Jeo-Strateji

24 Ağustos 2022

Yazdır

Aleksandr Dugin ve Rus Avrasyacılığı

20 Ağustos’ta kızına düzenlenen saldırıyla tekrar ismini duyduğumuz Aleksandr Dugin’in Türkiye’de ve Batı’da “Putin’in beyni” olarak tanınıyor ve Rusya’nın 2007 sonrası izlediği dış politikaların mimarı olarak görülüyor. Çağdaş Avrasyacılıkla eşleştirilen bu Rus düşünürü, aslında kendi ülkesi dışında pek doğru tanınmıyor.

Rus aydınının son iki yüzyıldır içinde bulunduğu kimlik buhranına bir cevap olarak doğan Klasik Avrasyacılığı 1990’ların ve 2000’lerin şartlarına uyarlayan Dugin, gerçekte sınırlı fakat önemli etkiye sahip bir düşünür. Fakat bu etkinin Kremlin’e varıp varmadığı soru işareti taşıyor.

Dugin’e kadarki Rus Avrasyacılığı1

Kökleri Bolşevik Devrimi sonrası Rusya’dan ayrılan entelektüellere dayanan Rus Avrasyacılığı, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte farklı ideolojilerden ve jeopolitik gelişmelerden etkilenen Batı hegemonyasına karşı bir aygıta dönüştü.

Klasik Avrasyacılık, aslında 1920’li yılların başından itibaren SSCB karşıtı Rus düşünürlerce kurgulanmıştır. Temelde Rusya’yı sadece Avrupalı olarak gören bakışı reddeder ve bir medeniyet olarak Rusya’yı Avrupa ile Asya’daki güçlü imparatorlukların mirasçısı olarak görür. Buna göre Rusya, hem Batılı hem bozkır kültürlerini içselleştirmiş ve evrensel bir uygarlık olarak kaderini Avrasya kıtasının kaderiyle birleştirmiştir.

Bu ilk kuşak Avrasyacı düşüncenin önde gelen isimleri arasında dilbilimci ve tarihçi Prens Nikolay Trubetskoy (1890-1938), iktisatçı Pyotr Savitskiy (1895-1968), müzik eleştirmeni Pyotr Suvçinskiy (1892-1985), ilahiyatçı Georgiy Florovskiy (1893-1979), tarihçi Georgiy Vernadskiy (1887-1973), Lev Karsavin’i (1882-1952) ve filozof İvan İlyin (1883-1954) vardır.2

Neo-Avrasyacılık

Yüzyıl içerisinde Avrasyacılık; Rus kimliğini bozkır ve tarihî imparatorluklarla harmanladı ve milliyetçi, muhafazakâr, aşırı sağcı grupların etkisiyle emperyalist bir projeye dönüştü. Bunda Sovyetlerin dağılmasıyla yaşanan sınır ve nüfus kaybı da önemli rol oynadı.

1990’larda dünya düzeninin köklü değişikliğe uğramasıyla Klasik Avrasyacılık, “Neo-Avrasyacılık” adı da verilen muhafazakâr, mistik-emperyalist bir projeye dönüştü. Büyük güç statüsünü kaybetmiş, topraklarını elden çıkarmış ve ekonomik talana uğramış Rusya’da Çağdaş Avrasyacılığın temellerini aralarında tarihçi Lev Gumilyov (1912-1992), düşünür Aleksandr Panarin (1940-2003) ve Aleksandr Dugin’in (d. 1952) olduğu üç önemli isim attı.

Gelgelelim ne Gumilyov’un Klasik Avrasyacılığın izinden giden tarihî, deterministik yaklaşımı ne de Panarin’in Rusya’yı post-Sovyet çağda ABD-merkezli tek dünya düzenine karşı yeni “çok kutuplu düzeni” kurmakla vazifelendiren Avrasyacı yorumu, Dugin’in fikirleri kadar konuşulmadı.

Dugin sahiden “Putin’in beyni” mi?

Türkiye’de ve Batı dünyasında Dugin fenomeni on yıllardır tartışılmakta. Ülkemizde özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde rol aldığı iddiasıyla farklı çevrelerin ilgi odağına oturmuş olsa da yerli ve yabancı medyada Dugin “Putin’in beyni” olarak geçiyor.

Fakat Dugin’in Kremlin üzerindeki etkisi ne filozof İvan İlyin’le kıyaslanabilir ne de Putin üzerinde eski Başbakan Yevgeniy Primakov (1929-2015), yılların Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (d. 1950) veya Kremlin’in baş ideologlarından Vladislav Surkov (d. 1964) kadar fazladır. O hâlde bu uluslararası “Dugin fenomeni”nin nasıl ortaya çıktığını açıklamak ve etkisinin sınırlarını belirlemek gerekir.

Dugin kim?

Asker ailesinden gelen ama havacılık enstitüsünden kovulan, gençlik yıllarında dadandığı kütüphanelerde okültizme merak salan Dugin, komünizm karşıtlığına 1980’li yıllarda başladı.

1993 yılında o dönem yakın görüşler paylaştığı milliyetçi, komünizm karşıtı ideolog ve düşünür Eduard Limonov (1943-2020) ile Nasyonal Bolşevik Parti’yi kurdu. Dugin’in bu siyasî çevredeki etkinliği 1990’ların sonunda bitse de daha geniş çevrelerdeki entelektüel nüfuzu bu tarihlerde artmaya başladı.

Dugin’in adının duyulmaya başlaması 21 Aralık 2001’de kurduğu “Uluslararası Avrasyacı Hareket” (Mejdunarodnoe Evraziyskoe dvijenie) ile oldu. Fakat bu ilk etki sınırlı oldu.

Dugin, “Avrasyacı” etiketin rağmen kendisini “tradisyonalist” olarak tanımlar ve fikrî kaynakları arasında René Guénon (1886-1951), Julius Evola (1898-1974) gibi Tradisyonalistleri, Carl Schmitt (1888- 1985)7 ve Oswald Spengler (1880-1936) gibi Alman muhafazakârları ve Alain de Benoist (d. 1943) gibi Avrupa Yeni Sağı’ndan önemli figürler bulunur.

Eserlerinde ve günlük konuşmalarında Rus kimliğine, tarihine ve kilisesine atıfta bulunan ve “Rusçu, Avrasyacı” şeklinde karikatürize edilen Dugin’in düşüncesi aslında göründüğünden karmaşıktır ki bunu Rus aşırı sağı üzerine çalışan -ve bunun tam zıddı görüşlere sahip- Marlène Laruelle, Andreas Umland ve Anton Şehovtsov gibi isimler de ifade eder.

Dugin’in düşüncesinin temelinde ne var?

Dugin’in düşüncesinin temelinde jeopolitik, komploculuk, tarih, coğrafya ve hatta okültizm yer alır. Buna göre Avrasyacılar ve Atlantikçiler adını verebileceğimiz ve ülkemizde kim oldukları aşağı yukarı tahmin edilebilecek gruplar arasında “okült savaş” yaşanmaktadır. Bu tarihî-medenî savaşta Ortodoks Rusya kara gücü statüsünden güç alırken bir deniz gücü hâline gelmeli ve çok kutuplu dünya düzenini kurup çok-kültürlü iç düzenini korumalıdır.

Rusya’nın Putin iktidarında, küresel finans-kapitalin desteği ve 2000’li yılların iyimser ekonomik tablosunda istikrara kavuşmasıyla Dugin’in, evvelce Panarin ve İlyin gibi düşünürlerin teorileştirdiği, fikirleri Batı hegemonyasına meydan okuyan Kremlin için kullanışlı bir aygıta dönüştü. Böylece çağdaş Avrasyacılık içerde millî duyguları harekete geçiren, dışarda müttefik devlet ve ulusları bir araya getirmeyi amaçlayan ve nihayetinde yeni Rusya’nın emperyal hedeflerini dışa vuran bir ideoloji hâline geldi.

Gelgelelim Dugin’in “Avrasyacılığı” ne Kremlin ne de Rusya’da geniş kitleler için cezbedici bir fikir olmadı. Bunda Dugin’in düşüncesinin tradisyonalist yaklaşımı, Aryan ırkını yücelten teorisyenlere sempatiyle yaklaşan ve karmaşık yapısı önemli rol oynamışa benziyor. Öte yandan Dugin’in 1997’de kaleme aldığı Jeopolitiğin Temelleri (Osnovıy geopolitiki) adlı eserinin Rus kurmay kademesinin katkılarıyla hazırlandığı iddiaları; “Putin’in beyni” denilen düşünürün aslında Rus askerî ve militarist çevrelerince okunduğu, desteklendiği fikrini güçlendiriyor.

Dugin’in Kremlin ile ilişkisi ne?

Bu fikrî yakınlık, çok kutuplu dünya fikrini savunan ve anti-hegemonik düşünce sistemi dışında Dugin’in Kremlin ile hiçbir resmî ilişkisi yok.

Kısa bir süre Kremlin taraftarı Tsargrad TV’nin3 başında bulunmuş olan Dugin’in yazı ve demeçleri bu gibi kanallar aracılığıyla paylaşılıyor.

ABD’nin (“Atlantikçilerin”) Avrasya kıtasındaki etkisini sınırladığını, darbe vurduğunu belirttiği 2014 ve 2022 tarihli Rus harekatlarını alkışlayan Dugin, temassız görünse bile Putin’in emperyal projesiyle paralel söylemlerde bulunuyor. Putin’in Şubat 2022’den bu yana eski Sovyet devletlerine işaret ettiği konuşmalarını hatırlatır biçimde “Ukraynalılar […] Belaruslular, Kazaklar, Ermeniler ve Azerbaycanlılar ile Gürcüler […] geçmişte ve şimdi olduğu gibi bizimle olacaklar” ifadelerini kullanıyor.

Darya Suikastı: Batı cephesinde bundan sonra ne olacak?

Dugin’in 29 yaşındaki kızı Darya (1992-2022), 20 Ağustos’ta Moskova’nın göbeğinde düzenlenen bir suikastta hayatını kaybetti. Babasının izinden giden Darya, Uluslararası Avrasya Hareketi’nin içinde yer almış; RT ve Tsargrad TV’de gazeteci olarak çalışmıştı. ABD Hazine Bakanlığı ve Britanya Hükûmeti’nin Ukrayna işgali sonrası Wagner grubunun başındaki Yevgeniy Prigojin’in (d. 1961) sahibi olduğu kanalda ve farklı mecralarda “dezenformasyon” eylemlerinin içinde bulunduğu iddiasıyla yaptırım listesine alınmıştı.

Rus istihbaratı, Dugina’ya suikast düzenleyen kişinin Nataliya Vovk adlı Ukrayna vatandaşı olduğunu ve Estonya’ya kaçtığını iddia ediyor. Nitekim Darya Dugina’nın çeşitli platformlarda Ukraynalıları insanlıktan çıkaran ifadeler kullandığını ve savaş suçu işlediğini belirten kesimler bu suikaste soğukkanlılıkla yaklaştı. Öte yandan Dugin, kızının “Nazi Ukrayna rejiminin terör eyleminde” öldürüldüğünü söyledi ve Donetsk Halk Cumhuriyeti lideri de benzeri bir açıklama yaptı. Kiev’in reddettiği bu iddialara Putin’in cevabı, 23 Ağustos’ta Dugina’yı cesaret madalyasıyla taltif etmek oldu.

Bu suikast ile Dugin’in şahsına bir mesaj mı verilmek istendi? Elbette burada işaret edilen kişi Dugin değil, Kremlin. Rus istihbaratında ve muhtemelen Putin’in çevresinde temizliğe yol açacağa benzeyen bu suikast ile Rus emperyalizminin elinde anti-hegemonik bir projeye dönüştürülen Avrasyacılığın Batı’da en çok tanınan ismi hedeflenmiştir. Böylece sadece savaşın başından bu yana söylemleriyle tepki toplayan Darya Dugina değil, bu projenin arkasında olan -aslında daha çok arkasında olduğu zannedilen- isim ve elbette projenin tâ kendisine nişan alınmış durumda.

Bundan fazlası için konuşmak için erken fakat Avrasya’da bizi öncekinden de gergin ve karanlık günlerin beklediğini söylemek için geç kaldığımız günlerdeyiz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 24 Ağustos 2022’de yayımlanmıştır.

  1. Bu bölüm, DSJOURNAL’ın Temmuz 2022 tarihli sayısında yer alan “Gramsci’yi Kremlin’den Okumak: Hegemonya Karşıtı Bir Proje Olarak Rus Avrasyacılığı” başlıklı makaleden derlenip hazırlanmıştır. Rus Avrasyacılığı hakkında daha fazla bilgi için bakınız: https://www.dsjournal.org/rus-avrasyaciligi-ekseninde-putin-rusyasinin-kuresel-guc-rekabeti/
  2. Önemli Rusya uzmanları ve tarihçileri Dugin’den ziyade İlyin’i “Putin’in beyni” ve günümüz Rusyası’nın ideoloğu olarak görmektedir. İlyin, daha Sovyetler dağılmadan, 1940’lı yıllarda Bolşeviklerin ne zaman ve nasıl yıkılacağını öngörmüş ve doğacak yeni Rusya’nın güçlü, otoriter, milliyetçi bir lidere ihtiyaç duyacağını yazmıştır.
  3. 2014’te kurulan bu televizyon kanalı ismini doğrudan İstanbul’dan almaktadır ki Ortodoks-Rus ideolojisinin ve çağdaş Avrasyacılığın Bizanslı, İstanbul ve Boğazlar emellerinden vazgeçmemiş temellerini ortaya koyması bakımından üzerinde durulması gereken bir noktadır.

Oğul Tuna

Oğul Tuna - Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu Oğul Tuna Master diplomasını Fransa’da Lille Siyasal Çalışmalar Enstitüsü’nden (Sciences Po Lille) almıştır.. Kaliforniya Üniversitesi, Irvine’da (UCI) Tarih bölümünde doktora yapan Tuna, siyasî tarih ve karşılaştırmalı siyaset çalışmakta ve Türkiye, İran ve Rusya üzerine yoğunlaşmaktadır.

guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Oğuz Çeltikoğlu
Oğuz Çeltikoğlu
25/08/2022 10:05

Çok derli toplu ve bilgilendirici güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend