2020’de Dijital Ekonomi neden daha da önemli olacak?

“Günümüzün küreselleşen dünyasında, teknolojik olarak geride kalmak büyük maliyetleri beraberinde getiriyor. Bu yüzden dijital devrimin kişisel ve toplumsal refaha etkileri hakkında, dünyanın kapsamlı bir anlayışa ihtiyacı var.”

Çin merkezli e-ticaret devi Alibaba’ya bağlı düşünce kuruluşu Louhan Academy’nin yöneticilerinden Chen Long ve Nobel ödüllü ABD’li ekonomist Michael Spence, “Project Syndicate” isimli uluslararası düşünce platformunun web sitesinde yayımlanan ortak yazıda, dijital ekonominin yol haritasını çizdi.

İki yazar, internetin mobil hale gelmesinden Yapay Zeka’ya, bitcoin ile yaygınlaşan blokzincir mekanizmalarından Büyük Veri’ye, dijital gelişmelerin hayatımızın her alanda devrim niteliğinde dönüşümlere yol açtığını belirtiyor. Yazıda bu durumun, daha önce eşi benzeri görülmemiş ve maalesef hazırlıklı olunmayan bir yapısal dönüşümü de zorunlu kıldığının altı çiziliyor:

“Otomobillerin 50 milyon kullanıcıya ulaşması için 62 yıl geçmesi gerekti. Elektriğin bu nüfuza sahip olması 46 yıl sürdü. Ancak cep telefonları yalnızca 12, Internet ise 7 yılda bunu sağladı. Artırılmış gerçeklik teknolojisinin kullanıldığı telefon oyunu Pokémon GO’nun ise yalnızca 19 gün sonra 50 milyon kullanıcısı vardı.”

Düşük gelirli ülkelerde yaşayan insanların yüzde 60‘ından fazlasının cep telefonuna sahip. Endüstrileşmenin aksine, dijitalleşme bütün gezegeni neredeyse eş zamanlı olarak etkiliyor.

Düşük gelirli ülkelerde yaşayan insanların yüzde 60‘ından fazlasının cep telefonlarına sahip olduğunu hatırlatan yazarlar, endüstrileşmenin aksine, dijitalleşmenin bütün gezegeni neredeyse eş zamanlı olarak etkilediğini vurguluyor:

“Hükümetlerin ve toplumların dijitalleşme sürecini, faydaları en yüksek, riskleri en düşük seviyeye getirecek şekilde yönetebilmesi için, -dijital teknolojinin nüfuzunun hızı ve büyüklüğüne karşın- doğru ölçüm mekanizmalarını kurmamız gerekiyor.”

Ortak fayda

“Dijital teknolojinin dünyadaki en aktif kullanıcıları, ille de daha yüksek sosyoekonomik durumdaki insanlar olmuyor” ifadesini kullanan yazarlar, dijitalleşmenin sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme vaadinin altını çiziyor. Bitcoin gibi yeni teknolojilerin fırsatın yanında risk de yaratmasını, yeni finansal araçların küresel ekonomik krizi getirmesiyle örnekleyen yazarlar şöyle devam ediyorlar:

“Küresel krizin çarpıcı bir şekilde gösterdiği gibi, kısıtlanmayan finansal yenilikler ciddi riskler yaratabiliyor; yenilikçiler kendi çıkarları için bilgi asimetrisini çoğunlukla istismar edebiliyor. Dijital teknolojilerin potansiyel olarak finansı da içine katabileceğini ve dijitalleşmenin sürdürülebilirliğini önemsemeden refahı artırdığını görünce, hükümetin eyleme geçmesi kritik önem arz ediyor. (…) Dijital platformlar birbirine bağlı bir ekonomik sistemin temellerini oluştururken, onlara adil erişim imkanı sağlamak ve bu yeni organizasyonda yer alan çeşitli aktörlerin yasal sorumluluklarını tanımlamak kilit önemde.”

İş gücünün geleceği hakkında da fikir yürüten Long ve Spence, otomasyonun insanların yerini alarak işsizliği arttırdığı yönünde bir kanıt olmadığını belirtiyor. Ancak iş tanımlarının değişeceğini de ifade ediyorlar:

“Otomasyonun ‘kaybedenleri’ne iş piyasasındaki değişime uyum sağlayabilmeleri için yardım etmek, önemli bir mesele. Bu sadece geleneksel eğitim ve beceri geliştirme programlarının güçlendirilmesini değil; şirketler, üniversiteler ve hükümetlerin birlikte çalışarak, başta (teknoloji destekli) iş başında eğitim gibi daha esnek ve modern çareler geliştirmelerini gerektiriyor.”

Yazarlar, dijital devrimin yepyeni bir aşamaya getirdiği gizlilik ve güvenlik sorununa da değiniyor:

“Yakın zamandaki deneyim gösterdi ki, piyasa güçleri veri güvenliğini korumak için yeterli olmayabilir. Başlıca örnek; 2,4 milyar kullanıcısı olan Facebook. Bir uygulamanın 50 milyonu aşkın Facebook kullanıcısının özel bilgilerini toplayıp Cambridge Analytica isimli siyasi danışmanlık şirketiyle paylaştığı ve bu bilgilerin de ABD Başkanı Donald Trump’ın 2016‘daki seçim kampanyasında kullanıldığı geçen sene ortaya çıktı. Birkaç ay sonra, Facebook’un dünyanın en önde gelen teknoloji şirketlerine açıkladığından daha fazla kişisel bilgi sağladığı ortaya çıktı.”

Hem özel sektörün hem de devletlerin gizlilik ve veri paylaşımı konusunda üzerlerine düşeni yapmaları gerektiğini vurgulayan yazarlar, Avrupa Birliği’nin geçen sene uygulamaya koyduğu Genel Veri Koruma Yönetmeliği’yle önemli bir adım attığını belirtiyor. Long ve Spence, AB dışındaki adımların -ABD de dahil olmak üzere- henüz yeterli gözükmediğini ifade ediyor. Teknolojinin bu konuda da gelişerek TEE ve MPC gibi uygulamalarla gizlilik sorunlarının üstesinden büyük ölçüde geldiği öne sürülüyor.

Oyunun kuralları ne olacak?

Peki, dijital devrimin yol açtığı sorunlar nasıl düzenlemelerle engellenecek?

Teknolojilerin çift taraflı kullanımı, her zaman ulusal güvenlik hedefleri ve diğer (çoğunlukla faydalı) hedefler arasında gerginlik yaratmıştır. Ancak dijital çağda, bu çakışmanın ölçeği öngörülmedik seviyede. Eğer hükümetler sadece ulusal güvenliğe odaklanırlarsa, ekonomileri zarar görecek ve tıp gibi önemli alanlardaki ilerlemeler önemli oranda yavaşlayacak.

Yazarlar hükümetlere küresel iş birliği içinde, esnek davranma çağrısında bulunuyor:

“Bu bağlamda, dijital iş birliği esnek, uyumlu ve olabildiğince kapsamlı olmalı. Özellikle teknolojilerin adalet ve insan haklarına saygı gibi ortak değerlerle aynı doğrultuda olmasını sağlamalı. Düşük gelirli ülkelere ve ülkeler içindeki dezavantajlı gruplara özel ilgi gösterilmeli. Bu herkese uyacak tek bir çözüm aramamız gerektiği anlamına gelmiyor. Standartların birbirleriyle uyumu ekonomik verimliliği artırır, ancak bu da her ülkenin ve bölgenin kendi kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını göz ardı ederek yapılmamalı.”

Hükümet ve şirketlere ortak etik çerçeve içinde davranmalarını salık veren Long ve Spence, “Yeni teknolojilerin istenmeyen etkilere yol açması kaçınılmaz ve her zaman ‘kötü’ aktörler olacak. Eğer çoğunluk teknolojiyi sorumlulukla kullanırsa, tehlikelerden korunulabilir” diyor.

Yazarlar, dijital devrimin sunduğu olanakların kökleşmiş sosyal sorunları çözebileceği konusunda da ümitvar:

“Bilgisayarlar bugün artık devasa veri öbeklerini toplayıp taşıyabiliyor, istatistikleri özetleyerek hesaplayabiliyor ve örüntüleri otomatik olarak görebiliyor. (…) Teknolojik ilerlemeler öyle bir noktaya geldi ki, önceden bilgi ufkumuzun ötesinde olan sorulara cevap bulabileceğimiz modeller artık bize sunulabiliyor. Sağlam bir etik çerçeve içinde, etkili ve sürdürülebilir sosyal güvenlik ağı kuracak, makroekonomik ve finansal istikrarı teşvik edecek politikalar oluşturmaya öncelik vermeliyiz.”

Trump’ın milli güvenlik kartı

Long ve Spence, 2020’de güvenlik kavramının da dijital ekonomi çerçevesinde tartışılacağını söylüyor:

“Dijital teknolojiler, ulusal güvenlik ve savunma stratejilerinde merkezi önem aldı. Ancak aralarında Yapay Zeka ve kuantum hesaplamanın da bulunduğu birçok teknolojinin, önemli ekonomik ve sosyal kullanım alanları da var. Aslında büyük oranda bu amaçlar için üretildiler, daha sonra savunmada kullanıldılar. (Geçmişte tam tersi olurdu; yani savunma için üretilir, sonra diğer amaçlar için de kullanılırdı)

Teknolojilerin çift taraflı kullanımı, her zaman ulusal güvenlik hedefleri ve diğer (çoğunlukla faydalı) hedefler arasında gerginlik yaratmıştır. Ancak dijital çağda, bu çakışmanın ölçeği öngörülmedik seviyede. Eğer hükümetler sadece ulusal güvenliğe odaklanırlarsa, ekonomileri zarar görecek ve tıp gibi önemli alanlardaki ilerlemeler önemli oranda yavaşlayacak. Çok da mantıksız değil, kanser araştırmalarındaki çığır açan bir buluşa katkının zayıfladığını ya da olmadığını bir düşünün.

Ancak dünya tam olarak bu yolda olabilir. Başta Trump’ın ABD’si olmak üzere, ülkeler artan korunmacılıklarını meşru kılmak için ulusal güvenlik endişelerinden bahsediyor. Uluslararası teknoloji transferine daha sıkı kısıtlamalar getiriyorlar. Böylesine bir dijital milliyetçilik dalgası, uzun dönemde ekonomik ve sosyal refaha doğrudan olumsuz etki eder. Bu yüzden, ulusal güvenlik hedefleriyle daha geniş toplum yararı arasındaki dengenin nasıl sağlanacağı sorusu, dijitalleşme trendlerinin araştırılmasında önemli rol oynayacak.”

Önümüzdeki uzun yol

Long ve Spence, yazılarını önlerindeki uzun yolu anlatarak bitiriyor:

“Bu konuların, meselelerin, sorunların hiçbiri hemen çözülemez. Ancak özenli araştırma ve derinlikli analiz, dijital teknolojilerin sunduğu riskler ve fırsatlar hakkında bize mantıklı ve detaylı bir anlayış sunabilir. İlerleme yavaş olacak, hatalar yapılacak. Ama yeni bir on yıla başlarken; öğrenme, uyum sağlama ve nihai olarak dijital devrimin hepimizin işine yaraması için hâlâ bir şansımız var.”

Bu yazı ilk kez 2 Ocak 2020’de yayımlanmıştır.

 

Chen Long ve Michael Spence’in, Project Syndicate’de yayımlanan “Mapping the Digital Economy in 2020” başlıklı makalesinin bazı bölümleri Eren Umurbilir tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve editoryal katkılarla yeniden düzenlenmiştir. Makalenin orijinaline ve tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz: https://bit.ly/2FcnjBH

Fikir Turu

Fikir Turu, yalnızca Türkiye’deki düşünce hayatını değil, dünyanın da ne düşündüğünü, tartıştığını okurlarına aktarmaya çalışıyor. Bu amaçla, İngilizce, Arapça, Rusça ve Çince yazılmış önemli makalelerin belli başlı bölümlerini çevirerek, editoryal katkılarla okuruna sunmaya çalışıyor. Her makalenin orijinal metnine ve değerli çevirmen arkadaşlarımızın bilgilerine makalenin alt kısmındaki notlardan ulaşabilirsiniz.

Yorumu Gör

avatar
Send this to a friend