İsrailli ünlü tarihçi Harari’nin İsrail – Filistin çatışmasına çözüm önerisi ne?

Son İsrail-Filistin çatışması barış umutlarını tamamen ortadan kaldıracak mı? Durumun daha da kötüye gitmesi nasıl önlenebilir? Sapiens ve Homo Deus kitaplarının yazarı, İsrailli tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari gelişmeleri değerlendiriyor.

Hamas’ın Aksa Tufanı saldırısı ile yeniden alevlenen İsrail-Filistin çatışması şiddetini artırırken, durumun bölgesel ve küresel sonuçlarına dair tartışmalar da sürüyor. Tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari, The Guardian’da yayımlanan yazısında, geçmişten bugüne çatışmaların tarihine ışık tutarak mevcut durumu ve olası sonuçları değerlendiriyor, çözüm önerilerini sıralıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“İsrail tarihinin en kötü gününü yaşadı. Tek bir günde, İsrail’in 1956 Sina Savaşı’nda, 1967 Altı Gün Savaşı’nda ve 2006 İkinci Lübnan Savaşı’nda kaybettiği tüm sivil ve askerlerin toplamından daha fazla İsrailli sivil katledildi.

Hamas’ın işgal ettiği bölgeden yansıyan hikâyeler ve görüntüler dehşet verici. Birçok arkadaşım ve aile üyem tarif edilemez zulümlere maruz kaldı. Bu, Filistinlilerin de artık büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu anlamına geliyor.

Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi acı, korku ve öfke içinde. Filistin perspektifinden olayların nasıl göründüğü hakkında konuşacak kadar bilgiye ve ahlaki otoriteye sahip değilim. Ancak İsrail’in en büyük acısını yaşadığı esnada, İsrail tarafından bakıldığında olayların nasıl göründüğüne dair bir uyarıda bulunmak istiyorum.

‘Deneme-yanılma’ politikası

Siyaset çoğu zaman milyonlarca insan üzerinde, oldukça az etik kısıtlamayla yürütülen bilimsel bir deney gibi işler. Bir şeyi dener, (…) sonuçlarını görür, bu yolda ilerleyip ilerleyemeyeceğinize karar verir ya da rotayı tersine çevirip başka bir şey denersiniz. İsrail-Filistin çatışması onlarca yıldır bu şekilde gelişti: Deneme yanılma yoluyla.

1990’lardaki Oslo Barış Süreci’nde İsrail barışa bir şans verdi. Filistinlilerin ve bazı dış gözlemcilerin bakış açısından İsrail’in barış tekliflerinin yetersiz ve kibirli olarak görüldüğünü biliyorum, ama bu yine de İsrail’in şimdiye kadar yaptığı en cömert teklifti. Barış süreci sırasında İsrail, Gazze Şeridi’nin kontrolünü kısmen Filistin Yönetimi’ne devretti. Bunun İsrailliler açısından sonucu ise, o zamana kadar yaşadıkları en kötü terör kampanyasıyla karşı karşıya kalmak oldu. İsraillilerin hafızasında, 2000’li yılların başında otobüslerin ve restoranların her gün bombalandığı günlük yaşam hâlâ canlı. Bu terör kampanyası sadece yüzlerce İsrailli sivili değil, aynı zamanda barış sürecini ve İsrail solunu da öldürdü. Belki de İsrail’in barış teklifi yeterince cömert değildi. Peki, terörizm mümkün olan tek karşılık mıydı?

Ortadoğu’nun Singapur’u hayali

Barış sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından İsrail’in Gazze’deki bir sonraki hamlesi geri çekilmek oldu. (…) Evet, Gazze Şeridi’ne kısmi abluka uygulamaya ve Batı Şeria’yı işgale devam etti. Ancak Gazze’den çekilmek yine de İsrail için çok önemli bir adımdı ve İsrailliler bu deneyin sonucunun ne olabileceğini endişeyle bekledi.

İsrail solundan arda kalanlar, Filistinlilerin Gazze’yi müreffeh ve barışçıl bir şehir devletine, Ortadoğu’nun Singapur’una dönüştürmek için dürüst bir girişimde bulunacaklarını; dünyaya ve İsrail sağına, kendi kendilerini yönetme fırsatı verildiğinde Filistinlilerin neler yapabileceklerini göstermeyi umuyordu.

Kısmi abluka altında bir Singapur inşa etmek elbette zor. Ancak yine de dürüst bir girişimde bulunulabilirdi. Hem yabancı güçler hem de İsrail kamuoyu, Gazze ablukasının kaldırılması ve Batı Şeria konusunda onurlu bir anlaşmaya varılması yönünde İsrail hükümetine daha büyük bir baskı uygulayabilirdi. Bunun yerine Hamas Gazze Şeridi’ni ele geçirdi ve burayı defalarca İsrailli sivillere yönelik saldırıların düzenlendiği bir terör üssüne dönüştürdü. Başka bir deney daha başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.

Barış olmuyorsa şiddet içinde bir arada yaşama politikası

Bu, İsrail solundan arda kalanları tamamen itibarsızlaştırdı ve Benjamin Netanyahu ile onun şahin hükümetlerini iktidara getirdi. Netanyahu başka bir deneye öncülük etti. Barış içinde bir arada yaşama başarısız olduğundan, şiddet içinde bir arada yaşama politikasını benimsedi. İsrail ve Hamas haftada bir karşılıklı atışıyor ve neredeyse her yıl büyük bir askerî operasyon yapılıyordu, ancak 15 yıl boyunca İsrailli siviller tel örgünün diğer tarafındaki Hamas üslerinden birkaç yüz metre uzakta yaşamaya devam edebildiler. İsrail’in dinî fanatikleri bile Gazze Şeridi’ni yeniden fethetmek için çok az gayret gösterdi ve sağcılar 2 milyondan fazla insanı yönetme sorumluluğunun Hamas’ı kademeli olarak ılımlı hale getireceğini umuyordu.”

İsrail sağı için Hamas Filistin Yönetimi’nden daha iyi bir ortak mı?

Yazar, aslında İsrail sağındaki pek çok kişinin Hamas’ı Filistin Yönetimi’nden daha iyi bir ortak olarak gördüğünü belirtiyor:

“Bunun nedeni İsrailli şahinlerin Batı Şeria’yı kontrol etmeye devam etmek istemeleri ve olası bir barış anlaşmasından korkmalarıydı.

Hamas, İsrail sağına dünyanın en iyisini sunuyor gibi görünüyordu: Batı Şeria üzerindeki kontrolünü sarsabilecek herhangi bir barış teklifi yapmadan, İsrail’i Gazze Şeridi’ni yönetme gerekliliğinden kurtarmak.

İsrail’in bir süre önce yaşadığı dehşet dolu gün, Netanyahu’nun şiddet içinde bir arada yaşama deneyinin sona erdiğinin işaretlerini veriyor.

Korkunç bir insani kriz kapıda mı?

Peki, sırada ne var?

Kimse kesin olarak bilmiyor, ama İsrail’den birileri Gazze Şeridi’ni yeniden fethetmeye ya da bombalayarak yerle bir etmeye yöneliyor. Böyle bir politikanın sonucu, bölgenin 1948’den bu yana yaşadığı en kötü insani krize sebep olabilir.

Özellikle de Batı Şeria’daki Hizbullah ve Filistin güçleri mücadeleye dahil olursa, ölü sayısı binlere ulaşabilir ve milyonlarca kişi evlerini terk etmek zorunda kalabilir. Her iki tarafta da ilahi vaatlere ve 1948 savaşına odaklanmış dini fanatikler var. Filistinliler bu savaşın sonucunu tersine çevirmenin hayalini kuruyor.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi Yahudi fanatikler ise İsrail’in Arap vatandaşlarına bile ‘Sehven buradasınız, çünkü Ben-Gurion (İsrail’in ilk başbakanı) 48’de işi bitirmedi ve sizi kovmadı’ diye uyarıda bulundu.

2023 yılı, her iki taraftaki fanatiklerin dinî fantezilerinin peşinden gitmesine ve 1948 savaşını intikamla yeniden sahneye koymasına olanak tanıyabilir.”

Yazar, işler bu kadar uç noktalara gitmese bile mevcut çatışmanın İsrail-Filistin barış sürecinin tabutuna son çiviyi çakılmasının muhtemel olduğunu söylüyor:

“Gazze sınırındaki kibutzlar sosyalist komünler olarak İsrail solunun en inatçı kaleleriydi. Yıllarca Gazze’den neredeyse her gün yapılan roket saldırılarından sonra, sanki dinî bir tarikata bağlıymış gibi barış umuduna bağlı kalan kibutzlardan insanlar tanıyorum. Bu kibutzlar yakın zamanda yok edildi ve son barış yanlılarından bazıları ya öldürüldü ya sevdiklerini gömdü ya da Gazze’de rehin tutuldu. (…)

Çatışmayı azaltmak için dış güçlerin müdahalesi şart

Hâlihazırda olanlar oldu. Ölüler hayata döndürülemez ve kişisel travmalar asla tamamen iyileşmez. Ancak meselenin daha da kötüye gitmesini önlememiz gerekiyor. Bölgedeki güçlerin çoğunun başında şu anda sorumsuz dinî fanatikler var. Bu nedenle çatışmayı azaltmak için dış güçlerin müdahalesi gerekiyor.

Barış isteyen herkes, Hamas’ın zulmünü açıkça kınamalı, tüm rehinelerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması için Hamas’a baskı yapmalı ve Hizbullah ile İran’ı müdahaleden alıkoymalıdır. Bu, İsraillilere biraz nefes alacak alan tanıyacak ve küçük bir umut ışığı verecektir.

İkincisi, ABD’den AB’ye, Suudi Arabistan’dan Filistin Yönetimi’ne bu işi gerçekten yapmak isteyenlerden oluşan bir koalisyon, Gazze Şeridi’nin sorumluluğunu Hamas’tan almalı, Gazze’yi yeniden inşa etmeli ve aynı zamanda hem Hamas’ı hem de Gazze Şeridi’ni tamamen silahsızlandırmalıdır.

Bu adımların hayata geçirilmesi ihtimali çok düşük. Ancak son zamanlarda yaşanan dehşetten sonra İsraillilerin çoğu daha azıyla yaşayabileceğini düşünmüyor.”

Bu yazı ilk kez 13 Ekim 2023’te yayımlanmıştır.

 

Yuval Noah Harari’nin The Guardian internet sitesinde yayımlanan “Israelis and Palestinians are facing their moment of greatest danger since 1948” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.theguardian.com/commentisfree/2023/oct/12/israelis-palestinians-greatest-danger-since-1948

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

İsrailli ünlü tarihçi Harari’nin İsrail – Filistin çatışmasına çözüm önerisi ne?

Son İsrail-Filistin çatışması barış umutlarını tamamen ortadan kaldıracak mı? Durumun daha da kötüye gitmesi nasıl önlenebilir? Sapiens ve Homo Deus kitaplarının yazarı, İsrailli tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari gelişmeleri değerlendiriyor.

Hamas’ın Aksa Tufanı saldırısı ile yeniden alevlenen İsrail-Filistin çatışması şiddetini artırırken, durumun bölgesel ve küresel sonuçlarına dair tartışmalar da sürüyor. Tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari, The Guardian’da yayımlanan yazısında, geçmişten bugüne çatışmaların tarihine ışık tutarak mevcut durumu ve olası sonuçları değerlendiriyor, çözüm önerilerini sıralıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“İsrail tarihinin en kötü gününü yaşadı. Tek bir günde, İsrail’in 1956 Sina Savaşı’nda, 1967 Altı Gün Savaşı’nda ve 2006 İkinci Lübnan Savaşı’nda kaybettiği tüm sivil ve askerlerin toplamından daha fazla İsrailli sivil katledildi.

Hamas’ın işgal ettiği bölgeden yansıyan hikâyeler ve görüntüler dehşet verici. Birçok arkadaşım ve aile üyem tarif edilemez zulümlere maruz kaldı. Bu, Filistinlilerin de artık büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu anlamına geliyor.

Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi acı, korku ve öfke içinde. Filistin perspektifinden olayların nasıl göründüğü hakkında konuşacak kadar bilgiye ve ahlaki otoriteye sahip değilim. Ancak İsrail’in en büyük acısını yaşadığı esnada, İsrail tarafından bakıldığında olayların nasıl göründüğüne dair bir uyarıda bulunmak istiyorum.

‘Deneme-yanılma’ politikası

Siyaset çoğu zaman milyonlarca insan üzerinde, oldukça az etik kısıtlamayla yürütülen bilimsel bir deney gibi işler. Bir şeyi dener, (…) sonuçlarını görür, bu yolda ilerleyip ilerleyemeyeceğinize karar verir ya da rotayı tersine çevirip başka bir şey denersiniz. İsrail-Filistin çatışması onlarca yıldır bu şekilde gelişti: Deneme yanılma yoluyla.

1990’lardaki Oslo Barış Süreci’nde İsrail barışa bir şans verdi. Filistinlilerin ve bazı dış gözlemcilerin bakış açısından İsrail’in barış tekliflerinin yetersiz ve kibirli olarak görüldüğünü biliyorum, ama bu yine de İsrail’in şimdiye kadar yaptığı en cömert teklifti. Barış süreci sırasında İsrail, Gazze Şeridi’nin kontrolünü kısmen Filistin Yönetimi’ne devretti. Bunun İsrailliler açısından sonucu ise, o zamana kadar yaşadıkları en kötü terör kampanyasıyla karşı karşıya kalmak oldu. İsraillilerin hafızasında, 2000’li yılların başında otobüslerin ve restoranların her gün bombalandığı günlük yaşam hâlâ canlı. Bu terör kampanyası sadece yüzlerce İsrailli sivili değil, aynı zamanda barış sürecini ve İsrail solunu da öldürdü. Belki de İsrail’in barış teklifi yeterince cömert değildi. Peki, terörizm mümkün olan tek karşılık mıydı?

Ortadoğu’nun Singapur’u hayali

Barış sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından İsrail’in Gazze’deki bir sonraki hamlesi geri çekilmek oldu. (…) Evet, Gazze Şeridi’ne kısmi abluka uygulamaya ve Batı Şeria’yı işgale devam etti. Ancak Gazze’den çekilmek yine de İsrail için çok önemli bir adımdı ve İsrailliler bu deneyin sonucunun ne olabileceğini endişeyle bekledi.

İsrail solundan arda kalanlar, Filistinlilerin Gazze’yi müreffeh ve barışçıl bir şehir devletine, Ortadoğu’nun Singapur’una dönüştürmek için dürüst bir girişimde bulunacaklarını; dünyaya ve İsrail sağına, kendi kendilerini yönetme fırsatı verildiğinde Filistinlilerin neler yapabileceklerini göstermeyi umuyordu.

Kısmi abluka altında bir Singapur inşa etmek elbette zor. Ancak yine de dürüst bir girişimde bulunulabilirdi. Hem yabancı güçler hem de İsrail kamuoyu, Gazze ablukasının kaldırılması ve Batı Şeria konusunda onurlu bir anlaşmaya varılması yönünde İsrail hükümetine daha büyük bir baskı uygulayabilirdi. Bunun yerine Hamas Gazze Şeridi’ni ele geçirdi ve burayı defalarca İsrailli sivillere yönelik saldırıların düzenlendiği bir terör üssüne dönüştürdü. Başka bir deney daha başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.

Barış olmuyorsa şiddet içinde bir arada yaşama politikası

Bu, İsrail solundan arda kalanları tamamen itibarsızlaştırdı ve Benjamin Netanyahu ile onun şahin hükümetlerini iktidara getirdi. Netanyahu başka bir deneye öncülük etti. Barış içinde bir arada yaşama başarısız olduğundan, şiddet içinde bir arada yaşama politikasını benimsedi. İsrail ve Hamas haftada bir karşılıklı atışıyor ve neredeyse her yıl büyük bir askerî operasyon yapılıyordu, ancak 15 yıl boyunca İsrailli siviller tel örgünün diğer tarafındaki Hamas üslerinden birkaç yüz metre uzakta yaşamaya devam edebildiler. İsrail’in dinî fanatikleri bile Gazze Şeridi’ni yeniden fethetmek için çok az gayret gösterdi ve sağcılar 2 milyondan fazla insanı yönetme sorumluluğunun Hamas’ı kademeli olarak ılımlı hale getireceğini umuyordu.”

İsrail sağı için Hamas Filistin Yönetimi’nden daha iyi bir ortak mı?

Yazar, aslında İsrail sağındaki pek çok kişinin Hamas’ı Filistin Yönetimi’nden daha iyi bir ortak olarak gördüğünü belirtiyor:

“Bunun nedeni İsrailli şahinlerin Batı Şeria’yı kontrol etmeye devam etmek istemeleri ve olası bir barış anlaşmasından korkmalarıydı.

Hamas, İsrail sağına dünyanın en iyisini sunuyor gibi görünüyordu: Batı Şeria üzerindeki kontrolünü sarsabilecek herhangi bir barış teklifi yapmadan, İsrail’i Gazze Şeridi’ni yönetme gerekliliğinden kurtarmak.

İsrail’in bir süre önce yaşadığı dehşet dolu gün, Netanyahu’nun şiddet içinde bir arada yaşama deneyinin sona erdiğinin işaretlerini veriyor.

Korkunç bir insani kriz kapıda mı?

Peki, sırada ne var?

Kimse kesin olarak bilmiyor, ama İsrail’den birileri Gazze Şeridi’ni yeniden fethetmeye ya da bombalayarak yerle bir etmeye yöneliyor. Böyle bir politikanın sonucu, bölgenin 1948’den bu yana yaşadığı en kötü insani krize sebep olabilir.

Özellikle de Batı Şeria’daki Hizbullah ve Filistin güçleri mücadeleye dahil olursa, ölü sayısı binlere ulaşabilir ve milyonlarca kişi evlerini terk etmek zorunda kalabilir. Her iki tarafta da ilahi vaatlere ve 1948 savaşına odaklanmış dini fanatikler var. Filistinliler bu savaşın sonucunu tersine çevirmenin hayalini kuruyor.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi Yahudi fanatikler ise İsrail’in Arap vatandaşlarına bile ‘Sehven buradasınız, çünkü Ben-Gurion (İsrail’in ilk başbakanı) 48’de işi bitirmedi ve sizi kovmadı’ diye uyarıda bulundu.

2023 yılı, her iki taraftaki fanatiklerin dinî fantezilerinin peşinden gitmesine ve 1948 savaşını intikamla yeniden sahneye koymasına olanak tanıyabilir.”

Yazar, işler bu kadar uç noktalara gitmese bile mevcut çatışmanın İsrail-Filistin barış sürecinin tabutuna son çiviyi çakılmasının muhtemel olduğunu söylüyor:

“Gazze sınırındaki kibutzlar sosyalist komünler olarak İsrail solunun en inatçı kaleleriydi. Yıllarca Gazze’den neredeyse her gün yapılan roket saldırılarından sonra, sanki dinî bir tarikata bağlıymış gibi barış umuduna bağlı kalan kibutzlardan insanlar tanıyorum. Bu kibutzlar yakın zamanda yok edildi ve son barış yanlılarından bazıları ya öldürüldü ya sevdiklerini gömdü ya da Gazze’de rehin tutuldu. (…)

Çatışmayı azaltmak için dış güçlerin müdahalesi şart

Hâlihazırda olanlar oldu. Ölüler hayata döndürülemez ve kişisel travmalar asla tamamen iyileşmez. Ancak meselenin daha da kötüye gitmesini önlememiz gerekiyor. Bölgedeki güçlerin çoğunun başında şu anda sorumsuz dinî fanatikler var. Bu nedenle çatışmayı azaltmak için dış güçlerin müdahalesi gerekiyor.

Barış isteyen herkes, Hamas’ın zulmünü açıkça kınamalı, tüm rehinelerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması için Hamas’a baskı yapmalı ve Hizbullah ile İran’ı müdahaleden alıkoymalıdır. Bu, İsraillilere biraz nefes alacak alan tanıyacak ve küçük bir umut ışığı verecektir.

İkincisi, ABD’den AB’ye, Suudi Arabistan’dan Filistin Yönetimi’ne bu işi gerçekten yapmak isteyenlerden oluşan bir koalisyon, Gazze Şeridi’nin sorumluluğunu Hamas’tan almalı, Gazze’yi yeniden inşa etmeli ve aynı zamanda hem Hamas’ı hem de Gazze Şeridi’ni tamamen silahsızlandırmalıdır.

Bu adımların hayata geçirilmesi ihtimali çok düşük. Ancak son zamanlarda yaşanan dehşetten sonra İsraillilerin çoğu daha azıyla yaşayabileceğini düşünmüyor.”

Bu yazı ilk kez 13 Ekim 2023’te yayımlanmıştır.

 

Yuval Noah Harari’nin The Guardian internet sitesinde yayımlanan “Israelis and Palestinians are facing their moment of greatest danger since 1948” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.theguardian.com/commentisfree/2023/oct/12/israelis-palestinians-greatest-danger-since-1948

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x