Bir köprüden öte: Ani Köprüsü Türkiye-Ermenistan normalleşmesini hızlandırır mı?

Erivan’da neden hareketli günler yaşandı? Türkiye ve Ermenistan’ın Ani Köprüsü’nün restorasyonu için anlaşma imzalamasının anlamı ne? İki toplum yakınlaşma sürecine nasıl bakıyor? Sınır 4 Haziran’da açılır mı? Prof. Yıldız D. Bozkuş yazdı.

Ermenistan’da son birkaç gündür çok hareketli günler yaşanıyor.

Eskiden Rusya’nın Güney Kafkasya’daki kalesi sayılan ve Başbakanı Nikol Paşinyan döneminde Rusya’nın nüfuz alanından çıkmaya çalışan Ermenistan’da, 4 Mayıs günü, Avrupa’dan 30’a yakın siyasi lider buluştu. Liderlerin bir araya gelmesine vesile olan toplantı Avrupa Siyasi Topluluğu’nun (AST) 8. Zirvesi’ydi. Zirvenin teması “Geleceği İnşa Etmek: Avrupa’da Birlik ve İstikrar” olarak belirlenmişti.

Aynı günlerde Erivan, Türkiye’den de 2008 yılından bu yana gerçekleşen en üst düzey resmî ziyarete de ev sahipliği yaptı. Avrupalı liderlerin zirvesi için Ermenistan’da olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Paşinyan’ın yan yana fotoğraflarını tüm haber ajansları geçti.

Bu vesileyle yapılan ikili görüşmelerde de dört yıldır devam eden Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinde önemli bir adım daha atıldı: Bir ucu Türkiye’de, diğer ucu Ermenistan’da olan ve doğal bir sınır olma özelliği taşıyan Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonu için anlaşma imzalandı.

Gelişmelerin anlamı ne?

Zirvenin Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlenmesi ve Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde devam eden normalleşme sürecine denk gelmesi toplantıya ayrı bir önem kazandırdı. Zirve çok taraflı bir platform olmanın ötesinde, ikili ilişkiler açısından da dikkatle izlenen bir diplomatik zemine dönüştü.

Zirveye katılım düzeyi ve temsil biçimi de bu çerçevede oldukça önemliydi. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın daveti üzerine, Türkiye’yi temsilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın zirveye katılması, taraflar arasında temas kanallarının açık tutulduğunu ve diyaloğun sürdürüldüğünü göstermesi açısından önemliydi. Zirve kapsamında gerçekleştirilen görüşmeler, uzun bir aradan sonra üst düzey temasların yeniden tesis edildiğini ortaya koydu.

Bilindiği üzere Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde son dönemlerde yaşanan normalleşme süreci tarafların karşılıklı olarak özel temsilciler atamasıyla başlamıştı. Bu kapsamda özel temsilcilerin çeşitli vesilelerle temaslarda bulunmaları normalleşme sürecini önemli bir noktaya taşımıştı.  Bu temaslar, teknik ve diplomatik düzeyde ciddi bir birikim oluşturmuş, siyasi düzeyde de atılan adımlarla süreç hızlanmıştı.

Bununla birlikte, bu gelişmenin tek başına yeni bir evreye geçildiğini kesin olarak ortaya koyduğu söylenemez. Söz konusu ziyaret mevcut normalleşme eğiliminin güçlenerek devam ettiğine işaret ediyor. Dolayısıyla zirve, Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde temkinli ancak istikrarlı bir ilerlemenin sürdürüldüğünü gösteren önemli bir dönemeç olarak değerlendirilebilir.

Ani Köprüsü’nün ortak inşası ne anlama geliyor?

Zirvede imzalanan Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonuna ilişkin mutabakat metniyle birlikte, iki ülke arasında tarihi ve kültürel derinliği olan Ani Köprüsü’nün yeniden inşası ayrı bir anlam kazanıyor. Zira bu köprü, yalnızca geçmişten bugüne uzanan bir yapı değil; iki ülkenin sınırlarında duran, zamanla yıpranmış haliyle ilişkilerin kırılganlığını sessizce yansıtan bir simgeydi. Uzun süre kaderine terk edilmiş, iki yakası birbirine küskün kalmış bu köprü, aslında donmuş bir diyaloğun, kopmuş bir temasın ifadesi gibiydi.

Ancak bugün, iki ülkenin bu köprüyü birlikte ayağa kaldırma iradesi, sadece fiziksel bir restorasyonu değil, aynı zamanda ilişkileri yeniden kurma ve onarma arzusunu da temsil ediyor. Bu yönüyle Ani Köprüsü’nün yeniden inşası, geçmişin yükünü taşıyan bir sınır hattından, geleceğe uzanan ortak bir geçide dönüşme potansiyelini barındırıyor. Köprünün her bir unsuru, iki ülkenin birlikte attığı küçük ama anlamlı adımların birer nişanesi olarak, normalleşme sürecinin en güçlü sembollerinden biri hâline geliyor.

Türkiye-Ermenistan sınırı 4 Haziran’da açılır mı?

Erivan zirvesinin ardından, sınırın 4 Haziran’da açılabileceğine yönelik bazı bilgiler basına yansıdı. Bununla birlikte, resmî makamlardan bu tarihe ilişkin bir teyit gelmedi. Basına yansıyan bazı değerlendirmelerde, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin, Azerbaycan ile Ermenistan arasında sağlanabilecek bir barış anlaşmasının ardından daha da hızlı ilerleyebileceğine işaret edilmektedir. Bu çerçevede, Ermenistan’da 7 Haziran’da yapılması planlanan seçimlerin de sürecin genel seyrine dolaylı etkilerde bulunabileceği değerlendirilmektedir. Ancak bu noktada dikkat çeken husus, her iki ülkenin de sınırların açılmasına yönelik teknik ve idari hazırlıklarını önemli ölçüde tamamlamış olmasıdır. Dolayısıyla sürecin ilerleyişinin, teknik hazırlıklardan ziyade, küresel ve bölgesel gelişmelerin şekillendirdiği daha geniş bir siyasi çerçeve içinde değerlendirildiği söylenebilir.

Bu bağlamda, uygun koşulların oluşması hâlinde sürecin hız kazanabileceği anlaşılıyor. Mevcut durumda sınırların açılmasına ilişkin net bir tarih vermek mümkün görünmüyor.

Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci bölge ve iki ülke açısından ne anlama geliyor?

Türkiye–Ermenistan normalleşme süreci, çok boyutlu ve çok aktörlü bir çerçevede değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. Bu nedenle yalnızca ikili ilişkiler düzleminde değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel dinamikler bağlamında da ele alınması önem arz ediyor.

Süreç, özellikle bağlantısallık, sürdürülebilir kalkınma, istikrar ve bölgesel iş birliği açısından önemli fırsatlar barındırma potansiyeline sahip. Bölgesel düzeyde bakıldığında, Türkiye–Ermenistan ilişkilerindeki normalleşme çabaları, Azerbaycan–Ermenistan ilişkileriyle yakından ilişkili ve Güney Kafkasya’da kalıcı barışın tesisine katkı sunma potansiyeli taşıyor. Bu çerçevede ulaştırma koridorlarının açılması, ticaret yollarının çeşitlendirilmesi ve bölgesel entegrasyonun güçlendirilmesi gibi unsurlar, sürecin öne çıkan hususları arasında yer alıyor. Özellikle Kars–Gümrü demiryolu hattının yeniden işler hâle getirilmesine yönelik girişimler ve sınır kapılarının açılmasına dair gelişmeler, yalnızca iki ülke açısından değil, bölgesel ticaret ve lojistik ağlar bakımından da önem taşıyor.

Öte yandan, küresel ölçekte yaşanan jeopolitik ve jeoekonomik dönüşümler de Güney Kafkasya’nın stratejik önemini giderek artırıyor. Bölgenin enerji hatları, ulaşım koridorları ve ticaret ağlarının kesişim noktasında yer alması, uluslararası aktörlerin bu bölgeye olan ilgisinin de artmasına neden oluyor. Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Rusya, Çin ve İran gibi aktörlerin süreç üzerindeki etkileri de farklı düzeylerde hissediliyor.

Tüm bu nedenlerle Türkiye–Ermenistan normalleşme süreci, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden tesisine yönelik bir girişim değil, aynı zamanda Güney Kafkasya’nın jeoekonomik ve jeopolitik konumunu yeniden şekillendirme potansiyeline sahip bir gelişme olarak da ele alınmalı.

Normalleşme süreci bölgesel güvenlik mimarisinden ekonomik iş birliklerine kadar geniş bir yelpazede etkiler doğurabilecek bir potansiyeli de barındırıyor.

Türk ve Ermeni toplumları bu yakınlaşma sürecinde nerede duruyor?

Normalleşme sürecinde gelinen aşama, Türk ve Ermeni toplumları açısından uzun süredir beklenen önemli bir eşik olarak değerlendirilebilir. Zira geçmişte, başta Zürih Protokolleri olmak üzere, ortak tarihçiler komisyonu girişimleri, mektup diplomasisi ve futbol diplomasisi gibi çeşitli adımlar atılmış olmasına rağmen, bu girişimlerin kalıcı ve somut sonuçlar üretmekte sınırlı kaldığı görüldü.

Son dönemde ise bölgesel gelişmelerin etkisiyle sürecin farklı bir zemine taşındığı söylenebilir. Özellikle 2020 Karabağ Savaşı sonrasında Ermenistan iç siyasetinde yaşanan tartışmalara rağmen, Başbakan Nikol Paşinyan’ın yürüttüğü normalleşme politikalarına belirli ölçüde toplumsal destek bulabildiği anlaşılıyor. Bu durum, Ermenistan kamuoyunun en azından bir kesiminin Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerin normalleşmesine tamamen kapalı olmadığını gösteriyor.

Benzer şekilde, Türkiye kamuoyunda da ekonomik, bölgesel ve insani boyutlarıyla normalleşme sürecine yönelik temkinli ancak artan bir ilgi var. Bu çerçevede, her iki toplumda da beklentilerin homojen olmadığı ancak karşılıklı temasların artmasının olumlu karşılandığı bir tablo ortaya çıkıyor.

Öte yandan, sürecin yalnızca siyasi düzeyde değil, teknik ve ekonomik alanlarda da ilerletilmeye çalışıldığı görülüyor. Bu kapsamda oluşturulan çalışma mekanizmaları ve özellikle Kars’ta gerçekleştirilen toplantılar, normalleşmenin somut boyutuna işaret ediyor. Nitekim, 28 Nisan 2026’da Türkiye ile Ermenistan arasında Kars–Gümrü demiryolunun rehabilitasyonu ve yeniden faaliyete geçirilmesi amacıyla oluşturulan Ortak Çalışma Grubu’nun toplantısında, bölgesel ulaştırma bağlantılarının geliştirilmesi ve söz konusu hattın yeniden işler hâle getirilmesinin önemi vurgulandı. Bu tür teknik adımlar, toplumlar nezdinde sürecin somut karşılık bulmasına katkı sağlayabilir.

Türk ve Ermeni toplumlarının normalleşme sürecine yaklaşımı tek boyutlu değil. Ancak mevcut gelişmeler, karşılıklı temasların artmasıyla birlikte, temkinli de olsa daha pragmatik ve geleceğe dönük bir bakış açısının güçlenme eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Normalleşme süreci, Türkiye–Azerbaycan ilişkilerini nasıl şekillendirir?

Aslında Türkiye – Ermenistan ilişkilerinde normalleşme süreci başından itibaren Türkiye–Azerbaycan ilişkileriyle yakın bir eşgüdüm içinde ilerliyor. Bu nedenle kısa vadede iki ülke arasında ciddi bir sorun ortaya çıkması beklenmiyor. Türkiye Ermenistan’la normalleşme adımlarını atarken Azerbaycan’la koordinasyona da önem veriyor.

Öte yandan, Azerbaycan ile Ermenistan arasında son dönemde ekonomik ve teknik temasların artması da bu açıdan önemli. Özellikle enerji ve yakıt tedariki gibi alanlarda dolaylı ya da sınırlı iş birliklerine işaret eden gelişmeler dikkat çekiyor. Bu durum, iki ülke arasında henüz tam anlamıyla kurumsallaşmış bir ticaret ilişkisi olmasa da, karşılıklı temas ve güven artırıcı adımların arttığını gösteriyor.

Ayrıca Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi çerçevesinde yaptığı açıklamada barış sürecine vurgu yapması da önemliydi.  Ancak yine de sürecin henüz kırılgan olduğu ve dikkatle yönetilmesi gerektiğini de belirtmekte yarar var.

Normalleşme süreci, Ermeni diasporasının Türkiye’ye bakışında bir dönüşüme yol açar mı?”

Ermeni diasporası açısından bakıldığında ise artık daha homojen bir yapıdan söz etmek zor. Artık diaspora içinde farklı eğilimler ve yaklaşımlar öne çıkıyor.

Bazı kesimlerin normalleşme sürecine daha mesafeli durduğu, bazı kesimlerin ise özellikle ekonomik ve toplumsal faydalar açısından sürece daha olumlu yaklaştığı söylenebilir.

Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahan Kostanyan’ın da, Erivan Diyalog 2026 Forumu’nda, iki ülke arasında normalleşme sürecinde önemli adımlar atıldığını belirterek, “Ermeni toplumunda Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik genel bir istek olduğuna inanıyorum, bu aynı zamanda mevcut hükümetin de politikasıdır” ifadelerini kullanması bu hususta son derece önemli bir adım oldu.[1]

Tüm bu gelişmelerin Ermeni diasporası üzerinde tek yönlü ve kesin bir etki yaratacağı söylenemez. Ancak zamanla farklı tepkilerin ortaya çıkabileceğini ve sürecin diaspora içindeki dengeleri de kademeli olarak da olsa etkileyebileceğini söylemek mümkün.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

[1] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ermenistan-disisleri-bakan-yardimcisi-kostanyan-turkiye-ile-normallesme-surecinde-onemli-adimlar-atildigini-belirtti/3928245

Yıldız Deveci Bozkuş
Yıldız Deveci Bozkuş
Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Ankara Üniversitesi’nde tamamladı. 2012 yılında YÖK Bursu ile Amerika’da University of California, Los Angeles (UCLA)'da Ermeni sorunu, diaspora ve parlamento kararları üzerine çalışmalar yaptı. 2019 yılında ise TÜBİTAK bursuyla İngiltere'de Osmanlı- Ermeni modernleşme tarihi ve gayrimüslimler üzerine araştırmalar gerçekleştirdi. Tarih, Uluslararası İlişkiler ve Dil-Edebiyat disiplinlerini bir arada çalışan Deveci Bozkuş; Kafkasya, Dağlık Karabağ Sorunu, Ermeni Sorunu, İnsanlığa Karşı Suçlar, Soykırım vb. konularda çeşitli eğitimler almış olup uzun yıllar Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nde Güney Kafkasya Uzmanı olarak görev yaptı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM)’da Review of Armenian Studies ve Ermeni Araştırmaları dergilerinin editörlük görevlerinde bulundu. Deveci Bozkuş ayrıca Polis Akademisi ve Türk Tarih Kurumu’nda Ermeni sorunu ve Ermeni dili konularında araştırmacılara ve akademisyenlere yönelik çeşitli eğitimler ve seminerler de verdi. Halen Ankara Üniversitesinde görev yapan Deveci Bozkuş, Kafkasya, Dağlık Karabağ Sorunu, Soğuk Savaş, 1915 Olayları ve Soykırım konularıyla ilgili çeşitli dersler veriyor. Deveci Bozkuş modernleşme, terör, Türkiye-Ermenistan ilişkileri, diaspora, Dağlık Karabağ sorunu, parlamento kararları vb. alanlarda ulusal ve uluslararası akademik platformlarda Türkiye’yi temsil eden akademisyenler arasında yer almakta olup bu konularla ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası projeler üretti. Ulusal ve uluslararası alanda çok sayıda kitap, makale, proje ve araştırma çalışmaları bulunan Deveci Bozkuş ayrıca dış politika ve Kafkasya, Ermeni sorunu, Dağlık Karabağ Sorunu vb. konularda televizyon programlarına konuk olarak katılıyor ve İngilizce, Almanca, Farsça, Ermenice ve Osmanlıca (Matbu-Rika) biliyor. Kafkasya, Ermeni sorunu ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerine dair analizleri çeşitli basın kuruluşları ve stratejik araştırma merkezlerinde yayınlanıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Bir köprüden öte: Ani Köprüsü Türkiye-Ermenistan normalleşmesini hızlandırır mı?

Erivan’da neden hareketli günler yaşandı? Türkiye ve Ermenistan’ın Ani Köprüsü’nün restorasyonu için anlaşma imzalamasının anlamı ne? İki toplum yakınlaşma sürecine nasıl bakıyor? Sınır 4 Haziran’da açılır mı? Prof. Yıldız D. Bozkuş yazdı.

Ermenistan’da son birkaç gündür çok hareketli günler yaşanıyor.

Eskiden Rusya’nın Güney Kafkasya’daki kalesi sayılan ve Başbakanı Nikol Paşinyan döneminde Rusya’nın nüfuz alanından çıkmaya çalışan Ermenistan’da, 4 Mayıs günü, Avrupa’dan 30’a yakın siyasi lider buluştu. Liderlerin bir araya gelmesine vesile olan toplantı Avrupa Siyasi Topluluğu’nun (AST) 8. Zirvesi’ydi. Zirvenin teması “Geleceği İnşa Etmek: Avrupa’da Birlik ve İstikrar” olarak belirlenmişti.

Aynı günlerde Erivan, Türkiye’den de 2008 yılından bu yana gerçekleşen en üst düzey resmî ziyarete de ev sahipliği yaptı. Avrupalı liderlerin zirvesi için Ermenistan’da olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Paşinyan’ın yan yana fotoğraflarını tüm haber ajansları geçti.

Bu vesileyle yapılan ikili görüşmelerde de dört yıldır devam eden Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinde önemli bir adım daha atıldı: Bir ucu Türkiye’de, diğer ucu Ermenistan’da olan ve doğal bir sınır olma özelliği taşıyan Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonu için anlaşma imzalandı.

Gelişmelerin anlamı ne?

Zirvenin Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlenmesi ve Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde devam eden normalleşme sürecine denk gelmesi toplantıya ayrı bir önem kazandırdı. Zirve çok taraflı bir platform olmanın ötesinde, ikili ilişkiler açısından da dikkatle izlenen bir diplomatik zemine dönüştü.

Zirveye katılım düzeyi ve temsil biçimi de bu çerçevede oldukça önemliydi. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın daveti üzerine, Türkiye’yi temsilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın zirveye katılması, taraflar arasında temas kanallarının açık tutulduğunu ve diyaloğun sürdürüldüğünü göstermesi açısından önemliydi. Zirve kapsamında gerçekleştirilen görüşmeler, uzun bir aradan sonra üst düzey temasların yeniden tesis edildiğini ortaya koydu.

Bilindiği üzere Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde son dönemlerde yaşanan normalleşme süreci tarafların karşılıklı olarak özel temsilciler atamasıyla başlamıştı. Bu kapsamda özel temsilcilerin çeşitli vesilelerle temaslarda bulunmaları normalleşme sürecini önemli bir noktaya taşımıştı.  Bu temaslar, teknik ve diplomatik düzeyde ciddi bir birikim oluşturmuş, siyasi düzeyde de atılan adımlarla süreç hızlanmıştı.

Bununla birlikte, bu gelişmenin tek başına yeni bir evreye geçildiğini kesin olarak ortaya koyduğu söylenemez. Söz konusu ziyaret mevcut normalleşme eğiliminin güçlenerek devam ettiğine işaret ediyor. Dolayısıyla zirve, Türkiye–Ermenistan ilişkilerinde temkinli ancak istikrarlı bir ilerlemenin sürdürüldüğünü gösteren önemli bir dönemeç olarak değerlendirilebilir.

Ani Köprüsü’nün ortak inşası ne anlama geliyor?

Zirvede imzalanan Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonuna ilişkin mutabakat metniyle birlikte, iki ülke arasında tarihi ve kültürel derinliği olan Ani Köprüsü’nün yeniden inşası ayrı bir anlam kazanıyor. Zira bu köprü, yalnızca geçmişten bugüne uzanan bir yapı değil; iki ülkenin sınırlarında duran, zamanla yıpranmış haliyle ilişkilerin kırılganlığını sessizce yansıtan bir simgeydi. Uzun süre kaderine terk edilmiş, iki yakası birbirine küskün kalmış bu köprü, aslında donmuş bir diyaloğun, kopmuş bir temasın ifadesi gibiydi.

Ancak bugün, iki ülkenin bu köprüyü birlikte ayağa kaldırma iradesi, sadece fiziksel bir restorasyonu değil, aynı zamanda ilişkileri yeniden kurma ve onarma arzusunu da temsil ediyor. Bu yönüyle Ani Köprüsü’nün yeniden inşası, geçmişin yükünü taşıyan bir sınır hattından, geleceğe uzanan ortak bir geçide dönüşme potansiyelini barındırıyor. Köprünün her bir unsuru, iki ülkenin birlikte attığı küçük ama anlamlı adımların birer nişanesi olarak, normalleşme sürecinin en güçlü sembollerinden biri hâline geliyor.

Türkiye-Ermenistan sınırı 4 Haziran’da açılır mı?

Erivan zirvesinin ardından, sınırın 4 Haziran’da açılabileceğine yönelik bazı bilgiler basına yansıdı. Bununla birlikte, resmî makamlardan bu tarihe ilişkin bir teyit gelmedi. Basına yansıyan bazı değerlendirmelerde, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin, Azerbaycan ile Ermenistan arasında sağlanabilecek bir barış anlaşmasının ardından daha da hızlı ilerleyebileceğine işaret edilmektedir. Bu çerçevede, Ermenistan’da 7 Haziran’da yapılması planlanan seçimlerin de sürecin genel seyrine dolaylı etkilerde bulunabileceği değerlendirilmektedir. Ancak bu noktada dikkat çeken husus, her iki ülkenin de sınırların açılmasına yönelik teknik ve idari hazırlıklarını önemli ölçüde tamamlamış olmasıdır. Dolayısıyla sürecin ilerleyişinin, teknik hazırlıklardan ziyade, küresel ve bölgesel gelişmelerin şekillendirdiği daha geniş bir siyasi çerçeve içinde değerlendirildiği söylenebilir.

Bu bağlamda, uygun koşulların oluşması hâlinde sürecin hız kazanabileceği anlaşılıyor. Mevcut durumda sınırların açılmasına ilişkin net bir tarih vermek mümkün görünmüyor.

Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci bölge ve iki ülke açısından ne anlama geliyor?

Türkiye–Ermenistan normalleşme süreci, çok boyutlu ve çok aktörlü bir çerçevede değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. Bu nedenle yalnızca ikili ilişkiler düzleminde değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel dinamikler bağlamında da ele alınması önem arz ediyor.

Süreç, özellikle bağlantısallık, sürdürülebilir kalkınma, istikrar ve bölgesel iş birliği açısından önemli fırsatlar barındırma potansiyeline sahip. Bölgesel düzeyde bakıldığında, Türkiye–Ermenistan ilişkilerindeki normalleşme çabaları, Azerbaycan–Ermenistan ilişkileriyle yakından ilişkili ve Güney Kafkasya’da kalıcı barışın tesisine katkı sunma potansiyeli taşıyor. Bu çerçevede ulaştırma koridorlarının açılması, ticaret yollarının çeşitlendirilmesi ve bölgesel entegrasyonun güçlendirilmesi gibi unsurlar, sürecin öne çıkan hususları arasında yer alıyor. Özellikle Kars–Gümrü demiryolu hattının yeniden işler hâle getirilmesine yönelik girişimler ve sınır kapılarının açılmasına dair gelişmeler, yalnızca iki ülke açısından değil, bölgesel ticaret ve lojistik ağlar bakımından da önem taşıyor.

Öte yandan, küresel ölçekte yaşanan jeopolitik ve jeoekonomik dönüşümler de Güney Kafkasya’nın stratejik önemini giderek artırıyor. Bölgenin enerji hatları, ulaşım koridorları ve ticaret ağlarının kesişim noktasında yer alması, uluslararası aktörlerin bu bölgeye olan ilgisinin de artmasına neden oluyor. Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Rusya, Çin ve İran gibi aktörlerin süreç üzerindeki etkileri de farklı düzeylerde hissediliyor.

Tüm bu nedenlerle Türkiye–Ermenistan normalleşme süreci, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden tesisine yönelik bir girişim değil, aynı zamanda Güney Kafkasya’nın jeoekonomik ve jeopolitik konumunu yeniden şekillendirme potansiyeline sahip bir gelişme olarak da ele alınmalı.

Normalleşme süreci bölgesel güvenlik mimarisinden ekonomik iş birliklerine kadar geniş bir yelpazede etkiler doğurabilecek bir potansiyeli de barındırıyor.

Türk ve Ermeni toplumları bu yakınlaşma sürecinde nerede duruyor?

Normalleşme sürecinde gelinen aşama, Türk ve Ermeni toplumları açısından uzun süredir beklenen önemli bir eşik olarak değerlendirilebilir. Zira geçmişte, başta Zürih Protokolleri olmak üzere, ortak tarihçiler komisyonu girişimleri, mektup diplomasisi ve futbol diplomasisi gibi çeşitli adımlar atılmış olmasına rağmen, bu girişimlerin kalıcı ve somut sonuçlar üretmekte sınırlı kaldığı görüldü.

Son dönemde ise bölgesel gelişmelerin etkisiyle sürecin farklı bir zemine taşındığı söylenebilir. Özellikle 2020 Karabağ Savaşı sonrasında Ermenistan iç siyasetinde yaşanan tartışmalara rağmen, Başbakan Nikol Paşinyan’ın yürüttüğü normalleşme politikalarına belirli ölçüde toplumsal destek bulabildiği anlaşılıyor. Bu durum, Ermenistan kamuoyunun en azından bir kesiminin Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerin normalleşmesine tamamen kapalı olmadığını gösteriyor.

Benzer şekilde, Türkiye kamuoyunda da ekonomik, bölgesel ve insani boyutlarıyla normalleşme sürecine yönelik temkinli ancak artan bir ilgi var. Bu çerçevede, her iki toplumda da beklentilerin homojen olmadığı ancak karşılıklı temasların artmasının olumlu karşılandığı bir tablo ortaya çıkıyor.

Öte yandan, sürecin yalnızca siyasi düzeyde değil, teknik ve ekonomik alanlarda da ilerletilmeye çalışıldığı görülüyor. Bu kapsamda oluşturulan çalışma mekanizmaları ve özellikle Kars’ta gerçekleştirilen toplantılar, normalleşmenin somut boyutuna işaret ediyor. Nitekim, 28 Nisan 2026’da Türkiye ile Ermenistan arasında Kars–Gümrü demiryolunun rehabilitasyonu ve yeniden faaliyete geçirilmesi amacıyla oluşturulan Ortak Çalışma Grubu’nun toplantısında, bölgesel ulaştırma bağlantılarının geliştirilmesi ve söz konusu hattın yeniden işler hâle getirilmesinin önemi vurgulandı. Bu tür teknik adımlar, toplumlar nezdinde sürecin somut karşılık bulmasına katkı sağlayabilir.

Türk ve Ermeni toplumlarının normalleşme sürecine yaklaşımı tek boyutlu değil. Ancak mevcut gelişmeler, karşılıklı temasların artmasıyla birlikte, temkinli de olsa daha pragmatik ve geleceğe dönük bir bakış açısının güçlenme eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Normalleşme süreci, Türkiye–Azerbaycan ilişkilerini nasıl şekillendirir?

Aslında Türkiye – Ermenistan ilişkilerinde normalleşme süreci başından itibaren Türkiye–Azerbaycan ilişkileriyle yakın bir eşgüdüm içinde ilerliyor. Bu nedenle kısa vadede iki ülke arasında ciddi bir sorun ortaya çıkması beklenmiyor. Türkiye Ermenistan’la normalleşme adımlarını atarken Azerbaycan’la koordinasyona da önem veriyor.

Öte yandan, Azerbaycan ile Ermenistan arasında son dönemde ekonomik ve teknik temasların artması da bu açıdan önemli. Özellikle enerji ve yakıt tedariki gibi alanlarda dolaylı ya da sınırlı iş birliklerine işaret eden gelişmeler dikkat çekiyor. Bu durum, iki ülke arasında henüz tam anlamıyla kurumsallaşmış bir ticaret ilişkisi olmasa da, karşılıklı temas ve güven artırıcı adımların arttığını gösteriyor.

Ayrıca Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi çerçevesinde yaptığı açıklamada barış sürecine vurgu yapması da önemliydi.  Ancak yine de sürecin henüz kırılgan olduğu ve dikkatle yönetilmesi gerektiğini de belirtmekte yarar var.

Normalleşme süreci, Ermeni diasporasının Türkiye’ye bakışında bir dönüşüme yol açar mı?”

Ermeni diasporası açısından bakıldığında ise artık daha homojen bir yapıdan söz etmek zor. Artık diaspora içinde farklı eğilimler ve yaklaşımlar öne çıkıyor.

Bazı kesimlerin normalleşme sürecine daha mesafeli durduğu, bazı kesimlerin ise özellikle ekonomik ve toplumsal faydalar açısından sürece daha olumlu yaklaştığı söylenebilir.

Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahan Kostanyan’ın da, Erivan Diyalog 2026 Forumu’nda, iki ülke arasında normalleşme sürecinde önemli adımlar atıldığını belirterek, “Ermeni toplumunda Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik genel bir istek olduğuna inanıyorum, bu aynı zamanda mevcut hükümetin de politikasıdır” ifadelerini kullanması bu hususta son derece önemli bir adım oldu.[1]

Tüm bu gelişmelerin Ermeni diasporası üzerinde tek yönlü ve kesin bir etki yaratacağı söylenemez. Ancak zamanla farklı tepkilerin ortaya çıkabileceğini ve sürecin diaspora içindeki dengeleri de kademeli olarak da olsa etkileyebileceğini söylemek mümkün.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 7 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

[1] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ermenistan-disisleri-bakan-yardimcisi-kostanyan-turkiye-ile-normallesme-surecinde-onemli-adimlar-atildigini-belirtti/3928245

Yıldız Deveci Bozkuş
Yıldız Deveci Bozkuş
Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Ankara Üniversitesi’nde tamamladı. 2012 yılında YÖK Bursu ile Amerika’da University of California, Los Angeles (UCLA)'da Ermeni sorunu, diaspora ve parlamento kararları üzerine çalışmalar yaptı. 2019 yılında ise TÜBİTAK bursuyla İngiltere'de Osmanlı- Ermeni modernleşme tarihi ve gayrimüslimler üzerine araştırmalar gerçekleştirdi. Tarih, Uluslararası İlişkiler ve Dil-Edebiyat disiplinlerini bir arada çalışan Deveci Bozkuş; Kafkasya, Dağlık Karabağ Sorunu, Ermeni Sorunu, İnsanlığa Karşı Suçlar, Soykırım vb. konularda çeşitli eğitimler almış olup uzun yıllar Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nde Güney Kafkasya Uzmanı olarak görev yaptı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM)’da Review of Armenian Studies ve Ermeni Araştırmaları dergilerinin editörlük görevlerinde bulundu. Deveci Bozkuş ayrıca Polis Akademisi ve Türk Tarih Kurumu’nda Ermeni sorunu ve Ermeni dili konularında araştırmacılara ve akademisyenlere yönelik çeşitli eğitimler ve seminerler de verdi. Halen Ankara Üniversitesinde görev yapan Deveci Bozkuş, Kafkasya, Dağlık Karabağ Sorunu, Soğuk Savaş, 1915 Olayları ve Soykırım konularıyla ilgili çeşitli dersler veriyor. Deveci Bozkuş modernleşme, terör, Türkiye-Ermenistan ilişkileri, diaspora, Dağlık Karabağ sorunu, parlamento kararları vb. alanlarda ulusal ve uluslararası akademik platformlarda Türkiye’yi temsil eden akademisyenler arasında yer almakta olup bu konularla ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası projeler üretti. Ulusal ve uluslararası alanda çok sayıda kitap, makale, proje ve araştırma çalışmaları bulunan Deveci Bozkuş ayrıca dış politika ve Kafkasya, Ermeni sorunu, Dağlık Karabağ Sorunu vb. konularda televizyon programlarına konuk olarak katılıyor ve İngilizce, Almanca, Farsça, Ermenice ve Osmanlıca (Matbu-Rika) biliyor. Kafkasya, Ermeni sorunu ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerine dair analizleri çeşitli basın kuruluşları ve stratejik araştırma merkezlerinde yayınlanıyor.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x