Kültür Sanat

23 Şubat 2022

Yazdır

“My name is Bond… James Bond!”

Dünya sinema tarihinin popüler ikonlarından James Bond’u 2006 yılından bu yana Daniel Craig canlandırıyordu. 5 filmde oynamış, izleyiciden tam not almıştı. Ancak ünlü oyuncu, 1 Ekim 2021’de, “Ölmek İçin Zaman Yok” filmiyle Bond’a veda ettiğini açıklayınca, hem Bond takipçileri hem de filmin yapımcıları için “Yeni James Bond kim olacak?” sorusu ve arayışı gündeme geldi doğal olarak.

Son 9 Bond filminin yapımcılığını kardeşi Michael G. Wilson’la birlikte üstlenen Barbara Broccoli, yakın zamanda, bir sonraki Bond’un kim olacağıyla ilgili ipucu verdi: “Idris Elba yeni 007 olabilir!”

Görünüşe göre, “Kent Kovboyu”, “Pasifik Savaşı” ve “Thor: Ragnarok” gibi birçok filmde rol alan, BBC’de yayınlanan Amerikan dizisi “Luther”da dedektif John Luther’ı canlandıran Idris Elba, rolü devralması beklenen aktörler arasında en güçlü aday…

Yeni James Bond olacağı söylenen ünlü İngiliz aktör Idris Elba, sosyal medya hesabından koronavirüse yakalandığını duyurdu.

Eğer rol Elba’ya verilirse, ilk Bond filmi “Dr. No”dan bu yana ajanı canlandıran 7’inci ve ilk siyahi Bond olacak. Toplam 27 filmlik seride daha önce Bond’u Sean Connery, George Lazenby, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve Daniel Craig canlandırmıştı.

Peki, bu hikâye, yani 007 James Bond efsanesi nasıl başladı? Hangi evrelerden geçti? Hayal kırıklıkları, rekorları neydi, biraz yakından bakalım…

Edebiyat-Sinema kardeşliği

Sinema, emekleme döneminden bu yana edebiyattan yüzlerce eseri beyazperdeye aktarır. Nitekim James Bond da bir edebiyat uyarlamasıdır. Belki de en popüler uyarlama…

Bond’un yaratıcısı olan İngiliz gazeteci ve yazar Ian Fleming, 1908 yılında Londra’da doğar. Babası parlamento üyesidir. Annesi ise ev hanımı… Sırasıyla Eton Koleji’nde, Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi’nde, Cenevre ve Münih üniversitelerinde okur. Reuters’da editör olarak çalışır.

II. Dünya Savaşı sırasında askere çağrılan Fleming, Ordu İstihbarat’ının başında bulunan Amiral John Henry Godfrey’in asistanı olur. 1944 yılında “30 Commando” adıyla bilinen elit komando timinin beyin takımının başına geçirilir. Kısa sürede istihbaratın en güvenilen subaylarının başında anılmaya başlar.

Bir süre İngiliz istihbaratında da görev alan muhabir ve muharrir Ian Fleming, ilk James Bond filmi “Dr. No”nun (1962) film setinde, Sean Connery (solda) ile konuşuyor. Kaynak: © 1962 United Artists (arşiv)

İstihbaratta bir yazar

Görevini başarıyla sürdüren Fleming, 30 Commando’nun ardından bir başka elit komanda bölüğü olan T-Force’un yönetimine getirilir. Bu ekiplerle beraber yaptığı çalışmalar ve edindiği bilgiler daha sonra yazdığı James Bond romanlarında kullanacağı geniş bir bilgi havuzu oluşturur.

Yalnız İngiltere’de değil, dünyanın çeşitli bölgelerinde de çalışır Ian Fleming. Özellikle İngiliz sömürgesi olan bölgelerde… Genelde bir seyyah olarak bilinir.

1950’lerin başından itibaren anılarını, araştırmalarını ve soğuk savaşta İngilizler’in haber alma faaliyetlerini birleştirdiği bir dizi roman yaratır. Ama en çok James Bond romanları yazar. James Bond karakterinin olduğu toplamda 12 roman ve 2 öykü kitabı okurla buluşur. Bond karakteri İngiliz Gizli İstihbarat Servisi (SIS) veya yaygın adıyla MI6 ajanıdır, kod numarası ise 007’dir.

İlk üç Bond filminin senaryo yazımına da katkıda bulunan Fleming, 1964 yılında 56 yaşındayken hayata veda eder. Serinin son iki kitabı “Altın Tabancalı Adam” (1965) ile “Ahtapot ve Yaşayan Gün Işığı” (1966) ölümünden sonra yayınlanır.

Ian Fleming, sigara ve alkolün de etkisiyle arka arkaya geçirdiği kalp krizleri sonucu 1964’te hayata gözlerini yumdu. Ancak ölümünün ardından yeni James Bond romanları yazıldı. Bu eserleri Kingley Amis, John Pearson, John Gardner, Raymond Benson ve Charlie Higson yazdı.

İlk roman – Casino Royale

Ian Fleming’in ilk Bond romanı olan “Casino Royale” 1953’te yayınlanır. Roman kısa sürede bestseller olur. James Bond’u dünya ile tanıştıran bu romanda, Ian Fleming’in ajanı 007 Royale-les-Eaux’daki bir Fransız kumarhanesine gönderilir. Görevi, bakara masalarında şansı kötü giden acımasız Rus ajanını iflas ettirmektir.

Ardından 1954’de, “Öldür ve Yaşa” okurla buluşur. Ancak yazar asıl ününü 1950’lerin sonuna doğru arka arkaya yayımladığı “Rusya’dan Sevgilerle” (1957), “Dr. No” (1958) ve “Altınparmak” (1959) kitaplarıyla kazanır. Soğuk Savaş’ın en sert günlerinde yayınlanan bir İngiliz ajanının Demir Perde gerisindeki maceraları tüm dünyada büyük ilgi görür.

Fleming, “Dr. No” romanını 1957’nin başlarında Jamaika’daki Goldeneye malikânesinde yazar ve ilk basımı 31 Mart 1958’de Birleşik Krallık’ta Jonathan Cape tarafından yapılır.

İlk James Bond romanı Casino Royale’in Jove tarafından 1980 yılında basılan kapağı…

İlk James Bond kim?

Roman kahramanı bu kadar popüler olunca, sinemanın o popülerliğe ilgi göstermemesi, uzak durması düşünülemez. Beyaz perdenin ilk James Bond’u Sean Connery olsa da ilk Bond rolünü oynayan, James Bond’u izleyici ile ilk tanıştıran aktör Barry Nelson’dır.

“Doruk!”, CBS’de yayınlanan bir Amerikan televizyon dizisidir. 21 Ekim 1954’te yayınlanan bu dizinin “Casino Royale” bölümünde, gizli ajan James Bond da yer alır. Ancak Barry Nelson’ın canlandırdığı Bond karakteri, Amerikan ajanı Jimmy Bond olarak değiştirilir.

Peter Lorre kötü adam Le Chiffre rolünü üstlenir.

Bu, James Bond’u ilk kez sinemaya aktaran Eon Productions’ın Bond film haklarını satın almadan önce yapılmış James Bond romanının ilk ekran uyarlamasıdır. Eon Productions daha sonra “Casino Royale”ın film haklarını da alır.

Asıl adı Robert Haakon Nielsen olan Amerikalı aktör Barry Nelson, Ian Fleming’in gizli ajanı James Bond’ı canlandıran ilk aktör olarak tarihe geçti

Her Bond, farklı bir Bond

Ian Fleming’in 1958 tarihli “Dr. No”su, ilk Bond kitabı olmasa da sinemaya uyarlanan ilk James Bond romanı ve ilk resmi Bond filmidir.

“Dr. No”yu sinemaya Eon Pruductions şirketi uyarlar. Şirketin başında ise Albert R. Broccoli ve Harry Saltzman vardır. Sene 1962…

Sean Connery, sinema ekranında Bond’u oynayan yedi oyuncunun ilki. Diğer altısı da Eon Film’in serisinde yer alır. Oyuncuların her biri farklı görüntüdedir. Lakin esas önemlisi: Her biri farklı bir Bond karakteridir adeta!

İlk beyazperde uyarlaması olan “Dr. No”yu Terence Young yönetir. Sean Connery ile birliktelikleri 1975 yılına kadar sürer. Bond filmleri ilgi gördükçe devam filmleri çekilir.

Rusya’dan Sevgilerle

İngiliz yazar Ian Fleming’in İngiliz Gizli Servis ajanı James Bond’u öne çıkaran beşinci romanı “Rusya’dan Sevgilerle”, 1963 yılında Eon Productions tarafından çekilen ikinci James Bond filmi olarak sinema tarihinde yerini alır. Başrolde yine Sean Connery vardır.

Filmin önemli bir kısmı İstanbul’da ve bir dönemin ünlü treni Orient Express’te geçer. James Bond, Sovyetlerin geliştirdiği bir şifre çözücüyü onlardan almak için İstanbul’a gelir. 007 James Bond’a İstanbul’da Kapalıçarşı, Ayasofya, Galata Köprüsü, Kız Kulesi görüntüleri, Türkiyeli zengin bir aile şirketi sahibi iş adamı Kerim Bey ve Tatiana Romanova adlı güzel bir Rus casus eşlik eder.

Sırlarla dolu, gizemli bir hayatı olan yazar Ian Fleming’in İstanbul’a ilgisinin çok daha eskiye dayandığı, İstanbul’a daha önce Ian Fleming olarak geldiği biliniyor. Tarihe 6-7 Eylül olayları olarak geçen, İstanbullu Rumların büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden olan, azınlık mallarının yağmalandığı günlerde Ian Fleming’in de İstanbul’da, olayların yoğun olarak yaşandığı Beyoğlu’nda olduğu yazılıdır birçok kaynakta.

“Rusya’dan Sevgilerle” (1963) adlı filmin setinde, Ian Fleming (solda) ile İngiliz oyuncu Robert Shaw (sağda) İstanbul’da…

6-7 Eylül ve İngiliz istihbaratı

Türkiye, 1952 yılında NATO’ya tam üye olarak kabul edilmiş, aynı yıl NATO’nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp amacıyla oluşturulan, daha sonra Özel Harp Dairesi adını alan Seferberlik Tetkik Kurulu kurulur.

6 Eylül 1955 günü önce radyodan, gecesinde de gazetelerden Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberlerinin duyulmasıyla, ağırlıklı olarak Rumları hedef alan, azınlıklara yönelik saldırılar başlar.

Şişli’de başlayan ilk saldırının ardından büyüyen kalabalık Kumkapı, Samatya, Yedikule ve Beyoğlu’na geçerek, gayrimüslimlerin toplu olarak yaşadığı birçok semtte, önce Rumların, ardından da Ermeniler, Yahudiler ve hatta yanlışlıkla bazı Türklerin dükkânlarına saldırarak yağmalamaya koyulur.

7 Eylül sabahına kadar süren saldırılarda, aralarında kilise ve havraların da bulunduğu 5 binden fazla taşınmaz tahrip edilir, İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verilir, milyonlarca liralık mal sokaklara saçılıp yağmalanır.

Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişinin öldürüldüğü, resmi rakamlara göre 30, gayri resmi rakamlara göre 300 kişinin yaralandığı söylenir.

6-7 Eylül olaylarının yaşandığı sırada Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli olan, Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında şu demeci verir: “6-7 Eylül bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.”

6-7 Eylül olayları, tarihe ve kayıtlara sonraki yıllarda yaşanan birçok katliamın, kışkırtmanın, cinayetin, acının başlangıcı ve habercisi ilk kontrgerilla eylemi olarak geçer.

Bu yaşananlar 12 Eylül’e giden süreci, 12 Eylül’ü ve bugün yaşananları doğru anlayabilmek, analiz edebilmek için önemli olduğunu, sonraki sürecin habercisi ve başlangıcı olduğunu göstermektedir. Kimi araştırmacı ve akademisyenlere göre bu kışkırtmada “İngiltere’nin parmağı” vardır.

İşte büyük bir kışkırtmanın yaşandığı bu kanlı günlerde James Bond’un yaratıcısı Ian Flemming, İngiltere İstihbarat ve Karşı İstihbarat Servisi M16’nın emriyle mi, bilinmez, belki de şaşırtıcı bir “rastlantı” sonucu İstanbul’da, Beyoğlu’ndadır.

6-7 Eylül olaylarının hemen sonrasında İngiliz Sunday Times gazetesinde “İstanbul’da Büyük Ayaklanma” başlığıyla yayınlanan, gözleme, görgü tanıklığına dayalı yazıyı Fleming’in yazdığı rivayet edilir; bu, gazetecilerin köşe yazılarında yer alır.

“Spectre” (2015) yapımcılığını Eon Productions’ın üstlendiği yirmi dördüncü James Bond filmi… Daniel Craig’in de James Bond olarak rol aldığı dördüncü film

İnsan İki Kere Yaşar

1962 yılından itibaren tam beş Bond filminde rol alan Connery birçok eleştirmen tarafından, bu karakteri en iyi canlandıran oyuncu olarak kabul edilir. Yine birçok eleştirmen tarafından Sean Connery’nin oynadığı “Dr. No”, “Rusya’dan Sevgilerle”, “Altınparmak”, “Yıldırım Harekâtı” ve “İnsan İki Kere Yaşar” filmlerinin de tüm Bond sersinin en iyileri olduğu söylenir.

Bond filmleri, popüler kültürün geniş alanı içinde sinemasal bir fenomen, bir ikonlaşmış karakter olarak hayat bulur. James Bond, şık kıyafetleri, pahalı aksesuarları, yatlar, son model arabalar, uçaklarıyla ve güzel kadınların eşlik ettiği maceralarıyla Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında edebiyatta da sinemada da büyük ilgi uyandıran, yapımcılarına büyük paralar kazandıran, büyük bir izleyici kitlesi yaratan popüler bir ikondur.

Bond filmleri, gelişen teknolojinin desteğiyle zaman içinde önemli değişimler yaşar. Düşmanlar değişse de Bond, yine dünyamızı büyük bir tehlikeden kurtarır, kötüleri cezalandırır. Değişmeyense hızın ve aksiyonun zirvede olmasıdır.

Spectre’nin gişe geliri 1 milyar dolar

Bond filmleri, 1962 yılından günümüze dek hazır izleyici kitlesi ile popülerliğini ve sürekliliğini koruyarak sinema endüstrisinin değişmezlerinden olur.

Nasıl olmasın ki…

“Yıldırım Harekâtı” (1965) 166 milyon kişi tarafından seyredilir ve 145 milyon dolar gişe yapar. Keza “Altınparmak” da (1964) 130 milyon kişiye ulaşır ve 125 milyon dolar hasılat elde eder.

Bu o dönem için muazzam bir sonuçtur. Ne ki, söz konusu istatistikler bugünkülerle kıyaslandığında, pek zayıf, pek küçük kalırlar. Zira “Skyfall” 1 milyar dolardan fazla gişe yapar. Tüm zamanların en çok gelir getiren James Bond filmi rekoru ondadır. Onu 880 milyon dolarla “Spectre” takip eder. Her iki filmin de maliyeti aşağı yukarı 200 milyon dolar civarıdır. Ve bu albenili manzaraya, James Bond çizgi filmleri, video oyunları, oyuncaklar dâhil değildir. Dolayısıyla “James Bond’u bir siyahi mi canlandıracak?” sorusunun onca gündem içinde kendine yer bulması kimseyi şaşırtmamalı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 23 Şubat 2022’de yayımlanmıştır.

Mesut Kara

MESUT KARA – Sinema yazarı, televizyon programcısı, dergici, belgesel ve sanat yönetmeni. 1961’de İstanbul’da doğdu. Bir süre DTCF’nde Klasik Filoloji okudu. Yine aynı fakültede Türk Dili ve Edebiyatı dersleri aldı. İstanbul Haber, Expres, Öküz, Merhaba Beyoğlu, Fesat, Aksak Kurbağa, Sanal Ördek, Uç, Akşam Gazetesi Sinema Eki: Prömiyer, Kaçak Yayın gibi dergi ve gazetelerde yazdı. UÇ adlı iki aylık edebiyat dergisinin yayın yönetmenliğini üstlendi. Show TV’de yayınlanan CineShow adlı sinema programının metin yazarlığı ve danışmanlığını yaptı. Benzer şekilde Kanal 6’da yayınlanan Hayalet Mektebi adlı sinema programını hazırlayıp sundu. “Bir Pütün Olarak Yılmaz Güney” dışında, Unutulmayan Yüzler üst başlığıyla Sezer Sezin, Belgin Doruk, Ayhan Işık, Bülent Oran, Hayati Hamzaoğlu ve Turgut Özatay’a dair belgeseller çekti. Kitaplarından bazıları: “Artizler Kahvesi”, “Yeşilçam’da Unutulmayan Yüzler”, "Pendikli yıllar ve sinemasal anılar”, "Sinema ve 12 Eylül” ve "Yeşilçam Hatırası" Filmlerinden bazıları: “Şimdi Geçti Buradan: Işıyarak Yok Olan Aktör Erkan Yücel, “İki Kalas Bir Heves” ve “Fantastik’in Sineması”

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

En Güncel Makaleler

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Send this to a friend