PKK’nın Irak’taki yeni stratejisi

Tüm dünya gibi Irak da koronavirüs etkisiyle mücadele ediyor ama mevcut durum itibari ile Irak’ta koronavirüsten daha tehlikeli olabilecek ve kontrol altına alınması çok daha zor başka bir sorun var: Terör örgütü PKK Irak’ta yeni hamleler ve saldırılar düzenliyor ve etki alanını genişletmek için yoğun çaba harcıyor.

PKK aralık ayı içerisinde Irak’ta yaptığı eylemelerle ülkenin özellikle kuzeyinde bir savaş ortamı oluşturdu. Türkiye’nin Mayıs 2019’da Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığına yönelik olarak başlattığı ve halen devam eden “Pençe” harekâtları neticesinde dağlık alanda sıkışan terör unsurları yerleşim bölgelerinde konuşlanmaya başladı. Örgüt taktiksel olarak, Türkiye’nin sivil hassasiyetinden yararlanarak operasyonların yavaşlatılmasını amaçlıyor. Ancak stratejik düzlemde, PKK’nın sivil alanlara girmesi, bu bölgeleri kontrol altında tutan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) idaresini ve hatta Irak’ın ülkesel egemenliğini tehdit eder boyuta ulaştı.

PKK’nın yeni hedefi

Tıpkı PKK’nın Suriye’deki kolu YPG’nin yapmaya çalıştığı gibi PKK’nın da Irak’ın kuzeyinde hâkimiyet alanı elde etmeye çalıştığını söylemek yanlış olmayacak. Bunu IŞİD’i bahane ederek müdahale ettiği Sincar’da yapmayı deneyen ve “kantonlaşmaya” giden PKK, bir nebze olsun başarılı olmuştu. Ancak Ekim 2020’de Birleşmiş Milletler gözetiminde Irak merkezi hükümeti ve IKBY arasında imzalanan ve Sincar’daki “yabancı güçlerin çekilmesini” öngören Sincar Anlaşması ile baskı altına alındı. Zira Irak yönetimi tarafından Sincar Anlaşması’nın uygulamaya geçirildiği ve Irak güvenlik güçlerinin Sincar’da konuşlandığı açıklandı. Ancak halen PKK ve PKK’ya bağlı yapıların Sincar ve Sincar Dağı bölgesinde varlığını devam ettirdiği de biliniyor. Sincar’da hareket alanı daralan PKK’nın başka sivil alanlarda, kendine yer açabilmek için daha mobilize olduğu görülüyor. Bunu yaparak da IKBY’nin gücünü ve iradesini zorluyor. Aralık ayı içerisinde PKK ve peşmerge güçleri arasında yaşanan çatışmalar da bunun en önemli somut örnekleri.

13 ve 15 Aralık tarihlerinde PKK’nın saldırısı sonucu Irak’ın kuzeyindeki Duhok’un Amediye bölgesi ve Suriye-Irak sınırında peşmergelerle terör örgütü PKK arasında çatışmalar yaşandı. Söz konusu çatışmalarda peşmerge komutanları ve örgüt üyeleri öldü. Çatışmaların yaşandığı bölgelerin Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) hâkimiyet alanı olduğu düşünüldüğünde, PKK’nın doğrudan KDP’yi hedef aldığı söylenebilir.

Hem KDP hem de PKK, Irak’ın kuzeyindeki alanlarda (özellikle Duhok ve Erbil çevresi) aynı tabandan besleniyor ve aynı coğrafi alanda etkinlik sağlamaya çalışıyor. Bu bölge, Türkiye ve Irak arasındaki sosyal ve coğrafi geçiş noktası olması nedeniyle KDP ve PKK arasında doğal bir mücadele alanı. KDP’nin Türkiye ile olan yakın ilişkisi nedeniyle de PKK, KDP’yi daha çok zorluyor.

KYB, PKK’yı KDP’ye karşı kullanıyor

Öte yandan PKK’nın Süleymaniye ve çevresindeki etkinliği de azımsanmayacak düzeyde. Hatta PKK’nın bu bölgede daha rahat bir hareket alanına sahip olduğunu söylemek mümkün. Bu rahatlığa yol açan etkilerden biri de, Süleymaniye ve çevresini kontrol eden Talabani ailesinin öncülüğündeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) pozisyonu. Zira PKK ve KYB’nin ideolojik olarak yakın olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Ayrıca Süleymaniye’deki diğer etkili partiler olan Goran ve Yeni Nesil Hareketlerinin de PKK’yla yakın ilişkileri var. Hatta PKK’nın dağ kadrosundan bir kişi (Yusra Recep), 2018 seçimlerinde Yeni Nesil Hareketi’nden Irak Parlamentosuna milletvekili seçildi. Mevcut durumda da Irak Parlamentosu Savunma ve Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcılığını yürütüyor.

KYB de PKK’yı KDP üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıyor ve KDP’nin gücünü PKK eliyle zayıflatmaya çalışıyor. Nitekim Süleymaniye’de IKBY yönetimine (daha çok KDP’ye) karşı maaşların ödenmemesi ve kamu hizmetlerinin aksamasını gerekçe göstererek başlatılan, kamu ve parti binalarının yakıldığı, ölenlerin olduğu protesto gösterilerinde en etkin güçlerden birinin PKK olduğu bir gerçek. Hatta KYB Yürütme Kurulu Üyesi Ata Saravi, PKK’nın Süleymaniye’deki olayları körüklediğini net bir dille açıkladı. Yine de, KYB’nin KDP’ye nazaran PKK karşı daha toleranslı davrandığını söylemek mümkün. Çünkü PKK’nın hakimiyet kurma istediği bölge daha çok KDP’nin kontrolünde olan alanları kapsıyor. Ayrıca 2017’de IKBY’deki bağımsızlık referandum sürecinden sonra, referanduma o dönemde pek de sıcak bakmayan KYB’nin IKBY’nin yönetimsel yapısı konusunda da KDP ile ayrışmaya başladığı söylenebilir. KYB yönetiminin Bağdat’a daha fazla yakınlaştığı da görülüyor. Zira KYB ve Goran’ın çoğunluğunu oluşturduğu Süleymaniye Vilayet Meclisi, Nisan 2020’de IKBY’de ademi merkeziyetçi bir sisteme geçilmesi ve Süleymaniye’nin “öz yönetime” kavuşması için bir çalışma başlattı. Bu durum güçlü merkezi yapıyı savunan KDP’yi fazlasıyla rahatsız etti.

İran faktörü

KYB’nin bu tutumunda İran faktörü de akılda tutulmalı. KYB’nin Bağdat ve özellikle Şii gruplarla ilişkilerinin gelişmesinde İran’ın da payı var. KYB ve İran arasındaki yakın ilişki malum.

KYB’nin etki alanı olan Süleymaniye, İran ile uzun bir sınırı paylaşıyor. Süleymaniye, İran açısından Irak’ın kuzeyine geçişte birincil hat. Buradan Kerkük ve Musul hattına doğru yol açılıyor. İran’ın bu hat üzerinde etkinlik ve hatta kontrol sağlayarak Suriye’ye uzanmak istediği sıklıkla Irak’ta dile getiriliyor.

Nitekim Haşdi Şaabi içerisindeki İran’a yakın milis gruplarının Irak’ın kuzeyindeki varlığı dikkat çekici. Özellikle Bedir Örgütü, Ketaib Hizbullah, Asaib Ehlul Hak isimli milis gruplar Irak’ın kuzeyindeki alanları paylaşmış durumda. Kerkük ve çevresinde daha çok Bedir Örgütü’nün etkinliği bulunurken, Musul’un içinde ve çevresinde Asaib Ehlul Hak ve Ketaib Hizbullah güçleri var. Suriye – Irak sınırındaki ana güç de Ketaib Hizbullah. Ayrıca Sincar’da PKK tarafından kurulan ve Haşdi Şaabi’den maaş alan Sincar Savunma Güçleri (YBŞ) olarak ifade edilen yapı bulunuyor.

Burada yeniden Sincar’ın önemi ortaya çıkıyor. Zira BM’nin öncülüğünde yapılan ve ABD’nin de desteklediği Sincar Anlaşması’na İran’a yakın grupların karşı çıktığının altını çizmek gerekiyor. Ayrıca yaklaşık son bir yıldır da İran’a yakın milis gruplar ve ABD arasında zaman zaman çatışmaya ve ABD Büyükelçiliğine saldırılara kadar varan ciddi bir gerginlik var.

15 Aralık’ta Suriye sınırından Irak’a geçmeye çalışan YPG/PKK üyeleri ile peşmerge arasında yaşanan çatışmaların ardından KDP’nin ABD’den sınıra asker yerleştirmesini talep etmesi dikkat çekici. Bu noktada KDP – KYB – PKK üçgeninde ABD ve İran arasındaki çekişmenin de rolü olduğu söylenebilir.

Hatta bu çekişme Suriye’ye de yansıyor. Zira PKK ve peşmergeler arasındaki çatışmaların detayları oldukça ilginç. 13 Aralık’taki çatışma, PKK üyeleri, Roj peşmergelerinin (KDP tarafından eğitilen Suriye Kürtleri) bulunduğu Duhok’taki Amediye bölgesinden geçmeye çalışırken yaşandı. 15 Aralık’ta ise Suriye sınırından Irak’a geçmeye çalışan YPG/PKK üyeleri peşmergelerin engeliyle karşılaştı ve iki taraf arasında çatışma çıktı. Her iki çatışmanın da Suriye bağlantısı dikkat çekici. Bu durum Irak’taki KDP – PKK gerginliğinin Suriye’ye yansıdığının açık göstergesi.

ABD’nin çabaları

Suriyeli Kürtler arasında 9 aydır Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki idari, güvenlik ve siyasi paylaşımın nasıl olacağının konuşulduğu birlik görüşmeleri ABD arabuluculuğunda devam ediyor. Bu görüşmelerin tarafları Mesut Barzani liderliğindeki KDP’nin desteklediği Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SKUK) ve PKK’nın Suriye’deki siyasi uzantısı PYD. Suriye’deki Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerdeki mevcut düzen PYD’nin kurduğu ve kontrol altında tuttuğu yapı. Ancak KDP – PKK arasındaki çatışma KDP’nin uzantısı SKUK ve PKK’nın uzantısı PYD arasındaki ilişkileri de etkiliyor.

Birlik görüşmelerinde PYD ve SKUK arasında idari paylaşım ve Suriyeli Kürtlerden oluşan Roj peşmergelerinin Suriye’ye girmesi gibi bazı konularda uzlaşıya varılması sonrasında, SKUK içerisindeki bazı partiler Suriye’de PYD’nin kontrol ettiği bölgelerde ofislerini açmaya başlamıştı. Ancak PKK ve peşmergeler arasında yaşanan çatışmalardan sonra, bu ofislerin bazılarına yönelik saldırılar oldu. YPG liderlerinden Mazlum Kobani de PKK’nın KDP’ye karşı tutumunu destekler açıklamalar yaptı. Bu durum SKUK ve PYD arasında zaten var olan sorunları derinleştirdi.

YPG içerisinde örgütün PKK’dan arındırılıp daha Suriyeli bir örgüte dönüştürülmesi konusunda da mücadele var. ABD de PKK’yı törpüleyerek daha yerel bir Kürt yapılanması kurmaya çalışıyor. Böylelikle Suriye’de aktör yaptığı Kürtleri Suriye’nin geleceğinde de kabul edilebilir bir unsur haline getirmeye çalışıyor.

Sincar’ın önemi

ABD’nin bu çabasında da Sincar’ın özel bir önemi var. Zira, Sincar PKK için Suriye – Irak geçişinin yanı sıra, PKK’nın YPG üzerindeki tahakkümü açısından son derece kritik. Sincar’daki statünün değişmesi ve KDP ile Irak güvenlik güçlerinin Irak’ta PKK üzerinde kuracağı baskı, PKK’nın YPG üzerindeki etkisini de sınırlayıcı bir rol oynayabilir.

Sincar’ın Irak merkezi hükümeti ve KDP’nin uzlaştığı bir yapı ile idare edilmesi durumunda PKK’nın Suriye ve YPG’ye erişimi azalacaktır. Bu durum Irak’ın kuzeyinde yoğun bir biçimde terörle mücadele eden Türkiye açısından da oldukça kritik. PKK – KDP – KYB üçgeninin yanı sıra ABD – İran çekişmesi düşünüldüğünde Türkiye’nin pozisyonunun net olduğunu söylemek mümkün.

Ancak ABD’nin yeni başkanı olarak seçilen Joe Biden’ın İran’la ilişkilerde olası bir yumuşama göstermesi, geçmişten beri güçlü ilişkilere sahip olduğu Barzanilere daha yakın bir pozisyon alması, PKK açısından zorlayıcı faktörler olabilir.

Bununla birlikte Türkiye sadece terör örgütü PKK ile değil, PKK’yla ilişkili bütün yapılarla mücadele ediyor. Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi’nin 17 Aralık’ta Ankara’ya yaptığı ziyarette Türkiye’nin pozisyonu açık bir biçimde dile getirildi. Bu noktada Türkiye, Irak’ın özellikle Sincar’da yeniden egemenlik tesis etmesi konusundaki çabasından memnun. Ancak bu çabalar, PKK’nın Irak’ta tamamen elimine edilmesi için yetersiz. Haziran 2021’de Irak’ta yeni bir genel seçim yapılacağı ve seçim sonrası hükümet kurma süreçlerinin ne denli uzun olduğu düşünüldüğünde, Irak’ın PKK karşısında aktif bir pozisyon sergilemesi zor görünüyor. Bu nedenle PKK ve diğer terör yapıları ve silahlı güçlerin Irak’ta yönetimsel ve güvenlik boşlukları bulması söz konusu olabilir. Irak’taki güvenlik ve siyasi istikrarın birbiri ile paralel bir ilişkiye sahip olduğu düşünüldüğünde, bu durum Irak’taki istikrarsızlığın artmasına sebebiyet verebilir.

Bütün bunların ışığında, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta PKK’yla ve hatta IŞİD ve FETÖ ile mücadeleyi bütüncül terörle mücadele konsepti içerisinde gördüğü de hatırlanınca sahadaki bu gelişmelerden bağımsız olarak Türkiye’nin terör yapıları ile mücadeleye kararlı bir biçimde devam edeceği söylenebilir.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 5 Ocak 2021’de yayımlanmıştır.

Bilgay Duman

Bilgay Duman - ORSAM bünyesinde Irak Çalışmaları Koordinatörü. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Programında eğitimini sürdürüyor. Yüksek Lisans tezini “Saddam Sonrası Dönemde Türkmenler ve Kerkük” konusunda yazdı. Sıklıkla Ortadoğu coğrafyasında saha çalışmaları yapmakla birlikte, Birleşmiş Milletler gözlemcisi olarak Irak ve Afganistan seçimlerinde uluslararası gözlemci ekiplerinde yer aldı.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend