11 Eylül 2019

Çevre

Yorum yap

Yazdır

Orman yangınlarıyla mücadelede doğru bilinen yanlışlar

Sahne

Ormanlar, farkında olalım ya da olmayalım, insanların, oksijen karbondioksit dengesine, toprak oluşumundan depresyon terapisine, en önemli yaşam destek sistemlerinden biridir. Orman yangınlarına gösterilen asimetrik kamuoyu ilgisinin arkasında yatan temel neden budur.

Aslında yananın, sıklıkla dile getirildiği gibi, sadece ciğerlerimizle sınırlı olmadığını, tüm vücudumuz ve onu saran çevrenin bütününü kapsadığını, en azından, hissedebiliyoruz. Türü, yaşı, büyüklüğü ne olursa olsun bitkiler ve tabii ki ağaçlar yanıcı maddelerdir.

Orman yangını nedenleri, sonuçları ve algılanışı bakımından, çok karmaşık, yönetilmesi güç bir olgudur. Büyük yangınların her 4 saatinde açığa çıkan enerji toplamının, yaklaşık olarak, Hiroşima üzerine bırakılan atom bombasının açığa çıkardığı enerjiye eşdeğer olması, olgunun büyüklüğünü anlamamıza yardımcı olabilir.

Bugünün teknolojisi, Ay’a insan getirip-götürmeyi, Mars’ta zemin etütleri gerçekleştirebilmeyi, sıfır hata ile başarabiliyor. Ancak denetlenemeyen, kontrol edilemeyen parametreleri bol orman yangınları konusunda bu başarı seviyesine ulaşabilmek olası değil. Yani orman yangınlarıyla yaşamayı öğrenmek zorundayız. Bu saptama işin karmaşıklığının, orman yangınları konusunda uzmanlaşabilme güçlüğünün kavranmasına yardım edebilir.

Büyük orman yangınların her 4 saatinde açığa çıkan enerji toplamının, yaklaşık olarak, Hiroşima üzerine bırakılan atom bombasının açığa çıkardığı enerjiye eşdeğer olması, olgunun büyüklüğünü anlamamıza yardımcı olabilir.

Aktörler

Orman yangınlarının iki baş oyuncusu, aktörü var; insan ve orman.

Ormanlar orman mühendisleri tarafından yönetilen doğal kaynağımızdır. Mühendislik, olgulara nesnel yaklaşımı gerekli kılar. İlgili kurum tarafından tutulan uzun dönemli istatistikler (70-80 yıl) ülkemizde her yıl yaklaşık 2 bin orman yangını çıktığını ve ortalama olarak 10 bin hektar alanı etkilediğini ortaya koyuyor. Bu yangınların neredeyse tamamı (%95), ihmal, kasıt, sigara izmariti gibi nedenlerle insan kaynaklı.

Bu nesnel koşullarda, ilgili kurumun gerçekleri halka anlatma ve durumun iyileştirilmesi için desteklerini isteme gibi bir sorumluluk açıkça ortaya çıkıyor. Kamuoyu bu 10 bin hektarın 9 bin, 5 bin, 3 bin hektara düşürülmesinde ağırlıklı sorumluluğun kendinde olduğunu kavramalı, kendisini gerekli davranış değişikliklerine hazır hissetmeli ya da hissetmek zorunda bırakılmalıdır.

Diğer yandan ilgili kurum, her şeyden önce, halkın aktif ve etkin desteğini sağlamadan bu işin altından kalkamayacağını anlamalıdır. Bütçe kaynaklarının dağılımı, uygulamalar ve beyanlar bu anlayıştan çok uzaklarda olunduğunu net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu, orman yangınlarının en önemli aktörlerinden birinin, insanın, bütünüyle ihmal edilmiş olduğu, görmemezlikten gelindiği anlamına gelir.
Yakan insanlar, yanan ormanlar ise ikinci önemli aktör ister istemez ormanlardır.

Ormanlar, tıpkı ekolojik bir dış uyaran olan kuraklıkla baş edebilmek için geliştirmiş oldukları mekanizmalara benzer mekanizmaları bir başka dış etken olan yangınlarla baş edebilmek için de geliştirmişlerdir. Özellikle Akdeniz iklim kuşağında, bitkiler ve ormanların milyonlarca yıldan beri varlıklarını sürdürüyor olmaları, geliştirdikleri bu adaptasyon mekanizmalarının bir sonucudur. Bir başka ifadeyle; bu ormanlar, yangınlarla nasıl baş edebilecekleri konusunda deneyimlidirler. Kolaylıkla ateş alabilmeleri de, yangından sonra kendilerini kolaylıkla yenileyebilmeleri de bu deneyimlerinin kanıtlarıdır. Yangınlar ile bitkiler ve ormanlar arasındaki bu ekolojik ilişkiler, bağımlılıklar derinlemesine anlaşılmadan orman yangınlarını başarı (hem ormanlar ve hem de insanlar için) ile yönetmek mümkün değildir.

Ormanlar, tıpkı ekolojik bir dış uyaran olan kuraklıkla baş edebilmek için geliştirmiş oldukları mekanizmalara benzer mekanizmaları bir başka dış etken olan yangınlarla baş edebilmek için de geliştirmişlerdir.

Ülkemizin orman yangınlarına yaklaşımı, hangi nedenle çıkmış olursa olsun çıkan yangınları, mümkün olan en kısa sürede ve ne pahasına olursa olsun söndürme merkezlidir. Orman yangınlarıyla mücadele kavramı bu anlayışı yansıtır ve yangınlar ile ormanlar arasındaki ilişkileri dikkate almaz.

Çıkan her yangın, o alanda yangının başlayabilmesi için gerekli koşulların oluştuğunun da işaretçisidir. Yangını en kısa sürede söndürmek bir başarı gibi görünse de, söndürme dışında kalan alanlarda işareti verilmiş olan yanma nedenlerini ortadan kaldıracak gerekli işlemler (yanıcı azaltma gibi) yapılamadığı sürece alanın yanma riski (alan içindeki yanıcı madde miktarı artmaya- ağaçlar büyümeye, yapraklar dökülmeye- devam ettiği için) her geçen yıl artmaya devam eder.

Yaşadığımız ve sıklıkları giderek artan büyük yangınların ardında böyle bir başarı (!) hikayesi vardır. Bu nedenle, çıkan orman yangınlarını ne pahasına olursa olsun, en kısa sürede sündürme odaklı orman yangınlarıyla mücadele stratejisinden, orman-yangın ilişkisini anlamaya odaklı Orman Yangın Yönetimi stratejisine geçiş zorunludur.

Yıllardan beri agresif bir biçimde uygulanmakta olan orman yangınlarıyla mücadele stratejisi, farkına varılmadan, ormanlarımızı kolay ateş alabilen, şiddetle yanabilen bir yapıya mahkum etmiştir. Orman yangını yönetim stratejisi, orman içinde biriken kolay ateş alabilen yanıcı miktarını, farklı yöntemlerle (denetimli yakma gibi) sürekli kontrol altında tutma temeline dayanır. Bu, yangınların çıkma nedenlerini ortadan kaldırmayı ön plana çıkaran aktif bir yaklaşımdır. Kuramsal olarak, kolay ateş alabilen yanıcı yoksa orman yangını da yoktur.

Agresif orman yangınlarıyla mücadele stratejisinin ormanlarımızı kolay ateş alabilir ve şiddetle yanabilen bir yapıya mahkum etmiş olması, ikinci önemli aktörün, ormanların da, yanmaya daha hazır hale getirilmiş olduğunu ortaya koyuyor. Aslında bu saptama, insan faktörünün de alt yapısını oluşturur. Tutuşturma potansiyeli yüksek insanlar kolay ateş alabilen ormanlarla iç içe. Sahne bundan ibaret.

Yönetmen

Oyun böyle bir sahnede oynanıyor. İnsan, aynı zamanda, yangını başlatan olduğu gibi yangını söndürme ya da yönetme durumunda olandır da. Böylesine çarpıcı, değiştirici ve karmaşık aktörlerin rol aldığı bir oyunun yönetimi yüksek derecede çok yönlü bilgi, deneyim ve özgüveni gerekli kılar. Bu yetenek ancak genel teorik bilginin aynı coğrafyada, uzun yıllar test edilmesi ve kayıt altına alınmasıyla kazanılabilir.

Yangını en kısa sürede söndürmek bir başarı gibi görünse de, söndürme dışında kalan alanlarda işareti verilmiş olan yanma nedenlerini ortadan kaldıracak gerekli işlemler (yanıcı azaltma gibi) yapılamadığı sürece alanın yanma riski (alan içindeki yanıcı madde miktarı artmaya- ağaçlar büyümeye, yapraklar dökülmeye- devam ettiği için) her geçen yıl artmaya devam eder.

Ülkemizde orman yangınlarıyla ilgili bilimsel çalışmaların azlığı ve uygulamanın her bir orman yangınını bir kitap gibi okuma ve bir laboratuvar çalışması gibi değerlendirme alışkanlığının gelişmemiş olması, yukarıda değinildiği gibi, uzmanlaşmayı daha da zorlaştırırken, teknik eleman hareketliliğinde yaşanan yüksek hız bunu neredeyse imkansız kılıyor.

Figüranlar

Bilgi ve deneyim birikiminin oldukça sınırlı, ormanların tutuşmaya insanların ateşlemeye yatkın olduğu bu tür bir sahnede figüranlardan yüksek performans beklemek mümkün değildir. Kamuoyuna pompalanın aksine orman yangınları temel olarak kara güçleri tarafından kontrol edilir ve söndürülür. Bu karadan müdahale çalışmaları her seviyeden personelin yangın tavrı konusunda gerçekler üzerinden bilgi ve deneyim sahibi olmalarını sağlar.

Helikopter, yangına erken müdahale ve yangın izleme aracıdır ve temel görevi yeteri sayıda yangın personelini en kısa sürede yangın yerine yetiştirmek, gerekli lojistik hizmetleri sağlamak ve yangın yöneticisine yangını geniş perspektiften izleme şansı vermektir. Ancak, ev, tesis gibi can ve malın, anıt orman gibi kıymetli alanların tehdit altında kaldığı acil durumlarda yangına doğrudan kontrol ve söndürme amacıyla müdahale aracı olarak kullanılabilirler.

Kamuoyu ve medya baskısının da etkisiyle, büyüklüğü ve risk durumu ne olursa olsun, ülkemizde tüm yangınlara helikopterle müdahale etmek bir alışkanlık haline gelmiş, karadan müdahale neredeyse unutulmuş durumda. Yüksek maliyetli bu alışkanlık önemli bilgi ve deneyim kaybına da yol açıyor. Ormanlarımızda yanıcı yönetimi (yanıcıların budama, denetimli yakma, alandan uzaklaştırılma, vb. yöntemlerle zararsızca azaltılması) uygulanmadığından, büyük yangınlar genellikle yüksek enerjili yangınlara dönüşürler ki bu durum helikopter ya da uçak kullanımının olası etkisini büyük ölçüde düşürür.

Yüksek enerjili yangınlar kendi iklim koşullarını yaratan yangınlardır ve bu boyuta ulaşan yangınlara helikopter ya da uçaklarla sadece yanlardan (kanatlardan) müdahale edilebilir. Bir yangına 10-20 hava aracıyla müdahale edilmesinin çok yüksek bir kurmay bilgi ve deneyimi gerektirdiği gözlerden uzak tutulmamalıdır.

Ülkemizde, büyük ölçüde organizasyon zafiyeti nedeniyle, birim alan yangın söndürme maliyeti ABD ve AB ülkelerininkinin yaklaşık 3 mislidir.

Helikopter ve uçak gibi pahalı teknolojiler ancak uygun koşulların (alan, personel) hazırlanmış olduğu ortamlarda verimli ve etkin performans sergileyebilirler. Aksi takdirde her yıl helikopter sayılarını artırmak gibi bir kısır döngü içine girmek kaçınılamaz hale gelir. Mümkün olduğunca az sayıda hava aracı, mümkün olduğunca geniş alanlarda yanıcı yönetimi ve karadan müdahale.

Helikopter ve uçak gibi pahalı teknolojiler ancak uygun koşulların (alan, personel) hazırlanmış olduğu ortamlarda verimli ve etkin performans sergileyebilirler. Aksi takdirde her yıl helikopter sayılarını artırmak gibi bir kısır döngü içine girmek kaçınılamaz hale gelir.

Yangın ekolojisi

Akdeniz bölgesinin egemen bitki örtüsünü oluşturan kızılçam (Pinus brutia, Pinus halepensis) ormanları ve makilikler belirli sıklıklarla yinelenen yangınlara ekolojik olarak uyum sağlamışlardır ve on binlerce yıldan beri varlıklarını ve alandaki egemenliklerini sürdürürler.

Kızılçam, yangına uyum sağlamış bir türdür ve yangın sonrası koşullarında başarıyla kendini yenileyebilir. Etrafımızda varlığını sürdüren tek yaşlı ve tek tabakalı yaşlı kızılçam ormanları, bunun kanıtı. Bu nedenle kızılçam ve maki orman yangınlarından hemen sonra, alana ağaçlandırmak niyetiyle kazma-kürek, dozer, kepçe ile girmek yangının bizatihi kendisi kadar yanlış bir uygulamadır. Doğaya, yanan alana, en azından bir yıl zaman verilmelidir. Doğa büyük ölçüde kendini yenileyecektir. Deneyimli bir göz bunu kolaylıkla görebilir. Bir yıl sonunda, doğanın kendini yenileyemediği yerlerde doğaya dostça destek verilebilir.

Gelibolu Yarımadası (1994) yangını ve benzerlerinin sonrasında yaşandığı gibi alana ağır iş makinalarıyla girip, nereden geldiği belli olmayan fidanları dikmek kesinlikle ormanı yenilemek anlamına değil, ormanın kökünü kazımak anlamına gelir.

Üzerinde kafa yorulması gereken bir başka konu da, yangın sonrasında olsun olmasın, gerçekleştirilen ağaçlandırma alanlarının toplam yanan alanlar içindeki payının giderek artıyor olmasıdır. Bu oran, 1980’li yıllarda %10 civarında iken, günümüzde %25’i aşmış durumda. Yani, ağaçlandırdığımız alanları yangından koruyacak önlemleri alma konusunda da ciddi eksikliklerimiz var. Ağaçlandırma alanları, 10-12 yaşından başlayıp 30-35 yaşına ulaşıncaya kadar son derece yanıcı bir yapı sergilerler. Gerekli önlemler alınmadığında kolaylıkla, büyük ekonomik ve ekolojik değişimlere neden olarak yanarlar. Oysa yangına dirençli orman kurmanın (fidanla ya da tohumla) yolları 1999 yılında, yani yaklaşık çeyrek yüzyıl önce yayınlanmıştı. Ders çıkarmak isteyenler için elbette…

KAYNAKÇA

Neyişçi, T. 1985: Antalya Doyran Yöresi Kızılçam Ormanlarında Yangınların Tarihsel Etkileri. Ormancılık Araştırma Enstitüsü Yayınları, Teknik Raporlar Serisi No: 29

Neyişçi, T. 1986: Kızılçam Orman Ekosistemlerinde Denetimli Yakmanın Toprak Kimyasal Özellikleri ve Fidan Gelişimi Üzerine Etkileri. Ormancılık Araştırma Enstitüsü Yayınları, Teknik Bülten Serisi No: 205

Neyişçi, T. 1987: Orman Yangınlarının Önlenmesinde kullanılabilecek Yavaş Yanan Bitki Türleri Üzerine Bir Çalışma. Doğa, TUBİTAK, Tar. Ve Or. D.

Neyişçi, T. Et al: 1999: Yangına Dirençli Orman Kurma İlkeleri: TUBİTAK-TOGTAG_1342. Orman Mühendisleri Odası Yayın No: 21, Ankara

Twitter: @tneyisci211

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı ilk kez 11 Eylül 2019’da yayımlanmıştır.

Prof. Dr. Tuncay Neyişçi

Prof. Dr. Tuncay Neyişçi – Ekolog, Türkiye Ormancılar Derneği Batı Akdeniz Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı, emekli akademisyen. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden mezun oldu. Yangın ekolojisi konusundaki doktora çalışmasını 1986 yılında tamamladı. 1975 yılından beri Antalya’da yaşıyor. 1991 yılında Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni kurmak üzere Akdeniz Üniversitesi’ne davet edildi. Üniversitenin çeşitli fakültelerinde dersler verdi. 2014 yılında üniversiteden emekli oldu. 1995-2014 yılları arasında, UNESCO – SEMEP (Güneydoğu Akdeniz Projesi) Projesi ulusal koordinatörlüğünü yürüttü. Başta Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya şubesi olmak üzere pek çok sivil toplum örgütünün kuruculuğu ve başkanlığını yaptı.

Yorumu Gör

avatar

Send this to a friend