Trumpizm neden Avrupa’ya yayılma peşinde?

Trump'ın yeni sağı, Avrupa'yı yalnızca ABD'nin en yakın müttefiki olarak değil, Batı medeniyetinin kaderini belirleyecek ideolojik bir cephe olarak görüyor. MAGA hareketi neden Avrupa'yı hem atalarının vatanı hem de kazanılması gereken bir mücadele alanı olarak görüyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Make America Great Again (MAGA) sloganıyla yalnızca küresel düzeni sarsmakla kalmadı; şekillendirdiği yeni sağ ideolojiyi Avrupa’ya taşımaya yönelik girişimleriyle de dikkat çekti. Trump yönetiminin Avrupa’ya yönelik sert söylemleri, kıtadaki sağ popülist hareketlere verdiği destek ve “Batı medeniyetini kurtarma” iddiası, Atlantik’in iki yakasında da yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Peki bu stratejinin arkasında hangi düşünsel ve siyasi motivasyonlar yatıyor? Financial Times Washington muhabiri Amy Mackinnon, uzmanlarla görüşerek bu sorunun yanıtını arıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

MAGA ile Avrupa fikrini kurtaracaklar

“Trump yönetiminin yetkilileri, öngörülemez başkanlarının bir adım önüne geçmemek için sözlerini dikkatle seçmeyi öğrendi. Ancak tek bir konuda her zaman sert konuşuyorlar: Avrupa.

Başkan yardımcısından alt kademedeki yetkililere kadar birçok Amerikalı yönetici, Batı medeniyetinin beşiği olarak gördükleri Avrupa’yı kurtarma misyonunu benimsiyor. Onlara göre kitlesel göç, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve ulusal egemenliğin aşınması, yalnızca ABD-Avrupa ilişkilerini değil, “Avrupa fikrini” de tehdit ediyor.

Donald Trump’ın ikinci dönem gündeminin hazırlanmasına katkıda bulunan muhafazakâr düşünce kuruluşu Heritage Foundation’ın Başkanı Kevin Roberts, “Avrupa kendini toparlayamazsa Batı’yı kurtaramayız. Yaklaşık yirmi yıldır Avrupa’nın medeniyet intiharı gerçekleştirdiğinden endişe duyuyorum,” diyor.

Avrupa neden kurtarılması gereken bir kıta?

Bu yaklaşımı benimseyen yönetim, Atlantik’in öte yakasındaki benzer görüşteki parti ve hareketleri de destekledi. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın seçim kampanyasına katılacak kadar ileri gitti.

ABD Dışişleri Bakanlığı da “sansürle mücadele etmek” ve ABD ile Avrupa arasında “medeniyet bağlarını” güçlendirmek amacıyla kıtadaki benzer görüşlü gruplara milyonlarca dolarlık hibe ayırdı.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly ise Trump’ın, “diğer dünya liderlerini, hızla rotalarını değiştirmezlerse Batı medeniyetinin aşınmaya devam edeceği konusunda haklı olarak uyardığını” söyledi.

Peki, MAGA ayrışmayı derinleştirme pahasına neden Avrupa‘nın peşinde?

İfade özgürlüğü mü?

Avrupa’ya en sert eleştirileri yöneten Trump yönetimi yetkililerinden olan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisinden Sorumlu Müsteşarı Sarah Rogers, yönetimin amacının yalnızca kavga çıkarmak olduğu görüşünü reddediyor ve “Bunun nedeni, birçok bakımdan kendimizi Birleşik Krallık ve Avrupa ile özdeşleştirmemizdir. Bazı sorunlar söz konusu olduğunda hepimiz aynı gemideyiz,” diyor.

Rogers, geleneksel olarak eğitim değişim programları ve kültürel etkinlikler aracılığıyla Amerikan yumuşak gücünü desteklemekle görevli bir makamda bulunuyor. Ancak daha çok Avrupa’nın göç politikalarını ve nefret söylemine ilişkin düzenlemelerini hedef alan sert sosyal medya paylaşımlarıyla tanınıyor. Bu yılın başlarında Almanya’nın “barbar tecavüzcü ordularını” ülkeye aldığını söylemesi de bunlardan biriydi.

Rogers’ın Avrupa’da ifade özgürlüğüne ilişkin sert tutumu, yönetimin birçok otoriter devlete karşı benimsediği görece sessiz tavırla tezat oluşturuyor. Haziran ayında dünyanın en baskıcı rejimlerinden biri olan Türkmenistan’ı ziyaret eden Rogers, ifade özgürlüğü konusuna neredeyse hiç değinmedi. Bu yaklaşımını  “Bu konulardaki yaklaşımımız; ülkelerle ilişkilerimizin derinliğine, ittifakımızın niteliğine, ülkenin tarihine ve izlediği yola bağlıdır,” sözleriyle savundu.

MAGA’nın Avrupa’ya bakışını şekillendiren düşünce ne?

MAGA’nın Avrupa’yı uçurumun eşiğindeki bir medeniyet olarak görmesi, Trump’ın iki başkanlık dönemi arasında şekillenen Amerikan yeni sağına dayanıyor.

Cumhuriyetçiler Reagan döneminin muhafazakârlığından uzaklaşırken, MAGA çizgisindeki düşünce kuruluşları ve entelektüeller de Trump’ın siyasi hareketini ideolojik bir doktrine ve politika programına dönüştürmeye çalıştı.

America First Policy Institute’un kıdemli direktörü Joshua Treviño, Biden döneminin Trump’ın müttefiklerine, Trumpizm’in entelektüel çekirdeğini geliştirmek için bir “soluklanma molası” verdiğini söylüyor.

Treviño, Trump yönetiminin ifade özgürlüğü konusundaki yaklaşımını ise şöyle açıklıyor:

“Amerikalı muhafazakârlar Avrupa’da yaşananları gerçekten önemsiyor. Çünkü Avrupa’yı kendilerinin bir parçası olarak görüyorlar. Özellikle İngiltere’yi atalarının geldiği topraklar olarak değerlendiriyorlar.”

Bu akrabalık duygusu, Avrupa’nın siyasi yöneliminin bir “ahlaki yara” olarak algılanmasına yol açabiliyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance de geçen yıl Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa’ya yönelik en büyük tehdidin Rusya ya da Çin’den değil, “içeriden” geldiğini söyledi.

Bu yaklaşım daha sonra ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne de yansıdı. Belgede Avrupa’nın medeniyetsel çöküşüne karşı “direnişin güçlendirilmesi” çağrısı yapılırken, Dışişleri Bakanlığı’nın strateji belgesinde de “Avrupa devletleriyle medeniyet ittifakını yeniden inşa etmek” hedefi benimsendi.

Amerikan yeni sağı hangi düşüncelerden besleniyor?

Amerikan yeni sağı; sağ popülistleri, ulusal muhafazakârları, post-liberal Katolik entelektüelleri, teknoloji girişimcilerini ve aşırı sağcı aktivistleri kapsayan geniş bir ideolojik yelpazeye sahip.

Brookings Enstitüsü ABD ve Avrupa Merkezi Direktörü Constanze Stelzenmüller şöyle diyor: “Amerika’nın toplumsal sözleşmesi çöküyor. Asıl çöken ise Batı’da temsili demokrasinin hiç onarıma ihtiyaç duymayan, sonsuza kadar işleyen bir sistem olduğu inancı.”

Temsili demokrasi karşıtı düşüncenin yükselişine, J.D. Vance’in ilk destekçilerinden Peter Thiel gibi teknoloji milyarderlerinin sağladığı finansman da katkıda bulundu. Zaman zaman “teknoloji sağcılığı” olarak da adlandırılan bu çevreler, Avrupa Birliği’nin büyük teknoloji şirketlerine yönelik rekabet ve dijital düzenlemelerini de eleştiriyor.

Amerikan yeni sağının düşünce dünyasına son yıllarda, teknoloji çevrelerinde etkili olan “Karanlık Aydınlanma” (Dark Enlightenment) akımının bazı unsurları da eklendi. Bu akım, demokrasinin teknolojik ilerlemenin önünde engel oluşturduğunu, devletlerin ise şirketler gibi yönetilmesi gerektiğini savunuyor.

Buna paralel olarak Avrupa Birliği ve yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’na yönelik güçlü bir hoşnutsuzluk da dikkat çekiyor. Bu kurumlar, AB üyesi ülkelerin ulusal egemenlik haklarını aşındıran yapılar olarak görülüyor.

Demokrasiye alternatif bir model mi öneriliyor?

Brüksel’e yönelik bu tepki, MAGA hareketinin ABD’de üniversitelere, ana akım medyaya, yargıya ve Trump’ın ikinci döneminde hedef aldığı kariyer bürokrasisine yönelttiği eleştirilerle de benzerlik taşıyor.

2018’de yayımlanan The Virtue of Nationalism (Milliyetçiliğin Erdemleri) kitabı Amerikan yeni sağının temel metinlerinden biri kabul edilen İsrailli-Amerikalı siyaset teorisyeni Yoram Hazony, “Trump yönetiminin de Batı’daki birçok milliyetçi hareket gibi üniversitelerle ve eğitimli elitlerle sorunu var,” diyor.

Hazony, Trump yönetiminin ABD’nin küresel polis rolünden çekilme hedefiyle Avrupa’yı sert biçimde eleştirmesi arasındaki gerilimi kabul etmekle birlikte bunu şu sözlerle açıklıyor:

“Kardeşler kavga eder. Bazen ağabeyler ve ablalar küçük kardeşleriyle tartışır. Bunu tiksinti ya da nefretten değil, sevgiden yaparlar.”

Ancak Trump’ın bu “kardeşçe sevgisi”, son 18 ayda Grönland’ı ilhak etme yönündeki çıkışlar, müttefik ülkelere uygulanan yüksek gümrük tarifeleri ve Avrupa’nın iç siyasetine yönelik düzenli müdahaleler şeklinde kendini gösterdi.

Göç neden bu tartışmanın merkezinde?

Tüm bu yaklaşımın merkezinde göç meselesi yer alıyor.

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’nın 20 yıl içinde “tanınmaz hâle gelebileceğini” ve bunun NATO ittifakını tehlikeye atabileceğini öne sürüyor.

Heritage Foundation’ın kıdemli araştırmacısı Mike Gonzalez ise bunu şu sözlerle ifade ediyor: “Bir askerî ittifak, medeniyetler arasında ortak bir uzlaşmaya dayanmalıdır. Bu ortak zeminin aşınması endişe vericidir.”

Göç ve İslam karşıtlığı etrafında şekillenen bu yaklaşım, Trump yönetiminin dış politikasının diğer unsurlarıyla çelişse bile bazı Avrupalı siyasi hareketlere destek vermesine yol açtı. Almanya’da yönetim, savunma harcamalarının artırılmasına karşı çıkan aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi ile göç politikalarında ortak bir zemin buldu.

Brookings Enstitüsü kıdemli araştırmacısı ve Biden yönetiminin eski ulusal güvenlik yetkilisi Thomas Wright ise şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Göç konusundaki tutumları nedeniyle, aslında küresel ölçekte ABD’nin çıkarlarına sistematik biçimde aykırı olan adayları ve partileri desteklediler. Ortak düşman algısı, jeopolitikte ABD’nin çıkarlarından daha önemli hâle geldi.”

MAGA’nın Avrupa’ya ilgisi azalıyor mu?

Macaristan’da Viktor Orbán’ın seçim yenilgisi, bazı gözlemcilerin MAGA hareketinin Avrupa’daki etkisinin zayıflıyor olabileceği yorumunu yapmasına neden oldu. Ancak hareketin Avrupa’ya yönelik sert söyleminde herhangi bir yumuşama işareti görülmüyor.

MAGA’nın arkasındaki entelektüel akımları inceleyen Furious Minds kitabının yazarı Field, hareketin Avrupa’ya bakışını anlamanın önemli olduğunu söylüyor.

“Kendilerini Avrupa medeniyetinin gerçek mirasçıları olarak görüyorlar. Bir gün anavatanlarına dönüp yönünü kaybetmiş Avrupalılara kendi köklerini yeniden öğreteceklerine inanıyorlar. Bu, Avrupa’nın çocukça bir karikatürü ve birçok bakımdan ciddiyetsiz bir yaklaşım.”

Bu yazı ilk kez 19 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Amy Mackinnon’ın Financial Times’ta yayımlanan “Why MAGA came for Europe” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısıyla yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Trumpizm neden Avrupa’ya yayılma peşinde?

Trump'ın yeni sağı, Avrupa'yı yalnızca ABD'nin en yakın müttefiki olarak değil, Batı medeniyetinin kaderini belirleyecek ideolojik bir cephe olarak görüyor. MAGA hareketi neden Avrupa'yı hem atalarının vatanı hem de kazanılması gereken bir mücadele alanı olarak görüyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Make America Great Again (MAGA) sloganıyla yalnızca küresel düzeni sarsmakla kalmadı; şekillendirdiği yeni sağ ideolojiyi Avrupa’ya taşımaya yönelik girişimleriyle de dikkat çekti. Trump yönetiminin Avrupa’ya yönelik sert söylemleri, kıtadaki sağ popülist hareketlere verdiği destek ve “Batı medeniyetini kurtarma” iddiası, Atlantik’in iki yakasında da yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Peki bu stratejinin arkasında hangi düşünsel ve siyasi motivasyonlar yatıyor? Financial Times Washington muhabiri Amy Mackinnon, uzmanlarla görüşerek bu sorunun yanıtını arıyor.

Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:

MAGA ile Avrupa fikrini kurtaracaklar

“Trump yönetiminin yetkilileri, öngörülemez başkanlarının bir adım önüne geçmemek için sözlerini dikkatle seçmeyi öğrendi. Ancak tek bir konuda her zaman sert konuşuyorlar: Avrupa.

Başkan yardımcısından alt kademedeki yetkililere kadar birçok Amerikalı yönetici, Batı medeniyetinin beşiği olarak gördükleri Avrupa’yı kurtarma misyonunu benimsiyor. Onlara göre kitlesel göç, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve ulusal egemenliğin aşınması, yalnızca ABD-Avrupa ilişkilerini değil, “Avrupa fikrini” de tehdit ediyor.

Donald Trump’ın ikinci dönem gündeminin hazırlanmasına katkıda bulunan muhafazakâr düşünce kuruluşu Heritage Foundation’ın Başkanı Kevin Roberts, “Avrupa kendini toparlayamazsa Batı’yı kurtaramayız. Yaklaşık yirmi yıldır Avrupa’nın medeniyet intiharı gerçekleştirdiğinden endişe duyuyorum,” diyor.

Avrupa neden kurtarılması gereken bir kıta?

Bu yaklaşımı benimseyen yönetim, Atlantik’in öte yakasındaki benzer görüşteki parti ve hareketleri de destekledi. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın seçim kampanyasına katılacak kadar ileri gitti.

ABD Dışişleri Bakanlığı da “sansürle mücadele etmek” ve ABD ile Avrupa arasında “medeniyet bağlarını” güçlendirmek amacıyla kıtadaki benzer görüşlü gruplara milyonlarca dolarlık hibe ayırdı.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly ise Trump’ın, “diğer dünya liderlerini, hızla rotalarını değiştirmezlerse Batı medeniyetinin aşınmaya devam edeceği konusunda haklı olarak uyardığını” söyledi.

Peki, MAGA ayrışmayı derinleştirme pahasına neden Avrupa‘nın peşinde?

İfade özgürlüğü mü?

Avrupa’ya en sert eleştirileri yöneten Trump yönetimi yetkililerinden olan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisinden Sorumlu Müsteşarı Sarah Rogers, yönetimin amacının yalnızca kavga çıkarmak olduğu görüşünü reddediyor ve “Bunun nedeni, birçok bakımdan kendimizi Birleşik Krallık ve Avrupa ile özdeşleştirmemizdir. Bazı sorunlar söz konusu olduğunda hepimiz aynı gemideyiz,” diyor.

Rogers, geleneksel olarak eğitim değişim programları ve kültürel etkinlikler aracılığıyla Amerikan yumuşak gücünü desteklemekle görevli bir makamda bulunuyor. Ancak daha çok Avrupa’nın göç politikalarını ve nefret söylemine ilişkin düzenlemelerini hedef alan sert sosyal medya paylaşımlarıyla tanınıyor. Bu yılın başlarında Almanya’nın “barbar tecavüzcü ordularını” ülkeye aldığını söylemesi de bunlardan biriydi.

Rogers’ın Avrupa’da ifade özgürlüğüne ilişkin sert tutumu, yönetimin birçok otoriter devlete karşı benimsediği görece sessiz tavırla tezat oluşturuyor. Haziran ayında dünyanın en baskıcı rejimlerinden biri olan Türkmenistan’ı ziyaret eden Rogers, ifade özgürlüğü konusuna neredeyse hiç değinmedi. Bu yaklaşımını  “Bu konulardaki yaklaşımımız; ülkelerle ilişkilerimizin derinliğine, ittifakımızın niteliğine, ülkenin tarihine ve izlediği yola bağlıdır,” sözleriyle savundu.

MAGA’nın Avrupa’ya bakışını şekillendiren düşünce ne?

MAGA’nın Avrupa’yı uçurumun eşiğindeki bir medeniyet olarak görmesi, Trump’ın iki başkanlık dönemi arasında şekillenen Amerikan yeni sağına dayanıyor.

Cumhuriyetçiler Reagan döneminin muhafazakârlığından uzaklaşırken, MAGA çizgisindeki düşünce kuruluşları ve entelektüeller de Trump’ın siyasi hareketini ideolojik bir doktrine ve politika programına dönüştürmeye çalıştı.

America First Policy Institute’un kıdemli direktörü Joshua Treviño, Biden döneminin Trump’ın müttefiklerine, Trumpizm’in entelektüel çekirdeğini geliştirmek için bir “soluklanma molası” verdiğini söylüyor.

Treviño, Trump yönetiminin ifade özgürlüğü konusundaki yaklaşımını ise şöyle açıklıyor:

“Amerikalı muhafazakârlar Avrupa’da yaşananları gerçekten önemsiyor. Çünkü Avrupa’yı kendilerinin bir parçası olarak görüyorlar. Özellikle İngiltere’yi atalarının geldiği topraklar olarak değerlendiriyorlar.”

Bu akrabalık duygusu, Avrupa’nın siyasi yöneliminin bir “ahlaki yara” olarak algılanmasına yol açabiliyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance de geçen yıl Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa’ya yönelik en büyük tehdidin Rusya ya da Çin’den değil, “içeriden” geldiğini söyledi.

Bu yaklaşım daha sonra ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne de yansıdı. Belgede Avrupa’nın medeniyetsel çöküşüne karşı “direnişin güçlendirilmesi” çağrısı yapılırken, Dışişleri Bakanlığı’nın strateji belgesinde de “Avrupa devletleriyle medeniyet ittifakını yeniden inşa etmek” hedefi benimsendi.

Amerikan yeni sağı hangi düşüncelerden besleniyor?

Amerikan yeni sağı; sağ popülistleri, ulusal muhafazakârları, post-liberal Katolik entelektüelleri, teknoloji girişimcilerini ve aşırı sağcı aktivistleri kapsayan geniş bir ideolojik yelpazeye sahip.

Brookings Enstitüsü ABD ve Avrupa Merkezi Direktörü Constanze Stelzenmüller şöyle diyor: “Amerika’nın toplumsal sözleşmesi çöküyor. Asıl çöken ise Batı’da temsili demokrasinin hiç onarıma ihtiyaç duymayan, sonsuza kadar işleyen bir sistem olduğu inancı.”

Temsili demokrasi karşıtı düşüncenin yükselişine, J.D. Vance’in ilk destekçilerinden Peter Thiel gibi teknoloji milyarderlerinin sağladığı finansman da katkıda bulundu. Zaman zaman “teknoloji sağcılığı” olarak da adlandırılan bu çevreler, Avrupa Birliği’nin büyük teknoloji şirketlerine yönelik rekabet ve dijital düzenlemelerini de eleştiriyor.

Amerikan yeni sağının düşünce dünyasına son yıllarda, teknoloji çevrelerinde etkili olan “Karanlık Aydınlanma” (Dark Enlightenment) akımının bazı unsurları da eklendi. Bu akım, demokrasinin teknolojik ilerlemenin önünde engel oluşturduğunu, devletlerin ise şirketler gibi yönetilmesi gerektiğini savunuyor.

Buna paralel olarak Avrupa Birliği ve yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’na yönelik güçlü bir hoşnutsuzluk da dikkat çekiyor. Bu kurumlar, AB üyesi ülkelerin ulusal egemenlik haklarını aşındıran yapılar olarak görülüyor.

Demokrasiye alternatif bir model mi öneriliyor?

Brüksel’e yönelik bu tepki, MAGA hareketinin ABD’de üniversitelere, ana akım medyaya, yargıya ve Trump’ın ikinci döneminde hedef aldığı kariyer bürokrasisine yönelttiği eleştirilerle de benzerlik taşıyor.

2018’de yayımlanan The Virtue of Nationalism (Milliyetçiliğin Erdemleri) kitabı Amerikan yeni sağının temel metinlerinden biri kabul edilen İsrailli-Amerikalı siyaset teorisyeni Yoram Hazony, “Trump yönetiminin de Batı’daki birçok milliyetçi hareket gibi üniversitelerle ve eğitimli elitlerle sorunu var,” diyor.

Hazony, Trump yönetiminin ABD’nin küresel polis rolünden çekilme hedefiyle Avrupa’yı sert biçimde eleştirmesi arasındaki gerilimi kabul etmekle birlikte bunu şu sözlerle açıklıyor:

“Kardeşler kavga eder. Bazen ağabeyler ve ablalar küçük kardeşleriyle tartışır. Bunu tiksinti ya da nefretten değil, sevgiden yaparlar.”

Ancak Trump’ın bu “kardeşçe sevgisi”, son 18 ayda Grönland’ı ilhak etme yönündeki çıkışlar, müttefik ülkelere uygulanan yüksek gümrük tarifeleri ve Avrupa’nın iç siyasetine yönelik düzenli müdahaleler şeklinde kendini gösterdi.

Göç neden bu tartışmanın merkezinde?

Tüm bu yaklaşımın merkezinde göç meselesi yer alıyor.

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’nın 20 yıl içinde “tanınmaz hâle gelebileceğini” ve bunun NATO ittifakını tehlikeye atabileceğini öne sürüyor.

Heritage Foundation’ın kıdemli araştırmacısı Mike Gonzalez ise bunu şu sözlerle ifade ediyor: “Bir askerî ittifak, medeniyetler arasında ortak bir uzlaşmaya dayanmalıdır. Bu ortak zeminin aşınması endişe vericidir.”

Göç ve İslam karşıtlığı etrafında şekillenen bu yaklaşım, Trump yönetiminin dış politikasının diğer unsurlarıyla çelişse bile bazı Avrupalı siyasi hareketlere destek vermesine yol açtı. Almanya’da yönetim, savunma harcamalarının artırılmasına karşı çıkan aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi ile göç politikalarında ortak bir zemin buldu.

Brookings Enstitüsü kıdemli araştırmacısı ve Biden yönetiminin eski ulusal güvenlik yetkilisi Thomas Wright ise şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Göç konusundaki tutumları nedeniyle, aslında küresel ölçekte ABD’nin çıkarlarına sistematik biçimde aykırı olan adayları ve partileri desteklediler. Ortak düşman algısı, jeopolitikte ABD’nin çıkarlarından daha önemli hâle geldi.”

MAGA’nın Avrupa’ya ilgisi azalıyor mu?

Macaristan’da Viktor Orbán’ın seçim yenilgisi, bazı gözlemcilerin MAGA hareketinin Avrupa’daki etkisinin zayıflıyor olabileceği yorumunu yapmasına neden oldu. Ancak hareketin Avrupa’ya yönelik sert söyleminde herhangi bir yumuşama işareti görülmüyor.

MAGA’nın arkasındaki entelektüel akımları inceleyen Furious Minds kitabının yazarı Field, hareketin Avrupa’ya bakışını anlamanın önemli olduğunu söylüyor.

“Kendilerini Avrupa medeniyetinin gerçek mirasçıları olarak görüyorlar. Bir gün anavatanlarına dönüp yönünü kaybetmiş Avrupalılara kendi köklerini yeniden öğreteceklerine inanıyorlar. Bu, Avrupa’nın çocukça bir karikatürü ve birçok bakımdan ciddiyetsiz bir yaklaşım.”

Bu yazı ilk kez 19 Ağustos 2026’da yayımlanmıştır.

Amy Mackinnon’ın Financial Times’ta yayımlanan “Why MAGA came for Europe” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrildi ve editoryal katkısıyla yayına hazırlandı. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x