Çin….
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, on yıllık bir aranın ardından 1 Eylül’de Mısır’ı ziyaret etti. Çin ve Mısır bayraklarıyla donatılmış Kahire Havalimanı’nda, Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi konuğunu askerî törenle karşıladı.
Ancak ziyaretin asıl önemi, sergilenen protokolde değil, zamanlamasında. İran-ABD savaşıyla birlikte, Vaşington’un Ortadoğu’daki rolü ve güvenlik taahhütleri yeniden tartışıldığı bir dönemde Xi, ABD’nin bölgedeki en köklü güvenlik ortaklarından biri olan Mısır’la ilişkileri yeni bir aşamaya taşımak üzere Kahire’deydi.
On yıl sonra dönüş, on yıllık birikim
Bu, Xi’nin Ocak 2016’dan bu yana Mısır’a yaptığı ilk resmî devlet ziyaretiydi. İkili ticaret hacmi, 2016’daki düzeyinin yaklaşık iki katına çıkarak bugün 20 milyar dolar bandına yükselmiş durumda. Süveyş’teki TEDA sanayi bölgesi[1] ise 200’den fazla şirkete ev sahipliği yapan ve milyarlarca dolarlık yatırım çeken bir üretim merkezine dönüştü. İki merkez bankası arasında imzalanan yerel para birimi takası da Mısır’ın döviz sıkıntısı çektiği dönemlerde başvurduğu bir mekanizma hâline geldi.
Buna son yıllarda eklenen ortak hava tatbikatları da dikkate alındığında, Xi’nin Kahire’ye dönüşü tek başına bir olay değil. Ziyaret, on yıl boyunca katman katman inşa edilen ve ekonomik ilişkilerin yanı sıra giderek askerî bir boyut da kazanan ortaklığın üst düzeyde teyidi olarak okunmalı. Ancak bu birikim, resmî söylemin ötelediği bir soruyu da gündeme getiriyor. Çin’le bu ilişki Mısır için gerçekten dönüştürücü mü, yoksa büyüyen rakamların arkasında sınırlı bir ekonomik katma değer mi var?
Ziyaret sırasında yayımlanan ortak bildiri ise ilişkiyi büyük ölçüde olumlu bir çerçevede sundu. Kuşak ve Yol Girişimi’nin (KYG) Mısır’ın Vizyon 2030 planıyla uyumlaştırılması, Süveyş bölgesindeki işbirliğinin sürdürülmesi ve yapay zekâdan tedarik zincirlerine uzanan yeni alanlarda çalışma niyeti öne çıkan başlıklar arasındaydı. Ancak bu maddelerin kaçının somut projeye, kaçının ise diplomatik söylemin olağan vaatlerine dönüşeceği, iki ülke arasındaki ilişkinin önümüzdeki on yıldaki niteliğini belirleyecek.
Mısır neden önemli?
Bu ölçekteki bir ilişkiyi yalnızca “iki dost ülkenin yakınlaşması” çerçevesinde okumamak gerekir. Xi’nin Kahire durağı, Çin’in uzun süredir sürdürdüğü Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası olarak okunabilir. Bu girişim zaten Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika’yı kapsayan geniş bir ticaret ve altyapı ağını hedefliyor. Bu tasavvurda Mısır’ın ağırlığı soyut bir dostluktan değil, somut coğrafi ve ekonomik gerekçelerden kaynaklanıyor.
Mısır; nüfusu, Arap dünyası ve Afrika içindeki siyasi ağırlığı, Süveyş Kanalı üzerindeki egemenliği ve Akdeniz-Kızıldeniz hattındaki konumuyla Pekin için özel bir yere sahip. Ancak bunu “Pekin açısından Kahire kutsal bir ortak” gibi de okumamak gerekir. Çin’in yaklaşımı pragmatik: Afrika’ya, Arap coğrafyasına ve Avrupa’ya uzanan ticaret, lojistik ve üretim ağlarında Mısır, alternatifi sınırlı bir jeoekonomik konumunda.
Bu önem, bölgedeki son krizlerle birlikte daha da belirginleşti. Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Babülmendep çevresindeki gerilimler, deniz taşımacılığının ve enerji arzının ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Dünyanın en büyük enerji ithalatçılarından ve deniz ticaretine en fazla bağımlı ekonomilerinden biri olan Çin için bu kırılganlık soyut bir risk değil, doğrudan tedarik zinciri meselesi. Mısır, Pekin açısından topraklarından geçen Süveyş Kanalı nedeniyle, Akdeniz ile Kızıldeniz arasındaki en kritik stratejik geçitlerden birine sahip.
Ekonomiden güvenliğe
İki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin ağırlık merkezi artık yalnızca ticaretten ibaret değil. Ortak açıklamada altyapı, ulaşım, enerji, imalat, uzay, teknoloji, yenilenebilir enerji, yapay zekâ ve dijital dönüşüm gibi alanların özellikle vurgulanması, ilişkinin “ticaret yapan iki ülke” modelinden “birlikte üretim, teknoloji ve lojistik kapasitesi oluşturan iki ortak” modeline doğru evrildiğini gösteriyor. Tarafların karşılıklı ticaret ve yatırımlarda yerel para birimlerinin kullanımını genişletmeye yönelik düzenlemeleri de bu ilişkinin finansal boyutunun derinleştiğine işaret ediyor.
Ayrıca Çin-Mısır ilişkisi ekonominin ötesine geçme işaretleri var. İki ülke arasında ağustos ayı sonunda gerçekleştirilen Eagles of Civilization (Medeniyet Kartalları) ortak hava tatbikatı, savunma ilişkilerinin de yeni bir görünürlük düzeyine ulaştığına işaret ediyor. Çin’in J-16 savaş uçakları, KJ-500 erken uyarı uçakları ve YY-20A hava tankerleriyle tatbikata katılması, Pekin’in Mısır’la savunma işbirliğini yalnızca sembolik düzeyde tutmak istemediğini gösteriyor.
Özellikle, tatbikat sırasında bir Çin tankerinin Fransız yapımı Mısır Rafale’ine havada yakıt ikmali yapması da ayrıca dikkat çekiciydi. Bu gelişme, Çin platformlarının Batı yapımı sistemlerle birlikte kullanılabilirliğini göstermesi bakımından sembolik bir önemde. Londra merkezli RUSI hava gücü uzmanı Justin Bronk, bu gelişmeleri Çin’in Mısır’ın Batı-dışı hava gücü tedarikçisi olarak Rusya’nın yerini almasına yönelik daha geniş bir çabanın parçası olarak değerlendiriyor.[2] Mısır’ın daha önce Rus Su-35S uçaklarına ilişkin yaşadığı sorunlar ve Moskova’nın Ukrayna savaşı nedeniyle savunma sanayisinde karşılaştığı kısıtlar, Pekin açısından yeni bir fırsat alanı yaratmış durumda.
Mısır’ın savunma politikasına daha geniş açıdan bakıldığında bu gelişme şaşırtıcı değil. Kahire uzun süredir ABD yapımı silah sistemlerine, askerî yardıma ve güvenlik işbirliğine dayanırken Fransa, Almanya, Rusya ve diğer aktörlerle de savunma ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor. Bu noktada, Çin Mısır için henüz ABD’nin ya da diğer aktörlerin yerini alabilecek bir askerî ortak değil. Bu çerçevede J-16 gibi platformların tatbikattaki varlığı bir satış anlamına gelmiyor. Ancak Çin’in yüksek görünürlüklü bir askerî tatbikat yoluyla Mısır’a savunma alanında da alternatifler sunabileceğini göstermesi, ilişkinin geleceği açısından önemli.
Bu yakınlaşma bölgedeki diğer aktörler tarafından da yakından izleniyor. İsrail’de yapılan bazı değerlendirmelerde asıl kaygının tatbikatın kendisinden çok, Mısır’ın gelecekte J-10C gibi Çin savaş uçakları, radarlar veya uzun menzilli silah sistemleri edinmesi ihtimali olduğuna dikkat çekiliyor. Bu tür senaryoların gerçekleşmesi hâlinde İsrail’in bölgedeki geleneksel “nitel askerî üstünlüğünün” etkilenebileceği belirtiliyor.[3]
Buna karşılık Mısır tarafındaki değerlendirmeler, Çin’le savunma işbirliğinin Batılı ortaklara yönelik bir meydan okuma değil, savunma kapasitesini çeşitlendirmeye yönelik bir tedbir olduğu yönünde.[4] Bu karşıt yorumlar önemli bir noktaya işaret ediyor. Çin-Mısır yakınlaşmasının sonuçları yalnızca Pekin ve Kahire arasındaki ilişkiler tarafından değil, bölgedeki üçüncü aktörlerin algıları ve tepkileri tarafından da şekilleneceğini gösteriyor.
Çin-Mısır ilişkisi artık ekonomik olduğu kadar siyasi ve sembolik bir karşılıklılık da içeriyor. Ortak bildiride Mısır’ın Tayvan’ın Çin’in ayrılmaz parçası olduğu yönündeki pozisyonunu yinelemesi; Çin’in de Mısır’ın Nil suları ve gıda güvenliği konusundaki “meşru hakkına” destek vermesi bunun somut örneklerinden.[5] Bu karşılıklı destek, Pekin’in ilişkilerini yalnızca ekonomik araçlarla değil; egemenlik, toprak bütünlüğü ve ulusal güvenlik gibi hassas dosyalar üzerinden de kurduğunu gösteriyor.
Eksen değişimi değil, dengeleme
Xi’nin ziyaretine ilişkin en kolaycı yorum, Çin’in Ortadoğu’da ABD’nin yerini almaya başladığı olacaktır. Ancak bu sonuç şimdilik fazla iddialı. ABD hâlâ Mısır’ın güvenlik mimarisinin merkezinde. On yıllardır sürdürülen askerî yardım, silah sistemleri, eğitim bağlantıları, istihbarat ilişkileri, İsrail-Filistin diplomasisi ve bölgesel kriz yönetimi bakımından Vaşington’ın Kahire üzerindeki etkisi inkâr edilemez.
Ayrıca Çin’in bölgedeki rolünün sınırları da belli. Pekin enerji kaynaklarına, deniz ticaretine ve yatırım güvenliğine büyük önem verse de ABD’nin sahip olduğu ölçekte askerî üs ağına, operasyonel kabiliyete, ittifak sistemine veya güvenlik yükünü üstlenme kapasitesine sahip değil. Çin’in bölgesel stratejisi daha çok yüksek maliyetli askerî angajmandan kaçınırken ekonomik bağlar, siyasi koordinasyon ve sınırlı savunma işbirliği üzerinden nüfuz alanı oluşturmak üzerine kurulu. Bu nedenle daha doğru okuma, Çin’in ABD’nin yerini aldığı değil; ABD merkezli bölgesel düzenin belirsizliklerinden yararlanarak kendi alanını genişletmeye çalışmasıdır.
Ancak burada Mısır’ın rolünü de küçümsememek gerekir. Kahire bu rekabeti edilgen biçimde izlemiyor. Mısır’ın stratejisi, bir kampı terk edip diğerine katılmak değil; farklı ortaklarla ilişkileri derinleştirerek manevra alanını, yatırım seçeneklerini ve pazarlık gücünü artırmak. Başka bir ifadeyle Kahire, Vaşington ile ilişkilerini korurken Pekin’le yakınlaşmayı bir “tercih”ten çok bir alternatiflerini çoğaltma stratejisi olarak kullanıyor.
Nitekim ortak bildiride taraflar yalnızca ikili işbirliğini değil, küresel yönetişimde koordinasyonu ve gelişmekte olan ülkeler ile Küresel Güney’in çıkarlarının savunulmasını da vurguladı. Bu da Çin’in Mısır’la ilişkisini yalnızca ikili ekonomik çıkarlar üzerinden değil, daha geniş bir uluslararası düzen tartışması içine yerleştirdiğini gösteriyor.
Yeni bir ittifak mı, büyük bir dönüşüm mü?
Dolayısıyla Xi’nin on yıl sonra Kahire’yi ziyaret etmesi, Ortadoğu’da yeni bir ittifak sisteminin doğduğunu göstermiyor. Fakat bölgesel güç dengelerinin değiştiğini, ekonomik diplomasinin güvenlik siyasetiyle giderek daha fazla iç içe geçtiğini ve Mısır gibi devletlerin büyük güç rekabetini kendi stratejik özerkliklerini artırmak için kullandığını ortaya koyuyor.
Bu bağlamda Çin, Mısır’a askerî bir ittifaktan çok yatırım, pazar, teknoloji, sanayi, diplomatik destek ve giderek daha görünür hâle gelen savunma işbirliği öneriyor. Mısır ise bu teklifi ABD ile bağlarını koparmak için değil, Vaşington’a bağımlılığını azaltacak alternatifler üretmek ve pazarlık gücünü artıracağı için önemsiyor. Bu nedenle Kahire-Pekin yakınlaşmasını bir “eksen kayması”ndan ziyade, çok yönlü dengeleme siyasetinin somutlaşması olarak okumak daha doğru.
Xi’nin on yıl sonra Kahire’ye dönüşü aslında daha büyük bir dönüşümün işaretini veriyor: Büyük güç rekabeti artık yalnızca askerî üsler ve ittifaklarla değil; limanlar, sanayi bölgeleri, teknoloji transferleri, hava tatbikatları ve para birimi anlaşmaları üzerinden de yürütülüyor. Mısır bu rekabetin nesnesi değil, aktörü olmak istiyor. İki ülke arasındaki ortaklığın gerçek değeri de imzalanan anlaşmaların sayısıyla değil; Mısır’ın üretim kapasitesini, ihracatını, teknolojik yetkinliğini ve bölgesel lojistik rolünü ne ölçüde güçlendireceğiyle ölçülecek.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun en editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı ilk kez 22 Eylül 2026’da yayımlanmıştır.
[1] Çin-Mısır TEDA Süveyş Ekonomik ve Ticari İş Birliği Bölgesi, Mısır’da Süveyş Kanalı Koridoru’nda 2008’de kurulan ve iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğiyle çöl üzerinde kurulan büyük bir sanayi merkezidir.
[2] https://www.thenationalnews.com/news/mena/2026/09/02/guide-to-chinese-military-hardware-on-show-in-egypt-during-president-xis-visit/
[3] https://www.i24news.tv/en/news/analysis-opinion/artc-egypt-china-air-drill-draws-attention-of-us-and-israel
https://dailybeirut.com/en/world/israeli-fears-from-egypt/
[4] https://moderndiplomacy.eu/2026/09/05/why-israel-is-alarmed-by-chinas-growing-military-ties-with-egypt/
[5] https://sis.gov.eg/en/media-center/news/egypt-china-joint-communiqu%C3%A9-on-the-further-deepening-of-their-comprehensive-strategic-partnership/



