Mutluluğun sırrını bulduğuna inanan Nobel ödüllü psikolog

Seçeneklerle dolu dünyamızda hep en iyiyi hedeflemek mutlu olmayı sağlıyor mı? Yoksa yapmamız gereken başka mı? Mutluluğun sırrına bir de, “En iyi, iyinin düşmanıdır” felsefesini benimseyen Nobel ödüllü bilim insanı Herbert Simon’un penceresinden bakmakta fayda var.

Herkesin olmaya çalıştığı, sırrı bir türlü çözülemeyen mutluluğa ille de “en iyi” ile mi ulaşılır? Kutunun İçinde: Kısıtlamalar Nasıl Bizi Daha İyi Hale Getirir? (Inside the Box: How Constraints Make Us Better) adlı kitabın yazarı David Epstein, The New York Times internet sitesinde yayımlanan yazısında, Nobel ödüllü bir bilim insanının bakış açısından yola çıkarak seçenek bolluğu sunan, sosyal medya ve yapay zekânın karar almada giderek etkili olduğu bir dünyada mutlu olabilmenin sırrını açıklıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Karar alırken sık sık en iyiyi arama eğilimindeyseniz, karar verme süreciniz tamamen yanlıştır ve muhtemelen bu yüzden daha az memnun kalırsınız.

Bilgi ve seçenek bolluğunun yaşandığı bir çağda, yeterince uzun ve dikkatli bakarsak her şeyin en iyisini bulabileceğimizi varsayarız. Psikologlar bu eğilime maksimizasyon diyor. Ancak en iyiyi aramak yanlış bir hedeftir. Nitekim arama başlı başına bir maliyettir ve çoğu kişi bunu hesaba katmayı unutur. Hesaba katsaydınız, en uygun stratejinin aslında sizi en iyi sonuca götürmediğini görürdünüz.

Karar vermenin daha iyi bir yolu var. Yapay zekâ ve bilişsel psikolojinin öncülerinden, ekonomi alanında Nobel ödülü sahibi Herbert Simon’a kulak vermek, meseleyi anlamayı kolaylaştıracaktır.

Simon, çoğu karar için insanların mevcut seçenekleri gerçekten değerlendiremediğini ortaya koydu. Seçenekler çok fazla, onlarla ilgili bilgilerimiz eksik ve zihnimiz hepsini tartmak için tasarlanmamış olduğundan zihinsel kısayollara başvururuz. Simon, sınırlı sayıda seçeneği nasıl değerlendirdiğimizi, ardından yeterince iyi olanı seçerek hayatımıza devam ettiğimizi tanımlamak için ‘tatmin edici seçim’ (satisficing) terimini ortaya attı; bu terim ‘tatmin etmek’ (satisfy) ve ‘yeterli olmak’ (suffice) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor.

Simon bir kararla karşı karşıya kaldığında, birkaç alternatifi değerlendirir, bazen tavsiye alır, seçimini yapar ve yoluna devam ederdi. Çok düşünmez, tereddüt etmezdi. Yaşam felsefesi: ‘En iyi, iyinin düşmanıdır’ yaklaşımıydı. Kendi ifadesiyle, ‘iflah olmaz bir tatmin edici seçimci’ idi. Büyük kızı Katherine, babasının her sabah renk veya model seçmekten kaçınmak için tek bir marka çorap giydiğini ve Avrupa’daki bir tuhafiyede yaptırılan tek bir siyah bereye sahip olduğunu söylüyordu. (…) Her zaman aynı kahvaltıyı yapıyordu (yulaf ezmesi, yarım greyfurt, sade kahve) ve 46 yıl boyunca aynı evde yaşamıştı. Katherine şöyle diyordu: ‘Babam günlük alışkanlıklarını sadeleştirerek her şey hakkında küçük kararlar verme ihtiyacını ortadan kaldırdı.’ Bu sadeleştirme, dikkatini gerçekten önem verdiği insanlara ve işine odaklamasını sağlıyordu. (…)

Simon’ın çalışmalarını takip eden psikologlar, onun felsefesinin hem verimli hem de bilgece olduğunu ortaya koydular. 2001’de hayatını kaybettikten kısa bir süre sonra, bir araştırma ekibi, bir kişinin maksimize edici ve tatmin edici seçimci arasında nerede bulunduğunu ölçmek için bir maksimizasyon ölçeği oluşturdu. Maksimize edici olmanın çoğu zaman kötü sonuçlandığını gördüler.

Maksimumu hedefleyenler genellikle kararlarından ve hayatlarından daha az memnundurlar. Tipik olarak daha az mutludurlar, pişmanlığa daha yatkındırlar ve kendilerini sürekli başkalarıyla karşılaştırma olasılıkları daha yüksektir. Tatmin edici seçimcilerin standartları ille de düşük değildir. Onların standardı ‘en iyisi’ değil, ‘benim için yeterince iyi’dir ve bu da yapmadıkları seçimlerin hayaletleriyle boğuşmak yerine, yaptıkları seçimlerden memnuniyet duymalarını mümkün kılar.

Bir aktiviteye kendini tamamen verme halini tanımlamak için ilk kez ‘akış’ terimini kullanan psikolog Mihaly Csikszentmihalyi, durumu çok güzel ifade ediyor: Daha sonra ortaya çıkabilecek daha cazip seçeneklere rağmen bir tercihe yatırım yapmaya karar vermek, ‘enerjiyi nasıl yaşayacağını düşünmek yerine, yaşamaya harcamayı’ sağlar.

Bu durum günümüzde özellikle önemli, çünkü sürekli olarak maksimum kazanç elde etmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. 2006 yılında bir ekonomistin hesaplamasına göre, modern ekonomilerin vatandaşlarının sahip olduğu tüketici seçenekleri, sanayi öncesi toplumlarınkinden yaklaşık 100 milyon kat fazla. Bu, akıl almaz bir seçenek artışı ve sadece tüketim mallarıyla sınırlı kalmayıp, kim olunacağı, nasıl yaşanacağı, nerede çalışılacağı ve kimin sevileceği gibi soruları da kapsıyor.”

Sosyal medyanın etkisi

Yazar, sosyal medyanın sonsuz bir karşılaştırma motoru işlevi görerek sorunu daha da şiddetlendirdiğini belirtiyor: “(…) Daha iyisini arama arzusu, en sıradan anları bile zehirledi. Araştırmalar, izleyicilere aralarında geçiş yapabilecekleri birçok video sunmanın, tek bir videoya odaklanmalarına kıyasla onları daha çok sıktığını gösteriyor. Bulguları şöyle yorumlamak mümkün: Daha iyi bir şeyin var olabileceği düşüncesi bile anın keyfini kaçırabiliyor.

ABD ve Çin’de yapılan çalışmalar, yaklaşık 2010 yılından beri gençlerin giderek daha fazla sıkıldığını gösteriyor. Nitekim kullanıcılar sürekli olarak bir sonraki kaydırmanın ötesinde ne olabileceğini merak ediyor. (…) Şimdilerdeyse yapay zekâ her şeyi optimize etmemize yardımcı olmayı vadediyor: Programlarımızı, diyetlerimizi, kıyafetlerimizi, hatta yaratıcı üretimimizi… Simon haklıysa, bu araçların gizli tehlikesi, seçenek ve karşılaştırma menüsünü daha da genişletecek olmaları.

Japon yazar Haruki Murakami, bir kısa öyküsünde en büyük hayali kuranların trajedisini ele alır. Yalnız bir erkek ve kız bir sokak köşesinde karşılaşır ve birbirleri için mükemmel birer eş olduklarını içgüdüsel olarak anlarlar. Bu bir mucizedir. El ele tutuşup saatlerce konuşurlar. Ama sonra akıllarına bir şüphe düşer: ‘Hayallerin bu kadar kolay gerçekleşmesi gerçekten doğru mu?’ Bir test yapmaya karar verirler. Eğer gerçekten birbirleri için yaratılmışlarsa, ayrılsalar da kaçınılmaz olarak tekrar karşılaşacaklardır. İşte o zaman kesin olarak bileceklerdir. Çocuk Batı’ya, kız Doğu’ya doğru yürür. Gerçekten de birbirleri için yaratılmışlardır. Yıllar sonra sokakta karşılaşırlar, ama anıları silinmiştir. Bir daha da asla karşılaşmazlar.

Simon, onların bir daha hiç karşılaşmamasına şaşırmazdı. İster bir bulaşık makinesi ister bir ilişki arayışında olun, yapmanız gereken yeterince iyi bir standart belirlemek. Bu standart karşılandığında durun ve bilişsel kaynaklarınızı önemli şeyler için saklayın.”

Bu yazı ilk kez 2 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.

David Epstein’ın The New York Times internet sitesinde yayımlanan “The Nobel-Winning Psychologist Who Believed He Found the Secret to Happiness” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.nytimes.com/2026/05/12/opinion/decision-making-herbert-simon.html

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

Mutluluğun sırrını bulduğuna inanan Nobel ödüllü psikolog

Seçeneklerle dolu dünyamızda hep en iyiyi hedeflemek mutlu olmayı sağlıyor mı? Yoksa yapmamız gereken başka mı? Mutluluğun sırrına bir de, “En iyi, iyinin düşmanıdır” felsefesini benimseyen Nobel ödüllü bilim insanı Herbert Simon’un penceresinden bakmakta fayda var.

Herkesin olmaya çalıştığı, sırrı bir türlü çözülemeyen mutluluğa ille de “en iyi” ile mi ulaşılır? Kutunun İçinde: Kısıtlamalar Nasıl Bizi Daha İyi Hale Getirir? (Inside the Box: How Constraints Make Us Better) adlı kitabın yazarı David Epstein, The New York Times internet sitesinde yayımlanan yazısında, Nobel ödüllü bir bilim insanının bakış açısından yola çıkarak seçenek bolluğu sunan, sosyal medya ve yapay zekânın karar almada giderek etkili olduğu bir dünyada mutlu olabilmenin sırrını açıklıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Karar alırken sık sık en iyiyi arama eğilimindeyseniz, karar verme süreciniz tamamen yanlıştır ve muhtemelen bu yüzden daha az memnun kalırsınız.

Bilgi ve seçenek bolluğunun yaşandığı bir çağda, yeterince uzun ve dikkatli bakarsak her şeyin en iyisini bulabileceğimizi varsayarız. Psikologlar bu eğilime maksimizasyon diyor. Ancak en iyiyi aramak yanlış bir hedeftir. Nitekim arama başlı başına bir maliyettir ve çoğu kişi bunu hesaba katmayı unutur. Hesaba katsaydınız, en uygun stratejinin aslında sizi en iyi sonuca götürmediğini görürdünüz.

Karar vermenin daha iyi bir yolu var. Yapay zekâ ve bilişsel psikolojinin öncülerinden, ekonomi alanında Nobel ödülü sahibi Herbert Simon’a kulak vermek, meseleyi anlamayı kolaylaştıracaktır.

Simon, çoğu karar için insanların mevcut seçenekleri gerçekten değerlendiremediğini ortaya koydu. Seçenekler çok fazla, onlarla ilgili bilgilerimiz eksik ve zihnimiz hepsini tartmak için tasarlanmamış olduğundan zihinsel kısayollara başvururuz. Simon, sınırlı sayıda seçeneği nasıl değerlendirdiğimizi, ardından yeterince iyi olanı seçerek hayatımıza devam ettiğimizi tanımlamak için ‘tatmin edici seçim’ (satisficing) terimini ortaya attı; bu terim ‘tatmin etmek’ (satisfy) ve ‘yeterli olmak’ (suffice) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor.

Simon bir kararla karşı karşıya kaldığında, birkaç alternatifi değerlendirir, bazen tavsiye alır, seçimini yapar ve yoluna devam ederdi. Çok düşünmez, tereddüt etmezdi. Yaşam felsefesi: ‘En iyi, iyinin düşmanıdır’ yaklaşımıydı. Kendi ifadesiyle, ‘iflah olmaz bir tatmin edici seçimci’ idi. Büyük kızı Katherine, babasının her sabah renk veya model seçmekten kaçınmak için tek bir marka çorap giydiğini ve Avrupa’daki bir tuhafiyede yaptırılan tek bir siyah bereye sahip olduğunu söylüyordu. (…) Her zaman aynı kahvaltıyı yapıyordu (yulaf ezmesi, yarım greyfurt, sade kahve) ve 46 yıl boyunca aynı evde yaşamıştı. Katherine şöyle diyordu: ‘Babam günlük alışkanlıklarını sadeleştirerek her şey hakkında küçük kararlar verme ihtiyacını ortadan kaldırdı.’ Bu sadeleştirme, dikkatini gerçekten önem verdiği insanlara ve işine odaklamasını sağlıyordu. (…)

Simon’ın çalışmalarını takip eden psikologlar, onun felsefesinin hem verimli hem de bilgece olduğunu ortaya koydular. 2001’de hayatını kaybettikten kısa bir süre sonra, bir araştırma ekibi, bir kişinin maksimize edici ve tatmin edici seçimci arasında nerede bulunduğunu ölçmek için bir maksimizasyon ölçeği oluşturdu. Maksimize edici olmanın çoğu zaman kötü sonuçlandığını gördüler.

Maksimumu hedefleyenler genellikle kararlarından ve hayatlarından daha az memnundurlar. Tipik olarak daha az mutludurlar, pişmanlığa daha yatkındırlar ve kendilerini sürekli başkalarıyla karşılaştırma olasılıkları daha yüksektir. Tatmin edici seçimcilerin standartları ille de düşük değildir. Onların standardı ‘en iyisi’ değil, ‘benim için yeterince iyi’dir ve bu da yapmadıkları seçimlerin hayaletleriyle boğuşmak yerine, yaptıkları seçimlerden memnuniyet duymalarını mümkün kılar.

Bir aktiviteye kendini tamamen verme halini tanımlamak için ilk kez ‘akış’ terimini kullanan psikolog Mihaly Csikszentmihalyi, durumu çok güzel ifade ediyor: Daha sonra ortaya çıkabilecek daha cazip seçeneklere rağmen bir tercihe yatırım yapmaya karar vermek, ‘enerjiyi nasıl yaşayacağını düşünmek yerine, yaşamaya harcamayı’ sağlar.

Bu durum günümüzde özellikle önemli, çünkü sürekli olarak maksimum kazanç elde etmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. 2006 yılında bir ekonomistin hesaplamasına göre, modern ekonomilerin vatandaşlarının sahip olduğu tüketici seçenekleri, sanayi öncesi toplumlarınkinden yaklaşık 100 milyon kat fazla. Bu, akıl almaz bir seçenek artışı ve sadece tüketim mallarıyla sınırlı kalmayıp, kim olunacağı, nasıl yaşanacağı, nerede çalışılacağı ve kimin sevileceği gibi soruları da kapsıyor.”

Sosyal medyanın etkisi

Yazar, sosyal medyanın sonsuz bir karşılaştırma motoru işlevi görerek sorunu daha da şiddetlendirdiğini belirtiyor: “(…) Daha iyisini arama arzusu, en sıradan anları bile zehirledi. Araştırmalar, izleyicilere aralarında geçiş yapabilecekleri birçok video sunmanın, tek bir videoya odaklanmalarına kıyasla onları daha çok sıktığını gösteriyor. Bulguları şöyle yorumlamak mümkün: Daha iyi bir şeyin var olabileceği düşüncesi bile anın keyfini kaçırabiliyor.

ABD ve Çin’de yapılan çalışmalar, yaklaşık 2010 yılından beri gençlerin giderek daha fazla sıkıldığını gösteriyor. Nitekim kullanıcılar sürekli olarak bir sonraki kaydırmanın ötesinde ne olabileceğini merak ediyor. (…) Şimdilerdeyse yapay zekâ her şeyi optimize etmemize yardımcı olmayı vadediyor: Programlarımızı, diyetlerimizi, kıyafetlerimizi, hatta yaratıcı üretimimizi… Simon haklıysa, bu araçların gizli tehlikesi, seçenek ve karşılaştırma menüsünü daha da genişletecek olmaları.

Japon yazar Haruki Murakami, bir kısa öyküsünde en büyük hayali kuranların trajedisini ele alır. Yalnız bir erkek ve kız bir sokak köşesinde karşılaşır ve birbirleri için mükemmel birer eş olduklarını içgüdüsel olarak anlarlar. Bu bir mucizedir. El ele tutuşup saatlerce konuşurlar. Ama sonra akıllarına bir şüphe düşer: ‘Hayallerin bu kadar kolay gerçekleşmesi gerçekten doğru mu?’ Bir test yapmaya karar verirler. Eğer gerçekten birbirleri için yaratılmışlarsa, ayrılsalar da kaçınılmaz olarak tekrar karşılaşacaklardır. İşte o zaman kesin olarak bileceklerdir. Çocuk Batı’ya, kız Doğu’ya doğru yürür. Gerçekten de birbirleri için yaratılmışlardır. Yıllar sonra sokakta karşılaşırlar, ama anıları silinmiştir. Bir daha da asla karşılaşmazlar.

Simon, onların bir daha hiç karşılaşmamasına şaşırmazdı. İster bir bulaşık makinesi ister bir ilişki arayışında olun, yapmanız gereken yeterince iyi bir standart belirlemek. Bu standart karşılandığında durun ve bilişsel kaynaklarınızı önemli şeyler için saklayın.”

Bu yazı ilk kez 2 Haziran 2026’da yayımlanmıştır.

David Epstein’ın The New York Times internet sitesinde yayımlanan “The Nobel-Winning Psychologist Who Believed He Found the Secret to Happiness” başlıklı yazısından öne çıkan bazı bölümler Nevra Yaraç tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısıyla yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline ve tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.nytimes.com/2026/05/12/opinion/decision-making-herbert-simon.html

Fikir Turu
Fikir Turuhttps://fikirturu.com/
Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Son Eklenenler

0
Would love your thoughts, please comment.x