Jeo-Strateji

28 Eylül 2022

Yazdır

Rusya düşüyor mu? Düşerse Avrasya kime kalacak?

Kemal Tahir 1969 yılında yayımlanan “Kurt Kanunu” adlı eserinde, İttihat ve Terakki’nin İaşe Nazırı Kara Kemal’e Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı sonundaki mağlubiyetinin sonuçlarıyla yüzleşmesini şu unutulmaz ifade ile tarif ettiriyordu:

“Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur.”

21’inci yüzyıl da, küresel terör ile yaptığı açılışın ardından yeni bir kurtlar boğuşmasına sahne oluyor.

Ukrayna’nın arkasında saf tutan Anglo-Sakson ittifakı, yalnızca Rusya’nın değil, Moskova’dan başlayıp Asya’nın içlerine uzanan bir fay hattının çatırdayarak kucağına düşmesini bekliyor.

Bu beklentiyi boşa çıkarmak için Kremlin yönetiminin 24 Şubat’ta başlattığı, kendi tabiriyle “özel operasyon” yedinci ayını geride bıraktı. Gel gelelim Rusya’nın amaçlarına ulaştığı ya da ulaşmaya yakın olduğuna dair tezler müphem bir manzara arz ediyor.

Dahası 9 Ağustos’ta Ukrayna ordusunun önce güney cephesinde Herson merkezli, akabinde Eylül ayı ile beraber kuzey cephesinde Harkiv’de başlattığı karşı saldırı kısa sürede inisiyatifin Rusya’nın ellerinden uçup gitmesine yol açtı.
16 Eylül’de Semerkand’da düzenlenecek Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın devlet başkanları düzeyindeki zirvesi yaklaşırken, cephede Rusya aleyhinde yaşanan gelişmelerin etkileri dalga dalga Kafkasya ve Orta Asya’ya ulaşmaya başlamıştı.

Putin Rusya’sının Avrasya coğrafyasında, hatta eski Sovyet Cumhuriyetleri nezdinde “düşmüş bir kurt” olarak algılanmaya başladığının işaretleri kendisini belli ediyordu.

SSCB mirası nüfuz alanları çöküyor

Rusya’nın askerî gücünün erozyona uğradığına dair emarelerin ortaya çıkışını takiben ilk hamle, Ermenistan-Azerbaycan cephesinde geldi. 2020 yılındaki İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından en şiddetli çatışmalar 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece yarısı başladı. Çatışma sürecinde Ermenistan’ın Fransa ve ABD’ye yaptığı çağrılar, 10 Kasım 2020’de Rusya’nın girişimiyle temin edilen ateşkes anlaşmasının uygulanmasının önüne geçilmesi yönünde Erivan’daki kimi çevrelerin harekete geçirildiğine işaret ediyordu. Rusya’nın Ukrayna cephesindeki başarısızlığından ilham alan odaklar ilk hamlelerini yaparak Moskova’nın Erivan üzerindeki etkisini kırma niyetlerini ortaya koydu. Nitekim, çatışma sürecinde Paşinyan hükümeti aleyhinde yapılan eylemlerde ABD bayraklarının taşınarak, Ermenistan’ın Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden ayrılmasına yönelik taleplerin yüksek sesle dile getirilmesi tesadüf değildi. Keza Ermenistan KGAÖ karşıtı söylemini sokaklardan resmi düzeye de taşımaktan geri kalmadı. Erivan yönetimi 26 Eylül’de başlayıp 8 Ekim’de tamamlanacak Kazakistan’daki (KGAÖ) tatbikatlarına katılmama kararı aldı.

Keza ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’dan sonra Ermenistan’ı ziyaret etmesini de İkinci Soğuk Savaş’ın bir parçası olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

Azerbaycan-Ermenistan çatışması yeniden alevlenirken, dindiği zannedilen bir başka yangının dumanı da Rusya’nın arka bahçesi olarak gördüğü Orta Asya’da yeniden tütmeye başladı. 14 Eylül’de bu defa Tacikistan-Kırgızistan sınırında silah sesleri duyuldu. Bu iki ülke 2021 yılının Nisan ayında sınır anlaşmazlıkları ve su kaynaklarının kontrolü nedeniyle 55 kişinin yaşamını yitirdiği, 40 binden fazla sivilin evlerinden olduğu bir çatışma süreci yaşamıştı. Sınır muhafızları arasında başlayıp yerleşim birimlerini hedef alacak şekilde yayılan çatışmalar 20 Eylül’de noktalanırken can kaybı 100’ü buldu, bu defa evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısı ise 150 bine yaklaştı. Her ikisi de Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) üyesi olan iki ülkenin iki yılda ikinci defa çatışması ve ikincisine Rusya’nın görünürde hiçbir müdahalede bulunamaması KGAÖ’nün temellerinden çatırdadığının emaresiydi.

Rusya’nın Birinci Soğuk Savaş sonrasında Asya ve Kafkaslar’da tesis ettiği nüfuz alanı artık sorgulanır hale gelmişti.

Rusya’nın sırtını dayadığı kaya, Kazakistan’da mı kopuyor?

Ukrayna’dan Kırgızistan’a, yaklaşık 4 bin 500 kilometrelik bir hat üzerinde birbirini izleyen darbeler, Rusya’nın bölgede kurduğu ittifak zincirinin en güçlü halkası alarak gördüğü Kazakistan ile ilişkilerini de aşınmaktan kopma seviyesine yaklaştırdı.

Taraflar arasındaki güven kaybını tetikleyen süreç, 2022 yılının 2 Ocak günü Kazakistan’da başlayan kalkışma ile filiz verdi. Kalkışmayı izleyen gelişmeler, taraflar arasına kara kedi girdiğine dair şüpheleri güçlendirir nitelikteydi.

5 Ocak’ta Kazakistan’a ulaşan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne bağlı askerler 11 Ocak’ta aynı hızla ülkeyi terk etmişlerdi.

Kazakistan yönetimi kalkışma karşısında zor durumda kalsa da, KGAÖ güçlerinin geliş şeklinin 1956’da SSCB’nin Macaristan’a, 1968’de Varşova Paktı’nın Çekoslavakya’ya müdahalesini andırır bir hal andırmasından daha fazla rahatsız olmuştu.

Belli ki kalkışmanın, 30 Aralık 2021 günü Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in, “Görsel Enformasyon” yasasında değişiklik öngören kanunu onaylamasının ardından başlaması da Kazakistan yönetiminin şüphelerini tetiklemişti. Görsel enformasyon yasasında yapılan değişiklikle 19 milyonluk nüfusunun yüzde 15’i Rus kökenli olan Kazakistan’da Rus dilinin reklam panoları başta olmak üzere görsel bilgilerde zorunlu kullanımı iptal edilmişti.

Ukrayna ile Rusya arasındaki kriz sürecinde, Ukrayna’da anadili Rusça olan azınlığın haklarına ilişkin tartışmaların tuttuğu hatırı sayılır yer dikkate alındığında, Kazakistan’ın günün birinde aynı bahaneyle Moskova’nın hedefi haline gelebileceğini düşünmesi artık ihtimal dışı değildi.

Kazakistan cephesinde Rusya aleyhinde yaşanan gelişmeler 2022 yılında ivme kazanarak sürdü.

Kalkışmayı savuşturan Tokayev yönetimi, Rusya’nın desteğiyle kurulan Donetsk ve Luhansk’taki yönetimleri tanımayacağını ilan etti. Dahası Ukrayna’ya insani yardım göndermeye başladı.

Rusya’nın askerî propaganda mesajlarının kamuya açık alanlarda kullanılması yasaklanırken, 9 Mayıs’ta İkinci Dünya Savaşı’nda SSCB’nin kazandığı zaferin yıldönümü için yapılacak törenler iptal edildi. Almatı’da Ukrayna’daki savaş aleyhinde yapılacak protesto eylemine izin veren Kazakistan yönetimi Rus şirketlerinin Batı yaptırımlarını by-pass etmek için topraklarını kullanmasına da kapıyı kapattı.

İşte Rusya’nın Kazakistan’daki nüfuzunun adım adım eridiği gözlenen bu ortamda, Semerkand’daki zirveye katılmak için yaklaşık 3 yıl sonra ilk kez ülkesini terk eden Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi’nin Özbekistan’dan önceki durağı da Kazakistan oldu.

Ukrayna Savaşı nedeniyle “Kuşak ve Yol İnisiyatifi Projesi” ve dolayısıyla ekonomisi ağır darbe alan Pekin yönetiminin Rusya’nın yarattığı boşlukları kapatmak için harekete geçebileceğini tahmin etmek zor değildi.

Nitekim Şi’nin ziyaretiyle eş zamanlı dikkat çekici bir hamle daha geldi Kazakistan’dan. Parlamentonun alt kanadının teklifi doğrultusunda başkent Nursultan’ın ismi 3 yıl sonra yeniden Astana’ya çevrildi. Başkente ismi verilmiş olan eski devlet başkanı Nursultan Nazarbayev, Moskova’nın Kazakistan’daki son sembollerinden biriydi. Henüz SSCB dağılmadan önce 1989 yılında Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreterliği’ne getirilmişti. Nazarbayev SSCB’nin dağılma sürecinde de Moskova ile yakın ilişkileri muhafaza etmiş, Bağımsız Devletler Topluluğu gibi Rusya’nın Orta Asya’daki nüfuzunu sürdürecek örgütlenmelerin inşasında Kremlin Sarayı’ndaki liderlerle beraber hareket etmişti. 2019’da iktidardan çekilmesiyle beraber, Rus nüfuzunun Kazakistan’da etkisini kaybetmesine yönelik gelişmeler birbirini izledi.

Orta Asya’da ipler Pekin’in eline mi geçiyor?

Savaş başlamadan önce Putin’in kısa sürede, mutlak bir zafer garantisi verdiği Çin Devlet Başkanı Şi de önemli bir sınava hazırlanıyor. Çin Komünist Partisi’nin 20’ini Ulusal Kongresi 16 Ekim’de Pekin’de toplanacak.

Şi’nin bıçak sırtında olduğu nitelenen iktidarı sorgulanırken hiç şüphesiz Rusya ile yürütülen stratejik ortaklık da gündeme gelecektir. Şi artık Rusya’nın ülkesini ve kendi siyasi geleceğini zor durumda bırakabilecek hamlelerine karşı inisiyatifi ele almış görünüyor. Şi’nin Kazakistan ziyaretinin sembolik öneminin yanı sıra Semerkand’da Putin ile ikili görüşmesinde verdiği mesajlar yakın gelecekte Pekin’in bugüne kadar Rusya’nın nüfuz alanı olarak kabul edilen bölgelerde ağırlığını daha fazla hissettirebileceğinin işaretlerini barındırıyor.

Ukrayna’daki gelişmelere bağlı olarak, Kremlin’in Avrasya’daki otoritesinin sallantıda olduğu izleniminin kuvvetlenmesiyle, bölgede doğacak jeopolitik boşluğun Çin tarafından tereddütsüz şekilde hızla doldurulacağı askerî hamleleri de görmek sürpriz olmayacaktır.

Rusya yalnız mı kalacak?

Züccaciye dükkanına giren fil misali küresel ekonomik dengeleri alt üst eden, nükleer çatışma ihtimalini gündeme taşıyan, “seferberlik mültecileri” kavramını yaratarak komşularını askerlik hizmetinden kaçan yüzbinlerce Rus vatandaşını misafir etmek zorunda bırakan Kremlin yönetiminin bu dramatik gidişatına ne Atlantik ne de Avrasya güçleri uzun süre müsaade edemez.

Gelişmeler Orta Asya’daki Rusya merkezli güvenlik ve ekonomi mekanizmalarının uzun ömürlü olabileceğine inanabilmeyi de artık mümkün kılmıyor.

Avrasya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının üzerinden geçen 30 yılın ardından ilk kez bu kadar tekinsiz bir atmosfer içerisinde. Birinci Soğuk Savaş’ta SSCB’nin kağıttan bir kaplan olduğu anlaşılmıştı. Ukrayna Savaşı ise Rusya’nın “düşmüş kağıttan bir kurt” olduğunu ispatlayabilir.

Dahası, ABD’nin kaynaklarını yaşlı nüfusun çoğunlukta olduğu, alım gücü giderek azalan 780 milyonluk Avrupa nüfusu yerine, 5 milyarın üzerinde nüfusu yani potansiyel “müşteriyi” barındıran Avrasya istikametine yönelmek için kullanması da küresel ekonominin kaçınılmaz bir dayatması olacaktır. Çin ile beraber Ukrayna Savaşı’ndan en ciddi zararı gören Fransa-Almanya ikilisinin de daha fazla hareketsiz kalması beklenemez. Nitekim bu iki Avrupa ülkesinin liderlerinin Ekim ayında, G-20 Zirvesi’nin hemen öncesinde Pekin’i ziyaret etmeleri bekleniyor.

ABD-İngiltere ittifakı ile Rusya arasında sıkışan Almanya-Fransa ikilisi bu kuşatmadan kurtuluşu, Avrasya’ya ağırlığını koyacak Çin ile kuracakları genişletilmiş işbirliğinde bulmayı umuyor olabilirler.

Birinci Soğuk Savaş biterken Demokratik Almanya’yı ücreti mukabilinde satın alan Batı Almanya’daki siyasi liderliğin, ekonomik gücü ile Çin sınırına ulaşma hesapları da Ukrayna Savaşı ile büyük zarar gördü. Bugün Rusya’nın siyasi, sosyal ve ekonomik olarak çöküşü gerçekleşene kadar savaşı sürdürmek isteyen ABD-İngiltere ikilisinin bir hedefinin de Almanya-Fransa ikilisi nezdinde Avrupa Birliği’ni sindirmek olduğunun gizlenecek bir yanı kalmamış durumda.

Pekin-Berlin-Paris üçlüsü, Ukrayna Savaşı ile düşen Rusya’yı kurt kanunun kaçınılmaz akıbetinden kurtarmayı başaramazlarsa Avrasya’daki statüko değişimini tribünlerden izlemek zorunda kalacaklar. Orta Asya steplerinde ABD askerlerinin görülme ihtimalinin uzakta olmadığı günlere yaklaşıyoruz.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 28 Eylül 2022’de yayımlanmıştır.

Mehmet Kancı

Mehmet A. Kancı – Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. 1994 yılında ATV Siyaset Meydanı ile başladığı meslek hayatını sırasıyla ATV’de Haberci, NTV Haber Merkezi, CNN Türk’te Editör programı ve Haber Merkezi, TRT Türk ve TRT Haber’de sürdürdü. TRT’de görevine devam eden Kancı dış politika analizleri de kaleme alıyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend