Transatlantik Eğilimler: Altı ayda ne değişti?

2020 yılı, benzeri görülmemiş siyasi, ekonomik ve toplumsal şoklar nedeniyle tarihte 1789, 1918, 1929, 1945 ve 2008 gibi en çok anılan yıllar arasına şimdiden girmiş olabilir. ABD ile İran arasında yaşanan krizin ardından patlak veren yeni koronavirüs pandemisi ve bağlantılı jeopolitik gerilimlerin dünyanın gidişatında önemli kırılmalara yol açacağı çokça söylendi, yazıldı. Ancak ortaya atılan görüşlerin uluslararası kamuoyuna yansımasına ilişkin çok az dikkate değer çalışma yürütüldü.

Fransız düşünce kuruluşu Montaigne Enstitüsü’nün (Institut Montaigne) ABD’nin Alman Marshall Fonu ve Bertelsmann Vakfı işbirliğiyle, her yıl düzenli olarak yayınladığı “Transatlantik Eğilimler Anketi”nin sonuncusu bunlardan biri… Anket ABD, Almanya ve Fransa’da Ocak 2020’de, yani COVID-19 pandemisi Avrupa ile Kuzey Amerika’da henüz salgın düzeyine ulaşmadan yapıldı ve Mayıs ayında tekrarlandı. Transatlantik Eğilimler Anketi böylece, sadece üç ülke kamuoyunu kapsamasına rağmen, COVID-19 öncesi ve sonrası değişen görüşler, öncelikler ve kaygıları yansıtması açısından en kayda değer çalışmalardan biri haline geldi.

Beş bölüme ayrılan Transatlantik Eğilimler Anketi, ABD ile Avrupa ilişkileri, uluslararası güvenlik ve savunma, uluslararası ticaret, Çin ile ilişkiler ve dijital konularda COVID-19 öncesi ve sonrasında Amerikan, Fransız ve Alman kamuoylarının değişen ve değişmeyen görüşlerinin ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

ABD’nin gücü Avrupa’nın gözünde törpülendi

Araştırmanın “Transatlantik İlişkilerin Durumu” başlıklı ilk bölümünde, dünyanın belli başlı güçlerine ilişkin algının pandemi ile değişip değişmediği sorgulanıyor. Araştırmaya göre, Çin’in son yıllarda, özellikle pandemi döneminde nüfuzunu artırmış olmasına rağmen, Atlas Okyanusu’nun iki yakasında ABD açık ara en büyük güç olarak görülüyor. Pandemi öncesinde Amerikalıların yüzde 85’i, Almanların yüzde 62’si, Fransızların ise yüzde 67’si ABD’yi dünyada nüfuzu en yüksek ülke olarak algılıyordu. Avrupa Birliği (AB) ve Çin ise ikinci veya üçüncü sırada yer alıyordu.

Mayıs ayında pandemi tüm şiddetiyle Avrupa ve Kuzey Amerika’yı kavururken yapılan ankette ise güç algısında ABD ve AB’nin Çin’e karşı 8-12 puan yitirdiği, buna rağmen ABD’nin açık ara liderliğini koruduğu görülüyor.

Avrupa’nın lider gücü kim?

Avrupa’nın lider gücünün hangi ülke olduğu konusunda ise Avrupa ile ABD arasında derin bir görüş ayrılığı göze çarpıyor. Fransız ve Almanların neredeyse dörtte üçü soruya “Almanya” yanıtını verirken, Amerikalıların yarısından fazlasına göre Avrupa’nın başat gücü İngiltere… Bu da İngiltere ile özel ilişkilerin Amerikalıların Avrupa’ya bakış açısını belirlediğinin bir göstergesi olarak duruyor.

Avrupa’nın lider gücüne ilişkin bakış açısının COVID-19 öncesine göre birkaç puanlık oynamalara rağmen değişmediği de dikkat çekici. Almanya’nın pandemi ile mücadeledeki görece başarısının hem ülke içinde hem de Fransa ve ABD’de bu ülkeye yönelik güç algısını birkaç puan artırdığı anlaşılıyor.

Gençler iklim değişikliğine karşı iş birliği istiyor

Raporun ilk bölümünde, kamuoyunda Transatlantik iş birliğinde hangi konuların öncelikli olması istendiğine dair veriler sunuluyor. Ocak ayında yapılan ankete Fransızların yüzde 34’ü, Almanların ise yüzde 29’u “iklim değişikliğine karşı daha fazla işbirliği yapılmalı” cevabını verdi. “Terörle mücadele için istihbarat paylaşımının artırılması” Avrupalıların sadece yüzde 11-14’ü tarafından öncelik olarak gösterildi. Buna karşılık Amerikalıların yüzde 19’u iklim değişikliği, yüzde 16’sı ise terörle mücadele iş birliğinin artırılması gerektiğini savundu. Amerikalı 18-24 yaş arası gençler ve Demokratların “iklim değişikliği” kaygılarının yaşlı ve Cumhuriyetçilere oranla çok daha yüksek olduğu öne çıkan bulgulardan biriydi.

Mayıs ayında yapılan ikinci ankette ise pandeminin etkisiyle hem Avrupa’da hem de Amerika’da sağlık iş birliğinin öneminin ilk sıralara tırmandığı görüldü. Artık Amerikalıların yüzde 29’u sağlık krizine karşı iş birliğinin ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerde öncelik haline gelmesi gerektiğine inanıyor.

Atlantik’in öte yakasında ise sağlık iş birliğine yönelik iştah yok. Alman ve Fransızlar için ise “iklim değişikliği” önceliğini koruyor. Sağlık alanında iş birliği ise Fransa’da yüzde 18 payla ikinci öncelik hale gelirken, COVID-19 krizinde görece az kayıp veren Almanya’da ise halkın sadece yüzde 8’i sağlık iş birliğinin Transatlantik ilişkilerinde öncelik haline gelmesi gerektiğine inandığını söylüyor.

NATO itibarını koruyor

Transatlantik Eğilimler Anketi, ABD Başkanı Donald Trump’ın savlarının aksine NATO’nun kamuoyu gözünde savunmadaki ağırlığını da ortaya koydu.

ABD’nin NATO’ya desteği ve Amerika’ın Avrupa güvenlik ve savunmasına desteği, siyasi eğilimlerden bağımsız olarak yüksek olmaya devam ediyor. Almanların ve Amerikalıların üçte ikisinden fazlası NATO’nun kendi ülkelerinin güvenliğinde önemli bir rol oynadığına inanıyor. Fransızlar ise NATO’nun Fransa’nın güvenliğini sağlamadaki önemi konusunda daha şüpheli. Fransızların yarısı NATO’nun ülke savunmasında önemli olduğunu düşünüyor ama dörtte birine yakını ittifakın önemini yitirdiğine inanıyor. Ayrıca Fransızların yüzde 41’i ABD’nin Avrupa’nın savunmasında rol almaması gerektiğini düşünüyor. Bu oran Almanya’da yüzde 29. Fransa ve Almanya’da alınan yanıtlardaki fark, Fransızların Avrupa’nın savunmada bağımsızlığını artırma fikrine öteden beri yakın olmasıyla açıklanıyor.

Öte yandan, Almanya’nın savunma harcamalarını artırıp, uluslararası meselelerde nüfusunu artırması gerektiğini düşünen Almanların sayısında belirgin bir artış göze çarpıyor. Amerikalıların yüzde 23’ü, Fransızların ise yüzde 29’u ülkelerinin savunma harcamalarının artması gerektiğine inanırken bu oran Almanya’da yüzde 35’e çıkıyor. Almanya’nın İran’ın nükleer silahlara erişiminin kısıtlanması (yüzde 45) ve Suriye meselesinde (yüzde 37) ve diğer uluslararası meselelerde daha fazla aktif rol alması gerektiğini savunan Almanların oranı hayli yüksek. Ancak söz konusu “aktif rolün”, çatışmalara taraf olunmasından çok diplomatik ve ekonomik girişimlerin artırılması olarak algılandığının da altı çizilmesi gerekiyor.

Buna karşılık Amerikalılar ve Fransızlar ülkelerinin dünya meselelerine daha fazla dahil olmasından yana görünmüyor. Amerikalılar özellikle Afganistan’dan ülke askerlerinin bir an önce çekilmesine taraftar. Anketi yanıtlayan Fransızlar, Mali’de Serval Operasyonu’nun başlatılmasından yedi yıl sonra “savaş yorgunluğu” belirtileri dile getirirken, ülkelerinin Suriye ve İran gibi meselelerde aktif olmasına önemli ölçüde karşı çıkıyorlar.

Çin artık daha fazla tehdit olarak algılanıyor

Transatlantik Eğilimler Anketi, ABD ve Avrupa’da rüzgarın Çin’e karşı savunma ve ticaret iş birliğinin artırılması yönüne döndüğüne işaret ediyor.

Ocak ayında yapılan ankette, tüm ülkedeki katılımcıların neredeyse yarısı Çin’in artan etkisini “olumsuz” olarak nitelendirdi. Dört ay sonra yinelenen ankette ise, Çin’in artan nüfuzuna ilişkin olumsuz görüşler her üç ülkede de 10 puandan fazla arttı.

Ancak anketin yapıldığı ülkelerde, Çin’e bakış açısından yaş grupları ve politik görüşler arasında büyük farklılıklar göze çarpıyor. Örneğin, gençler Çin’e yaşlılara göre daha sempatik yaklaşıyor. Ocak ayındaki ankete göre, 25-34 yaş grubunda Çin’in yükselişini olumlu bulanların oranı hayli yüksek (Fransa ve ABD’de yüzde 40, Almanya’da yüzde 36). Buna karşılık 55 yaş üstü grubun çoğunluğu (Fransa’da yüzde 58, Almanya’da yüzde 60, ABD’de yüzde 65) Çin’in artan nüfusuna olumsuz bakıyor. Almanya ve Fransa’da muhafazakâr partiler veya sağcı partilere oy verenler arasında Çin’e olumsuz bakanların oranı da hayli yüksek. ABD’de de bekleneceği üzere Çin’e olumsuz bakanların oranı Cumhuriyetçilerde daha yüksek (yüzde 51). Ancak Demokrat Parti’ye oy verenlerin yüzde 44’ünün Çin’e sempati duymadığını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Mayıs ayında COVID-19 pandemisinin sıcağında yapılan ankette ise gençlerde Çin’e karşı olumlu bakanların oranı yüzde 6-9 azalırken, yaşlı gruplar ve muhafazakâr sağ partilere oy verenlerde olumsuz düşünenlerin oranlarının çift haneli olarak arttığı gözlemleniyor.

Transatlantik Eğilimler Anketi’ne yanıt verenler Çin’in nüfuzunun artmasından rahatsız olmakla kalmıyor, ülkelerinin Çin’e karşı daha katı tavır sergilemesini de istiyor.

Fransa ve Almanya’nın yarısından fazlası hükümetlerinin iklim değişikliği, insan hakları ve siber güvenlik alanlarında daha fazla baskı yapması gerektiğine inanıyor. Söz konusu oranların ABD’de görece daha düşük olmasının nedeni ise Washington yönetiminin Çin üzerinde yeterince katı bir tutum sergilemesi…

Çin’in artan nüfuzuna ilişkin rahatsızlık, Atlas Okyanusu’nun iki tarafı arasında ticaretin artırılması gerektiği düşüncesini güçlendirdi. Avrupa Birliği ve ABD arasındaki ekonomik bağlar son birkaç yıldır giderek zayıflama eğilimi göstermişti. Bu gerilim, ABD’nin AB ürünlerine vergi artırımı ile başlamıştı. Transatlantik Eğilimler Anketi’ne göre Washington’un bu tavrına rağmen, Amerikalılar ve Almanlar çoğunlukla ilişkinin karşılıklı olarak yararlı olduğunu düşünüyor. Fransızların yarıya yakını ise Atlantik ötesi ticaretin karşılıklı faydadan çok ABD’nin yararına olduğuna inanıyor. Buna rağmen her üç ülke vatandaşları da ABD-AB arasında ticaret anlaşmasına varılması gerektiğine inanıyor. Bu inanç COVID-19 salgının patlak vermesiyle daha da arttı.

Bu yazı ilk kez 9 Temmuz 2020’de yayımlanmıştır.

 

Ropor, Mustafa alkan tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve editoryal katkılarla yeniden düzenlenmiştir. Raporun tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. https://www.institutmontaigne.org/ressources/pdfs/publications/transatlantic-trends-2020.pdf

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend