Sessiz kalırız… Aslında aynı fikirde olmadığımız durumlarda, “Aman bir sorun çıkmasın” iç sesini dinleyerek hiçbir şey söylemeyiz… Evet, o anı kurtardık, peki ya sonrası? New York, Cornell Üniversitesi’nde akademisyen ve kurum psikoloğu Sunita Sah, Psyche internet sitesinde yayımlanan yazısında, “hayır” diyememenin ne gibi maliyetler getirdiğini ve uyum sağlamak yerine karşı çıkmanın nasıl öğrenilebileceğini anlatıyor.
Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:
“Şu anlar size tanıdık gelebilir: Ekibiniz, hatalı olduğunu bildiğiniz bir karar alma yolunda ilerlerken herkes aynı fikirde gibi görünüyor, bu yüzden sessiz kalıyorsunuz. Bir doktor şüphe duyduğunuz bir tedavi öneriyor ve soru sormak yerine başınızı sallıyorsunuz. Toplantıda biri, gerçekte olanı yanlış aktaran bir yorum yapıyor ve öylece bakıyorsunuz. Bu muhakeme o kadar hızlı gerçekleşiyor ki neredeyse farkına bile varmıyorsunuz: Konuşmak sürtüşmeye yol açabilir, birini hayal kırıklığına uğratabilir, sizi zor biri gibi gösterebilir. Oysa uyum sağlamak daha kolay.
Birçoğumuz sessiz kalmanın güvenli bir seçenek olduğunu öğrendik. Başımızı öne eğelim, sorun çıkarmayalım. Peki ya sessiz kalmanın da kendi bedelleri varsa? (…)”
Yazar, karşı çıkmayı, aksi yönde baskı varken gerçek değerlerimize uygun hareket etmek olarak tanımlıyor: “Bu kişi, hiyerarşiye rağmen bir güvenlik endişesini dile getiren asistan doktordur. Herkes başını sallarken ‘Ben bunu farklı görüyorum’ diyen çalışandır. ‘Bu gerçekten gerekli mi?’ diye soran hastadır. (…)
Araştırmalarım, açıkça gerekli olsa bile karşı gelmenin bu kadar zor olmasının temel nedenlerinden birinin, karşı gelmenin risklerini hesaplamada son derece iyi, sessiz kalmanın risklerini hesaplamada ise son derece kötü olmamız olduğunu gösterdi. Defy: The Power of No in a World That Demands Yes (Karşı Gelmek: Evet Talep Eden Bir Dünyada Hayır’ın Gücü) (2025) adlı kitabımda bu kalıba ‘bilinçli uyum’ diyorum: Katılmadığınız bir şeye, kandırıldığınız için değil, o anki rahatsızlıktan kaçınmanın bir yolu olarak sessiz kalmayı bilinçli olarak seçerek uyum göstermek.
Karşı gelmenin kısa vadeli maliyetleri anlık ve görünürdür: Zor bir konuşma, gergin bir an, belki de zedelenmiş bir ilişki. Sessiz kalmanın maliyetleri ise gecikmeli ve yaygındır: Giderek artan bir kırgınlık duygusu, erozyona uğrayan bir öz saygı, başkalarının beklentileriyle şekillenen bir hayatın yavaş yavaş kendini göstermesi.
Gerçek tepkilerimizi tekrar tekrar bastırdığımızda, kim olduğumuz ve nasıl davrandığımız arasında sürekli bir çatışma yaratırız. (…) Dahası, değerlerimizi bir kenara bırakıp sürekli olarak başkalarını önceliklendirmek streslidir, kaygı ve depresyona karşı artan bir savunmasızlık yaratır. Uyum sağlamak için boyun eğmek, nadiren hesaba kattığımız sonuçları olan bir seçimdir.
Uyumluluk süreçlerinizin neye mal olduğuna bakın
Ne zaman karşı çıkmanız gerektiği konusunda daha iyi kararlar verebilmeniz için sessiz kalmanın size aslında neye mal olduğunu net bir şekilde anlamanız gerekir. Bir hafta boyunca içinize sinmediği hâlde yaptığınız şeylere dikkat edin. Sadece istemediğiniz şeylere evet demek değil, katılmadığınız halde sessiz kalmak, kusurlu olduğunu düşündüğünüz bir plana uymak gibi durumları da gözlemleyin. Henüz hiçbir şeyi değiştirmenize gerek yok; sadece fark edin.
Her seferinde not alın: Hangi konuda sessiz kaldınız? Hemen sonrasında ne hissettiniz; rahatlama, kızgınlık, kabullenme? Vazgeçtiğiniz ne oldu? (Zaman, enerji, para veya değerleriniz, güvenilirliğiniz ya da kötü bir sonucu önleme şansı gibi ölçülmesi daha zor bir şey?) Ekibinin başarısız olacağını bildiği bir stratejiyi izlerken sessiz kalan çalışan sadece huzurunu kaybetmiyor, önlenmesi mümkün bir başarısızlığın gerçekleşmesini izliyor olabilir.
Haftanın sonunda, dönüp bakın: En sık sessiz kaldığınız belirli kişiler veya durumlar var mı? Sürekli tekrarlanan belirli maliyetler söz konusu mu? Bu egzersizi yaparken kendinizi yargılamamaya çalışın. Amaç, davranışlarınız hakkında fikir edinmektir. Uyum sağlamayı seçtiğiniz anları göremiyorsanız, karşı çıkmayı seçemezsiniz.
Güvenlik ve rahatlığı ayırt edin
Sessizliğe yönelmemizin nedenlerinden biri, rahatsızlığı tehlikeyle karıştırmamızdır. (…) Kendinize şu soruları sorun: Tam olarak neyin olmasından korkuyorum? Bu bir güvenlik mi yoksa bir rahatlık sorunu mu?
Güvenlik sorunları somut ve önemli sonuçlar doğurur. İşinizi kaybedebilirsiniz. Kritik bir ilişki sona erebilir. Misillemeyle, yasal sonuçlarla veya fiziksel tehditle karşı karşıya kalabilirsiniz. Bunlar ciddi bir şekilde ele alınmayı ve stratejik planlamayı hak eder. İttifaklar kurmanızı, bildiklerinizi belgelemenizi, hukuki danışmanlık almanızı veya zamanlamanızı dikkatlice seçmenizi gerektirebilir. Gerçekten güvensiz durumlarda sesinizi yükseltmek sadece cesaretle değil, hazırlıkla ilgilidir.
Rahatsızlık hissi, garip hissetme, suçluluk duygusu, karşıdaki kişinin güvenilmez olduğu gibi olumsuz bir şey ima etme endişesi veya birini anlık hayal kırıklığına uğratma korkusu gibi durumları içerir. Bunlar kötü hissettirir ancak nadiren kalıcı zarara yol açar. Bir meslektaşınıza yaklaşımına katılmadığınızı söylemek, toplantıda herkes memnun görünürken bir endişenizi dile getirmek, daha kıdemli birinden gelen bir tavsiyeyi sorgulamak… Bu durumlar kalp atışınızı hızlandırabilir, ancak sonuçlar neredeyse her zaman yönetilebilir düzeydedir (…) ve aslında kaçındığımız durumların çoğu, güvenlik sorunu gibi görünen rahatlık sorunlarıdır. (…)
Karşı gelmemenin gelecekteki maliyetlerini hesaplayın
Bir dahaki sefere karşı gelip gelmemeyi düşünürken şu egzersizi deneyin: Bu durumda sessiz kaldığınızı hayal edin. Altı ay sonra size neye mal olacak? Bir yıl, beş yıl sonra? Spesifik olun.
Eğer bu bir rahatlık meselesiyse, maliyetler öncelikle kişisel olabilir. Sizi tüketen işleri yapmaya devam edecek misiniz? Kırgınlık, önemsediğiniz bir ilişkiyi zehirleyecek mi? Artık kim olduğunuzla uyuşmayan bir kalıba sıkışıp kalacak mısınız? Bugün yapılacak zor bir konuşma, yıllarca sürecek hayal kırıklığını önleyebilir. Şimdi yapılacak tek bir karşı koyma eylemi, uzlaşmanın sonunda yok edeceği bir ilişkiyi koruyabilir.
Eğer bu bir güvenlik sorunuysa, sessiz kalmanın bedeli sizin sınırlarınızı da aşabilir. Örneğin, ilaç hatalarında bir örüntü fark eden ancak ilgili doktorun kıdemli ve sevilen biri olması nedeniyle hiçbir şey söylemeyen bir hemşireyi düşünün. Onun sessizliğinin bedeli sadece kendi ahlaki sıkıntısı değil, aynı zamanda hasta güvenliğidir. Bu gibi durumlarda hesaplama sadece ‘Konuşmayı göze alabilir miyim?’ şeklinde değil, ‘Konuşmamayı göze alabilir miyim ve eğer gerçekten riskliyse, hem kendimi hem de etkilenen insanları koruyacak şekilde nasıl karşı çıkabilirim?’ şeklinde olabilir. (…)”
Düşük riskli uygulamalarla başlayın
Yazar, karşı gelmenin bir beceri olduğunu ve her beceri gibi pratikle geliştiğini belirtiyor: “Yıllarca sessiz kalmayı tercih ettiyseniz, sesinizi yükseltme kaslarınız zayıflamış olabilir. Bunları yavaş yavaş güçlendirin.
Sonuçları en az riskli olan durumlarla başlayın. Birisi nerede yemek istediğinizi sorduğunda, ‘Fark etmez’ demek yerine tercihinizi belirtin. Normalde görmezden geleceğiniz küçük bir fikir ayrılığını toplantıda dile getirin. Bir projedeki küçük bir sorunu sessizce kendiniz düzeltmek yerine, ilgili kişiye bildirin. (…) Kaba bir şekilde ‘Katılmıyorum’ demek yerine, ‘Farklı düşünüyorum. Bakış açımı paylaşabilir miyim?’; üstlenemeyeceğiniz bir isteği sessizce kabullenmek yerine, ‘Yardım etmek istiyorum, ama şu anda bunu üstlenemem’; bir bilgi hatasını görmezden gelmek yerine, ‘Bunu doğru anladığımızdan emin olmak istiyorum. Benim anladığım kadarıyla…’ deyin. (…)
Karşı gelmeyi saldırganlık değil, koruma olarak görün
Birçok insan karşı gelmeyi başkasına yönelik bir saldırı olarak düşünür. Ancak unutmayın: Karşı gelmek, aksi yönde baskı varken gerçek değerlerinize uygun hareket etmektir. Bu şekilde anlaşıldığında karşı gelmek bir saldırı değil, sizi siz yapan değerleri koruma eylemidir.
Karşı çıkmaktan dolayı suçluluk duyduğunuzda, kendinize şu soruyu sorun: Burada karşı çıkarak hangi değeri koruyorum? Belki de güvenmediğiniz bir tedavi planını sorgulayarak ya da yanlış olduğunu bildiğiniz bir şeye imza atmayı reddederek dürüstlüğü koruyorsunuz. Söylenmesi gerekeni söyleme yetkisine sahip olmayan bir meslektaşınız için konuşarak adaleti koruyorsunuz. Ekibinizin altı ay sonra pişman olacağı bir karara karşı gelerek sorumluluğu koruyorsunuz.
Unutmayın, sessiz kaldığınız her an değerleriniz ve eylemleriniz arasındaki uçurum genişler. Ne kadar küçük olursa olsun, her karşı koyma eylemi bu uçurumu kapatır.”
Bu yazı ilk kez 11 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.




