığa sahip intikamcı ve aşağılanmış bir gücün merkeze bu kadar yakın olduğu bir ortamda istikrarlı bir uluslararası düzen inşa etmenin ne kadar zor olduğunu göstermiştir. Batı, bunu başarmak için sürekli devam eden bir izolasyon ve çevreleme politikası benimsemelidir. Ukrayna’da kaybedilen bir savaştan sonra izole edilmiş bir Rusya’yı idare etmenin yükü Avrupa’nın sırtında olacağından böyle bir senaryoda Rusya’yı zayıf, ABD’ni ise içeride tutmak Avrupa’nın esas önceliği haline gelecektir. Washington ise sonunda Çin’e odaklanmak isteyecektir. Buna karşılık Çin, zayıflamış bir Rusya üzerinde nüfuzunu güçlendirmeye çalışabilir ve bu da tam olarak Batı’nın 2020’lerin başlarında engellemek istediği bloklaşmaya ve Çin hakimiyetine sebep olabilir.

Herhangi bir bedel ödenecek mi?

Rusya’nın içindeki veya dışındaki hiç kimse Putin’in Ukrayna’da yürüttüğü savaşı kazanmasını istememelidir. Kaybetmesi daha iyi olacaktır. Ancak bir Rus yenilgisi kutlama için yeterli bir sebep değildir. Rusya işgali durdursa bile Ukrayna’da uyguladığı şiddetin yarattığı travma nesiller boyu devam edecektir ki zaten Rusya bu işgali durduracak gibi görünmüyor.

ABD ve Avrupa, hem transatlantik ittifakını güçlendirerek ve Avrupalıları uzun zamandır dile getirdikleri stratejik egemenlik hedeflerine göre hareket etmeye teşvik ederek hem de Rusya’nın başarısızlığından elde edilecek, ülkelerin egemenlikleri gibi uluslararası normları çiğnemenin somut bedelleri olduğu ve askerî maceracılığa yeltenen ülkelerin zayıfladığı hususundaki dersleri Çin’e göstererek Putin’in hatalarından faydalanmaya odaklanmalıdır.

Eğer bir gün ABD ve Batı, Ukrayna’nın egemenliğini yeniden sağlayabilirse ve aynı zamanda Rusya ile Çin’i ortak bir uluslararası düzen anlayışına doğru itebilirse, Putin’in en büyük hatası Batı için bir fırsata dönüşecektir. Ancak bunun oldukça büyük bir bedeli olacaktır.”

Bu yazı ilk kez 4 Mart 2022’de yayımlanmıştır.

 

Liana Fix ve Michael Kimmage’ın Foreign Affairs web sitesinde yayınlanan “What if Russia Loses?” başlıklı yazısından öne çıkan bölümler Caner Köseler tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişilebilir: https://www.foreignaffairs.com/articles/ukraine/2022-03-04/what-if-russia-loses

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend