Toplum

28 Ağustos 2023

Yazdır

Türkiye’deki Suriyeli nüfusu gelecekte ne olacak? Söylenenler doğru mu?

2011 yılı Nisan ayında 252 kişilik bir sığınmacı grubunun Hatay’ın Yayladığı sınırından Türkiye’ye girmesi o dönem henüz farkında olunmasa da Türkiye açısından yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyordu. Bu yeni dönemde en çok tartışılacak konulardan biri Türkiye’deki Suriyeli nüfusun gelecekte ne olacağıydı.

Önceleri yavaş yavaş artan, 2012 yılı sonunda 14 bine, 2013 yılı sonunda 224 bine ulaşan Suriyeli sığınmacı sayısı, sonrasında hızlı bir şekilde artmaya başlayarak 2014 yılı sonunda 1,5 milyonu, 2015 yılı sonunda 2,5 milyonu bulmuştu. Böylece dünyada en çok sığınmacı barındıran ülkeler sıralamasında ilk sıraya yerleşmiştik.

O tarihten beri ilk sıradaki pozisyonumuzu koruyoruz. 2017 yılı sonunda 3,5 milyona yaklaşan Suriyeli sığınmacı sayısı, 2021 yılı sonunda 3,74 milyona ulaştıktan sonra 2023 Temmuz ayı itibarı ile sayı 3,3 milyona düşmüş görünüyor.

Misafir ve geçici denmişlerdi

Suriyeli sığınmacılar, Türkiye topraklarına ayak bastıkları ilk andan itibaren misafir olarak nitelendirildiler.

Kendilerine “geçici koruma statüsü” verilen, yerleştirildikleri kamplara “geçici barınma merkezleri” adı verilen, çocukların eğitim gördükleri okullara “geçici eğitim merkezleri” denilen Suriyeli sığınmacılar beklendiği gibi “geçici” olmadılar, Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve politik yaşamının kalıcı bir parçası oldular.

Kent mültecileri oldular

Zaman içerisinde, özellikle 2013 yılı sonrasında kamplarda kalan Suriyeli sığınmacıların oranı azalırken, şehirlerde Türkiye halkı ile iç içe yaşayanların oranı ve sayısı arttı.

Kampta yaşayanların oranı 2013 yılında %94 iken 2023 yılı itibarı ile sayısal olarak yüz binin altına, oransal olarak %2’ye düşmüş durumda.

Türkiye’nin sığınmacıların ihtiyaçlarının karşılanması için kamp odaklı bir yaklaşım yerine kentlerde serbest ikameti öngören bir politika izlemesi Türkiye’de mülteci sorununun esasen bir “kent mültecisi” sorunu olması sonucunu doğurdu.

Özellikle Suriyelilerin yoğun olduğu kentlerde kiraların artışı, işsizlik, işçi ücretlerinin düşmesi, sağlık sisteminin üzerine aşırı yük binmesi gibi sorunlar giderek hoşnutsuzluk yaratmaya başladı. Durumdan fayda sağlayan, şikâyet etmeyenler sadece işveren cephesi ve evini, dükkânını fahiş fiyatlara kiraya veren mülk sahipleri oldu.

Tüm illere yayıldılar

Suriyeli sığınmacılar ilk yıllarda daha çok Suriye’ye sınır olan illerde yaşarlarken, artık Türkiye’nin tüm illerinde Suriyeli sığınmacılara rastlamak mümkün.

Kilis gibi, açıklanan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) nüfusunun yarısından daha fazla oranda Suriyeli nüfusuna sahip bir ilimiz var.

Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin gibi Suriyelilerin yoğun olarak yaşadıkları illerimizin yanı sıra İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük kentlerimiz sayısal olarak Suriyelilerin en çok yaşadığı ilk 10 il arasında yer alıyor.

Tabii bir de Suriyeli sığınmacıların kayıtlı oldukları kentlerde yaşamamaları sorunu var.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların yaş ve cinsiyet yapısı

Bu yazı, daha çok Türkiye’de bulunan geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin demografik yapılarına ve nüfus projeksiyonlarının işaret ettiği hususlara değinmeyi amaçlıyor.

Göç İdaresi Başkanlığı, düzenli aralıklarla Suriyeli sığınmacılara dair verileri paylaşıyor. Yazı, 27.07.2023 tarihi itibarı ile açıklanan veriler üzerinden hazırlandı.

Ortanca yaş 22

Türkiye’deki Suriyeliler oldukça genç bir yaş yapısına sahip.

Ortanca yaşları 22, bu rakam Suriye’de iç savaş öncesinde, 2010 yılındaki 21 yaş ve 2023 yılındaki 22 yaş değerleri ile de uyumlu.

Türkiye’de 2022 yılı sonunda ortanca yaşın 33.5 olduğunu düşünürsek, Suriyelilerin ne kadar genç bir yaş yapısına sahip oldukları daha iyi anlaşılacaktır.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların %41’i 15 yaşın altında, %57’si 15-64 yaşında, çalışma çağı nüfusuna dahil, %2’si ise 65 yaş ve üzerinde. Yaşlı nüfusun göç sürecine daha az katıldıkları bu rakamlarda da görülüyor.

Erkek nüfus fazla

Türkiye’de bulunan 3 milyon 321 bin 72 Suriyeli sığınmacının 1 milyon 746 bin 348’i erkek (%53), 1 milyon 574 bin 724’ü kadın (%47). Erkek nüfusun fazlalığı dikkat çekici.

Yaş gruplarına göre cinsiyet oranlarına, yani 100 kadın başına düşen erkek sayısına bakıldığında 15 yaş altında beklentilerle uyumlu biçimde 100 kadın başına 106 erkek düştüğü görülüyor. Ama sonraki yaş gruplarında cinsiyet oranı giderek bozulmaya başlıyor.

Özellikle 20-40 yaşları arasında cinsiyet oranı 120’nin üzerinde. Bu durum aslında Suriyelilerin göç ettikleri, Ürdün, Lübnan gibi ülkeler için de geçerli.

Cinsiyet oranlarını, genç yaş yapısı, yoksulluk, işsizliğin yaygınlığı ile birlikte değerlendirdiğimizde mevcut cinsiyet oranlarının önemli sosyal sorunlara yol açma potansiyelinin olduğunu, Suriyeli genç sığınmacıların evlenme, aile kurma açısından önemli bir dezavantaja sahip olabilecekleri, kız çocuklarının çocuk yaşta evlenmeye zorlanabileceklerini, suç örgütlerine, radikal dini örgütlere meyletmelerine yönelik bir potansiyel barındırdığını söylemek mümkün.

Suriyeli sığınmacılar için nüfus projeksiyonları

Suriyeli sığınmacıların Türkiye siyasetinin başat konularından birisi haline gelmesi ile birlikte Türkiye nüfusunun Araplaşacağına, demografik yapısının değişeceğine dair çoğunluğu siyasi saiklerle dillendirilen, bilimsel gerçeklikten, yöntemden uzak projeksiyon sonuçları kamuoyu ile paylaşılmaya başlandı.

Türkiye’deki Suriyelilerin oranının gelecekte Türkiye nüfusunun dörtte birine ulaşacağını söyleyen de oldu, öz yurdumuzda azınlık haline geleceğimizi, Suriyelilerin Türkiye nüfusunu geçeceğini söyleyen de…

Tartışmanın doğru verilere dayanması, daha bilimsel bir zemine oturması açısından Göç İdaresi Başkanlığı tarafından açıklanan resmî kayıt verisindeki yaş gruplarına göre nüfus verisini ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü olarak gerçekleştirdiğimiz “2018 Nüfus ve Sağlık Araştırması Suriyeli Göçmen Örneklemi1 araştırması verisini kullanarak 2023-2050 dönemi için nüfus projeksiyonları yaptım.

Projeksiyon yöntemi olarak Türkiye İstatistik Kurumunun da Türkiye nüfus projeksiyonlarını yaparken kullandığı kuşak-unsur yöntemi kullanıldı.

Projeksiyon için başlangıç nüfusu olarak GİB tarafından yayınlanan yukarıda ayrıntılı olarak incelediğimiz yaşa göre nüfus verisi kullanıldı. Bu başlangıç nüfusu, nüfus büyüklüğünü ve yapısını etkileyen doğurganlık, ölümlülük, göç unsurlarının etkisine maruz kalarak gelecekteki nüfus büyüklüğü ve yapısı ortaya çıkıyor.

Kadın başına ortalama çocuk sayısı 5,3 ama bu düşebilir

Hacettepe Üniversitesi olarak gerçekleştirdiğimiz örneklem araştırmasında Suriyelilerde toplam doğurganlık hızını, bir başka ifade ile kadın başına ortalama çocuk sayısını 5,3 olarak bulmuştuk.

Türkiye’ye göç gerçekleşmeden önce, 2010 yılında Suriye’de toplam doğurganlık hızının 3.4 olduğunu düşünürsek, bu değer oldukça yüksek bir değer. Türkiye’ye göç eden sığınmacıların çok büyük oranda Suriye’nin kuzeyinden geldiklerini, o bölgede doğurganlık düzeyinin daha yüksek olduğunu göz önünde tutsak bile yüksek bir değer.

Bu durumu iç savaş koşulları nedeniyle ertelenmiş olan evliliklerin ve doğumların Türkiye’ye göç ettikten belli bir süre sonra gerçekleşmesine, kayıpların telafi edilmesi çabasına bağlamak mümkün.

Böyle ise konjonktürel etkiler nedeniyle geçici olarak yüksek çıkan bu doğurganlık seviyesinin ileride düşmesini beklememiz gerekir.

Göç sürecinin bozucu, kısa süreli etkilerinin ortadan kalkmasıyla göçmenlerin doğurganlık davranışları da genellikle değişir. Yetiştikleri ülkenin yani Suriye’nin sosyalizasyon etkisiyle benimsedikleri doğurganlık normları zamanla terk edilebilir. Yerine göç ettikleri yerleşim yerindeki, yani Türkiye’deki doğurganlık normları adaptasyon etkisiyle benimsenebilir.

Göç sürecinin erken dönemlerinde sosyalizasyon etkisi, ilerleyen dönemlerde, özellikle ikinci kuşakta adaptasyon etkisi ön plana çıkar.

Üç farklı senaryo

Bu etkileri gözeterek gelecekte farklı doğurganlık düzeyleri öngören üç farklı senaryo ile gerçekleştirildi nüfus projeksiyonları.

Birinci senaryo, Birleşmiş Milletler’in nüfus projeksiyonlarına göre Kuzey Afrika ve Batı Asya bölgesinde 2050 yılı için öngörülen 2.2 çocuk varsayımına dayanıyor.

2050 yılı için Birleşmiş Milletler’in Suriye’de doğurganlığın 2.03 çocuğa düşeceğini öngördüğünü, TÜİK’in doğum istatistiklerine göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızının 2022 yılında 1.62’ye düştüğünü dikkate alırsak, doğurganlık varsayımı açısından kanaatimce gerçekleşmesi en muhtemel senaryo bu.

İkinci senaryo, 2050 yılında Suriyeli sığınmacıların doğurganlık seviyesinin, Türkiye’ye göç etmeden önce Suriye’deki doğurganlık seviyesine yani, 3.4 çocuk seviyesine düşeceğini varsayıyor. Bu senaryonun gerçekleşme olasılığı düşük, zira Suriye’de doğurganlık seviyesi şimdiden 2.7 çocuğa düşmüş durumda.

Üçüncü senaryo, yüksek doğurganlık senaryosu, 2018 yılında ölçtüğümüz 5.3 çocuk seviyesinin gelecekte de hep devam edeceğini, hiç düşmeyeceğini varsayıyor.

Hiç gerçekçi bir varsayım olmadığı açık, ama en uç senaryonun bile nasıl bir nüfus büyüklüğüne yol açtığını görmek açısından sonuçlarına bakmakta fayda var.

Yaşam beklentisi

Suriye’de iç savaş çıkmadan önce 2010 yılında, doğuşta yaşam beklentisi, erkekler için 71.4, kadınlar için 76.7 yıldı.

İç savaş koşulları sonrasında doğuşta yaşam beklentisi tahmin edileceği üzere önce sert bir şekilde düştü, sonra yavaş yavaş düzelmeye başlasa da 2021 yılı itibarı ile erkekler için 69,1 yıla, kadınlar için 75,2 yıla yükselebildi ancak.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların ölüm sayılarına ve ölümlülük düzeyine dair herhangi bir veri ve çalışma bulunmuyor. Ancak Hacettepe Üniversitesi’nin Araştırması’ndan elde ettiğimiz bebek ölüm hızı değerlerini ve model hayat tablolarını kullanarak doğuşta yaşam beklentisi değerlerini tahmin edebiliyoruz.

2050’de yaşam süresi ne olacak?

Projeksiyon için, projeksiyon döneminin sonunda, yani 2050 yılında yaşam süresinin ne kadar olacağına dair de tahmin üretmek gerekiyor.

2050 yılında Suriye’de erkeklerin 73,2 yıl, kadınların ise 80,1 yıl yaşamaları bekleniyor; bu değerlerin Türkiye’de ise erkekler için 81,5 yıl, kadınlar için ise 85,8 yıl olması öngörülüyor.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için bu değerlerin ortalamasını almak gerçekçi bir tahmin olacaktır. Bu durumda 2050 yılında Suriyeli erkek sığınmacıların 77,4 yıl, kadın sığınmacıların ise 82,9 yıl yaşayacakları tahminine ulaşıyoruz.

Doğurganlık senaryoları üzerinden şekillenen her üç senaryoda da aynı ölümlülük düzeyi değerleri kullanıldı.

Göç düzeyi

Nüfus projeksiyonları açısından en tartışmalı konulardan birisi gerçekçi göç tahminleri üretmek.

Göç tahminlerini üretirken uluslararası ilişkiler, siyasi gelişmeler, Suriye iç savaşının seyri gibi konuların göz önünde bulundurulması gerekiyor.

Türkiye gibi konunun aşırı politikleştiği bir ülkede gelecekteki uygulamaları öngörmek neredeyse imkânsız.

Bu nedenle projeksiyonda göç sıfır olarak kabul edildi, Türkiye’ye gelen ve giden sığınmacı olmayacağı varsayıldı. Enstitümüzden bazı akademisyen arkadaşlarımız göç alma ve göç verme senaryolarına göre daha önce nüfus projeksiyonları yapmışlardı, ilgilenenler o çalışmaya bakabilir.2

Sonuçlar neye işaret ediyor?

Projeksiyon sonuçlarına göre 2050 yılında doğurganlık düzeyinin 2.2 olacağını varsayan, gerçekçi doğurganlık varsayımına göre Suriyeli sığınmacı nüfusu 2050 yılında 6,3 milyona ulaşıyor.

Doğurganlık düzeyinin 3.4 olacağını varsayan ikinci senaryoda 7,1 milyona; 5.3 çocukta sabit kalacağını varsayan, en uç senaryoda ise 8,6 milyona ulaşıyor.

2050 yılında Türkiye nüfusunun Birleşmiş Milletler projeksiyonuna göre 96 milyona ulaşması bekleniyor, en uç senaryodaki 8.6 milyonu buna eklersek 104.6 milyon oluyor toplam Türkiye’de yaşayan kişi sayısı.

Bu durumda en uç senaryoda bile Suriyeli nüfus Türkiye nüfusunun yüzde 8’i olabiliyor ancak.

Bu projeksiyonlara göre okul çağında kaç Suriyeli olacak?

Milli Eğitim Bakanlığı verileri ile de uyumlu bir şekilde 2023 yılında yaklaşık olarak 1.1 milyon okul çağı nüfusu (5-17 yaş) bulunuyor.

Bu sayı birinci doğurganlık senaryosuna göre 1,64 milyona, ikinci senaryoya göre 2,04 milyona, üçüncü senaryoya göre 2,80 milyona çıkacaktır.

Gerçekçi senaryoya göre planlama yapılacak olsa bile okul çağı nüfusunda önemli bir artış olacağı görülüyor.

MEB verilerine göre mevcut durumda ilkokul çağında bile her dört çocuktan biri, lise düzeyinde ise 10 çocuktan 6’sı okula gitmiyor.

Bunda özellikle erkek çocukların aile bütçesine katkıda bulunmak için çalışmak zorunda kalmaları, kız çocuklarının Suriyeli ailelerin geleneksel yapıları nedeniyle okula gönderilmemeleri veya ekonomik zorluklar sebebiyle erken yaşta evlenmeleri, dil bariyeri, Suriye’de eğitim sisteminin 6+3+3 olması ve lise eğitiminin zorunlu olmaması gibi birçok faktör etkili.

Kayıp bir nesil oluşmaması açısından önemli bir oranı Türkiye’de doğan, doğacak olan çocukların eğitime katılımları konusunda çaba gösterilmesi gerekiyor.

Çalışma koşulları nasıl olacak?

Türkiye’deki sığınmacıların 1,88 milyonu çalışma çağında (15-64 yaş), %57’lik bir orana denk geliyor.

Çalışma çağı nüfusu, 2050 yılında her üç senaryoya göre de 4.1 milyonun üzerinde bir sayısal büyüklüğe ulaşıyor.

Tabii toplam nüfus içerisinde çalışma çağı nüfusunun payı doğurganlık senaryolarına göre %53 ile %65 arasında değişiyor.

Hacettepe Üniversitesi olarak gerçekleştirdiğimiz araştırmada 15-49 yaşlarındaki evlenmiş kadınların, %8.7’sinin, halen evli kadınların eşlerinin ise %88.8’inin son 12 ay içerisinde çalıştıklarını bulmuştuk.

Tabii, neredeyse tamamen enformel sektörde kayıt-dışı bir şekilde çalışıyor. Yasal mevzuat hem uluslararası koruma, hem de geçici koruma kapsamındaki sığınmacılar için çalışma iznine imkan tanımasına rağmen, çalışma izni ile çalışanların sayısı yok denecek kadar az. Hemen hemen tamamı, son derece düşük ücretlerle, sigortasız bir şekilde çalıştırılıyorlar.

Bu durum hem Suriyeli sığınmacılar açısından yoğun bir sömürü anlamına geliyor, hem de Türkiye vatandaşı işçiler için de çalışma koşullarının kötüleşmesi anlamına geliyor.

Araştırmamızda Suriyeli sığınmacılarda çocuk işçiliğinin de oldukça yaygın olduğunu görmüştük, 12-17 yaş grubundaki çocukların %20’si çalışıyor. Türkiye’de uzun mücadeleler sonrasında azaltılmış olan çocuk işçiliği sorununu Suriyeli sığınmacılarla birlikte yeniden gündemimize almak zorundayız.

Kaç Suriyeli Türkiye’de doğdu?

Resmî kayıt verilerine göre Türkiye’de 2011-30 Haziran 2022 tarihleri arasında 798 bin 667 doğum gerçekleşmiş durumda.

2017’de 111 bin, 2018’de 113 bin, 2019’da 107 bin, 2020’de 101 bin, 2021’de ise yaklaşık 110 bin doğum gerçekleşmiş.3 Son bir yılda gerçekleşen doğumları da dahil edersek bugüne kadar yaklaşık olarak 900 bin doğum gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Resmî kayıt verisi yıllık olarak yaklaşık 110 bin doğum gerçekleştiğini gösterirken projeksiyon sonuçları çok daha yüksek doğum sayılarına işaret ediyor. Bu durum da doğurganlık düzeyinin 2050’de 2,2 çocuk olacağını varsayan senaryonun en gerçekçi senaryo olduğunun teyidi olarak değerlendirilebilir.

Resmî kayıtlarda Suriyeli sayısı az mı?

Peki, madem her yıl 100 binin üzerinde doğum gerçekleşiyor, o zaman resmî kayıtlara göre Suriyeli sığınmacı sayısı neden azalıyor?

Birincisi, vatandaşlığa geçirilenler var.

Seçmen kütüklerindeki Suriyeli sayısının tartışıldığı dönemde, 2022 yılı aralık ayında, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, çocuklar dahil 221 bin 671 Suriyelinin Türk vatandaşlığına geçtiğini açıklamıştı.

İkincisi, Göç İdaresi Başkanlığı’nın kayıt güncelleme ve adres kontrolü çalışmalarında adresinde bulunamayan, kendisi veya aile üyelerinden herhangi birisinin online sistemde son bir yıl içinde hiç işlem yapmaması durumunda kaydı pasife alması ile ilgili.

Üçüncüsü de, gönüllü olarak Suriye’ye dönenler. Mayıs 2023 itibarı ile 554 bin 609 Suriyelinin ülkesine döndüğü açıklanmış durumda.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısına ve nüfus projeksiyonlarına dair önümüzdeki süreçte yine yoğun bir gündemin oluşacağı aşikâr. Yerel seçimlerin arifesindeyiz. Türkiye gibi önemli ekonomik sorunlarla boğuşan bir ülkede bu konunun tartışılması kaçınılmaz ama en azından gerçekçi rakamlarla bu tartışmayı yürütmekte fayda var.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Ağustos 2023’te yayımlanmıştır.

  1. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (2019). 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması Suriyeli Göçmen Örneklemi. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve TÜBİTAK, Ankara, Türkiye.
  2. Adalı, T., Türkyılmaz, A. S., & Yayla Enfiyeci, Z. (2020). Projections for the Syrian population in Turkey. In A. Çavlin (Ed.), Syrian Refugees in Turkey: A Demographic Profile and Linked Social Challenges. Routledge.
  3. Prof. Dr. Murat Erdoğan, Göç İdaresi Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı’ndan temin ettiği bu verileri “Suriyeliler Barometresi (SB 2021): Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamın Çerçevesi” adlı çalışmasında paylaşmıştır.

Mehmet Ali Eryurt

Prof. Dr. Mehmet Ali Eryurt - 1999 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu, yüksek lisans ve doktora derecelerini Nüfusbilim alanında Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nde aldı. Doktora tez çalışmaları için Almanya’da Max Planck Demografik Araştırma Enstitüsü’nde bulundu. Halen Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. 1998, 2003, 2008, 2013 ve 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları, Ulusal Anne Ölümleri Çalışması, Göç ve Yerinden Olmuş Nüfus Araştırması, 2008 ve 2014 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırmaları, Uydu Kentlerde Yaşayan Sığınmacıların Sosyo-Ekonomik Profili, Türkiye’de Yasal Olarak İkamet Eden Yabancıların Profili ve Yaşam Koşulları, Türkiye’de Afganistan Uyruklu Sığınmacılar gibi çok sayıda büyük çaplı sosyal araştırmada proje yürütücüsü ve araştırmacı olarak yer aldı. Türkiye’nin demografik dönüşümü, nüfus politikaları, ölümlülük, doğurganlık, sosyal eşitsizlikler, yaşlılık, göç ve kentleşme, sığınmacı ve mülteci nüfus, uluslararası işgücü göçü gibi konularda kitapları/kitap bölümleri ve makaleleri bulunuyor.

Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İsa Arı
İsa Arı
29 Ağustos 2023 15:02

Bu sığınmacılar sorununun bu kadar ülkemiz için beka sorunu haline gelmesinde iktidarın ve ucuz işgücü olarak faydalanan işverenler 1.derecede sorumludurlar.Bugün bizim yumuşak karnımız olduğunu gören Suriye,Rusya,İran ve emprryal güçler bizi bu yolla zsyıflatmak için çalışmaktadırlar.Bu yabancıların %80 ninin geri dönmiyeceklerini düşünerek biranevvel hukuksal,sosyal,ekonomik olarak,en önemli olarakta Laik Türk eğitim sistemine entere olmalarını sağlamalıyız Böylece dış güçlerin tertiplerini boşa çıkarmalıyız.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
Send this to a friend