Jeo-Strateji

13 Nisan 2022

Yazdır

Ukrayna Savaşı milyonlarca insanı nasıl açlığa sürüklüyor?

Ukrayna Savaşı ikinci ayına girerken, dünya kamuoyu bu hukuk dışı istilanın dünya düzenine etkilerini anlamaya çalışıyor. Batı Dünyası liderleri bir yandan Ukrayna’ya politik ve askerî yardımlarda bulunabileceklerini, sığınmacı sorunu konuşuyorlar, bir yandan da savaş nedeniyle doğal gaz ve petroldeki kısıtlamaların enerji politikalarına olası etkilerini tartışıyorlar.

Ancak, bu savaşın ilk anda kimsenin aklına gelmeyen yanı, küresel gıda ticaretine olan olumsuz etkisi… Bu etkiyi en çok Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya’daki bazı ülkeler ile Sahra Afrikası’nda savaştan önce bile açlıkla boğuşan 50 milyondan fazla kişinin ölüm kalım savaşı verdiği yerler hissedecek. Savaş biraz daha devam eder de ekim ve hasat dönemlerine kadar sürerse, yükselen gıda fiyatlarının ve dünya gıda tedarik zincirinin kırılmasının etkileri daha da geniş coğrafyalara yayılacak.

Ukrayna Savaşı öncesi küresel açlık artıyordu

Ukrayna Savaşı öncesinde insani yardım kurumları birçok ülkede devam etmekte olan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş bir kıtlıkla mücadele ediyorlardı.

Sudan, Kuzey Doğu Nijerya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Yemen ve son 6 aydır Etiyopya’nin Tigris Bölgesi bu yardımların önemli bir kısmını alıyordu.1

Yemen insani felaketin en ağır biçimde yaşandığı ülke. 17 milyondan fazla Yemenli yaşamak için insani yardıma muhtaç, 161 bin kişi ise kıtlık nedeniyle ölüm kalım savaşı veriyor.

Giderek yükselen buğday, yağlı tohum ve petrol fiyatları sebebiyle Dünya Gıda Programı’nın aylık ek 23 milyon dolara ihtiyacı var. Hal böyle olunca, insani yardım kuruluşları kıtlık ile açlıkla savaşanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacaklar.

Açlık krizi aslında iklim değişikliği, kuraklık, ekonomik dalgalanmalar ve savaş gibi birçok nedenin bir araya gelmesi ile başlamış, COVID-19’un da etkisi ile daha da ciddi boyutlara ulaşmıştı. Hatta, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın bu ülkelerdeki faaliyetleri 2020 yılında Nobel Barış Ödülü’ne hak kazanmasına neden olmuştu.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün her yıl yayınladığı Gıda Güvenliği Durumu Raporları2 da 2014 yılından bu yana açlığın azalmak yerine artarak devam etmesi konusunda alarm veriyordu.

Öte yandan, 2015 yılında BM’nin 2030 yılı için amaçladığı “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”nin ikincisi olan Sıfır Açlık hedefinin, pandeminin de etkisiyle artık imkansız hale geldiği bu dönemde dünya yeni bir sorunla karşı karşıya geldi.

Rusya – Ukrayna Savaşı’nın küresel açlıkla ilgisi ne?

İlk anda Rusya – Ukrayna Savaşı’nın uzak ülkelerdeki kıtlık ve küresel açlıkla ne ilgisi olduğunu anlamakta güçlük çekebiliriz. Ne var ki savaşın gıda güvencesine olan etkisi tahmin edemediğimiz kadar önemli.

Rusya ve Ukrayna, sahip oldukları mümbit tarım toprakları ile “Avrupa’nın ekmek sepeti” olarak biliniyor. Bölge, dünya tarım üretiminin %15’inden ve dünya ihracatının da yaklaşık %30’undan sorumlu. Dahası, iki ülke ayçiçek yağı üretiminin %80’ini karşılarken, Ukrayna dünyanın 4. büyük mısır ihracatçısı olarak biliniyor.3 Rusya ise dünyanın en büyük gübre ihracatçısı olarak, küresel pazarın %15’ini elinde tutuyor.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya ilaveten, Ukrayna’dan tahıl ithal eden ülkelerin başında Endonezya, ve onu takiben Pakistan, Türkiye ve bazı Orta Asya ülkeleri geliyor.

Avrupa şimdiden alternatif ticaret imkânlarını araştırmaya başladı. Ancak uzak pazarlar ulaşım açısından ciddi fiyat artışlarını da getiriyor. Temel gıda tüketiminin tahıla dayalı olduğu Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri ise, şimdiden savaşın etkilerini hissetmeye başladı bile. Buradaki halk zaten ekonomik ve politik sorunlarla, pandeminin etkileriyle ve son yıllardaki kuraklıkla mücadele ederken, fiyat artışları onlar için gelecek bir tehlike değil, şu anda yasadıkları sorun. Fiyat artışları zaten 2020 yılından bu yana iki katından daha fazlaya ulaşmış durumda. BM, fiyat artışları nedeniyle açlığın 7,6 milyon ila 13,1 milyon kişiye ulaşacağı konusunda uyarılar yapıyor.

Savaş biraz daha sürerse ne olacak?

Eğer savaş birkaç ay daha devam ederse, gelecek hasat donemi için yapılacak ekimler yapılamayacağı için, zaten zor şartlar altında mücadele veren Ukrayna halkı, başta çiftçiler ve tarımla uğraşanlar olmak üzere, uzun bir dönem açlık ve yoksullukla mücadele etmek zorunda kalacak.

Bu durum daha geniş bir alana yayılarak Orta Doğu ve Afrika ülkelerini, hatta Asya’yı da etkisi altına alacak.

Özellikle gübredeki aşırı fiyat yükselmeleri Brezilya ve Arjantin’deki hayvan yemi üretimini etkileyeceğinden, dünyanın her yerinde et ve süt fiyatlarında ciddi sorunlara yol açabilecek boyutlara ulaşacak.

Fiyat artışlarının ardından gıda krizi ve politik çatışmalar gelebilir

Açlığın politik çalkantılara neden olduğunu yakın tarih bize gösterdi. 2011 yılında Rusya orman yangınları nedeniyle buğday ihracatını durdurunca, buğdayının %90‘ını ithal eden Mısır’da ekmek fiyatları aşırı yükselmiş, bu da ayaklanmalara neden olmuştu. Akabinde de, politik nedenlerin de tetiklemesi ile Arap Baharı başlamış ve kısa sürede komşu ülkelere sıçramıştı. Bu bölge zaten politik çalkantılara açık olduğundan, olası bir sorunu tekrar yaşaması mümkün. Çünkü Mısır halen buğdayının %60’ını Rusya’dan, %40’ını Ukrayna’dan alıyor ve Mısır yönetimi şu anda buğday stoklarının ne kadar süreceğini hesaplamakla meşgul.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri; örneğin Mısır, Tunus, Cezayir ve Fas devamlı olarak buğday fiyatlarını sübvanse ediyor. Bu bölgenin geleneksel beslenme düzeni tahıl ağırlıklı olduğundan, yüksek fiyatlar sübvansiyonun azalmasına, fiyatların artmasına ve tüketimin kısılmasına neden olacağından, özellikle kentlerde yaşayan yoksullar ve kırsal alanlar bu durumdan çok etkileneceklerdir.

Ukrayna Savaşı’nın getirdiği kritik durum, 2008 ve 2011 yılında yaşanan gıda fiyatları krizinden çok farklı. Çünkü o zaman ne savaş vardı ne de pandemi… Üstelik Amerikan doları da daha düşük değerde olduğu için Türkiye gibi bazı gıda ithalatçısı ülkeler bu krizden çok fazla etkilenmemişlerdi.

Karadeniz bölgesinin küresel tahıl ticaretindeki önemi

Karadeniz küresel tahıl pazarının merkezi. Savaş çıktığından beri ihracatın yapıldığı önemli limanlar ise kapalı. Rusya geçici olarak tahıl ihracatını durdurdu, Ukrayna ise zaten savaş alanı.

Buna ilaveten, Rusya ve Belarus, ABD ve Batı ülkelerinin ambargo uygulaması nedeniyle Karadeniz ticareti pratik olarak bloke olmuş durumda.

Ne var ki, ambargonun etkisi tahmin edildiğinin aksine, ekonomik olarak sadece Rusya’yı değil, çok geniş bir kitleyi etkiliyor. Aynı zamanda ambargo Çin, Hindistan, Türkiye ve daha birçok “Küresel Güney” ülkesi tarafından uygulanmıyor. Bu da, ekonomik ambargonun barışı sağlamak konusunda ne kadar etkisiz olduğunu ve esas amacın dışında masum kitleleri ne kadar olumsuz etkilediğini bir kez daha bize gösteriyor.

Pandemi bizlere küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve kolay kolay eski hale getirilemeyeceği gerçeğini öğretti.

Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre, gıda fiyatları son 10 yılın en yükseğine ulaşmış durumda. Buna ilaveten, artan petrol fiyatları ve küresel enflasyon, gıda güvencesini ithalata bağlayan birçok gelişmekte olan ülkeyi özellikle de Amerikan dolarının yükselmesiyle boğuşmak zorunda bırakıyor.

Dünya tahıl ticareti bir avuç ülke ve şirketin elinde

BM Genel Sekteri Antonio Guterres’in Ukrayna Savaşı’nın ‘açlık fırtınası’na neden olabileceği uyarısında bulunmasının nedeni, dünya liderlerinin dikkatini neredeyse açlıktan kırılarak yok olma raddesine gelen ülkelere çekmek istemesiydi.

Birçok ülke için temel gıda maddesi olan buğday üretimi ve ticaretinin bir avuç ülkenin ve şirketin elinde olması, bu pazarın spekülasyonlara ne kadar açık olduğunu ve üreticilerin eline aşırı bir güç verdiğini bize gösteriyor. Bu ise küreselleşme ile daha da güçlenen, dış ticarete bağımlı mevcut dünya gıda sisteminin yapısal sorunlarını ortaya koyması bakımından çok önemli. Böyle olunca da beklenmedik sorunlar karşısında ve belirsizlik dönemlerinde bizi bekleyen işte bu devamlı krizler oluyor.

Ukrayna Savaşı, tıpkı pandemi gibi, birçok ülkeye milli gıda politikalarını revize etmeye yöneltti. İhracat ve ithalat dengesinin gıda sistemlerinde ne kadar önemli olduğunu, kısa dönemli, acil sorunlara çözüm arayıcı politikaların ne kadar yetersiz ve tehlikeli olduğunu, birkaç ülkenin ve şirketin hakimiyetindeki gıda ticaretinin ne kadar tehlikeli olduğunu, küreselleşmenin getirdiği rehavet ile ‘kendi kendine yetme’ modellerinin rafa kaldırılmasının ne kadar yanlış olduğunu, gıda ve tarımda yerel üretime ve kırsala öncelik vermenin özellikle kriz zamanlarında ne kadar yararlı olduğunu ve uzun donemde gıda ve tarımda dışa bağımlılığı sona erdirerek, küreselleşmenin fırtınaları ile nasıl mücadele edilebileceğini birçok ülkeye gösterdi. Umarız bundan herkes nasibini alır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 13 Nisan 2022’de yayımlanmıştır.

  1. https://www.rescue.org/article/3-ways-ukraine-conflict-will-drive-hunger-other-crisis-zones
  2. FAO State of the Food Security Reports (SOFA)
  3. (https://www.france24.com/en/europe/20220317-war-in-ukraine-sparks-concerns-over-worldwide-food-shortages).

Hilal Elver

Prof. Hilal Elver - 2014 - 2020 arası Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü olarak görev yaptı. California Ünivesitesi'nde hukuk profesörü. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1974 yılında mezun oldu. Çevre Bakanlığı'nın ilk hukuk danışmanı oldu, Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü görevinde de bulundu. Elver, 1996 yılından bu yana farklı Amerikan üniversitelerinde uluslararası çevre ile insan hakları hukuku alanlarında akademik faaliyetlerini yürütüyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend