5 Eylül 2019

İnsan

Yorum yap

Yazdır

Hayatta hiçbir şey tesadüf değil

Adım, Latife Selin Şahin. Türkiye’nin yurtdışında bir spor kulübüne transfer olmuş ilk engelli kadın basketçisiyim.

İşte hikayem…

19 Eylül 1992’de İstanbul’da doğdum.

3 yaşındayken, evimizin önünde, bir kamyonetin yan kasasının sallanıp belime çarpması sonucu trajik bir şekilde engelli oldum ve yürüme yetimi kaybettim. Bir anda da olmadı bu. O kazadan sonra hastaneye yürüyerek gidip yürüyerek eve dönmüşüm. Aynı gece yüksek ateşle yeniden hastaneye kaldırıldığımda iç kanama teşhisi konmuş ve 3-4 gün hastanede sadece bu rahatsızlıkla ilgili tedavi görmüşüm.

Ancak annem o süreçte, doktorlar bana tedavi uygularken benim can acısıyla değil, korkuyla ağladığımı fark etmiş ve belimden itibaren bacaklarımı hissetmemeye başladığım böylece anlaşılmış. Meğer o kazada omuriliğim zedelenmiş. Benim hikayem de orada başlamış.

Gelelim hikayemin benim de hatırladığım kısımlarına…

Şanslı bir çocuktum. Ailem iyileşmem ve yeniden yürüyebilmem için pek çok ülkede sayısız doktorun kapısını aşındırdı. Umutlarını hiç kaybetmediler.

Ailem ve etrafımdaki insanlar sayesinde travmatik bir çocukluk geçirmedim. Önyargılar hayatımın bütününde vardı. Ama ben dış dünyadan kopup kendi kendime mutlu olmayı, bana iyi şeyler hissettirecek hayaller kurmayı küçük yaşta öğrendim.

Ailem her ne olursa olsun hep yanımdaydı ve normal bir çocukluk geçirmemi sağladılar. İlkokul ve lisede çok güzel arkadaşlıklarım ve kalıcı dostlarım oldu. Engelli olduğumu hissetmeden ve eksiklik duymadan büyüdüm.

İlk reddediliş, ilk mutluluk

İlkokula başladığım sene, küçük bir mahallede oturuyorduk. Annem ve babam beni mahalledeki okula kayıt ettirmeye gittiğinde o dönemin okul müdürü engelli bir öğrencinin sorumluluğunu alamayacağını ve okulun engelliye uygun olmadığını söyleyerek beni kabul etmemişti.

Daha sonra semtimize yakın başka bir ilkokula kayıt oldum. Daha yolun başında yaşadığım bu üzücü duruma rağmen kendimi en mutlu ve ilk özgür hissettiğim dönemdir birinci sınıfa başlamam.

Okula başlayacağım için tekerlekli sandalye ile bu dönemde tanıştım. Daha önce çok küçük olduğum ve çok fazla dışarı çıkmadığım için buna ihtiyaç duyulmamıştı.

İlk tekerlekli sandalye, ilk eğlence

Ailem ilk tekerlekli sandalyemi alıp getirdiğinde, her ne kadar yakın akrabalarımız ve komşu teyzelerimiz ağlayan gözlerle izlese de ben ve mahalledeki bütün çocuklar büyük bir sevinçle karşılamıştık. Beni arkamdan tutup koşa koşa sürmek için sıraya giren bir sürü yaşıtım vardı. Artık tekerlekli sandalyesiyle okul koridorlarında istediği gibi gezebilen küçük kızdım ben.

İlkokul dönemim çok mutlu, çok güzel ve çok masumiyet doluydu. Hâlâ görüştüğüm güzel dostlar kattım hayatıma.

Tabuları yıkmak

Eğlenceli bir lise hayatım oldu. Sanırım o dönem birlikte okuduğum tüm arkadaşlarımın engelliler konusundaki tabularını yıktım. Neşeli, arkadaş çevresi geniş, arkadaşlarıyla okuldan kaçıp gezmeyi seven bir genç kızdım. Evet, tekerlekli sandalyeyle okul kırmışlığım da vardır.

Okulun ilk yıllarında tekerlekli sandalyemi sürmek için sıraya giren arkadaşlarım lisede de aynı şekilde devam etmişti ama bu sefer daha farklı sebeplerle…

İlk aşk

Engelim burada da engel olmadı bana. Mesela çok sevdim, çok sevildim, aşık oldum, hayalkırıklığı yaşadığım da oldu, üzdüğüm de… Ama geriye dönüp baktığımda hep gülümseyerek hatırlayacağım dolu dolu bir 4 sene geçirdim.

Basketbolla tanışma, ilk uyanış

Hayatım boyunca herkesin bir dünyaya geliş amacı olduğuna inandım, ergenlik yıllarımın bir bölümüyse kendi içimde dünyaya geliş amacımı bulma yolculuğuyla geçti. Lise son sınıfın son haftalarında, “Şimdi ne olacak?” diye her şeyi sorguladığım ve galiba biraz da kaygılandığım bir dönemimdeydim.

Basketbola başlamamı liseden bir beden eğitimi öğretmenim çok istemişti. Ama açıkçası ben bu konuda çok cesaretli değildim, içten içe korkuyordum. Bir gün arkadaşlarımla gittiğim bir konserde, bir tekerlekli sandalye basketbol takımının oyuncularını gördüm ve hepsi çok dikkatimi çekti. Kullandıkları günlük sandalyeler, duruşları, tavırları hiç diğer engelliler gibi değildi, sanırım beni de en çok etkileyen şey bu oldu ve denemek istedim. Takımın genel menajeri beni o hafta oynayacakları maça davet etti ve o maçta ben de bu spora başlamaya karar verdim.

Engelli kimliğimle barışma

O güne kadar etrafımda hiç engelli arkadaşım yoktu. Toplumun engellilere bakış açısı ve daha bir çok sebepten ötürü hep engelli insanlardan ve bu camiadan kaçmıştım. Açıkçası engelimi kendi içimde normalleştirerek yok sayma yoluna gitmiştim.

Ancak basketbol hayatımda çok şeyi değiştirdi; çevremi, bakış açımı, yaşam kalitemi ve daha birçok şeyi… En çok da engelime ve engellilere karşı tavrımı… Hatta yaşama nedenim oldu.

Herkes gibi olduğumu, herkes gibi yaşadığımı, engelimin yaşamımda yapmak istediğim hiçbir şeye engel olmadığını, günlük telaşlarımın, hayatla mücadelemin, yaşadığım acıların ya da sevinçlerin herkesinkiler gibi olduğunu, engelimin kaliteli yaşamama, sevmeme, aşık olmama, anne olmama engel olmadığını gösterebileceğim bir nedene ihtiyacım vardı. O neden artık benim için spordu.

Tekerlekli sandalye basketboluna başladıktan sonra yeni bir çevre edindim, yeni arkadaş ortamlarına girdim. Daha çözüm odaklı, engeliyle birçok şeyi aşıp hayatını normalleştirmiş, beni çok etkileyen, farklı farklı hikayeleri olan bir sürü insan tanıdım bir anda. Milli takım düzeyinde mücadele eden, işinde başarılı, evli, çocuklu insanlar… Normal olan buydu ve ben bunu kendi içimde o gün kabul ettim. Doğru olan şeyin kendi içimde yok sayarak değil, bu uğurda mücadele ederek olacağını, engelimi bu şekilde aşabileceğimi ve önyargılarla ancak bu şekilde baş edebileceğimi öğrendim.

Gerçekleşen hayaller

Bu spora başlama kararı aldığım, bir anlamda hayatımı değiştiren izlemeye gittiğim o ilk basketbol maçı sezonun son karşılaşmasıydı, ligler yaz tatiline girecekti. Fakat o yaz artık diğerlerinden farklıydı çünkü hayallerim vardı.

Liseden en yakın arkadaşım Feride’yle bir basketbol sahasında oynayanları seyrederken yaptığımız konuşmayı bugün gibi hatırlıyorum. “Belki bir gün milli takıma gidersin” demişti Feride. Ben de hemen kaptırmıştım kendimi heyecanla, “Düşünsene belki bir gün büyük bir takıma giderim hatta belki de yurt dışında oynarım” cümlesi çıkıvermişti o anda ağzımdan. Aslında o gün bunların hayalini kurarken bile çekingendim. O cümleyi söyledikten sonra 6 yıl Fenerbahçe’de oynadım, 5 yıldır milli formayı giyiyorum, şimdiyse hayalimin tam ortasındayım. 2019 – 2010 basketbol sezonunda İtalya’nın Reggio Calabra takımında spor hayatıma devam edeceğim. Türkiye’nin yurtdışında bir takıma transfer olmuş ilk kadın basketbolcusu oldum.

7 sene önce, sokak arasında, bir basket sahasında kurduğum hayallerim gerçekleşti. Hayalini kurduğum her şey için çok çalıştım. Dışarıdan göründüğü kadar renkli bir dünya değildi, hayatın her yerinde olduğu gibi burada da aşırı hırs ve haksızlıklar vardı elbette. Tek başıma verdiğim mücadelede hep doğru bildiğim yolda ilerledim ve sadece kendi hayalime odaklandım. En büyük ve tek başarım bu.

Yeni hedefler

Büyük kulüplerde oynadım, milli takım formasını gururla giydim, çok büyük heyecanlar yaşadım. Şimdi yurt dışında yeni bir mücadele bekliyor beni. Bundan sonraki en büyük hedefim, ülkemi en iyi şekilde temsil edebilmek ve kendime yeni amaçlar edinmek, yeni hayaller ve yeni maceralar ile hayatıma yeni anlamlar yükleyebilmek..

Bu sürecin şimdilik en zor kısmı, İtalya’da yalnız olmak. Bu biraz ürkütücü benim açımdan.

Kabukları kırmak

Türkiye’de binlerce bedensel engelli var. Ne onlardan daha farklıyım ne daha yetenekli. Ama yıllarca içine saklandığım güvenli kabuğumdan çıktım. O konserde karşılaştığım sporcuları görünce bir ışık gördüm, ışığın peşinden gittim, çok çalıştım ve hayatım değişti.

Engelli arkadaşlarım ve spor yapmak isteyenler için tek bir önerim var: Lütfen kendinizi bir kalıba, bir kabuğa sığdırmaya çalışmayın!

Hayata karışmak

Elbette engellilerin pek çok sorunu var. Fakat bardağın dolu tarafına bakacak olursak, engellilere yönelik istihdamın son yıllarda arttığını ve şartların günden güne iyileştirildiğini düşünüyorum.

Engellilerin toplumda kabul görülmesi, çalışma hayatında olması, sosyalleşmesi, yolların engellilere uygun hale getirilmesi gibi konuların zamanla daha iyi bir hal aldığını görüyoruz. Bunun sebebi, engelli bireylerin gerek spor alanında gerek çalışma hayatında ‘Biz de varız’ demeye başlaması.

Bizler hayatın içine karışmalıyız ki insanlar bizim için bir şeyler yapabilsin. Evinden çıkmayan bir engelli için yolların nasıl uygun hale getirileceğini bilemeyiz. Hayatın içinde var olmak, işte bu yüzden çok önemli.

Devletimizin, kurumların bu alanda daha iyi hizmet verebilmesi için ilk önce engelli insanları iyi tanıması gerekir. Daha iyi bir toplum, daha kaliteli bir yaşam için engelli bireylerin sorumluluklarının daha fazla olduğunu düşünüyorum.

Hayatının amacını bulmak

Her şey önce hayal kurmakla başlar, sonra istemek ve ardından çok çalışma ile gerçekleşir.

Başarı dediğimiz şey belki de küçücük şeylerde gizlidir. Güzel bir gülümsemede, bir hayal kurabilmekte ya da ilham olabilmekte.

Hayatta hiç bir şey tesadüf değil. Hayatımıza giren ya da hayatımızdan çıkan her şeyin bir amacı var, bu gün bu yazıyı yazmamın ve bana ilham olan her şeyin, satırlarımı okuyan herkesin…

Dilerim hayat yolculuğunda herkes kendi amacını bulabilir ve gücünü kendinden alır. Bu yazıyı buraya yazmamda vesile olan herkese ve her şeye teşekkür ederim.

Instagram: selinsahnn

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 5 Eylül 2019’da yayımlanmıştır.

Latife Selin Şahin

Latife Selin Şahin – Türkiye’nin yurtdışına transfer olan ilk kadın engelli basketçisi, Reggio Calabria basket in carrozzina takımı oyuncusu. 2012 yılında basketbola başladı, 2012 – 2013 yıllarında Beşiktaş’ta, 2013 – 2019 arası Fenerbahçe Engelli Yıldızlar takımında oynadı. 2019 yılında İtalya’nın Reggio Calabria takımına transfer oldu. İstanbul Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Yöneticiliği Bölümü 4. sınıf öğrencisi.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend