Çin ve Batı arasında istihbarat savaşları mı başlıyor?

Son günlerde Batı ülkelerinden Çin’e yönelik olarak casusluk suçlamalarında dikkat çekici bir artış var. Çin de benzer ithamları Batı için yapıyor. Bu noktaya nasıl gelindi? Batı-Çin savaşında casusluk savaşları nereye gidebilir? Dr. Ümit Alperen yazdı.

Son günlerde Batı ülkelerinden Çin’e yönelik olarak casusluk suçlamalarında dikkat çekici bir artış var. Hem Almanya’da hem de İngiltere’de Çin adına casusluk yaptıkları suçlamasıyla beş kişinin tutuklanması Çin-Batı arasında istihbarat savaşları mı başlıyor sorusunu akıllara getiriyor.

Hatırlanacağı üzere, geçen yıl şubat ayında da ABD hava sahasında Çin’e ait bir istihbarat balonunun dolaşması gündeme oturmuştu. İki ülke arasında çıkan gerilim nedeniyle ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken Çin’e gerçekleştirmeyi planladığı seyahati ertelemek zorunda kalmıştı.[1] ABD eski Başkanı Donald Trump 2018’de de ABD’deki Çinli öğrencileri kastederek Çin adına casusluk yapmakla suçlamıştı.[2] İsveç medyasının Nisan ayı başındaki haberine göre de İsveç, ekim ayında adı açıklanmayan 57 yaşındaki Çinli kadın gazeteci ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle, İsveç güvenlik birimleri tarafından tutuklanarak sınır dışı edilmiş. Ülkemizde de geçtiğimiz şubat ayında Çin adına Türkiye’de yaşayan Uygurlar hakkında bilgi topladığı iddiasıyla 6 kişi İstanbul’da tutuklanmıştı.

ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından CSIS’nin (Center for Strategic&International Studies) açık kaynaklardan yaptığı bir araştırmaya göre, Çin 2000 yılından 2022’nin sonuna kadar sadece ABD’ye yönelik olarak 224 casusluk vakası gerçekleştirmiş.[3] Bu listedeki vakalar sadece Çin istihbarat görevlileri ya da onların elemanları tarafından gerçekleştirilen yasadışı bilgi edinme ve gizli etki operasyonlarını kapsıyor.

Neden casusluk suçlamaları artıyor?

Bir ülkenin dış politikasının aktifleşmesi, tehdit algısının artması kaçınılmaz olarak istihbarat faaliyetlerinin de artmasına neden oluyor. CSIS’in araştırması da buna işaret ediyor.  Bahse konu araştırmaya göre, 2016’dan 2020’ye kadar yani pandeminin başlamasına kadarki süreçte, Çin’in ABD’ye yönelik faaliyetlerinde ciddi bir artışın olması dikkat çekici. Ayrıca bu faaliyetlerin yüzde 69’u da Çin dış politikasına ivme kazandıran Xi Jinping’in başkanlık döneminde gerçekleşmiş. Çin-ABD ilişkilerinin 2016 itibariyle rekabetsel işbirliğinden çatışmaya evrildiğini ve Pekin’in de dış politikada vites yükselttiğini belirtelim.

Bu nedenle de son zamanlarda Çin’le Batı ülkeleri arasında casusluk suçlaması artarak devam ediyor. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, Rusya’nın Ukrayna işgali, Çin’e yönelik insan hakları ihlalleri suçlamaları, Hint-Pasifik bölgesinde ABD ve müttefiklerinin Çin’i sınırlamaya yönelik faaliyetleri de Pekin’in tehdit algısını arttırıyor. Bu bağlamda da hem Çin hem de Batı-merkezli medyada yoğun bir şekilde casusluk haberleri yer almaya başladı. Fakat Çin’e yönelik suçlamaların daha yoğun olduğunu belirtmeliyiz. Çin ise doğal olarak kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor.

Almanya ve İngiltere’de ne oldu?

Nisan ayının son haftası İngiltere’de iki kişi ve Almanya’da üç kişi Çin istihbaratı adına casusluk yaptıkları iddiasıyla beş kişi tutuklandı.

Alman savcılar, tutuklananları Çin istihbaratına askerî amaçlı bilgi sağlamakla ve aşırı sağcı milletvekili Maximilian Krah’ın Parlamentodaki yardımcısı Guo Jian’i de Parlamentonun işleyişi ve Çin muhalifleri hakkında Pekin lehine casusluk yapmakla suçluyor. Çin adına casusluk yaptığı iddiasıyla yapılan tutuklamaların ardından Almanya’nın Pekin Büyükelçisi Patricia Flor Çin Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. Flor yaptığı açıklamada hangi ülkeden gelirse gelsin espiyonajı kabul etmeyeceklerini söyledi. Casusluk suçlamaları haziran ayında yapılacak Avrupa Birliği seçimleri öncesinde Avrupa demokrasisinin tehdit altında olduğu uyarılarına yol açıyor.

İngiliz polisi de birisi Muhafazakar Parti’nin eski üst düzey araştırmacısı olan iki kişi hakkında Çin’e “önyargılı bilgi” sağladıkları gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Bu iki kişi geçen yıl tutuklanmış fakat kefaletle serbest bırakılmıştı.

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Hindistan’da geçen yıl eylül ayında düzenlenen G20 Zirvesi’nde Çin Başbakanı Li Qiang’a bu tür faaliyetlerin kabul edilemez olduğunu belirterek endişelerini iletmişti. Çin’in Berlin Büyükelçiliğinin bu suçlamaları reddettiğini de belirtelim.

Tutuklamaların getirdiği iki soru

Bu iki tutuklamanın zamanlaması da dikkat çekti. Zira tutuklamalar, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un Çin’in AB’ye ucuz yeşil teknoloji sağlamasıyla ilgili endişeler nedeniyle yaşanan Brüksel-Pekin arasındaki artan gerilimi yatıştırmak amacıyla Çin’i ziyaret etmesinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Bu tutuklamaların Pekin-Berlin-Brüksel ilişkileri daha da karmaşıklaştıracağını ve taraflar arasındaki ilişkileri düzeltme çabalarını da sekteye uğratacağını söylemek mümkün.

Scholz bu casusluk olayını ‘çok endişe verici’ olarak nitelerken, bu tür vakaların kökünün kazınması için daha fazla önlem alınmasını istedi. Ayrıca Scholz, olayın ardından Berlin’de Sunak’la bir araya gelerek konuyu ele aldı.

Scholz’un Çin ziyaretinin hemen ardından bu tutuklamaların gelmesi iki soruyu akla getiriyor.

İlki, Scholz Çin’de umduğunu bulamadı mı? İkinci soru ise AB içerisinde Çin’e yönelik politikalarda bir kafa karışıklığı ya da ciddi görüş ayrılığı mı var? Fakat Scholz ve Sunak’ın tutuklamalardan sonra bir araya gelmesi Avrupa’nın Çin konusundaki ortak endişesini ve tavrını göstermesi açısından önemli.

Çin de Batılı ülkeleri suçluyor

Benzer suçlamalar Çin’den Batılı ülkelere karşı da gerçekleşiyor.

Bu yılın ocak ayında Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı (Çin istihbaratı), İngiliz İstihbarat Servisi MI6’nın üçüncü bir ülkeden soyismi Huang olan bir danışmanlık şirketi başkanı vasıtasıyla 2015 yılından beri Çin’de bilgi topladığı suçlamasında bulunmuştu. Yine 15 yıl önce Pekin merkezli yatırım yönetimi danışmanlık şirketi kuran ve Çin’de General Motors ve Pfizer gibi büyük firmalarla çalışan İngiliz iş insanı Ian J. Stones 2018’de ortadan kaybolmuştu. Çin, 2022’de Stones’un casusluk suçundan mahkûm edildiğini açıklamıştı. Son olarak Çin Dışişleri Bakanlığı geçtiğimiz Ocak ayında yaptığı açıklamada Stones’un “yasadışı yollardan istihbarat elde etmekten” suçlu bulunduğunu ifade etti. Diğer dikkat çekici ve kamuoyunda geniş bir yer bulan olay da Çin Devlet Bakanlığı’nın WeChat hesabından Ağustos 2023’te, Çin’de bir bakanlıkta çalışan kendi vatandaşı 40 yaşındaki Hao’nun CIA’nın Tokyo ofisiyle irtibat kurduğunu kamuoyuyla paylaşması.

Çin medyası ve sosyal medya platformları casusluk olaylarına yer vermezken son yıllarda bu türden haberler geniş yer bulmaya başlaması dikkat çekici. Bu tür haberlerin hem Batı medyasında hem de Çin medyasında geniş yer bulması karşılıklı casusluk faaliyetlerinde bir artışın olduğuna da işaret ediyor.

Bu tür haberlerle hükümetler kamuoyunun farkındalığını arttırmayı hedeflerken, aynı zamanda karşı tarafa faaliyetlerinden haberdar olduklarını ve her türlü faaliyetlerini faş edecekleri mesajını veriyor. Böylece bundan sonraki bu türden faaliyetlerini de engellemeyi hedefliyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı yapılan suçlamaların ve tutuklamaların sözde ‘Çin casusları tehdidi’ olduğunu, Avrupa’da yeni bir şey olmadığını, son yıllarda Çin-Avrupa üst düzey etkileşimlerinden önce ya da sonra her seferinde, Çin’i karalamak, vurmak ve Çin-AB işbirliği atmosferini bozmak amacıyla böyle bir aldatmaca yapıldığını söylüyor. Fakat suçlamaların karşılıklı olması ve reel-politikanın gerçekleri Çin’in açıklamalarını destekler mahiyette değil.

Bundan sonrası…

Açıkçası bundan bir 10 yıl önce Çin’in Batı ülkelerinde istihbarat toplayabilme kapasitesi daha çok insan gücü ile sınırlı idi. Fakat Çin’in teknolojisinin gelişmesi, özellikle Huawei gibi ileri seviye telekominikasyon altyapılarını yapabilen bir şirket sayesinde istihbarat faaliyetleri konusunda elini güçlendirdi.

Hatırlanacağı üzere ABD 2019 yılında Huawei’i kara listeye almış, ulusal güvenliğe kabul edilemez risk oluşturacağı endişesiyle bu şirketin ve Çinli ZTE’nin telekominikasyon ürünlerinin kullanmasını da yasaklamıştı. Dolayısıyla insan gücüne ek olarak Çin’in gelişen ve gelişmiş ileri seviye teknolojik sistemleri uzun bir aradan sonra Çin’i Batı’ya bu konuda bir rakip olarak da ortaya çıkardı.

Sözün özü, Çin-Batı arasındaki politik, ekonomik, askerî rekabet ve gerilimler arttıkça kaçınılmaz olarak daha iyi bir strateji üretebilmek için istihbari bilgi toplama ihtiyacı da artacak. Dolayısıyla bu tür faaliyetler nedeniyle karşılıklı casusluk suçlamalarında taraflar arasında artarak devam edeceğini söylemek çok iddialı olmasa gerek. Mutlaka bu suçlamaların ekonomik ve politik etkileri de kaçınılmaz olarak ortaya çıkar.

Ayrıca Soğuk Savaş dönemine benzer bir şekilde Batı-Sovyetler arasında gerçekleşen casusluk savaşlarına benzer bir durum Batı-Çin arasında da çıkar mı sorusunu da sorarak yazımı bitireyim.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 17 Mayıs 2024’te yayımlanmıştır.

[1] https://www.reuters.com/world/china-expresses-regret-that-civilian-airship-strays-over-us-2023-02-03/

[2] https://www.insidehighered.com/news/2018/08/09/politico-reports-trump-called-most-chinese-students-us-spies

[3] https://www.csis.org/programs/strategic-technologies-program/survey-chinese-espionage-united-states-2000

Ümit Alperen
Ümit Alperen
Dr. Ümit Alperen - Peking Üniversitesi’nde Misafir Araştırmacı, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Politikalar Merkezi’nde de Doğu Asya Uzmanı. Lisans eğitimini 2006 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Ümit Alperen, yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yazdığı “Harmonious World: Hu Jintao Doctrine and Chinese Foreign Policy” başlıklı teziyle tamamladı. 2014 yılında bir yıl süreyle Peking Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen akademisyen olarak çalışmakta olduğu Süleyman Demirel Üniversitesi’nden de “Çin Dış Politikasında İran” başlıklı doktora tezi ile 2016 yılında doktor ünvanını aldı. Alperen araştırmalarında Çin Dış Politikası, Çin İç Politikası, Doğu Asya, Çin-İran İlişkileri, Çin-Ortadoğu İlişkileri üzerine yoğunlaşıyor. Ulusal Chengchi Üniversitesi, Doğu Asya Çalışmaları Enstitüsü, Taipei, Tayvan. Misafir Öğretim Üyesi.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Çin ve Batı arasında istihbarat savaşları mı başlıyor?

Son günlerde Batı ülkelerinden Çin’e yönelik olarak casusluk suçlamalarında dikkat çekici bir artış var. Çin de benzer ithamları Batı için yapıyor. Bu noktaya nasıl gelindi? Batı-Çin savaşında casusluk savaşları nereye gidebilir? Dr. Ümit Alperen yazdı.

Son günlerde Batı ülkelerinden Çin’e yönelik olarak casusluk suçlamalarında dikkat çekici bir artış var. Hem Almanya’da hem de İngiltere’de Çin adına casusluk yaptıkları suçlamasıyla beş kişinin tutuklanması Çin-Batı arasında istihbarat savaşları mı başlıyor sorusunu akıllara getiriyor.

Hatırlanacağı üzere, geçen yıl şubat ayında da ABD hava sahasında Çin’e ait bir istihbarat balonunun dolaşması gündeme oturmuştu. İki ülke arasında çıkan gerilim nedeniyle ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken Çin’e gerçekleştirmeyi planladığı seyahati ertelemek zorunda kalmıştı.[1] ABD eski Başkanı Donald Trump 2018’de de ABD’deki Çinli öğrencileri kastederek Çin adına casusluk yapmakla suçlamıştı.[2] İsveç medyasının Nisan ayı başındaki haberine göre de İsveç, ekim ayında adı açıklanmayan 57 yaşındaki Çinli kadın gazeteci ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle, İsveç güvenlik birimleri tarafından tutuklanarak sınır dışı edilmiş. Ülkemizde de geçtiğimiz şubat ayında Çin adına Türkiye’de yaşayan Uygurlar hakkında bilgi topladığı iddiasıyla 6 kişi İstanbul’da tutuklanmıştı.

ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından CSIS’nin (Center for Strategic&International Studies) açık kaynaklardan yaptığı bir araştırmaya göre, Çin 2000 yılından 2022’nin sonuna kadar sadece ABD’ye yönelik olarak 224 casusluk vakası gerçekleştirmiş.[3] Bu listedeki vakalar sadece Çin istihbarat görevlileri ya da onların elemanları tarafından gerçekleştirilen yasadışı bilgi edinme ve gizli etki operasyonlarını kapsıyor.

Neden casusluk suçlamaları artıyor?

Bir ülkenin dış politikasının aktifleşmesi, tehdit algısının artması kaçınılmaz olarak istihbarat faaliyetlerinin de artmasına neden oluyor. CSIS’in araştırması da buna işaret ediyor.  Bahse konu araştırmaya göre, 2016’dan 2020’ye kadar yani pandeminin başlamasına kadarki süreçte, Çin’in ABD’ye yönelik faaliyetlerinde ciddi bir artışın olması dikkat çekici. Ayrıca bu faaliyetlerin yüzde 69’u da Çin dış politikasına ivme kazandıran Xi Jinping’in başkanlık döneminde gerçekleşmiş. Çin-ABD ilişkilerinin 2016 itibariyle rekabetsel işbirliğinden çatışmaya evrildiğini ve Pekin’in de dış politikada vites yükselttiğini belirtelim.

Bu nedenle de son zamanlarda Çin’le Batı ülkeleri arasında casusluk suçlaması artarak devam ediyor. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, Rusya’nın Ukrayna işgali, Çin’e yönelik insan hakları ihlalleri suçlamaları, Hint-Pasifik bölgesinde ABD ve müttefiklerinin Çin’i sınırlamaya yönelik faaliyetleri de Pekin’in tehdit algısını arttırıyor. Bu bağlamda da hem Çin hem de Batı-merkezli medyada yoğun bir şekilde casusluk haberleri yer almaya başladı. Fakat Çin’e yönelik suçlamaların daha yoğun olduğunu belirtmeliyiz. Çin ise doğal olarak kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor.

Almanya ve İngiltere’de ne oldu?

Nisan ayının son haftası İngiltere’de iki kişi ve Almanya’da üç kişi Çin istihbaratı adına casusluk yaptıkları iddiasıyla beş kişi tutuklandı.

Alman savcılar, tutuklananları Çin istihbaratına askerî amaçlı bilgi sağlamakla ve aşırı sağcı milletvekili Maximilian Krah’ın Parlamentodaki yardımcısı Guo Jian’i de Parlamentonun işleyişi ve Çin muhalifleri hakkında Pekin lehine casusluk yapmakla suçluyor. Çin adına casusluk yaptığı iddiasıyla yapılan tutuklamaların ardından Almanya’nın Pekin Büyükelçisi Patricia Flor Çin Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. Flor yaptığı açıklamada hangi ülkeden gelirse gelsin espiyonajı kabul etmeyeceklerini söyledi. Casusluk suçlamaları haziran ayında yapılacak Avrupa Birliği seçimleri öncesinde Avrupa demokrasisinin tehdit altında olduğu uyarılarına yol açıyor.

İngiliz polisi de birisi Muhafazakar Parti’nin eski üst düzey araştırmacısı olan iki kişi hakkında Çin’e “önyargılı bilgi” sağladıkları gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Bu iki kişi geçen yıl tutuklanmış fakat kefaletle serbest bırakılmıştı.

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Hindistan’da geçen yıl eylül ayında düzenlenen G20 Zirvesi’nde Çin Başbakanı Li Qiang’a bu tür faaliyetlerin kabul edilemez olduğunu belirterek endişelerini iletmişti. Çin’in Berlin Büyükelçiliğinin bu suçlamaları reddettiğini de belirtelim.

Tutuklamaların getirdiği iki soru

Bu iki tutuklamanın zamanlaması da dikkat çekti. Zira tutuklamalar, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un Çin’in AB’ye ucuz yeşil teknoloji sağlamasıyla ilgili endişeler nedeniyle yaşanan Brüksel-Pekin arasındaki artan gerilimi yatıştırmak amacıyla Çin’i ziyaret etmesinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Bu tutuklamaların Pekin-Berlin-Brüksel ilişkileri daha da karmaşıklaştıracağını ve taraflar arasındaki ilişkileri düzeltme çabalarını da sekteye uğratacağını söylemek mümkün.

Scholz bu casusluk olayını ‘çok endişe verici’ olarak nitelerken, bu tür vakaların kökünün kazınması için daha fazla önlem alınmasını istedi. Ayrıca Scholz, olayın ardından Berlin’de Sunak’la bir araya gelerek konuyu ele aldı.

Scholz’un Çin ziyaretinin hemen ardından bu tutuklamaların gelmesi iki soruyu akla getiriyor.

İlki, Scholz Çin’de umduğunu bulamadı mı? İkinci soru ise AB içerisinde Çin’e yönelik politikalarda bir kafa karışıklığı ya da ciddi görüş ayrılığı mı var? Fakat Scholz ve Sunak’ın tutuklamalardan sonra bir araya gelmesi Avrupa’nın Çin konusundaki ortak endişesini ve tavrını göstermesi açısından önemli.

Çin de Batılı ülkeleri suçluyor

Benzer suçlamalar Çin’den Batılı ülkelere karşı da gerçekleşiyor.

Bu yılın ocak ayında Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı (Çin istihbaratı), İngiliz İstihbarat Servisi MI6’nın üçüncü bir ülkeden soyismi Huang olan bir danışmanlık şirketi başkanı vasıtasıyla 2015 yılından beri Çin’de bilgi topladığı suçlamasında bulunmuştu. Yine 15 yıl önce Pekin merkezli yatırım yönetimi danışmanlık şirketi kuran ve Çin’de General Motors ve Pfizer gibi büyük firmalarla çalışan İngiliz iş insanı Ian J. Stones 2018’de ortadan kaybolmuştu. Çin, 2022’de Stones’un casusluk suçundan mahkûm edildiğini açıklamıştı. Son olarak Çin Dışişleri Bakanlığı geçtiğimiz Ocak ayında yaptığı açıklamada Stones’un “yasadışı yollardan istihbarat elde etmekten” suçlu bulunduğunu ifade etti. Diğer dikkat çekici ve kamuoyunda geniş bir yer bulan olay da Çin Devlet Bakanlığı’nın WeChat hesabından Ağustos 2023’te, Çin’de bir bakanlıkta çalışan kendi vatandaşı 40 yaşındaki Hao’nun CIA’nın Tokyo ofisiyle irtibat kurduğunu kamuoyuyla paylaşması.

Çin medyası ve sosyal medya platformları casusluk olaylarına yer vermezken son yıllarda bu türden haberler geniş yer bulmaya başlaması dikkat çekici. Bu tür haberlerin hem Batı medyasında hem de Çin medyasında geniş yer bulması karşılıklı casusluk faaliyetlerinde bir artışın olduğuna da işaret ediyor.

Bu tür haberlerle hükümetler kamuoyunun farkındalığını arttırmayı hedeflerken, aynı zamanda karşı tarafa faaliyetlerinden haberdar olduklarını ve her türlü faaliyetlerini faş edecekleri mesajını veriyor. Böylece bundan sonraki bu türden faaliyetlerini de engellemeyi hedefliyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı yapılan suçlamaların ve tutuklamaların sözde ‘Çin casusları tehdidi’ olduğunu, Avrupa’da yeni bir şey olmadığını, son yıllarda Çin-Avrupa üst düzey etkileşimlerinden önce ya da sonra her seferinde, Çin’i karalamak, vurmak ve Çin-AB işbirliği atmosferini bozmak amacıyla böyle bir aldatmaca yapıldığını söylüyor. Fakat suçlamaların karşılıklı olması ve reel-politikanın gerçekleri Çin’in açıklamalarını destekler mahiyette değil.

Bundan sonrası…

Açıkçası bundan bir 10 yıl önce Çin’in Batı ülkelerinde istihbarat toplayabilme kapasitesi daha çok insan gücü ile sınırlı idi. Fakat Çin’in teknolojisinin gelişmesi, özellikle Huawei gibi ileri seviye telekominikasyon altyapılarını yapabilen bir şirket sayesinde istihbarat faaliyetleri konusunda elini güçlendirdi.

Hatırlanacağı üzere ABD 2019 yılında Huawei’i kara listeye almış, ulusal güvenliğe kabul edilemez risk oluşturacağı endişesiyle bu şirketin ve Çinli ZTE’nin telekominikasyon ürünlerinin kullanmasını da yasaklamıştı. Dolayısıyla insan gücüne ek olarak Çin’in gelişen ve gelişmiş ileri seviye teknolojik sistemleri uzun bir aradan sonra Çin’i Batı’ya bu konuda bir rakip olarak da ortaya çıkardı.

Sözün özü, Çin-Batı arasındaki politik, ekonomik, askerî rekabet ve gerilimler arttıkça kaçınılmaz olarak daha iyi bir strateji üretebilmek için istihbari bilgi toplama ihtiyacı da artacak. Dolayısıyla bu tür faaliyetler nedeniyle karşılıklı casusluk suçlamalarında taraflar arasında artarak devam edeceğini söylemek çok iddialı olmasa gerek. Mutlaka bu suçlamaların ekonomik ve politik etkileri de kaçınılmaz olarak ortaya çıkar.

Ayrıca Soğuk Savaş dönemine benzer bir şekilde Batı-Sovyetler arasında gerçekleşen casusluk savaşlarına benzer bir durum Batı-Çin arasında da çıkar mı sorusunu da sorarak yazımı bitireyim.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 17 Mayıs 2024’te yayımlanmıştır.

[1] https://www.reuters.com/world/china-expresses-regret-that-civilian-airship-strays-over-us-2023-02-03/

[2] https://www.insidehighered.com/news/2018/08/09/politico-reports-trump-called-most-chinese-students-us-spies

[3] https://www.csis.org/programs/strategic-technologies-program/survey-chinese-espionage-united-states-2000

Ümit Alperen
Ümit Alperen
Dr. Ümit Alperen - Peking Üniversitesi’nde Misafir Araştırmacı, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Politikalar Merkezi’nde de Doğu Asya Uzmanı. Lisans eğitimini 2006 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Dr. Ümit Alperen, yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yazdığı “Harmonious World: Hu Jintao Doctrine and Chinese Foreign Policy” başlıklı teziyle tamamladı. 2014 yılında bir yıl süreyle Peking Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen akademisyen olarak çalışmakta olduğu Süleyman Demirel Üniversitesi’nden de “Çin Dış Politikasında İran” başlıklı doktora tezi ile 2016 yılında doktor ünvanını aldı. Alperen araştırmalarında Çin Dış Politikası, Çin İç Politikası, Doğu Asya, Çin-İran İlişkileri, Çin-Ortadoğu İlişkileri üzerine yoğunlaşıyor. Ulusal Chengchi Üniversitesi, Doğu Asya Çalışmaları Enstitüsü, Taipei, Tayvan. Misafir Öğretim Üyesi.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x