Trump dönemi sona mı eriyor? İşte olası 12 sonuç…

Donald Trump, Amerikan siyasetini on yıldır belirliyor. Ancak kamuoyu yoklamaları, MAGA hareketinin gücünü kaybettiğine ve Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel kalelerinin bile el değiştirebileceğine işaret ediyor. Trump dönemi gerçekten sona mı eriyor? Bu on yıl Amerikan siyasetini nasıl değiştirdi ve geride hangi sorunları bıraktı?

ABD’de seçmenler, 3 Kasım’da Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun bir bölümü için sandık başına gidecek. Anketlere bakılırsa 3 Kasım seçimleri, Demokrat Parti’nin yeniden canlanmasına neden olabilir. Demokratların Kongre’nin iki kanadından birinde çoğunluğu elde etmesi, Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın politikalarının daha yakından denetlenmesini sağlayabilir.

New York Times yazarı David Wallace-Wells, Donald Trump ve MAGA[1] hareketini bu olası seçim mağlubiyetine götüren nedenleri sıralıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Trump döneminin 12 siyasi mirası

“Cumhuriyetçiler, Kuzey Carolina’da kaybedeceklerini varsayarak kaynaklarını Mississippi’ye kaydırıyor. Teksas’ta bir Demokrat vali seçilebilir. Anketler, son yirmi yılın en büyük seçim zaferlerinden birine işaret ediyor. Koltuklarını korumaya çalışan Cumhuriyetçiler, Trump’ın gümrük vergileri, savaş ve ICE[2] politikalarından uzaklaşıyor. Bütün işaretler, ara seçimlerin bir siyasi dönemin sonunu getirebileceğini gösteriyor.

Peki, Trump dönemi neydi ve bundan sonrası için ne anlatıyor? İşte son on yıldan çıkarılabilecek 12 sonuç.

1. Trump ve MAGA hareketi başından beri zayıftı.

Trump’ın Amerikan siyasetine on yıldır hâkim olması ve ülkenin kurumlarına verdiği zarar düşünüldüğünde bu iddia şaşırtıcı gelebilir. Ancak üç başkanlık seçiminde de Demokrat rakiplerinden toplam sekiz milyon daha az oy aldı. Siyasi kariyeri boyunca kendisini onaylayanların sayısının karşı çıkanların sayısından fazla olduğu günlerin toplamı yaklaşık iki haftayı buluyor.

2016’da yükselişi, Cumhuriyetçi Parti’nin kurumsal zayıflığını ortaya koymuştu. Geriye dönüp bakıldığında sorun daha derin görünüyor: Çoğunluğun desteğini kazanamayan bir lider, yine de uzun süre iktidarı ve gündemi belirleyebildi. Trump hiçbir zaman Bill Clinton veya Barack Obama’nın, hele Franklin Roosevelt ya da Ronald Reagan’ın popülaritesine ulaşamadı. Güçlü görünen zayıf liderlere mahkûm muyuz?

2. MAGA artık eskisiyle aynı hareket değil.

2016’da Trump, özellikle sanayisizleşen Orta Batı’daki elit karşıtı seçmenlerin desteğiyle yükseldi. Biden döneminde ise MAGA, eğitimli ve profesyonel kesimlerin şikâyetlerini sahiplendi. Önce eleştirel ırk kuramına[3], ardından çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık[4] politikalarına karşı çıktı.

2025’te iktidara döndüğünde hareket, Elon Musk’ın dünyasını yansıtan yeni bir kimliğe büründü: Teknoloji odaklı sınırsız büyüme, uyanıklık (woke[5]) kültürüne karşı intikam ve milyarderlere ayrıcalıklı erişim. Trump artık on yıl önceki gibi sıradan Amerikalıların sesi olduğunu iddia edemez. Temsil ettiği seçmen kitlesi değişti.

3. Hıristiyan milliyetçiliği güç kazandı.

Trump’ın ikinci döneminde gösterişli, maço ve ahlaki sınırları önemsemeyen erkek figürleri öne çıksa da koalisyonunun en sağlam dayanağı beyaz evanjelik Hıristiyanlar[6] oldu. Trump’ın katıldığı üç seçimde de dindarlık, seçmen tercihini belirleyen en güçlü göstergelerden biriydi.

MAGA gerileme ihtimaliyle karşı karşıyayken evanjelik ve toplumsal muhafazakâr Mike Johnson’ın Temsilciler Meclisi Başkanlığını sürdürmesi dikkat çekiyor. Trump’ın en sadık seçmenleri hâlâ evanjelik Hıristiyanlar.

4. Cumhuriyetçilerin geleneksel kaleleri artık güvenli değil.

Kuzey Carolina ve Georgia’daki Senato yarışlarında Demokratlar öne çıkıyor. Teksas ve Güney Carolina’da yarışlar başa baş. Florida ve Mississippi bile çekişmeli. Bir zamanlar Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Güney ve Güneş Kuşağı[7] eyaletlerinde Demokratlar güçlü bir rakip olarak öne çıkıyor.

Bu değişim Trump’a duyulan tepkiyle açıklanabilir; kalıcı bir siyasi dönüşüm olduğu kesin değil. Ancak Cumhuriyetçilerin geleneksel üstünlük iddiası sarsılıyor. Üstelik birkaç yıl önce mavi eyaletlerden kırmızı eyaletlere yaşanan göçün Demokratları zayıflatacağı düşünülüyordu. Bugün bu eyaletler büyürken Demokratlara da daha fazla alan açıyor. Nüfus ve refah arttıkça siyasi tercihler de değişebiliyor.

5. Amerikan siyaseti ani yön değişiklikleri dönemine girdi.

2020’de liberaller, Trump’ın ilk zaferini bir istisna olarak görüyordu. 2024’te ise MAGA’nın Demokratları uzun süreli bir azınlığa dönüştürecek yeni bir çoğunluk oluşturduğu düşünüldü. İki yıl sonra bu seçimlerden kalıcı ideolojik sonuçlar çıkarmak güçleşti.

Asıl eğilim, seçmenlerin iktidarda kim varsa ona karşı çıkması. Bu yalnızca ABD’de değil, dünyanın birçok ülkesinde görülüyor. Dar yasama çoğunluklarıyla yönetmek zorunda kalan partilerin seçmenlere kalıcı başarı sunması da zorlaşıyor. Bu nedenle büyük bir Demokrat zaferi mümkün olsa bile uzun süreli bir siyasi üstünlük sağlaması beklenmemeli.

6. MAGA, ilerici siyasete karşı bir tepkiden ibaret değil.

MAGA genellikle liberal siyasetin aşırılıklarına tepki olarak tanımlanıyor. Oysa Trump’ın ilk başkanlık döneminde ona karşı gelişen ilerici hareketler de güç kazandı. 2020’deki Black Lives Matter[8] protestoları ve 2017’deki #MeToo hareketi[9] bunların başlıcalarıydı. İklim protestoları da Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çekilme kararının ardından ivme kazandı.

Bernie Sanders’ın etkisi 2016’da belirginleşmişti. Ancak Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin[10] ulusal siyasette güç kazanması Trump döneminde gerçekleşti. New York belediye başkanlığına aday olan Zohran Mamdani de Trump seçmenleriyle doğrudan konuşarak desteklerini kazanmaya çalıştı. Trump dönemi, yalnızca sağın değil, karşısındaki ilerici hareketlerin de biçimlendiği bir dönem oldu.

7. Kürtaj gündemden geriledi, toplumsal cinsiyet tartışmaları sürüyor.

2022 ara seçimlerinde Yüksek Mahkeme’nin federal kürtaj hakkını sona erdiren kararı, Demokratların başarısında önemli rol oynamıştı. Bugün kürtaj, ulusal siyasi gündemde çok daha gerilerde.

Buna karşılık toplumsal cinsiyet tartışmaları sürüyor. Kadınların geleneksel rollerine dönmesini savunan Cumhuriyetçilerin oranı birkaç yılda neredeyse iki katına çıktı. Eşcinsel ilişkileri ahlaken kabul edilebilir bulan Cumhuriyetçilerin oranı yüzde 56’dan yüzde 35’e geriledi. Trans hakları konusunda ise Demokratlara duyulan güven artmış görünüyor. Trump’ın ikinci döneminde yaratılan yeni işlerin neredeyse tamamının kadınlara gitmesi de dikkat çekici.

8. Trump’ın en büyük mirasları çözülmesi gereken sorunlar.

Trump’ın geride bırakacağı iki önemli sorun var. İlki ulusal borç. ABD borcunun dörtte birinden fazlasının Trump döneminde oluşması, gelecekteki Demokrat yönetimin hareket alanını sınırlayacak.

İkinci sorun göç politikası. Amerikalılar ICE uygulamalarını ve kitlesel sınır dışı etme programlarını onaylamıyor. Ancak nasıl bir göç politikası istedikleri ve eski liberal yaklaşımın hangi unsurlarına karşı çıktıkları henüz net değil.

9. Trump, Çin’i Amerika’nın başlıca rakibi hâline getirdi.

2016’da Trump’ın sürekli Çin’den söz etmesi neredeyse mizah konusu olmuştu. Obama yönetimi Asya’ya yönelme politikasıyla bu ülkenin yükselen gücüne dikkat çekmeye başlamıştı. Trump 2021’de görevden ayrıldığında ise Çin, iki partinin de üzerinde uzlaştığı temel dış politika meselesine dönüşmüştü. Bu yaklaşım Biden yönetiminin politikalarını ve yapay zekâdan sanayi politikasına kadar pek çok tartışmayı şekillendirdi.

10. Amerika’nın dünyadaki itibarı ağır yara aldı.

ABD ile Çin arasındaki güç rekabetinin nasıl sonuçlanacağı belirsiz. Çin ekonomik yavaşlama ve demografik sorunlarla uğraşsa da yeşil teknoloji, robotik ve bilim alanlarında ABD’yi geride bırakıyor. Diplomatik açıdan da daha fazla ülkenin tercih ettiği bir ortak olduğunu savunabiliyor.

ABD ekonomisi dayanıklılığını koruyor. Ancak ekonomik gücünün önemli bir bölümü, devlet denetiminin dışında hareket eden finans ve teknoloji şirketlerinde toplanıyor. İran’da askerî gücünü kullanarak iradesini kabul ettirmeye çalışan Trump’ın dünya sahnesinde yaşadığı başarısızlık da Amerikan gücünün sınırlarını gösterdi.

11. Silikon Vadisi’nin yön değişikliğinin nedeni yapay zekâ olabilir.

Teknoloji şirketlerinin yöneticileri, 2024’te Trump’a destek vermelerini Biden yönetiminin aşırı düzenlemelerine, sosyal medya denetimine ve vergi politikalarına tepkiyle açıklamıştı. Ülkenin kültürel açıdan fazla liberal hâle geldiğini savunanlar da vardı.

Ancak geriye dönüp bakıldığında asıl nedenin yapay zekâ olduğu düşünülebilir. Teknoloji şirketleri, bu yeni çağın başlangıcında alınacak kararların önemini kavramış ve düzenlemeler karşısında daha fazla hareket serbestisi kazanmayı önceliklendirmiş olabilir.

12. Trump 2016’da Amerika’nın parçalandığını söylemişti. Bugün herkes aynı fikirde.

2016’da Obama, Amerika’nın zaten büyük olduğunu söylüyordu. Trump ise ülkeyi bir çöplüğe, üçüncü dünya ülkesine ve dünyanın alay konusu olmuş bir devlete benzetiyordu.

Pew araştırmalarına göre o dönemde Amerikalılar, ülkenin en iyi günlerinin geride mi yoksa önünde mi olduğu konusunda neredeyse eşit biçimde bölünmüştü. Geçen yıl aynı soru sorulduğunda, en iyi günlerin geride kaldığını düşünenlerin oranı belirgin biçimde arttı. Demokratların yaklaşık üçte ikisi artık böyle düşünüyor.

Bu karamsarlık, Demokrat Parti’yi de hareketsizleştirdi. Parti geçmişte savunduğu bazı politikalardan geri adım attı ancak yerine yeni bir vizyon koyamadı. Trump’ın normları çiğneyen başkanlığının siyasi imkânları genişlettiğini düşünenler olsa da Demokratların ulusal düzeydeki hedefleri daralmış görünüyor.

Yine de kuşak değişimi umut verebilir. Bill Clinton, George W. Bush ve Donald Trump 1946 doğumlu. Joe Biden ise 1942’de dünyaya geldi. Jon Ossoff, Alexandria Ocasio-Cortez ve JD Vance gibi isimler 1980’lerin kuşağından. Amerikan siyasetinin son on yılı yaşlı kuşakların hâkimiyetinde geçti. MAGA döneminin sona ermesi, bu kuşak hâkimiyetine de son verebilir.”

Bu yazı ilk kez 3 Kasım 2026’da yayımlanmıştır.

David Wallace-Wells’in The New York Times’ta yayımlanan “The Trump Era Is Fading” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısıyla yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.nytimes.com/2026/10/29/opinion/trump-midterms.html

[1] MAGA (Make America Great Again): Amerika’yı Tekrar Harika Yap), ilk olarak 1980 ABD Başkanlık Seçimleri kampanyasında Ronald Reagan tarafından kullanılan, ancak esas olarak Donald Trump’ın 2016 başkanlık kampanyası ve sonrasındaki siyasi hareketiyle bütünleşen popülist ve milliyetçi slogan ile bu slogan etrafında şekillenen siyasi akımdır.

[2] ICE (Immigration and Customs Enforcement): BD İç Güvenlik Bakanlığına bağlı Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi. Ülke içindeki göçmenlik yasalarının uygulanması, gözaltı ve sınır dışı işlemlerinde görev alır.

[3] Eleştirel ırk kuramı (CRT): Irksal eşitsizlikleri yalnızca bireysel önyargılarla değil, hukuk ve kurumların işleyişiyle de açıklamaya çalışan akademik yaklaşım. ABD’de eğitim ve kimlik siyaseti tartışmalarının odağındadır.

[4] DEI: İngilizce Diversity, Equity and Inclusion kavramlarının kısaltması. İşyerleri ve eğitim kurumlarında fırsat eşitliğini ve farklı toplumsal grupların katılımını artırmayı amaçlayan politikaları ifade eder.

[5] Woke: Başlangıçta ırkçılık ve toplumsal eşitsizliklere karşı duyarlılığı ifade eden kavram. Amerikan sağının siyasi söyleminde ilerici kimlik politikalarını eleştirmek amacıyla da kullanılıyor.

[6] Evanjelikler: İncil’in otoritesine, kişisel dinî dönüşüme ve inancın yayılmasına önem veren Protestan Hıristiyanlar. ABD’deki beyaz evanjelik seçmenler, Cumhuriyetçi Parti’nin önemli toplumsal dayanaklarından biridir.

[7] Güneş Kuşağı (Sun Belt): ABD’nin güney ve güneybatısında, Florida’dan Kaliforniya’ya uzanan, nüfus ve ekonomik büyümesiyle öne çıkan geniş bölge.

[8] Black Lives Matter: Siyahlara yönelik polis şiddetine ve sistematik ırkçılığa karşı gelişen toplumsal hareket. 2020’de George Floyd’un öldürülmesinin ardından kitlesel protestolarla dünya gündemine taşındı.

[9] #MeToo: Cinsel taciz ve saldırı deneyimlerinin görünür kılınmasını amaçlayan hareket. 2006’da Tarana Burke tarafından başlatıldı; 2017’de küresel ölçekte yaygınlaştı.

[10] Democratic Socialists of America (DSA): ABD’de demokratik sosyalist politikaları savunan siyasi örgüt. Demokrat Parti içinde ve yerel siyasette etkili olan adayları destekliyor.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Trump dönemi sona mı eriyor? İşte olası 12 sonuç…

Donald Trump, Amerikan siyasetini on yıldır belirliyor. Ancak kamuoyu yoklamaları, MAGA hareketinin gücünü kaybettiğine ve Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel kalelerinin bile el değiştirebileceğine işaret ediyor. Trump dönemi gerçekten sona mı eriyor? Bu on yıl Amerikan siyasetini nasıl değiştirdi ve geride hangi sorunları bıraktı?

ABD’de seçmenler, 3 Kasım’da Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun bir bölümü için sandık başına gidecek. Anketlere bakılırsa 3 Kasım seçimleri, Demokrat Parti’nin yeniden canlanmasına neden olabilir. Demokratların Kongre’nin iki kanadından birinde çoğunluğu elde etmesi, Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın politikalarının daha yakından denetlenmesini sağlayabilir.

New York Times yazarı David Wallace-Wells, Donald Trump ve MAGA[1] hareketini bu olası seçim mağlubiyetine götüren nedenleri sıralıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

Trump döneminin 12 siyasi mirası

“Cumhuriyetçiler, Kuzey Carolina’da kaybedeceklerini varsayarak kaynaklarını Mississippi’ye kaydırıyor. Teksas’ta bir Demokrat vali seçilebilir. Anketler, son yirmi yılın en büyük seçim zaferlerinden birine işaret ediyor. Koltuklarını korumaya çalışan Cumhuriyetçiler, Trump’ın gümrük vergileri, savaş ve ICE[2] politikalarından uzaklaşıyor. Bütün işaretler, ara seçimlerin bir siyasi dönemin sonunu getirebileceğini gösteriyor.

Peki, Trump dönemi neydi ve bundan sonrası için ne anlatıyor? İşte son on yıldan çıkarılabilecek 12 sonuç.

1. Trump ve MAGA hareketi başından beri zayıftı.

Trump’ın Amerikan siyasetine on yıldır hâkim olması ve ülkenin kurumlarına verdiği zarar düşünüldüğünde bu iddia şaşırtıcı gelebilir. Ancak üç başkanlık seçiminde de Demokrat rakiplerinden toplam sekiz milyon daha az oy aldı. Siyasi kariyeri boyunca kendisini onaylayanların sayısının karşı çıkanların sayısından fazla olduğu günlerin toplamı yaklaşık iki haftayı buluyor.

2016’da yükselişi, Cumhuriyetçi Parti’nin kurumsal zayıflığını ortaya koymuştu. Geriye dönüp bakıldığında sorun daha derin görünüyor: Çoğunluğun desteğini kazanamayan bir lider, yine de uzun süre iktidarı ve gündemi belirleyebildi. Trump hiçbir zaman Bill Clinton veya Barack Obama’nın, hele Franklin Roosevelt ya da Ronald Reagan’ın popülaritesine ulaşamadı. Güçlü görünen zayıf liderlere mahkûm muyuz?

2. MAGA artık eskisiyle aynı hareket değil.

2016’da Trump, özellikle sanayisizleşen Orta Batı’daki elit karşıtı seçmenlerin desteğiyle yükseldi. Biden döneminde ise MAGA, eğitimli ve profesyonel kesimlerin şikâyetlerini sahiplendi. Önce eleştirel ırk kuramına[3], ardından çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık[4] politikalarına karşı çıktı.

2025’te iktidara döndüğünde hareket, Elon Musk’ın dünyasını yansıtan yeni bir kimliğe büründü: Teknoloji odaklı sınırsız büyüme, uyanıklık (woke[5]) kültürüne karşı intikam ve milyarderlere ayrıcalıklı erişim. Trump artık on yıl önceki gibi sıradan Amerikalıların sesi olduğunu iddia edemez. Temsil ettiği seçmen kitlesi değişti.

3. Hıristiyan milliyetçiliği güç kazandı.

Trump’ın ikinci döneminde gösterişli, maço ve ahlaki sınırları önemsemeyen erkek figürleri öne çıksa da koalisyonunun en sağlam dayanağı beyaz evanjelik Hıristiyanlar[6] oldu. Trump’ın katıldığı üç seçimde de dindarlık, seçmen tercihini belirleyen en güçlü göstergelerden biriydi.

MAGA gerileme ihtimaliyle karşı karşıyayken evanjelik ve toplumsal muhafazakâr Mike Johnson’ın Temsilciler Meclisi Başkanlığını sürdürmesi dikkat çekiyor. Trump’ın en sadık seçmenleri hâlâ evanjelik Hıristiyanlar.

4. Cumhuriyetçilerin geleneksel kaleleri artık güvenli değil.

Kuzey Carolina ve Georgia’daki Senato yarışlarında Demokratlar öne çıkıyor. Teksas ve Güney Carolina’da yarışlar başa baş. Florida ve Mississippi bile çekişmeli. Bir zamanlar Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Güney ve Güneş Kuşağı[7] eyaletlerinde Demokratlar güçlü bir rakip olarak öne çıkıyor.

Bu değişim Trump’a duyulan tepkiyle açıklanabilir; kalıcı bir siyasi dönüşüm olduğu kesin değil. Ancak Cumhuriyetçilerin geleneksel üstünlük iddiası sarsılıyor. Üstelik birkaç yıl önce mavi eyaletlerden kırmızı eyaletlere yaşanan göçün Demokratları zayıflatacağı düşünülüyordu. Bugün bu eyaletler büyürken Demokratlara da daha fazla alan açıyor. Nüfus ve refah arttıkça siyasi tercihler de değişebiliyor.

5. Amerikan siyaseti ani yön değişiklikleri dönemine girdi.

2020’de liberaller, Trump’ın ilk zaferini bir istisna olarak görüyordu. 2024’te ise MAGA’nın Demokratları uzun süreli bir azınlığa dönüştürecek yeni bir çoğunluk oluşturduğu düşünüldü. İki yıl sonra bu seçimlerden kalıcı ideolojik sonuçlar çıkarmak güçleşti.

Asıl eğilim, seçmenlerin iktidarda kim varsa ona karşı çıkması. Bu yalnızca ABD’de değil, dünyanın birçok ülkesinde görülüyor. Dar yasama çoğunluklarıyla yönetmek zorunda kalan partilerin seçmenlere kalıcı başarı sunması da zorlaşıyor. Bu nedenle büyük bir Demokrat zaferi mümkün olsa bile uzun süreli bir siyasi üstünlük sağlaması beklenmemeli.

6. MAGA, ilerici siyasete karşı bir tepkiden ibaret değil.

MAGA genellikle liberal siyasetin aşırılıklarına tepki olarak tanımlanıyor. Oysa Trump’ın ilk başkanlık döneminde ona karşı gelişen ilerici hareketler de güç kazandı. 2020’deki Black Lives Matter[8] protestoları ve 2017’deki #MeToo hareketi[9] bunların başlıcalarıydı. İklim protestoları da Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çekilme kararının ardından ivme kazandı.

Bernie Sanders’ın etkisi 2016’da belirginleşmişti. Ancak Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin[10] ulusal siyasette güç kazanması Trump döneminde gerçekleşti. New York belediye başkanlığına aday olan Zohran Mamdani de Trump seçmenleriyle doğrudan konuşarak desteklerini kazanmaya çalıştı. Trump dönemi, yalnızca sağın değil, karşısındaki ilerici hareketlerin de biçimlendiği bir dönem oldu.

7. Kürtaj gündemden geriledi, toplumsal cinsiyet tartışmaları sürüyor.

2022 ara seçimlerinde Yüksek Mahkeme’nin federal kürtaj hakkını sona erdiren kararı, Demokratların başarısında önemli rol oynamıştı. Bugün kürtaj, ulusal siyasi gündemde çok daha gerilerde.

Buna karşılık toplumsal cinsiyet tartışmaları sürüyor. Kadınların geleneksel rollerine dönmesini savunan Cumhuriyetçilerin oranı birkaç yılda neredeyse iki katına çıktı. Eşcinsel ilişkileri ahlaken kabul edilebilir bulan Cumhuriyetçilerin oranı yüzde 56’dan yüzde 35’e geriledi. Trans hakları konusunda ise Demokratlara duyulan güven artmış görünüyor. Trump’ın ikinci döneminde yaratılan yeni işlerin neredeyse tamamının kadınlara gitmesi de dikkat çekici.

8. Trump’ın en büyük mirasları çözülmesi gereken sorunlar.

Trump’ın geride bırakacağı iki önemli sorun var. İlki ulusal borç. ABD borcunun dörtte birinden fazlasının Trump döneminde oluşması, gelecekteki Demokrat yönetimin hareket alanını sınırlayacak.

İkinci sorun göç politikası. Amerikalılar ICE uygulamalarını ve kitlesel sınır dışı etme programlarını onaylamıyor. Ancak nasıl bir göç politikası istedikleri ve eski liberal yaklaşımın hangi unsurlarına karşı çıktıkları henüz net değil.

9. Trump, Çin’i Amerika’nın başlıca rakibi hâline getirdi.

2016’da Trump’ın sürekli Çin’den söz etmesi neredeyse mizah konusu olmuştu. Obama yönetimi Asya’ya yönelme politikasıyla bu ülkenin yükselen gücüne dikkat çekmeye başlamıştı. Trump 2021’de görevden ayrıldığında ise Çin, iki partinin de üzerinde uzlaştığı temel dış politika meselesine dönüşmüştü. Bu yaklaşım Biden yönetiminin politikalarını ve yapay zekâdan sanayi politikasına kadar pek çok tartışmayı şekillendirdi.

10. Amerika’nın dünyadaki itibarı ağır yara aldı.

ABD ile Çin arasındaki güç rekabetinin nasıl sonuçlanacağı belirsiz. Çin ekonomik yavaşlama ve demografik sorunlarla uğraşsa da yeşil teknoloji, robotik ve bilim alanlarında ABD’yi geride bırakıyor. Diplomatik açıdan da daha fazla ülkenin tercih ettiği bir ortak olduğunu savunabiliyor.

ABD ekonomisi dayanıklılığını koruyor. Ancak ekonomik gücünün önemli bir bölümü, devlet denetiminin dışında hareket eden finans ve teknoloji şirketlerinde toplanıyor. İran’da askerî gücünü kullanarak iradesini kabul ettirmeye çalışan Trump’ın dünya sahnesinde yaşadığı başarısızlık da Amerikan gücünün sınırlarını gösterdi.

11. Silikon Vadisi’nin yön değişikliğinin nedeni yapay zekâ olabilir.

Teknoloji şirketlerinin yöneticileri, 2024’te Trump’a destek vermelerini Biden yönetiminin aşırı düzenlemelerine, sosyal medya denetimine ve vergi politikalarına tepkiyle açıklamıştı. Ülkenin kültürel açıdan fazla liberal hâle geldiğini savunanlar da vardı.

Ancak geriye dönüp bakıldığında asıl nedenin yapay zekâ olduğu düşünülebilir. Teknoloji şirketleri, bu yeni çağın başlangıcında alınacak kararların önemini kavramış ve düzenlemeler karşısında daha fazla hareket serbestisi kazanmayı önceliklendirmiş olabilir.

12. Trump 2016’da Amerika’nın parçalandığını söylemişti. Bugün herkes aynı fikirde.

2016’da Obama, Amerika’nın zaten büyük olduğunu söylüyordu. Trump ise ülkeyi bir çöplüğe, üçüncü dünya ülkesine ve dünyanın alay konusu olmuş bir devlete benzetiyordu.

Pew araştırmalarına göre o dönemde Amerikalılar, ülkenin en iyi günlerinin geride mi yoksa önünde mi olduğu konusunda neredeyse eşit biçimde bölünmüştü. Geçen yıl aynı soru sorulduğunda, en iyi günlerin geride kaldığını düşünenlerin oranı belirgin biçimde arttı. Demokratların yaklaşık üçte ikisi artık böyle düşünüyor.

Bu karamsarlık, Demokrat Parti’yi de hareketsizleştirdi. Parti geçmişte savunduğu bazı politikalardan geri adım attı ancak yerine yeni bir vizyon koyamadı. Trump’ın normları çiğneyen başkanlığının siyasi imkânları genişlettiğini düşünenler olsa da Demokratların ulusal düzeydeki hedefleri daralmış görünüyor.

Yine de kuşak değişimi umut verebilir. Bill Clinton, George W. Bush ve Donald Trump 1946 doğumlu. Joe Biden ise 1942’de dünyaya geldi. Jon Ossoff, Alexandria Ocasio-Cortez ve JD Vance gibi isimler 1980’lerin kuşağından. Amerikan siyasetinin son on yılı yaşlı kuşakların hâkimiyetinde geçti. MAGA döneminin sona ermesi, bu kuşak hâkimiyetine de son verebilir.”

Bu yazı ilk kez 3 Kasım 2026’da yayımlanmıştır.

David Wallace-Wells’in The New York Times’ta yayımlanan “The Trump Era Is Fading” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısıyla yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.nytimes.com/2026/10/29/opinion/trump-midterms.html

[1] MAGA (Make America Great Again): Amerika’yı Tekrar Harika Yap), ilk olarak 1980 ABD Başkanlık Seçimleri kampanyasında Ronald Reagan tarafından kullanılan, ancak esas olarak Donald Trump’ın 2016 başkanlık kampanyası ve sonrasındaki siyasi hareketiyle bütünleşen popülist ve milliyetçi slogan ile bu slogan etrafında şekillenen siyasi akımdır.

[2] ICE (Immigration and Customs Enforcement): BD İç Güvenlik Bakanlığına bağlı Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi. Ülke içindeki göçmenlik yasalarının uygulanması, gözaltı ve sınır dışı işlemlerinde görev alır.

[3] Eleştirel ırk kuramı (CRT): Irksal eşitsizlikleri yalnızca bireysel önyargılarla değil, hukuk ve kurumların işleyişiyle de açıklamaya çalışan akademik yaklaşım. ABD’de eğitim ve kimlik siyaseti tartışmalarının odağındadır.

[4] DEI: İngilizce Diversity, Equity and Inclusion kavramlarının kısaltması. İşyerleri ve eğitim kurumlarında fırsat eşitliğini ve farklı toplumsal grupların katılımını artırmayı amaçlayan politikaları ifade eder.

[5] Woke: Başlangıçta ırkçılık ve toplumsal eşitsizliklere karşı duyarlılığı ifade eden kavram. Amerikan sağının siyasi söyleminde ilerici kimlik politikalarını eleştirmek amacıyla da kullanılıyor.

[6] Evanjelikler: İncil’in otoritesine, kişisel dinî dönüşüme ve inancın yayılmasına önem veren Protestan Hıristiyanlar. ABD’deki beyaz evanjelik seçmenler, Cumhuriyetçi Parti’nin önemli toplumsal dayanaklarından biridir.

[7] Güneş Kuşağı (Sun Belt): ABD’nin güney ve güneybatısında, Florida’dan Kaliforniya’ya uzanan, nüfus ve ekonomik büyümesiyle öne çıkan geniş bölge.

[8] Black Lives Matter: Siyahlara yönelik polis şiddetine ve sistematik ırkçılığa karşı gelişen toplumsal hareket. 2020’de George Floyd’un öldürülmesinin ardından kitlesel protestolarla dünya gündemine taşındı.

[9] #MeToo: Cinsel taciz ve saldırı deneyimlerinin görünür kılınmasını amaçlayan hareket. 2006’da Tarana Burke tarafından başlatıldı; 2017’de küresel ölçekte yaygınlaştı.

[10] Democratic Socialists of America (DSA): ABD’de demokratik sosyalist politikaları savunan siyasi örgüt. Demokrat Parti içinde ve yerel siyasette etkili olan adayları destekliyor.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x