Tünelin karanlığında kaybolmak

Gazze’de önceleri yalnızca kaçakçılık için kullanılan tüneller, zamanla nasıl ve neden askerî amaçlar için kullanılmaya başladı? İsrail’in tünelleri bulmak için geliştirdiği teknolojiler neden işe yaramıyor? Tünellerde insanlığın kaybettiklerini Doç. Dr. Salih Bıçakcı yazdı.

İnsanların yerüstünde yaşadıkları kadar yeraltında da hayat sürdürdüklerini arkeologların buluntularından biliyoruz. Mesela, Nevşehir’deki Derinkuyu koca bir nüfusu barındıracak karmaşık bir şehir hayatının izlerini taşıyor.

1920’lerde Kurtuluş Savaşı sonrasında Kapadokyalı Rumlar mübadeleyle gönderilince, yeraltı şehri terk edildi. Derinkuyu’daki odaların aynı bölgede yer alan 200’den fazla yeraltı şehriyle bağlanarak devasa bir “örümcek ağı” oluşturduğu düşünülüyor.

Derinkuyu’daki bu şehir 1963’te bir evin yenileme çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştı. İşin ilginç yanı ise bulunan kısmı 600’den fazla girişten ilkiydi.

Bütün bunları “Anadolu ne gizemlere sahip” demek için anlatmıyorum. Daha güncel bir konu olan İsrail-Filistin çatışmasının daha net ifadesiyle İsrail’in Gazze operasyonundaki tünelleri ve problemlerini açıklayabilmek için yazıyorum. O tünellerin karanlığında insanlığın da kaybolduğunu anlatmak için.

Gazze’nin tarihi tünelleri

Söz konusu Gazze olunca geçmişe gitmekte fayda var. Büyük İskender M.Ö 332’deki kuşatmasında şehri kolayca ele geçirmek isterken yaralanınca askerlerine surları aşabilmek için tüneller kazdırıyor. Bu tüneller kazılırken Gazze’nin toprağının ne kadar kolayca kazılabildiğine dair tarihe kayıt düşülmüştü.

Öte yandan savaşlarda tünellerin kullanılması ironik bir şekilde, yüzyıllardır Yahudi direnişinin temel dayanağı olmuştur: İsa’dan önce Romalılara karşı, 1943 Varşova Gettosu ayaklanması sırasında Nazilere karşı ve 1948’de devletlerini kurmak için savaştıkları İngilizlere karşı.

Gazze herkesin artık öğrendiği gibi İsrail’in güneyinde ve Mısır’a ve Akdeniz’e komşu bir kara parçası. 365 km2’lik bir alan üzerinde 2.3 milyon insan yaşıyor. Gazze’ye gelen her şey gerekli incelemeler yapıldıktan sonra İsrail üzerinden Kerem Şalom kapısından içeri giriyor. Bunun dışında Erez, Nahal Oz, Sufa ve Karni geçiş noktaları insan giriş çıkışı için düzenlenmiş yapılar. Gazze’ye bütün giriş-çıkış kararı İsrail tarafından veriliyor.

Öyle olunca da, Gazze’den Mısır’a uzanan ve her türlü malzemenin yanı sıra, insanların da girip çıktığı tüneller uzun süredir Gazzelilerin yaşamının bir parçası. Tabii, İsrail’in bu tünellere karşı yürüttüğü mücadele de.

Gazze tünellerinin tarihi

Tüneller esasında ihtiyaçların giderilmesi sağlamak için bazı Gazzeli aileler tarafından başlanan bir kaçakçılık eylemiydi. Yavaş yavaş kaçakçılık eyleminin seviyesi yükselerek tüneller farklı amaçlarla kullanılmaya başladı. Bir kaynak 1982’den itibaren bu tünellerin savunmaya destek olmak için kullanıldığını belirtiyor. Aynı kaynak 1983 yılını da İsrail’in ilk tünel gerçeğiyle karşılaştığı tarih olarak kaydediyor.

Hamas’ın silah tedarikinden sorumlu kişisi Mahmud Al-Mabhuh’un Gazze’deki bu tüneller sayesinde 1989’da kaçışıyla birlikte tüneller İsrail güvenlik yapısının önemli gündem maddelerinden birisi haline geldi.

1990’ların ortalarına kadar Refah’tan Mısır topraklarına kadar birçok tünel kazıldı. Sigaradan uyuşturucuya, yiyecekten ilaçlara, akaryakıttan çiftlik hayvanlarına ve hatta otomobillere kadar bu dar geçitlerden geçebilecek her şeyi kaçırmak için kullanılmaya başlandı.

2000’li yılların başında Hamas’ın siyasi yükselişiyle birlikte bu tünelleri İsrail’in ambargolarına karşı alternatif ekonomik ve varoluş kaynağı olarak gördüler. Hatta tünellerde çalışmak bir ekonomik tercih haline geldi. Tünel ekonomisi üzerine akademik çalışmalar yapılmaya başlandı. Artık tüneller eskisi kadar acemice yapılmıyordu, geniş, elektrikli, taşıma sistemli ve hava devridaim sistemleriyle donatılmaya başlanmıştı.

2001’de Gazze’deki İsrail ordusu üslerinden birinin altındaki bir tünelde yaşanan patlamanın şiddetiyle birinci kat duvarının yaklaşık 5 metre uzunluğundaki bölümü çökerek askerleri havaya uçurdu. Haberlerde üç askerin yaralandığı kaydedildi.

Artık tüneller Gazze’nin ekonomik ihtiyaçlarını gidermekten çok askerî saldırılar düzenlemek için kullanılmaya başlanmıştı.

2004’te sahne tekrarlandı, Gazze’de İsrail ordusu karakolunun altındaki 350 metre uzunluğundaki tünelde birkaç yüz kilogram ağırlığındaki patlayıcının infilak etmesi sonucu bir asker öldü, beş asker de yaralandı.

Saklambacın ikinci evresi

2005’te İsrail’in Gazze’de yaşayan yerleşimcileri çıkarmasıyla birlikte tüneller ve İsrail arasındaki saklambacın ikinci evresine geçildi.

2006 Filistin seçimlerinin yapılmasıyla birlikte İsrail’in Mahmud Abbas’la kurduğu uzlaşı, Hamas’ı halkın desteğine rağmen denklemin dışına itti.

25 Haziran 2006’da İsrailli asker Gilad Şalit’in Hamas’ın açtığı tüneller vasıtasıyla kaçırılmasıyla birlikte tüneller yeniden gündeme oturdu. O dönemdeki arama çalışmaları sırasında Gilad’ın tünellerden tünele doğru kaçırıldığı söyleniyordu. İsrail’in Gilad’ı kurtarmak için yaptığı operasyonlar da başarısız olmuştu. Bu operasyonlar sırasında İsrail’in yoğun âtıl metal patlayıcılar (DIME) kullandığı da iddia edilmişti.

18 Ekim 2006’da İsrail yoğun arayışlarla ancak 33 tünel bulabildi. Şartların ortaya çıkardığı problemlere bir çözüm olarak sunulan tüneller bir anda stratejik bir güvenlik aracına dönüşmüştü.

Beş yıl sonra Gilad Şalit, 1027 Filistinli mahkûmun takası karşılığında serbest bırakıldı. Bir üst düzey İsrailli yetkili “Onlar için bu (Gilad Shalit’in kaçırılması), bir fikrin uygulanabilirliğinin kanıtıydı: Tüneller gerçekten ‘işini yapıyor’.”

O dönemde Hamas’ın siyasi kanat liderlerinden Halit Meşal de tünelleri başka bir açıdan Hamas için yorumlamıştı: “İsrail’e kayan güç dengesinin altında, yenilikçi yollar bulma konusunda yaratıcı olmamız gerekiyordu. Tüneller yeniliklerimizden biriydi. Dedikleri gibi zorunluluk buluşun anasıdır.”

2014 yılındaki yayınlarda, Gazze’ye yönelik operasyonları denetleyen İsrailli komutanlar, Gazze’yi sürekli izleyen insansız hava araçlarına rağmen Hamas güçlerinin silahlarını nasıl tespit edilemediğini bir türlü çözemiyorlardı.

Komutanlar Kuzey Koreli uzmanların Hamas’a geniş bir tünel ağının Gazze’de inşa edilmesi konusunda tavsiye verdiğini bu yüzden bulunamadığı sonucuna varmışlardı. Güney Kore ile silahsızlandırılmış bölgenin altındaki dünyanın en gelişmiş tünel ağlarından birine sahip Kuzey Kore’nin verdiği tavsiyeler sayesinde Hamas’ın tünel ağlarını geliştirdiğine inanıyorlardı.

Tünellerin esas itibariyle savaş kurgusunun tamamıyla değiştiği ve asimetrik güç dengesinin kurulduğu alanlar olduğunun altını tekrar çizmeliyim.

İsrail Ordusu, 2014 sonrasında şehir savaşlarına askerlerini hazırlayabilmek için Gazze’deki şehir yapısını kopyalayan bir sahte şehir ve tüneller inşa etti. Burada askerlerini şehir savaşı ve tüneller için eğitmeye çalıştı.

Tünellerde Mısır etkisi

Mısır’daki politik değişimler Hamas’ın tünellerinin kaderini derinden etkiledi.

Önceki Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin döneminde büyük kolaylıkla operasyonlarını devam ettiren Hamas, 2013’te Sisi’nin iktidara gelişiyle birlikte bütün manevra alanları daralmış oldu. Mısır, Sisi’nin İsrail ile düzelen ilişkilerinin parçası olarak, Refah sınırındaki 3000 binayı yıktı.

Bütün bunlarla da yetinmeyip 1900 tünelin bir kısmına önce lağım suyu pompaladı. Uluslararası toplumun baskıları sonucunda kalanına deniz suyu basarak imha etti. Bazı kaynaklar da bütün yaptırımlara rağmen halen tünellerin faaliyetlerini sürdürdüğünü iddia ediyor.

Tünel savaşlarının zorluğu

Hamas 7 Ekim saldırısı ve İsrail’in Gazze saldırısının ilerleyen günlerinde İsrail Ordusu askerlerinin tünellere girmesini bekliyordu. Medyayı ve İsrail Ordu sözcülerinin ifadelerini dinleyince savaşın en şiddetlisinin tünellerde gerçekleşeceği fikri oluşuyordu.

Tünel savaşlarının yerüstünden çok farklı olduğu bütün el kitaplarında detaylı bir şekilde anlatılıyor. Işıksız, oksijensiz, yönünü tam olarak bilemeden ve sınırlı iletişim içinde tünellerde ilerlemenin gerçekten zor olduğu ortadayken, belirli bir operasyonu sürdürebilmek daha da zor hale geliyor. Askerlerin yer kısıtlamasından ve güvenlik gereği birbiri ardınca ilerlediği ve yukarıda saydığım fiziksel şartlar yüzünden üzerlerinde bir sürü ekipman (Jiroskopik navigasyon, gaz maskeleri, taktik vücut zırhları, özel radyo sistemleri, dar alanda manevra yapmak için kompakt ateşli silahlar, ölümcül olmayan silahlar) taşıdıkları bir süreçten söz ediyoruz.

Karanlık tünellerde hiç ışık kaynağı olmadığı için gece görüş ekipmanlarının bile çalışmadığı biliniyor. Onun yerine termal kameralı sistemler kullanmaları gerekiyor.

Tünelleri taramak

Tünelleri taramak için son yıllarda bir sürü teknik yenilik için ABD DARPA Projesi ve farklı kurumlar tarafından çağrılar yapıldı ve yarışmalar düzenlendi.

İsrail, tünelleri bubi tuzaklarına ve bombalara karşı taramak için yer radarları, mikrofonlar, mikro-dronelar, mikro-robotlar ve köpekler eğitti.

Yine de bildiği en önemli gerçek, yer üstündeki askerî tekniklerin çoğunlukla yerin altında istenildiği gibi çalışmadığı. Ayrıca tünellerde bulunan rehinelerin nerede bulunduğu konusunda aldıkları çok değişken bilgiler, durumu daha da zorlaştırıyor.

İsrail istihbaratının takas edilen bütün rehinleri detaylıca sorgulayıp, nerede tutuldukları hakkında alabildikleri bütün bilgileri almaya çalıştıklarını, bu alanda çalışan herkes tahmin ediyor. Ama bütün bunlar bile yeterli olmayacaktır. Daha ilk günlerde bile İsrail Ordusu askerlerinin bir kısmının tünellerde öldüğünü biliyoruz.

İsrail ordu yönetimi, hemen 7 Ekim sonrasında Hamaslıların çıktığı tünelleri ortadan kaldırmak için patlamayla hızlıca katılaşan yeni bir yöntemi uygulamaya başladılar.

İsrail’in tünelleri yok etmek için kullandığı yöntem

İsrail Ordusu iki kimyasal patlama suretiyle katılaşan formüle emülsiya (אמולסיה ) adını veriyor. İki kimyasalın karışarak patlaması sonrasında ortaya çıkan süngersi bir yapının büyüyerek tünelleri kaplamasıyla ve katılaşarak girişleri kapamasıyla sonuçlanıyor. İsrail en kısa yoldan tünelleri böyle ortadan kaldırmak istiyor. Bunu gerçekleştirirken bile askerlerinin yaralanmasına sebep oldu.

Tam da bu yazının yayına çıkmasından biraz önce İsrail ordusunun tünellere deniz suyu basmak için beş pompa hazırladığı böylece tünelleri çökerteceği belirtiliyordu. Yakınları rehin alınan aileler ise deniz suyunun yakınlarını öldüreceğinden haklı olarak endişe ediyorlar. Bunun da ötesinde Gazze tatlı su kaynakları yıllardan beri kötü ve içenler için büyük riskler taşıyor. İsrail ordusunun tuzlu su pompalama planıyla zaten kalitesi düşük yeraltı suları tuzlanacak, böylelikle kullanılamayacak hale geleceği tahmin ediliyor. Daha da kötüsü, büyüklüğü bilinmeyen tünellerin yıkılmasının Gazze’nin jeolojik yapısına zararlar verebileceği endişeleri de tartışılıyor.

Devam eden bütün şiddet ve insan kayıpları düşünüldüğünde İsrail’in teknolojik üstünlüğü yüzünden kibre kapıldığını ve tünellerin taktiksel başarısını küçümsediği ortaya çıktı.

7 Ekim’e kapı açan ihmaller

Yakın zamanda ortaya çıkan bir istihbarat raporunda Hamas’ın 7 Ekim’deki terör saldırısına ilişkin planlarının olduğunu bir yıldan fazladır bildiği iddia ediliyor. Üst düzey İsrail Ordusu komutanları ve istihbarat yetkililerinin, Hamas’ın bunu gerçekleştirecek kapasitesinin olmadığını düşünerek istihbarat raporunu dikkate almadığı zannediliyor. New York Times’ın elde ettiği “Eriha Duvarı” kod adı verilen 40 sayfalık analiz yaklaşık 1.200 kişinin ölümüne yol açan saldırının neredeyse tam olarak özetini sergiliyordu.

Bunun ötesinde saldırıdan bir ay önce Gazze’yi açık hapishane yapan sınırları gözetleyen birlikte görev yapan kadın uzmanlar, Hamas’ın gözetleme kulelerinin ve tankların modelleriyle saldırı tatbikatı yaptıklarını üstlerine rapor ettiler. Tahminler, kadın oldukları için raporlarının görmezden geldiği yönünde.

Devletlerin politik çözülmesi ve bozulması içindeki bütün kurumları derinden etkiler. İsrail’de olan toplumsal kutuplaşma ve artan muhafazakarlık, kibir gözlerinin önündeki gelişmeleri görmelerine engel oluyor.

Öte yandan Gazze’de yapılan operasyonlar sadece Hamas’ı hedef almıyor ve bütün Gazzelileri öldürüyor. Tünellerse sadece Hamas’ın saklandığı yer olmaktan öte gitmiyor. Stratejik çözümler hızlıca elimizden insanlığımızı alıyor. Önümüzde ABD’nin eski savunma bakanlarından Donald Rumsfeld’in dediği gibi bilinen bilinmeyenlerle (known unknowns) dolu bir dönüm var. Tünellerin sonundaki ışığı görmek için çok beklememiz gerekecek sanırım.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 18 Aralık 2023’te yayımlanmıştır.

Salih Bıçakcı
Salih Bıçakcı
Doç. Dr. Salih Bıçakcı, CATS Araştırmacısı ve Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi, 2004’te İsrail’deki Tel Aviv Üniversitesi’ndeki doktora çalışmalarını tamamladı. Doç. Dr. Bıçakcı kimlik, güvenlik ve terörizm konusunda birçok akademik projede yer aldı. Çeşitli üniversitelerde Uluslararası Siyasette Orta Doğu, Uluslararası Güvenlik, Uluslararası İlişkiler Teorisi, Türk Dış Politikası dersleri verdi. Son yıllarda çalışmalarını bölgesel, siber güvenlik ve kritik altyapıların korunması konularında yoğunlaştırdı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

Tünelin karanlığında kaybolmak

Gazze’de önceleri yalnızca kaçakçılık için kullanılan tüneller, zamanla nasıl ve neden askerî amaçlar için kullanılmaya başladı? İsrail’in tünelleri bulmak için geliştirdiği teknolojiler neden işe yaramıyor? Tünellerde insanlığın kaybettiklerini Doç. Dr. Salih Bıçakcı yazdı.

İnsanların yerüstünde yaşadıkları kadar yeraltında da hayat sürdürdüklerini arkeologların buluntularından biliyoruz. Mesela, Nevşehir’deki Derinkuyu koca bir nüfusu barındıracak karmaşık bir şehir hayatının izlerini taşıyor.

1920’lerde Kurtuluş Savaşı sonrasında Kapadokyalı Rumlar mübadeleyle gönderilince, yeraltı şehri terk edildi. Derinkuyu’daki odaların aynı bölgede yer alan 200’den fazla yeraltı şehriyle bağlanarak devasa bir “örümcek ağı” oluşturduğu düşünülüyor.

Derinkuyu’daki bu şehir 1963’te bir evin yenileme çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştı. İşin ilginç yanı ise bulunan kısmı 600’den fazla girişten ilkiydi.

Bütün bunları “Anadolu ne gizemlere sahip” demek için anlatmıyorum. Daha güncel bir konu olan İsrail-Filistin çatışmasının daha net ifadesiyle İsrail’in Gazze operasyonundaki tünelleri ve problemlerini açıklayabilmek için yazıyorum. O tünellerin karanlığında insanlığın da kaybolduğunu anlatmak için.

Gazze’nin tarihi tünelleri

Söz konusu Gazze olunca geçmişe gitmekte fayda var. Büyük İskender M.Ö 332’deki kuşatmasında şehri kolayca ele geçirmek isterken yaralanınca askerlerine surları aşabilmek için tüneller kazdırıyor. Bu tüneller kazılırken Gazze’nin toprağının ne kadar kolayca kazılabildiğine dair tarihe kayıt düşülmüştü.

Öte yandan savaşlarda tünellerin kullanılması ironik bir şekilde, yüzyıllardır Yahudi direnişinin temel dayanağı olmuştur: İsa’dan önce Romalılara karşı, 1943 Varşova Gettosu ayaklanması sırasında Nazilere karşı ve 1948’de devletlerini kurmak için savaştıkları İngilizlere karşı.

Gazze herkesin artık öğrendiği gibi İsrail’in güneyinde ve Mısır’a ve Akdeniz’e komşu bir kara parçası. 365 km2’lik bir alan üzerinde 2.3 milyon insan yaşıyor. Gazze’ye gelen her şey gerekli incelemeler yapıldıktan sonra İsrail üzerinden Kerem Şalom kapısından içeri giriyor. Bunun dışında Erez, Nahal Oz, Sufa ve Karni geçiş noktaları insan giriş çıkışı için düzenlenmiş yapılar. Gazze’ye bütün giriş-çıkış kararı İsrail tarafından veriliyor.

Öyle olunca da, Gazze’den Mısır’a uzanan ve her türlü malzemenin yanı sıra, insanların da girip çıktığı tüneller uzun süredir Gazzelilerin yaşamının bir parçası. Tabii, İsrail’in bu tünellere karşı yürüttüğü mücadele de.

Gazze tünellerinin tarihi

Tüneller esasında ihtiyaçların giderilmesi sağlamak için bazı Gazzeli aileler tarafından başlanan bir kaçakçılık eylemiydi. Yavaş yavaş kaçakçılık eyleminin seviyesi yükselerek tüneller farklı amaçlarla kullanılmaya başladı. Bir kaynak 1982’den itibaren bu tünellerin savunmaya destek olmak için kullanıldığını belirtiyor. Aynı kaynak 1983 yılını da İsrail’in ilk tünel gerçeğiyle karşılaştığı tarih olarak kaydediyor.

Hamas’ın silah tedarikinden sorumlu kişisi Mahmud Al-Mabhuh’un Gazze’deki bu tüneller sayesinde 1989’da kaçışıyla birlikte tüneller İsrail güvenlik yapısının önemli gündem maddelerinden birisi haline geldi.

1990’ların ortalarına kadar Refah’tan Mısır topraklarına kadar birçok tünel kazıldı. Sigaradan uyuşturucuya, yiyecekten ilaçlara, akaryakıttan çiftlik hayvanlarına ve hatta otomobillere kadar bu dar geçitlerden geçebilecek her şeyi kaçırmak için kullanılmaya başlandı.

2000’li yılların başında Hamas’ın siyasi yükselişiyle birlikte bu tünelleri İsrail’in ambargolarına karşı alternatif ekonomik ve varoluş kaynağı olarak gördüler. Hatta tünellerde çalışmak bir ekonomik tercih haline geldi. Tünel ekonomisi üzerine akademik çalışmalar yapılmaya başlandı. Artık tüneller eskisi kadar acemice yapılmıyordu, geniş, elektrikli, taşıma sistemli ve hava devridaim sistemleriyle donatılmaya başlanmıştı.

2001’de Gazze’deki İsrail ordusu üslerinden birinin altındaki bir tünelde yaşanan patlamanın şiddetiyle birinci kat duvarının yaklaşık 5 metre uzunluğundaki bölümü çökerek askerleri havaya uçurdu. Haberlerde üç askerin yaralandığı kaydedildi.

Artık tüneller Gazze’nin ekonomik ihtiyaçlarını gidermekten çok askerî saldırılar düzenlemek için kullanılmaya başlanmıştı.

2004’te sahne tekrarlandı, Gazze’de İsrail ordusu karakolunun altındaki 350 metre uzunluğundaki tünelde birkaç yüz kilogram ağırlığındaki patlayıcının infilak etmesi sonucu bir asker öldü, beş asker de yaralandı.

Saklambacın ikinci evresi

2005’te İsrail’in Gazze’de yaşayan yerleşimcileri çıkarmasıyla birlikte tüneller ve İsrail arasındaki saklambacın ikinci evresine geçildi.

2006 Filistin seçimlerinin yapılmasıyla birlikte İsrail’in Mahmud Abbas’la kurduğu uzlaşı, Hamas’ı halkın desteğine rağmen denklemin dışına itti.

25 Haziran 2006’da İsrailli asker Gilad Şalit’in Hamas’ın açtığı tüneller vasıtasıyla kaçırılmasıyla birlikte tüneller yeniden gündeme oturdu. O dönemdeki arama çalışmaları sırasında Gilad’ın tünellerden tünele doğru kaçırıldığı söyleniyordu. İsrail’in Gilad’ı kurtarmak için yaptığı operasyonlar da başarısız olmuştu. Bu operasyonlar sırasında İsrail’in yoğun âtıl metal patlayıcılar (DIME) kullandığı da iddia edilmişti.

18 Ekim 2006’da İsrail yoğun arayışlarla ancak 33 tünel bulabildi. Şartların ortaya çıkardığı problemlere bir çözüm olarak sunulan tüneller bir anda stratejik bir güvenlik aracına dönüşmüştü.

Beş yıl sonra Gilad Şalit, 1027 Filistinli mahkûmun takası karşılığında serbest bırakıldı. Bir üst düzey İsrailli yetkili “Onlar için bu (Gilad Shalit’in kaçırılması), bir fikrin uygulanabilirliğinin kanıtıydı: Tüneller gerçekten ‘işini yapıyor’.”

O dönemde Hamas’ın siyasi kanat liderlerinden Halit Meşal de tünelleri başka bir açıdan Hamas için yorumlamıştı: “İsrail’e kayan güç dengesinin altında, yenilikçi yollar bulma konusunda yaratıcı olmamız gerekiyordu. Tüneller yeniliklerimizden biriydi. Dedikleri gibi zorunluluk buluşun anasıdır.”

2014 yılındaki yayınlarda, Gazze’ye yönelik operasyonları denetleyen İsrailli komutanlar, Gazze’yi sürekli izleyen insansız hava araçlarına rağmen Hamas güçlerinin silahlarını nasıl tespit edilemediğini bir türlü çözemiyorlardı.

Komutanlar Kuzey Koreli uzmanların Hamas’a geniş bir tünel ağının Gazze’de inşa edilmesi konusunda tavsiye verdiğini bu yüzden bulunamadığı sonucuna varmışlardı. Güney Kore ile silahsızlandırılmış bölgenin altındaki dünyanın en gelişmiş tünel ağlarından birine sahip Kuzey Kore’nin verdiği tavsiyeler sayesinde Hamas’ın tünel ağlarını geliştirdiğine inanıyorlardı.

Tünellerin esas itibariyle savaş kurgusunun tamamıyla değiştiği ve asimetrik güç dengesinin kurulduğu alanlar olduğunun altını tekrar çizmeliyim.

İsrail Ordusu, 2014 sonrasında şehir savaşlarına askerlerini hazırlayabilmek için Gazze’deki şehir yapısını kopyalayan bir sahte şehir ve tüneller inşa etti. Burada askerlerini şehir savaşı ve tüneller için eğitmeye çalıştı.

Tünellerde Mısır etkisi

Mısır’daki politik değişimler Hamas’ın tünellerinin kaderini derinden etkiledi.

Önceki Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin döneminde büyük kolaylıkla operasyonlarını devam ettiren Hamas, 2013’te Sisi’nin iktidara gelişiyle birlikte bütün manevra alanları daralmış oldu. Mısır, Sisi’nin İsrail ile düzelen ilişkilerinin parçası olarak, Refah sınırındaki 3000 binayı yıktı.

Bütün bunlarla da yetinmeyip 1900 tünelin bir kısmına önce lağım suyu pompaladı. Uluslararası toplumun baskıları sonucunda kalanına deniz suyu basarak imha etti. Bazı kaynaklar da bütün yaptırımlara rağmen halen tünellerin faaliyetlerini sürdürdüğünü iddia ediyor.

Tünel savaşlarının zorluğu

Hamas 7 Ekim saldırısı ve İsrail’in Gazze saldırısının ilerleyen günlerinde İsrail Ordusu askerlerinin tünellere girmesini bekliyordu. Medyayı ve İsrail Ordu sözcülerinin ifadelerini dinleyince savaşın en şiddetlisinin tünellerde gerçekleşeceği fikri oluşuyordu.

Tünel savaşlarının yerüstünden çok farklı olduğu bütün el kitaplarında detaylı bir şekilde anlatılıyor. Işıksız, oksijensiz, yönünü tam olarak bilemeden ve sınırlı iletişim içinde tünellerde ilerlemenin gerçekten zor olduğu ortadayken, belirli bir operasyonu sürdürebilmek daha da zor hale geliyor. Askerlerin yer kısıtlamasından ve güvenlik gereği birbiri ardınca ilerlediği ve yukarıda saydığım fiziksel şartlar yüzünden üzerlerinde bir sürü ekipman (Jiroskopik navigasyon, gaz maskeleri, taktik vücut zırhları, özel radyo sistemleri, dar alanda manevra yapmak için kompakt ateşli silahlar, ölümcül olmayan silahlar) taşıdıkları bir süreçten söz ediyoruz.

Karanlık tünellerde hiç ışık kaynağı olmadığı için gece görüş ekipmanlarının bile çalışmadığı biliniyor. Onun yerine termal kameralı sistemler kullanmaları gerekiyor.

Tünelleri taramak

Tünelleri taramak için son yıllarda bir sürü teknik yenilik için ABD DARPA Projesi ve farklı kurumlar tarafından çağrılar yapıldı ve yarışmalar düzenlendi.

İsrail, tünelleri bubi tuzaklarına ve bombalara karşı taramak için yer radarları, mikrofonlar, mikro-dronelar, mikro-robotlar ve köpekler eğitti.

Yine de bildiği en önemli gerçek, yer üstündeki askerî tekniklerin çoğunlukla yerin altında istenildiği gibi çalışmadığı. Ayrıca tünellerde bulunan rehinelerin nerede bulunduğu konusunda aldıkları çok değişken bilgiler, durumu daha da zorlaştırıyor.

İsrail istihbaratının takas edilen bütün rehinleri detaylıca sorgulayıp, nerede tutuldukları hakkında alabildikleri bütün bilgileri almaya çalıştıklarını, bu alanda çalışan herkes tahmin ediyor. Ama bütün bunlar bile yeterli olmayacaktır. Daha ilk günlerde bile İsrail Ordusu askerlerinin bir kısmının tünellerde öldüğünü biliyoruz.

İsrail ordu yönetimi, hemen 7 Ekim sonrasında Hamaslıların çıktığı tünelleri ortadan kaldırmak için patlamayla hızlıca katılaşan yeni bir yöntemi uygulamaya başladılar.

İsrail’in tünelleri yok etmek için kullandığı yöntem

İsrail Ordusu iki kimyasal patlama suretiyle katılaşan formüle emülsiya (אמולסיה ) adını veriyor. İki kimyasalın karışarak patlaması sonrasında ortaya çıkan süngersi bir yapının büyüyerek tünelleri kaplamasıyla ve katılaşarak girişleri kapamasıyla sonuçlanıyor. İsrail en kısa yoldan tünelleri böyle ortadan kaldırmak istiyor. Bunu gerçekleştirirken bile askerlerinin yaralanmasına sebep oldu.

Tam da bu yazının yayına çıkmasından biraz önce İsrail ordusunun tünellere deniz suyu basmak için beş pompa hazırladığı böylece tünelleri çökerteceği belirtiliyordu. Yakınları rehin alınan aileler ise deniz suyunun yakınlarını öldüreceğinden haklı olarak endişe ediyorlar. Bunun da ötesinde Gazze tatlı su kaynakları yıllardan beri kötü ve içenler için büyük riskler taşıyor. İsrail ordusunun tuzlu su pompalama planıyla zaten kalitesi düşük yeraltı suları tuzlanacak, böylelikle kullanılamayacak hale geleceği tahmin ediliyor. Daha da kötüsü, büyüklüğü bilinmeyen tünellerin yıkılmasının Gazze’nin jeolojik yapısına zararlar verebileceği endişeleri de tartışılıyor.

Devam eden bütün şiddet ve insan kayıpları düşünüldüğünde İsrail’in teknolojik üstünlüğü yüzünden kibre kapıldığını ve tünellerin taktiksel başarısını küçümsediği ortaya çıktı.

7 Ekim’e kapı açan ihmaller

Yakın zamanda ortaya çıkan bir istihbarat raporunda Hamas’ın 7 Ekim’deki terör saldırısına ilişkin planlarının olduğunu bir yıldan fazladır bildiği iddia ediliyor. Üst düzey İsrail Ordusu komutanları ve istihbarat yetkililerinin, Hamas’ın bunu gerçekleştirecek kapasitesinin olmadığını düşünerek istihbarat raporunu dikkate almadığı zannediliyor. New York Times’ın elde ettiği “Eriha Duvarı” kod adı verilen 40 sayfalık analiz yaklaşık 1.200 kişinin ölümüne yol açan saldırının neredeyse tam olarak özetini sergiliyordu.

Bunun ötesinde saldırıdan bir ay önce Gazze’yi açık hapishane yapan sınırları gözetleyen birlikte görev yapan kadın uzmanlar, Hamas’ın gözetleme kulelerinin ve tankların modelleriyle saldırı tatbikatı yaptıklarını üstlerine rapor ettiler. Tahminler, kadın oldukları için raporlarının görmezden geldiği yönünde.

Devletlerin politik çözülmesi ve bozulması içindeki bütün kurumları derinden etkiler. İsrail’de olan toplumsal kutuplaşma ve artan muhafazakarlık, kibir gözlerinin önündeki gelişmeleri görmelerine engel oluyor.

Öte yandan Gazze’de yapılan operasyonlar sadece Hamas’ı hedef almıyor ve bütün Gazzelileri öldürüyor. Tünellerse sadece Hamas’ın saklandığı yer olmaktan öte gitmiyor. Stratejik çözümler hızlıca elimizden insanlığımızı alıyor. Önümüzde ABD’nin eski savunma bakanlarından Donald Rumsfeld’in dediği gibi bilinen bilinmeyenlerle (known unknowns) dolu bir dönüm var. Tünellerin sonundaki ışığı görmek için çok beklememiz gerekecek sanırım.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 18 Aralık 2023’te yayımlanmıştır.

Salih Bıçakcı
Salih Bıçakcı
Doç. Dr. Salih Bıçakcı, CATS Araştırmacısı ve Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi, 2004’te İsrail’deki Tel Aviv Üniversitesi’ndeki doktora çalışmalarını tamamladı. Doç. Dr. Bıçakcı kimlik, güvenlik ve terörizm konusunda birçok akademik projede yer aldı. Çeşitli üniversitelerde Uluslararası Siyasette Orta Doğu, Uluslararası Güvenlik, Uluslararası İlişkiler Teorisi, Türk Dış Politikası dersleri verdi. Son yıllarda çalışmalarını bölgesel, siber güvenlik ve kritik altyapıların korunması konularında yoğunlaştırdı.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x